İbrahim’in yıldızları ilk gördüğü geceyi hatırlar mısın?
Satürn’e bağırdı: ‘Sen benim Rabbimsin!’
Öyle mutluydu ki! Seher Yıldızını gördüğünde
Ona bağırdı, ‘ Sen benim Rabbimsin’ Ve onlar batıp gittiğinde
Öylece parçalandı. Dostlar! O bize benzer:
Batıp giden yıldızları bir ilahlaştıran da biz değil miyiz?
Vefasız yıldızların vefalı yoldaşlarıyız
Porsuk gibi birer toprak kazıcıyız; arka pençelerimizin gerisinde
Uçan kiri hissetmeye aşığız
Ve kimse bizi toprağın güzel olmadığına
İkna edemez. Porsuk ruhumuzdur bunu böyle düşünen.
Hayatımızın geri kalanını ıslak tarlalarda
Çamurlu ayakkabılarla yürüyerek geçirmeye hazırız.
Yılanın krallığındaki sürgünlere benzeriz.
Aşağıdan geceye bakıp soğan tarlalarında öylece dururuz.
Robert Bly
Çeviren: Fatma Zehra
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
03 Nisan 2014
Gizemli Gül
Gül gibidir ruhum, ve dikenidir bedendeki şehvet
Bahar Allah’ın rahmeti, gazabı ise soğuk kış
Tomurcukları iyi ameller, dikenleri bedenin ayıbı
Faziletle süslenir o, ve cennette huzur bulur.
Vakit eriştiğinde, bahar vasıl olduğunda,
Allah’ın gülü olacaktır, tek seçilmiş olan.
Angelus Silesius
Bahar Allah’ın rahmeti, gazabı ise soğuk kış
Tomurcukları iyi ameller, dikenleri bedenin ayıbı
Faziletle süslenir o, ve cennette huzur bulur.
Vakit eriştiğinde, bahar vasıl olduğunda,
Allah’ın gülü olacaktır, tek seçilmiş olan.
Angelus Silesius
Dünyada Tükenmez Murat Var İmiş
Dünyada tükenmez murad var imiş
Ne alanı gördüm ne murad gördüm
Meşakkatin adın Murad koymuşlar
Dünyada ne lezzet ne tad gördüm
Ölüm var dünyada yok imiş murad
Günbegün artıyor türlü meşakkat
Kalmamış dünyada ehl-i kanaat
İnsanlar içinde çok fesat gördüm
Nusveran-ı Adil nerede tahtı
Süleyman mührünü kimse bıraktı
Resul-i Ekrem'in kanunu haktı
Her ömrün sonunda bir feryat gördüm
Var mıdır dünyaya gelip de kalan
Gülüp baştan başa muradın alan
Muradı maksudu hepsi yalan
Ölümü dünyada hakikat gördüm
Dönüyor bir dolap çarkı belirsiz
Çağlayan bir su var arkı belirsiz
Veysel neler satar narhı belirsiz
Ne müşteri gördüm ne hesap gördüm
Ne alanı gördüm ne murad gördüm
Meşakkatin adın Murad koymuşlar
Dünyada ne lezzet ne tad gördüm
Ölüm var dünyada yok imiş murad
Günbegün artıyor türlü meşakkat
Kalmamış dünyada ehl-i kanaat
İnsanlar içinde çok fesat gördüm
Nusveran-ı Adil nerede tahtı
Süleyman mührünü kimse bıraktı
Resul-i Ekrem'in kanunu haktı
Her ömrün sonunda bir feryat gördüm
Var mıdır dünyaya gelip de kalan
Gülüp baştan başa muradın alan
Muradı maksudu hepsi yalan
Ölümü dünyada hakikat gördüm
Dönüyor bir dolap çarkı belirsiz
Çağlayan bir su var arkı belirsiz
Veysel neler satar narhı belirsiz
Ne müşteri gördüm ne hesap gördüm
Geçen Şey
Kocaman yıldızlar altında ufacık dünyamız,
Ve minnacık bir ``hane'':
Kokar kır çiçekleri gün ağarmadan,
Anısız, uykusuz,
Kokar nane.
Ta öncelerden beri mestolmuş herkes,
Bir bakıma her şey ``mestane''.
Hayal edilir nazlı yar yönlerden,
Aşk ile kuşlar süzülür,
Değisir gökler şahane.
Farkında değil gönül,
Sanki hepten divane;
İçimizden, dışımızdan
Geçer vakit
Zalim, zalimane !
Ve minnacık bir ``hane'':
Kokar kır çiçekleri gün ağarmadan,
Anısız, uykusuz,
Kokar nane.
Ta öncelerden beri mestolmuş herkes,
Bir bakıma her şey ``mestane''.
Hayal edilir nazlı yar yönlerden,
Aşk ile kuşlar süzülür,
Değisir gökler şahane.
Farkında değil gönül,
Sanki hepten divane;
İçimizden, dışımızdan
Geçer vakit
Zalim, zalimane !
Tutunamayan (Disconnectus Erectus)
Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. Yalnız pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. yokuş aşağı, kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer.) Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez.
Genellikle başka hayvanların yuvalarında (onlar dayanabildikleri sürece) barınırlar. Ya da terkedilmiş yuvalarda yaşarlar. Belirli bir aile düzenleri yoktur. Doğumdan sonra ana, baba ve yavruları ayrı yerlere giderler. Toplu olarak yasamayı da bilmezler ve dış tehlikelere karşı birleştikleri görülmemiştir. Belirli beslenme düzenleri de yoktur. Başka hayvanlarla birlikte yaşarken onların getirdikleri yiyeceklerle geçinirler. Kendi başlarına kaldıkları zaman genellikle yemek yemeği unuturlar. Bütün huyları taklit esasına dayandığı için, başka hayvanların yemek yediğini görmezlerse, acıktıklarını anlamazlar. (Bu sırada çok zayıf düştükleri için avlanmaları tavsiye edilmez.)
İçgüdüleri tam gelişmemiştir. Kendilerini korumayı bilmezler. Fakat - gene taklitçilikleri nedeniyle- başka hayvanların dövüşmesine özenerek kavgaya girdikleri olur. Şimdiye kadar hiçbir tutunamayanın bir kavgada başka bir hayvanı yendiği görülmemiştir. Bununla birlikte hafızaları da zayıf olduğu için, sık sık kavga ettikleri, bazı tabiat bilginlerince gözlenmiştir. (Aynı bilginler, kavgacı tutunamayanların sayısının gittikçe azaldığını söylemektedirler.)
Din kitapları, bu hayvanları yemeği yasaklamışsa da, gizli olarak avlanmakta ve etleri kaçak olarak satılmaktadır. Tutunamayanları avlamak çok kolaydır. Anlayışlı bakışlarla süzerseniz, hemen yaklaşırlar size. Ondan sonra tutup öldürmek işten bile değildir. İnsanlara zararlı bazı mikroplar taşıdıkları tespit edildiğinden, Belediye Sağlık Müdürlüğü de tutunamayan kesimini yasak etmiştir. Yemekten sonra insanlarda görülen durgunluk, hafif sıkıntı, sebebi bilinmeyen vicdan azabı ve hiç yoktan kendini suçlama gibi duygulara sebep oldukları, hekimlerce ileri sürülmektedir. Fakat aynı hekimler, tutunamayanların bu mikropları, kasaplık hayvanlara da bulaştırdıklarını ve bu sıkıntıdan kurtulmanın ancak et yemekten vazgeçmekle sağlanabileceğini söylemektedirler.
Hayvan terbiyecileri de tutunamayanlarla uzun sure uğraşmış ve bunları sirklerde çalıştırmak istemişlerdir. Fakat bu hayvanların, beceriksizlikleri nedeniyle hiçbir hüner öğrenemediklerini görünce vazgeçmişlerdir. Ayrıca birkaç sirkte halkın karsısına çıkartılan tutunamayanlar, onları güldürmek yerine mahzun etmişlerdir. (Halk gişelere saldırarak parasını geri istemiştir.)
Filden sonra, din duygusu en kuvvetli olan hayvan olarak bilinir. Öldükten sonra cennete gideceği bazı yazarlarca ileri sürülmektedir. Fakat toplu, ya da tek gittikleri her yerde hadise çıkardıkları için, bunun pek mümkün olmayacağı sanılmaktadır.
Başları daima öne eğik gezindikleri için, çeşitli engellere takılırlar ve her tarafları yara bere içinde kalır. Onları bu durumda gören bazı yufka yürekli insanlar, tutunamayanları ev hayvanı olarak beslemeyi de denemişlerdir. Fakat insanlar arasında barınmaları -ev düzenine uymamaları nedeniyle- çok zor olmaktadır. Beklenmedik zamanlarda sahiplerine saldırmakta ve evden kovulunca da bir turlu gitmeyi bilmemektedirler. Evin kapısında günlerce, acıklı sesleriyle bağırarak ev sahibini canından bezdirmektedirler. (Bir keresinde, ev sahibi dayanamayıp kaçmışsa da, tutunamayan, sahibini kovalayarak, gittiği yerde de ona rahat vermemiştir.)
Hastane Ciddi Bir Yerdir
Hastane, ciddi bir yerdir. Az önce söylendiği üzere, ölümü geciktirmeğe çalışanların yeridir orası. Sellemehüsselam girilmez. Girmenin haracını vermek gerekir; bu haracın hemen hemen tümü yüz suyudur. Ama, yüz suyunun da çeşitleri vardır. Hastane, ölümünü geciktirmeğe çalışanların, daha doğrusu yazgısının kendisine haksızlık ettiğini düşünüp, bu yazgının ancak değiştirilmek, en azından el katılmakla gerçek yazgı olarak gerçekleşeceğine inananların umut bağladığı, tıp adı verilen gizli dinin, hekimleri, hemşireleri, hastabakıcıları, laboratuvarları, gizemsel bir gizlilik içinde korunan karanlık ya da yarıkaranlık odaları, aygıtları, işçileriyle, sözün kısası, irili ufaklı kulları, rahipleriyle yürütüldüğü yerdir.
01 Nisan 2014
Bütün O Aşkları Yazdı Da Ne Oldu
Bütün o aşkları yazdı da ne oldu
Hilmi Yavuz
'İkinci adresi', Ankara, Bodrum değil, The Marmara'dır. Özellikle, yaz ikindilerinde Taksim'in akışan kalabalığını, kimi zaman 'bir nehrin dalgınlığı'yla kimi zaman Orhan Veli'nin 'İstanbul'un orta yeri sinema' dizesinin şaşkınlığıyla seyreder. Gözlerinde, ufka çok bakmışların derinliği vardır. O derinlikte, şiirden yapılmış bir geçmiş okunur. İşte, o anlarda, anlaşılmayan bazı şiirler, her şeyden çok anlaşılır; 'bütün o aşkları yazdı da ne oldu' diyen bir adam, bir anda, karşısındakini bilmediği kokuların cennetine emanet edebilir.
Ne Kadar Gitsem Hilmi Yavuz O Kadar Uzak / Sıddık Akbayır / Ferfir Yayınları
Gülleri çocukları denizleri tuttu da elinden
Hep bir ceviz yaprağı gibi belirdi ince yüzü
Bırakılmış gemilerin su kesimlerinden
Hilmi Yavuz
Bakış Kuşu, 1969
'İkinci adresi', Ankara, Bodrum değil, The Marmara'dır. Özellikle, yaz ikindilerinde Taksim'in akışan kalabalığını, kimi zaman 'bir nehrin dalgınlığı'yla kimi zaman Orhan Veli'nin 'İstanbul'un orta yeri sinema' dizesinin şaşkınlığıyla seyreder. Gözlerinde, ufka çok bakmışların derinliği vardır. O derinlikte, şiirden yapılmış bir geçmiş okunur. İşte, o anlarda, anlaşılmayan bazı şiirler, her şeyden çok anlaşılır; 'bütün o aşkları yazdı da ne oldu' diyen bir adam, bir anda, karşısındakini bilmediği kokuların cennetine emanet edebilir.
Ne Kadar Gitsem Hilmi Yavuz O Kadar Uzak / Sıddık Akbayır / Ferfir Yayınları
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






