15 Şubat 2014

Kuş Yuvalarını Kuyu Ağızlarını

Göğüslerinin ucunda senin
Ay ışığından ürpertiler alan
Bir çift terli yüzük olmak isterdim
Ağzımla, gözlerimle, avuçlarımla;
Derin bir gecede, kuş yuvalarını
Kuyu ağızlarını ışıtır gibi…
İki nehir ki bacakların
Senin değil benim gövdemden kopuyor.
Kıyısında baldıran otları biten
Aşk mıdır o uzun susuzluk
Her şeyi bir uzaklığa yerleştirerek akıyor.
Tırnaklarının ucundan başlayan gurbet
Başını çevirdiğinde yüzüne vuran iyilik;
Herkesin gittikçe soğuduğu bu uzun günbatımında
Gövdende tüten o ince yaz olmak isterdim.
Aşk, sevgilim, aldıklarını değil
Verdiklerini saydığımız o gönüllü yenilgimiz
Yalnız senin içindeki keder olmak isterdim…
Şükrü Erbaş

Bir Orman

Hanginiz aklınıza getirdiniz
Benim bir gün insanlığımı
Bitkilere hayvanlara kadar
Bir gün tutup genişleteceğimi
Bütün bu dünyaya saracağımı sonra da

Şu esen rüzgâra bıraktım işte
Yaşayan duyan her şeyimi
Onların hesabına yaşayacaklar bundan sonra
Ellerime saçlarıma kadar
Her şeyim dünyada

İlk defa bu kadar iyi farkediyorum
Bu yüreği param parça uçan kuş
Bu çamur gibi gökyüzü
Bu deniz, bu garip karınca
Cihanda ümit ölmez deyip yaşamışlar

Her şey bir başına yaşamış bundan önce
Toprakta bir başına yürümüş kökler
Gecenin içinde bir başına uzamış ovalar
Yalnızlıklarını duyurmayacağım bundan böyle
Bir daha hiçbirine

Yeni yeni anlıyorum
Her şey şu gecelerin içinde oluyor
Aydınlığa her şey hazır çıkıyor
Su geceleyin yürüyor dikkat ettim
Geceleyin biz uyurken ağaçlara

Hiç unutmam bir gün geç vakit
Tam benim geçtiğim zamana rastlamıştı
Büyüme saati bir ormanın
Şöyle iyice dinlesem sanırım artık
Bütün ormanları büyürken duyarım

Beni beklemişler kardeşçiğim
Beni bu ağaçlar, nehirler, gökyüzü
Geleyim anlatayım diye bir gün kendilerini
Bir kere girdikten sonra şiirlerime
Bilmişler bir daha ölmeyeceklerini

İlhan Berk

Parçalanmış Gerçeklik

Ben o sırada alnıma arkadaşlık eden zamanı
Yanıma alıp buradan olmayan bir çiçeğin
Açılış törenine gidiyordum ki, Karanfilya’yı
Bildiri dağıtan çocukluğumun yolunu keserken gördüm

Yüreğimin içinde tur atıyordu
Yolculuklarından dönen bir soru işareti;

Nerdeler, şimdi onlar?

Dedim; gözyaşlarım artık burada oturmuyor
İki milyon sözcük öteye taşındılar
Herkesi eşit güldüren bir umudun yanına


Önce bir kafeye oturduk, oligarşiden bahsettik
Siyasi görüşleri farklı iki çay içtik
Garson bizi izliyordu iki yüzyıl öteden
O, şehir hayatını eleştirirken
Ben de kesinliğe kavuşturuyordum
Tomurcuklanan kelimelerimi sordu bana
Yok dedim artık uygulamıyorum
Asgari ücret karşılığında günde sekiz hayat
Suçluluk duygusu taşıyan bir hamal
Öğle paydosunda sefilleri okuyordu
Rüya taşıyan bir tank’erin frenleri koptu
Gökyüzü caddesinde oluşan zincirleme
Düş kazaları sonucu dans etmeyi unutmuş
Toplumlar
Güzel sanatların yeni bir dalı olarak
Aynı ağızdan bağırdılar


Uzağa gitmek sevaptır
Özgürlükten


Dünya üç buçuk dakika boyunca
Başını omzuma dayayıp üzülmüş numarası yaptı
Dünya aşktan ve vicdanımdan vazgeçmem için
Araya adam bile koymuştu ama onlar da biliyordu
Kadın dediğim; Rozalia Luksenburg gibi
Eşit açan çiçekler uğruna
Öldürülmeyi en güzel bilen o Spartacüs kadın


Hakkında yakalama emri çıkartılan bir ses
Kurt ulusa kadar herkese meydan okudu
Ey! Sosyal şovenistler

Bilin ki, bir kalp dünyaya bedeldir


Ben o sırada elimde yanlış anlaşılmış
Bir çığlığı düzeltiyordum
Bütün çok uluslu yengeçler özür diledi haklılığımdan


Demir kravatlılardan, şahinlerden, kök kazıyıcılardan
Bahsettik. Midemiz bulandı, salonun ortasına kustuk
Garson ihbar etti, patron sinirlendi: Ne bu rezalet!
Oradan kovulurken
Gömleğimi sıyırıp tişörtümdeki yazıyı gösterdim

“Hareket etmeyenler zincirlerini fark edemezler”*


Seçim tabletleriyle uyutulmuş toplum bizi kınadı
Demokrasiyi ağzımıza bile almadık
Demokrasi çoğunluğun oyuncağıdır
Sahtekârlığın göz kamaştırdığı
Parçalanmış gerçeklik; siyasi komedya


Birden yakamı tutup parmağının ucuyla
“Neden” diye bağırdı.

Neden aşk yok?


Güldüm, O’na yakın zamanda intihar etmeyi
Düşünmediğimi söyledim.


Sonra çıkıp yürüdük bu kütüphanesi olmayan
Kentin sokaklarında, kentin sahipleri oldukça bozuldu
Hava bozuldu, kimse çağırmadığı halde
Çamur ve fırtına geldi. O’na kaderimi örttüm
Is sızlanmasın diye içindeki periler çalılığı
Derinlerde gizlenen aşk buydu; gerçekliğine
Kimsenin tanık olmak istemediği bu

Karanfilya

Katillerin uğramadığı
Mektup süsü verilmiş bir köyün ismi


Ağzı yüzü kan içinde kalmış düşünce
Kolumuza girip bizimle beraber yürüdü
Sonsuzluğa


Metin Akdeniz
31 Mart 2013

*Rosa Luxemburg

Tüketeceksin

Bir sevgiyi anlamak
Bir ömrü tüketir 
Tüketeceksin

Bülent Kumral

Duvarcının Aşkı

Kendimi öldürmeyi düşündüm, ben olup olacağım bir duvarcı,
      sen eczanesi olan bir adamı seven bir kadınsın diye. 
Alıştım, umurumda değil; tuğlaları eskisinden daha düzgün diziyorum 
      ve şarkı söylüyorum inceden, elimde mala, öğleden sonraları. 
Güneş gözlerime gelip de merdiven titrerse altımda ve tuğlaları da 
      yanlış yere koyarsam, anla ki seni düşünüyorum.

Carl Sandburg

Şimdi Yoksun

Bir zamanlar öyleydi
Diyelim duruyordun bir ağacın yanında
Kış oluyordu diyelim, tek yaprak olmuyordu dallarda
Şimdi kimse inanmaz buna ama
Çiçekle donanıyordu ağaç bir anda
Kuşu bile oluyordu hatta

Değdiriyordun diyelim parmağını
Hüzne yavaşça
Eriyip rengârenk bir uçurtma
Oluyordu o an
Hüzün dokunmanla

Diyelim bakıyordun ağlayan bir çocuğa
Donup kalıyordu gözyaşları çocuğun
Akarken yanağında

Bir zamanlar öyleydi
Şimdi yoksun
Mevsim kış, vakit hüzün
Ve bütün çocuklar ağlıyor

İsmail Uyaroğlu

10 Şubat 2014

Son İçin Dua

kuş kanadında bir avuç gökyüzü
gibi dalında ilk çiçek
Rabbim beni senden ayrı bırakma
bir de bahar yağmuru kokan topraktan..

çok eskiden kalma o mırıltı
çocuk yaşta öğrenilmiş bir dua
rabbiyesi silinmemiş yüzler arar
sevap yazmak için melekler

ne güzel çağırıyorsun ecel gönderip
biçilmiş çimlerin verdiği tazelikle
cümle kapısından geçerken
o son cümle dudaklarımı mühürlesin
o son şahitlik gözlerimi

Suavi Kemal Yazgıç