05 Mart 2014

Hilminin Çocukluğu

Hilmi diyor ki yeminler
Bana çeşmeleri hatırlatır
Tabut kalın ciltli bir kitaptır
Senin de çocukluğun bir ceviz tabut muydu
Usulca bırakılan denize?

Hilmi diyor ki ben
Ucuz hüzünler kiralardım
Alyanak bir kulakcıdan
Gök binlerce mavi şapkadır
Senin de şapkan mavi miydi
O günlerde?

Hilmi diyor ki annem
Çiçek işlemeli bir lambaydı
Karartma gecelerinde
Sen de denizleri anlıyor muydun
Yatağa girmeden?

Hilmi Yavuz

Şimdi Gitmeliyim

            Bu şiiri Vehdan Abla’m için yazmıştım. Kış bitmedi, bahar gelmedi ve o gitti!


avuçlarımda yaktığım bu buruşmuş kağıt benim kaderimdir
kurşun kalemle yazdım dumanı ondan karadır kaşları çatık yağmur!
hep susturulmuş on dörtlük ölü gelinler vardı sesimde duydunuz duymadınız
sizinle dağı aşmaya nefesim yetmedi
siz gidin bensiz
dağın diğer eteğinde beklerim
eteğimde yabani vişne dalları

gittiğiniz kumsaldan çakıl taşları toplayın benim için
duvar kenarlarındaki kimsesiz çiçeklere basmayın
onların gözüne benzer benim gözlerim

bahar ne zaman gelecek saçlarım söylerdi
ama bu kış belki hiç bitmeyecek
bahar belki de hiç gelmeyecek
bunu gelincikler bilir
sarhoş rüzgarda salınan o kırılgan öfke

bir daha geldiğimde soframız için kır çiçekleri toplayacağım

şiir ezberleyemedim senin için
seni ve beni yaktım
küllerimizi kalbimin denizine serptim

şimdi gitmeliyim
bir avuç çakıl taşı bir de yol kenarındaki çiçeklerden alarak…

Haşim Hüsrevşahi


Yorum Korkusu

Gitmek geçse aklımdan
Hemen yorum
Nereye, nasıl, ne zaman?
oysa ben vazgeçtim.
Uyu yorum

Demek geçse aklımdan git
Git mi yorum
Kime, nerde, ne zaman?
Oysa ben haddim mi?
Uyu yorum

Ne gitmek gelir aklımdan
Ne de git demek
Eli kolu bağlı ben, ağzı dili bağlı
Yaşa yorum
Sevin emi yorum

Behçet Necatigil

Feleğin Çemberinin Durduğu An

Bir merdiven aralığına açmış tezgâhını.
Üzerinde oturduğu koltuk kimbilir, şimdi emekli olmuş hangi müdürün? Dizinin ucunda bisiklet pompası. Karşısında bir tahta "oturak". Artık gelecek bir müşteri için midir, yoksa eski bir dostu, arkadaşı için mi?
Gerçi o müşteriler de pek kalmadı ya...
Dostu gelse de nelerden konuşurlar?
Mutlaka eski bayramlardan, bayram yerlerinden mi?
Merdivenin dibinde bir naylon leğende simsiyah bir su kalıntısı.
Rengi de, kokusu da yıllardır sanki hiç değişmemiş...
Bütün hayatı, yaşadıklarının özeti bu suyun aynasında.
Camları dökülmüş bir kapı.
Neden evi olmasın?
Artık o eski bayramlar da kalmadı, bayram yerleri de.
Şimdi bilgisayarın bin bir oyunu arasından çıkıp da kim, hangi çocuk bisiklete gönül düşürecek? Binse de kim, hangi çocuk patlayan lastiğini, yamulan cantını onartmak için getirecek?
- Sen kaç yıldır beklemektesin o kapı aralığında usta?
Kaç yaşında elinin nasırı, gözlerinin ışığı, merdiven aralığında pas tutmuş anıların?
O çocuklar bilgisayarlara binip gittiler usta. Şimdi kimse yüz düşürmüyor ne bisiklete, ne velesbite...
Ne demişti adı güzel Behçet Necatigil:
"Ben oraya koymuştum, almışlar
Arasına sıkışık saatlerin.
Çıkarır bakardım kimseler yokken;
Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar"
Bu, elbette şair sözü usta. Yoksa seni, sana gösterecek aynaya ne gerek var?
Ayna senin gülen gözlerinin bebeğinin ışığında.
Karşındaki duvara astığın askerlik fotoğraflarında
Geceyle gündüz arasına sıkıştırdığın saatlerin dinmeyen sesinde.
Yalnızlıkla hüzün arasına sıkıştırdığın günlerin ak beyaz aydınlığında, gecelerin serin seherinde...
Adını bağışlamanı istemiyorum usta.
Sen, elindeki işini bitirmeye çalış, ben çocukluğumun bisikletiyle düşerim anıların yoluna. Kuruş hesabıyla kaç tur atmıştım o top sahası çevresinde?
Freni tutmaz, üstelik kiralık bir bisikletle...
Dükkânından bisikletin far ışığı, tekerlek sesi, suyun sureti, rüzgârın kanadı, gecenin ve gündüzün bereketi eksik olmasın usta. Yüzünden sevinçli bayram yerlerinin serin seheri...


Refik Durbaş
İki Sevda Arasında Karasevda / Ümit Yayıncılık / 1994

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal S...