17 Şubat 2014

Âlâyiş-i dünyâdan el çekmege niyyet var

Âlâyiş-i dünyâdan el çekmege niyyet var
Yakında adem dirler bir şehre azîmet var

Uçdı bu fezâlardan mürg-ı dil-i nâlânım
Ârâm idemez oldum efkâr-ı seyâhat var

Nûş eylese bir âşık tâ haşre dek ayılmaz
Bezm-i feleğin bilmem câmında ne hâlet var

Bu hâlet ile ey dil sağ olmada âlemde
Derd ü gam-ı dilberle ölmekte letâfet var

Gitdükçe harâb eyler mülk-i dil-i vîrânı
Dehrün bu cefâsından bir şâha şikâyet var

Ser terkine kâ'ildir dünyâya gönül virmez
Terk ehlinin ey Bâkî başında sa'adet var.

Bâkî

Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş

Zülf-i siyâhı sâye-i perr-i Hümâ imiş
İklim-i hüsne anın içün pâdişâ imiş

Bir secde ile kıldı ruh-i âftâbı zer
Hak-i cenâb-ı dost aceb kîmyâ imiş

Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal
Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş

Görmez cihânı gözlerimiz yârı görmese
Mir'ât-ı hüsni var ise âlem-nümâ imiş

Zülfün esîri Bâkî-i bîçâre dostum
Bir mübtelâ-yı bend-i kemend-i belâ imiş


Mahmud Abdülbâki

                                           

Nâm ü nişane kalmadı fasl-ı bahârdan

Nâm ü nişane kalmadı fasl-ı bahârdan
Düşdü çemende berk-i diraht i'tîbârdan

Eşcâr-ı bağ hırka-tecrîde girdiler
Bâd-ı hazan çemende el aldı çenârdan

Her yaneden ayağına altun akup gelür
Eşcâr-ı bağ himmet umar cûybârdan

Sahn-ı çemende durma salınsun sabâ ile
Azadedir nihâl bugün berk ü bârdan

Bakî çemende hayli perişan imiş varak
Benzer ki bir şikâyeti var rüzgârdan

Bâkî

15 Şubat 2014

Güzelleme

Bir tavşan kadar ürkekti yüreğin
Kabaran deniz dalgaları gibi coşkulu...
Birden şavklandı yarı karanlık oda
Nemli teninde canlandı
Parmak uçlarımın ölü dokusu.
Dudaklarından içtim kevser şarabını
Sen, seni keşfetmenin hazzını tattırdın
Bana, ben olduğumu sen yaşattın.
Sen imzaladın
Kimliksiz otel odalarının
Doğum kağıtlarını.

Bastığın yerde otlar yeşerir,
Topuk çukurlarında
Kuru ağaç dalları göverir.
Sen güldüğünde,
Güller güler, bülbüller susar
Erguvanlar seni kıskanır
Şenlenir bahar dalları.

Karanfil kokulu terini içerdim
Ceylan derisi yumuşak teninde
Kasıklarında duyardım
Kalp atışlarını.
Sen ısıttın nemli çarşaflarını
Soğuk yatakların.
Sen imzalardın
Kimliksiz otel odalarının
Doğum kağıtlarını

Bülent Kumral


Sanman taleb-i devlet ü câh itmege geldik

Sanman taleb-i devlet ü câh itmege geldik
Biz ‘âleme bir yâr içün âh itmege geldik

Sad kâfile şekvâ ile âzâr-ı felekden
Hâk-i der-i cânâna penâh itmege geldik

Ser-tâ-be-kadem dîde olup dâg-ı hevesden
Âyîne-i dîdâra nigâh itmege geldik

Ey hâce günâh ise nazar rûy-ı butane
Biz ‘âlem-i ‘îcâda günâh itmege geldik

Hâr olmasın a’dâ ki bu gülzâr-ı fenâya
Bir gül koparup zîb-i külâh itmege geldik

Bu meykede-i mihnete ‘Avnî gibi biz de
Hâl-i dil-i şeydâya tebâh itmege geldik

Yenişehirli Avnî 


Sanmayın biz servet ve nam aramaya geldik.
Biz bu dünyaya bir sevgiliye ah çekmeye geldik.

Yüz tane kervanla, kaderin bize ettiği işkenceden sızlanarak,
Sevgilinin kapısı önünde tozdan sığınmaya geldik.

Arzunun yanık yaraları yüz tane göz olup örter bizi baştan ayağa,
Biz sevgilinin güzel yüzüne aynada bakmaya geldik.

Ey hoca, eğer bir putun yüzüne bakmak günahsa,
Biz bu uyduruk dünyaya günah işlemeye geldik.

Bir diken olmasın bu yanıltıcı gül bahçesinde söyle düşmana,
Biz sarığımızı yalnız bir tek gül koparıp süslemeye geldik.

Bu acı çekiş meyhanesine biz de Avni gibi geldik.
Dertli kalplerimizi terk etmeye, şarap içmeye geldik.

Çeviren: Vehbi Taşar

Kuş Yuvalarını Kuyu Ağızlarını

Göğüslerinin ucunda senin
Ay ışığından ürpertiler alan
Bir çift terli yüzük olmak isterdim
Ağzımla, gözlerimle, avuçlarımla;
Derin bir gecede, kuş yuvalarını
Kuyu ağızlarını ışıtır gibi…
İki nehir ki bacakların
Senin değil benim gövdemden kopuyor.
Kıyısında baldıran otları biten
Aşk mıdır o uzun susuzluk
Her şeyi bir uzaklığa yerleştirerek akıyor.
Tırnaklarının ucundan başlayan gurbet
Başını çevirdiğinde yüzüne vuran iyilik;
Herkesin gittikçe soğuduğu bu uzun günbatımında
Gövdende tüten o ince yaz olmak isterdim.
Aşk, sevgilim, aldıklarını değil
Verdiklerini saydığımız o gönüllü yenilgimiz
Yalnız senin içindeki keder olmak isterdim…
Şükrü Erbaş

Bir Orman

Hanginiz aklınıza getirdiniz
Benim bir gün insanlığımı
Bitkilere hayvanlara kadar
Bir gün tutup genişleteceğimi
Bütün bu dünyaya saracağımı sonra da

Şu esen rüzgâra bıraktım işte
Yaşayan duyan her şeyimi
Onların hesabına yaşayacaklar bundan sonra
Ellerime saçlarıma kadar
Her şeyim dünyada

İlk defa bu kadar iyi farkediyorum
Bu yüreği param parça uçan kuş
Bu çamur gibi gökyüzü
Bu deniz, bu garip karınca
Cihanda ümit ölmez deyip yaşamışlar

Her şey bir başına yaşamış bundan önce
Toprakta bir başına yürümüş kökler
Gecenin içinde bir başına uzamış ovalar
Yalnızlıklarını duyurmayacağım bundan böyle
Bir daha hiçbirine

Yeni yeni anlıyorum
Her şey şu gecelerin içinde oluyor
Aydınlığa her şey hazır çıkıyor
Su geceleyin yürüyor dikkat ettim
Geceleyin biz uyurken ağaçlara

Hiç unutmam bir gün geç vakit
Tam benim geçtiğim zamana rastlamıştı
Büyüme saati bir ormanın
Şöyle iyice dinlesem sanırım artık
Bütün ormanları büyürken duyarım

Beni beklemişler kardeşçiğim
Beni bu ağaçlar, nehirler, gökyüzü
Geleyim anlatayım diye bir gün kendilerini
Bir kere girdikten sonra şiirlerime
Bilmişler bir daha ölmeyeceklerini

İlhan Berk