06 Kasım 2014

Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür

Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür
Sun cür'a-i câm-ı lebün kim âb-ı hayvan teşnedür

Can la'lin eyler ârzu yâr içmek ister kanumı
Yâ Rab ne vadîdür bu kim can teşne cânân teşnedür

Âb-ı zülâl-i vasluna muhtâc tenhâ dil degül
Hâk üzre kalmış huşk-leb deryâ-yı umman teşnedür

Bezm-i gamında cân ü dil yandı yakıldı sâkıyâ
Depret elün sür ayagı meclisde yârân teşnedür

Cânâ zülâl-i vaslunı agyâr umar uşşak umar
Âb-ı sehâb-ı rahmete kâfir müselman teşnedür

Giryân o Leylî-veş nola sahrâya salsa Bâkî'yi
Mecnûn'un âb-ı çeşmine hâk-i beyâbân teşnedür


Bâkî

Son Aşık

Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım
Ey sevdiğim, ben ümitsiz değilim gene
Ak düşünce saçların kumral rengine
Kollarında son aşıkın ben olacağım.

Ey başında şimdi sevda rüzgarları esen
Böyle her gün yollarımdan geçsen de süzgün
Sen benimsin büsbütün terk olunduğun gün
O mukadder günü, bilmem, düşündün mü sen?

Ben bir beyaz saçlı aşık, sen bir ihtiyar
O gün bana yaklaşırken ey ilahi yar
Esirgeme gözlerimden bir son buseni.

Kirpiğinden yavaş yavaş bir damla aksın
Çünkü, ruhum, sen de o gün anlayacaksın
Ki hiç kimse benim kadar sevmemiş seni.


Faruk Nafiz Çamlıbel


Tedbîrini terk eyle, takdir Hudâ’nındır

Tedbîrini terk eyle, takdir Hudâ’nındır
Sen yoksun o benlikler hep vehm‐ü gümânındır
Birden bire bul aşkı bu tuhfe bulanındır
Devrân olalı devrân erbâb‐ı safânındır
Âşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır


Meyhâneyi seyrettim uşşâka matâf olmuş
Teklîf ü tekellüften sükkânı muâf olmuş
Bir neş’e gelip meclis bîhavf u hilâf olmuş
Gam sohbeti yâd olmaz, meşrepleri sâf olmuş
Âşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır


Ey dil sen o dildâre lâyık mı değilsin ya
Dâvâyı muhabbette sâdık mı değilsin ya
Özrü nedir Azrâ’nın Vâmık mı değilsin ya
Bu gâm ne gezer sende âşık mı değilsin ya
Âşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır


Mahzun idi bir gün dil meyhâne‐i mânâ’da
İnkâra döşenmiştim efkâr düşüp yâda
Bir pir gelip nâgâh pend etti alel‐âda
Al destine bir bâde derd u gamı ver bâda
Âşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır


Bir bâde çek, efzûn kap mecliste zeber‐dest ol
Atma ayağın taşra meyhânede pâ‐best ol
Alçağa akar sular, pay‐i hümâ düş mest ol
Pür çûş olayım dersen Gâlib gibi ser‐mest ol
Aşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır



Şeyh Gâlib


Münzevi

Bir sonbahar akşamı… Sahillerdeyim
Gamlı bir heykel gibi kayalarda ben
Dağınık saçlarımdan pervasız esen
Rüzgârların elinde bir kırık neyim.

Engin bana yâd eder yetimliğimi,
Gözyaşlarıyla düşer dalgalar kuma
Issız bir yoldayım ki hasta ruhuma
Herkes yabancı: Kimden sorayım kimi?

Gökler esmer ve derin, sular dalgalı
Sahilden uzaklaştı son yolcular da;
Enginleri dinliyor yalnız kenarda
Sararmış bahçesiyle virân bir yalı.
Dumanlarla örtülen bir deniz gibi
Canlanıyor en hazin dalgalar bende
Bekliyoruz yuvanı şimdi bahçende
Ben kimsesiz, ağaçlar kimsesiz gibi.

Faruk Nafiz Çamlıbel

bu günler kesinlikle ‘kara bir dönem’ olarak hatırlanacak

Gülen Cemaati ‘legal görünümlü illegal yapı’ mı?


CUMHURİYET tarihinin en uzun Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında özel olarak Fethullah Gülen Cemaati’nin, genel olarak İslami cemaatlerin durumlarının ele alınıp alınmadığı yolunda rivayet muhtelif. İster konuşulmuş ister konuşulmamış olsun, MGK bildirisinde “legal görünümlü illegal yapılarla mücadele” denirken, ilk olarak Gülen Cemaati’nin kastedildiğini düşünmemiz için çok neden var.

Gülen Cemaati sahiden “legal görünümlü illegal bir yapı” mıdır? Bu çok önemli bir soru. Kendi bakışımı şöyle özetleyebilirim:

* Cemaat’in “sivil” ve “sivil olmayan” iki ayrı kanadı bulunuyor.

* Bu iki kanat birçok durumda birbirlerinden tamamen farklı pozisyonlar alabiliyor.

* İki kanat arasındaki koordinasyonu hareketin merkezi, daha doğrusu Fethullah Gülen’in kendisi sağlıyor.

* 17 Aralık sürecinden itibaren kanatlar arasındaki ayrımlar büyük ölçüde kalktı.

* Cemaat’in hükümete karşı saldırılarını yoğunlaştırdığı ilk aşamada “sivil olmayan kanat”ın yaklaşımları egemen oldu.

* Erdoğan’ın peş peşe elde ettiği seçim başarılarının ardından Cemaat savunmaya geçince “sivil kanat” daha fazla öne çıkar oldu.

Bu tespitlerden hareketle Gülen Cemaati’ni “legal görünümlü illegal bir yapı” olarak tanımlamak mümkün, ama o kadar da kolay değil. Çünkü Cemaat’i, sadece devlet içinde ayrı hiyerarşiye sahip bir örgütlenmeye gitmiş yapı olarak tarif edip arkasındaki ciddi toplumsal desteği yok saymak, vahim hatalara kapı aralamak anlamına gelecektir.

NEREDEN NEREYE?

Sorunu Gülen Cemaati’nden ayrı genel olarak İslami cemaatler bağlamında ele aldığımızda ilginç ve ürkütücü bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Malum, cumhuriyetin ilanıyla birlikte İslami cemaatler yasaklandı ve varlıklarını yeraltında sürdürmek zorunda kaldılar. Özellikle çok partili hayata geçildikten sonra cemaatlerin üzerindeki baskıların hafiflediğini, faaliyetlerini daha aleni yapmaya başladıklarını görüyoruz. Sonuçta İslami cemaatlerin her biri “yasadışı” kaldı ama varlıkları “meşru” oldu. Bu durumu, şimdiki terminolojiye uyarlarsak “illegal görünümlü legal yapı” haline geldiler.

Şimdi ülke çapındaki İslami cemaatlerden ciddi bir şekilde beslenen, hiç tereddütsüz “İslami” sıfatını uygun görebileceğimiz bir siyasi iktidar döneminde bu formül tersine çevriliyor ve en azından bir (belki daha fazla) cemaat “legal görünümlü illegal yapı” olarak tanımlanıyor.

KARA BİR DÖNEM

Gülen Cemaati’nin hiç de sütten çıkmış ak kaşık olmadığını bilen biriyim. Ancak ne kadar haklı temellere dayanırsa dayansın, İslami bir yapılanmanın yine İslami bir iktidar tarafından devlete yönelik önde gelen tehditlerden biri olarak gösterilmesinin orta ve uzun vadede çok ciddi sonuçlara yol açacağı, bu süreçten genel olarak İslami camianın zararla çıkacağı da muhakkaktır.

Gelinmekte olan bu noktayı şubat ayı başındaki bir yazımda “İslami hareketin kendi büyüsünü kendi elleriyle bozması” olarak nitelemiştim. O yazımın son paragrafını bugün tekrarlamakta bir sakınca yok:

“Yıllar sonra bugünkü argümanların, ayrıntıların çoğu unutulacak, esas olarak İslami iddialı iki yapının birbirine karşı amansız bir savaş yürüttüğü, birbirini alabildiğine yıprattığı hatırlanacak. Kimsenin kazanacağını sanmıyorum, velev ki taraflardan biri galip çıksın, bu durum onun haklılığının kanıtı olarak da görülemeyecek. Ama muhafazakâr camianın gelecek kuşakları için bu günler kesinlikle ‘kara bir dönem’ olarak hatırlanacak.”


Ruşen Çakır

Çoban Çeşmesi

Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi.
Ey suyun sesinden anlayan bağlar,
Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi?

Gönlünü Şirin’in aşkı sarınca,
Yol almış hayatın ufuklarınca;
O hızla dağları Ferhad yarınca,
Başlamış akmağa çoban çeşmesi

O zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı, taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi,
Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi!

Vefasıs Aslı’ya yol gösteren bu,
Kerem’in sazına cevap veren bu
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu…
Sızmazdı toprağa çoban çeşmesi

Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda;
Ateşten kızaran bir gül arar da,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi.

Ne şair yaş döker, ne âşık ağlar,
Tarihe karıştı eski sevdalar:
Beyhude seslenir, beyhude çağlar
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi


Faruk Nafiz Çamlıbel


Nidem ben bu gönül ile benim ile bile durmaz

Nidem ben bu gönül ile benim ile bile durmaz
Ma’şûk yüzün gördü meğer öğütleyip öğüt almaz.

Tanrı için ey uslular gönlüm bana alıverin
Vardı bilişti dost ile geri bana boyun vermez

Bunun gibi gönül ile nice dirlik ediverem
Bıraktı yabana beni bir gün gelip hâlim sormaz.

Gönül bana yoldaş iken, zühd ü tâat kılar idim,
Yıkıldı bu tertiplerim, gönülsüzüm elim ermez.

Gönül içeri dost ile, ben kapıda feryâd ü zar,
Bin yıl zârî kılar isem, işbu nedir diye sormaz.

Aydır isem eyâ gönül, hani farîza yâ sünnet,
Aydır yok teşvişi koya, bu seviye amel sığmaz.

Eğerleyin aydır isem, gör boynumda borç kalmasın,
Kakır boşar söver bana, aydır ki ey Hakk’ı görmez.
Ağız ağızdan kutludur, ola ki sözünüz tuta,
Ben yüz bin yıl söyler isem, sözüm kulağına girmez.

Gönlüm dahî canım dahî el bir etti şu ikisi,
Yüz bin Yunus'tan ferâgat, dost yüzünden gözün ırmaz.


Yunus Emre