Yadında mı doğduğun zamanlar?
Sen ağlar idin gülerdi âlem;
Bir öyle ömür geçir ki olsun
Mevtin sana hande halka matem.
Hâfız-ı Şirâzî
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
27 Şubat 2015
Onun mağlubuyum
Oyun tahtasında bu oyundan başkası yoktu.
Oyna dedi; ilave yapmayı ne bilirim?
Ben mevcut olan bir oyunu oynadım;
Kendimi belaya attım.
Bela içinde de onun tatlarını tadıyorum;
Onun mağlubuyum, onun mağlubuyum, onun mağlubu.
Mevlânâ Celâleddîn
Oyna dedi; ilave yapmayı ne bilirim?
Ben mevcut olan bir oyunu oynadım;
Kendimi belaya attım.
Bela içinde de onun tatlarını tadıyorum;
Onun mağlubuyum, onun mağlubuyum, onun mağlubu.
Mevlânâ Celâleddîn
Kazâ-yı mübremi tedbîr ile tağyîr mümkün mü?
Cumaya gitmeden önce son zamanlarda ortaya çıkan sol kolumdaki titremelerin tekrarlaması, Abdullah bin Revaha'nın "ölüm güvercini yaklaşmakta" mısrasını aklıma getirdi.. Bunu düşünerek camiye vardığımda da hutbede ölüm bahsi işlenmekteydi. Secdeye vardığımda alnımın soğuk taş zemine değmesiyle ürpermem bir oldu. Tüm bunlar birkaç gün önce Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırılan medresedeki kitabeyi anımsattı:
Kazâ-yı mübremi tedbîr ile tağyîr mümkün mü?
O tîrin def'i kâbil mi râmîdir kazâ kavsi
Ziyaret eden ahbâbı desin fevtüçün tarîh
Vedûdâ Mustafâ Paşa'ya ihsan eyle firdevsi
(Allah'ın kaçınılmaz olan takdirinin yerine gelmesini önlem alarak değiştirmek, yaydan çıkan oku def etmek mümkün mü? Burayı ziyaret eden dostları ölüm tarihi için desinler ki: "Ey kullarını çok seven ve gerçekten sevilmeye layık olan Allah! Mustafa Paşa'ya Firdevs cennetlerini ihsan et.")
Kazâ-yı mübremi tedbîr ile tağyîr mümkün mü?
O tîrin def'i kâbil mi râmîdir kazâ kavsi
Ziyaret eden ahbâbı desin fevtüçün tarîh
Vedûdâ Mustafâ Paşa'ya ihsan eyle firdevsi
(Allah'ın kaçınılmaz olan takdirinin yerine gelmesini önlem alarak değiştirmek, yaydan çıkan oku def etmek mümkün mü? Burayı ziyaret eden dostları ölüm tarihi için desinler ki: "Ey kullarını çok seven ve gerçekten sevilmeye layık olan Allah! Mustafa Paşa'ya Firdevs cennetlerini ihsan et.")
26 Şubat 2015
Yaseminlerin Sabahı
Gökyüzü bulut bulut uyanıyordu
Tanrının büyük yalnızlığından
Ağaçlar birer ses salkımıydı kuşların ağzında
Ayın puslu cümlesinde evler okunaksız harflerdi
Yasemin kokularından bir ışık sokaklarda
Gittim denizin lacivert bahçesine oturdum
Ölümün mü hecesiydim yaşamın mı bilmiyorum
Arzuyla vazgeçiş canımda halkalanıyordu
Ses değil sessizlik değil zaman değil mekân değil
Ağzımda bir çocuktan kalma süt kokuları
Kirpik ırmakları dil pınarlari parmak yağmurları
Kayaların masalını dinliyordum kumlardan
Dağlar gecenin merhametinde çıkıyordu sabaha
Ey yalnızlığın yaprak döken mahşeri
Ayrılığın büyük harfiydi her şey
Sen bir deniz kıyısında gonca zamandın
Ben eski şarkılardan eskiydim kımsesizdim
İçimde dünyanın bütün akşamları
Tuttum ağzının sabahına sözler söyledim
Ey güzelliğin ölümden büyük yaşama gücü
Yalnız ölenler unutur birbirini
Seni sevmeye yeni başladım..
Tanrının büyük yalnızlığından
Ağaçlar birer ses salkımıydı kuşların ağzında
Ayın puslu cümlesinde evler okunaksız harflerdi
Yasemin kokularından bir ışık sokaklarda
Gittim denizin lacivert bahçesine oturdum
Ölümün mü hecesiydim yaşamın mı bilmiyorum
Arzuyla vazgeçiş canımda halkalanıyordu
Ses değil sessizlik değil zaman değil mekân değil
Ağzımda bir çocuktan kalma süt kokuları
Kirpik ırmakları dil pınarlari parmak yağmurları
Kayaların masalını dinliyordum kumlardan
Dağlar gecenin merhametinde çıkıyordu sabaha
Ey yalnızlığın yaprak döken mahşeri
Ayrılığın büyük harfiydi her şey
Sen bir deniz kıyısında gonca zamandın
Ben eski şarkılardan eskiydim kımsesizdim
İçimde dünyanın bütün akşamları
Tuttum ağzının sabahına sözler söyledim
Ey güzelliğin ölümden büyük yaşama gücü
Yalnız ölenler unutur birbirini
Seni sevmeye yeni başladım..
Şükrü Erbaş
Işık Heceleri
Damla damla akıyorsun gözlerimden.
*
Şimdi yanında olsam, ağzım dinlesem, saçlarını giyin~ sem, güzelliğinin göllendiği yatağı sevsem, sevsem... Öyle bir hayal ecesisin ki, her yer sensin. Usul usul dökülen mimozalar, azalan limon çiçekleri, ayaklanan hanımeliler, deniz yaprakları, gülen güneşler, rayiha bahçeleri, bulutlu rüzgârlar... Tanrı da senin gibi var oluyor dünyada.
*
Günaydın sabah sevinci, uykulu gamze, kuyuların rüyası... Günaydın zamanın tanrısı, ağzımda harflenen sonsuzluk, yürüdüğüm gökyüzü... Günaydın bulut türküsü, el çırpan ağaçlar...
*
Yastığa başını koyduğunda başucundaki boşluğa bak. Ayrılık diyordun ya...
*
Bir denizden bir denize kocaman bir ışık vuruyor. Işık gül oluyor. Gülün ortasında kırmızı bir ocak, ocağın ortasında dağılmış bir nar, narın her tanesinde dünya var. Yalnız seni sevmiyorum ben.
*
Usul bir sabah. Tanrı bu saatlerde var etmiş olmalı kendini. Açıklanamaz bir iyimserlik her şeyde. Nar ağaçlarına dedim ki, bir çocuk tanrıyı kalbimin hizasına getirdi; güzelliği incitmesin onu, kötülük değmesin eteğine. Kırmızı küçücük çiçekleriyle fısıldadı nar ağaçları: Rengimiz duadır ona, bereketimiz iyilik. Hanımelilere eğildim: Kokunuzu onun saçlarına verin, yastığında açın. Hazla gülümsedi hanımeliler: Kalbin biziz. Uzaklık ne ki aşk için… Mine çiçekleri, kırmızı – pembe – sarı, ayaklandılar: O deniz kıyısına, onun yalnızlığına göçelim mi? Zeytin ağaçları, püsenli yapraklarıyla uzandılar: Bizim meyvemizin sütü, ona uzun ömür verir; ellerimizle sağıp yapraklarmızla taşıyalım sofrasına. Acem boruları, dolandığı palmiyenin gövdesinden turuncu bir sevinçle eğildiler: Keşke ikinizin gövdesine sarılsaydık. Japon gülleri bir bağış gibi açtı gözlerini: Bu aşkın yaşaması için, kırmızı bir hevesten ve kederden başka ne verebiliriz? Muzlar, çocuk beşiği yapraklarını uzattılar. Bizim yapraklarımızı al; altınıza serin, üstünüze örtün. Hurmalar, begonviller, sokaklar dolusu turunç: Bize o kadar az göz, böyle derin bir sevgiyle bakar ki, görünmez acılar çekeriz bu yoksulluktan. Varlığınız, bizim de varlığımız…
*
Odan başımda dönüyor. Pencerenden uzanan koru içimde uğulduyor. Sana ait ne varsa bir yaşama ayini. Zamanlar karıştı. Doğumum ne zamandı, ne zaman öldüm. Ödülüm neden cezam. Bir taş gibi susuyorum. Ey gecikmiş aşk, sen de bir yalnızlıksın bu yılkılık yalnızlıkta...
*
*
Şükrü Erbaş
25 Şubat 2015
en güzeli ne biliyor musun polis koydu dediğimiz paraları bavulla geri aldık
- Onu hiç sorma. Tam seçim öncesi mitinglere başlarken, herkes bizi alkışlıyor ama alttan götürmüşüz. Çok pis yakalandık. Şok olduk. Ayakkabı kutuları, saatler, kasalar. Baktık çıkış yok "Paralel devlet bize kumpas kurdu" dedik. Paralel. Paraları, kasaları polis koydu dedik. Paralel. Bizim çocukları tahliye ettirdik, bizimkileri tutuklayan polisleri içeri attık. En güzeli ne biliyor musun? Polis koydu dediğimiz paraları bavulla geri aldık. Bavul diyorum bavul. Herşey de milyonların gözü önünde oluyor. Paralel.. bizimkilerden biri takmış koluna 240 bin EURO'luk saati bir de mecliste kalmış saati kendim aldım diyor... fatura ... fatura diye peçeteyi gösterdik. Ama artık akıllanmıştık. Seçimi de kazandıktan sonra durmadık...bin odalı sarayı diktik. . 1000 odalı, aylık elektrik faturası bi milyon. Havuz medyası ve troller olduktan sonra kim takar. Paralel.. bu arada bir de iki seçim yapıldı, her şeye rağmen ikisini de açık ara kazandık. Biz ne yaparsak yapalım bize oy veriyorlar. Şimdi önümüzde bir seçim daha var, onu da kazanacağız.
- Yine mi yüzde 45?
- Evet yine yüzde 45... Hırsızlık hiç bu kadar keyifli olmamıştı.
21 Şubat 2015
Uyku
gece, karanlık camlara çöküyor usulca,
korlu küller gibi
rüzgar, evin avlusunda durmaksızın yerle bir ediyor gölgeleri
nilüferin kıvrımları, duman gibi dalgalanıyor duvarda
çamların arasında büyücü mehtap
ışıksız kandiliyle süzülüyor usulca
sanki kör karanlıkta avare ruhunu arıyor
bu karanlıktan ve suskunluktan yorgun
dedim ki ey uyku, başparmağın yeşil bahçelerin anahtarı
gözlerin, dinginliğin balıklarının karanlık havuzu
ağlayan çocuğumun yarattığı yükü çekip al
ve beni unutmanın peri suretli ülkesine götür
Furuğ Ferruhzad
Çeviri: Makbule Aras
korlu küller gibi
rüzgar, evin avlusunda durmaksızın yerle bir ediyor gölgeleri
nilüferin kıvrımları, duman gibi dalgalanıyor duvarda
çamların arasında büyücü mehtap
ışıksız kandiliyle süzülüyor usulca
sanki kör karanlıkta avare ruhunu arıyor
bu karanlıktan ve suskunluktan yorgun
dedim ki ey uyku, başparmağın yeşil bahçelerin anahtarı
gözlerin, dinginliğin balıklarının karanlık havuzu
ağlayan çocuğumun yarattığı yükü çekip al
ve beni unutmanın peri suretli ülkesine götür
Furuğ Ferruhzad
Çeviri: Makbule Aras
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






