Taştan bir duvarın içinde
iki tutsak pencere
iki yorgun iki yalnız
biri sen biri ben.
Kara taştan bir duvar
soğuk eğri büğrü taştan…
Vurulmuş sessizliğin kilidi
yorgun dudaklarımıza.
Kıpırdayamıyoruz
duvarın ağırlığı altında.
Aşkımız bizim
bir var oluş öyküsüdür, bir bakışma öyküsü, ah!
Daima boş
elimle elinin arası.
geçer aynı acıyla
gecemiz gündüzümüz seninle benim.
uzak bir mesafe değil aramızdaki
ama çok fazla yine de!
Rüzgarın şefkatli elleri birleştirir bizi yalnız.
Daima tutsak kalsak bile
yaşamalıyız yine de.
Bizim için ölüm ayrılıktır sadece;
ölürüz ayrılırsak, ah
Keşke yıkılsa bu duvar
biz de ölsek birlikte.
Tutuşsak başka bir dünyada el ele.
Belki orada
yer yoktur sevgisizliğe kalplerde
ve yoktur pencereler arasında artık duvar.
Ardalan Serferaz
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
15 Mart 2015
12 Mart 2015
Aşk Şiirleri
I
Ne zaman insana rastlasam
Fısıltılarım ve gülüşlerimle eğlenirler
Garip yolculara acırlar
Delikanlıyı harcarlar
Hoş gör sevgilim
Görmüyorlar seni, ardımdan yürüyorsun
Hoş gör
2
Bana seni görmeyi öğret
Sen bende iken
Bana seni sarmayı öğret
Ben sende isem
Nasıl edeyim de hüznünü
Sevinç edeyim
Sana iyilikler dilerim
Tut elimden akıyor sana
Nehir gibi
Yüce aşk, kutsal kelime
3
Ömrüm boyu kanadım
Kanım çoşkun aktı
Olduğum yere kanadım
Kanım bir hengame
Yine de gururum bende kaldı
Çünkü ağıtlarımı paylaştın
Kutsadın şarkılarımı
4
Seni seviyorum
Fısıltıyla, "seni seviyorum"
Haykırışla "seni seviyorum"
Zamanın başı ol
Mekanın sonu
5
Elin bende
Gözün bende...
Memleket bir katar
Zamanın yitik ufkunun ardında kaybolan
Geriye bir toz girdabı
ve gazete paçavraları
Geriye bir kadın ve erkek, dönüyorlar
Kuşatılmış, yığınla bavul
Hüzün yüklü, bekliyorlar
Ne zaman insana rastlasam
Fısıltılarım ve gülüşlerimle eğlenirler
Garip yolculara acırlar
Delikanlıyı harcarlar
Hoş gör sevgilim
Görmüyorlar seni, ardımdan yürüyorsun
Hoş gör
2
Bana seni görmeyi öğret
Sen bende iken
Bana seni sarmayı öğret
Ben sende isem
Nasıl edeyim de hüznünü
Sevinç edeyim
Sana iyilikler dilerim
Tut elimden akıyor sana
Nehir gibi
Yüce aşk, kutsal kelime
3
Ömrüm boyu kanadım
Kanım çoşkun aktı
Olduğum yere kanadım
Kanım bir hengame
Yine de gururum bende kaldı
Çünkü ağıtlarımı paylaştın
Kutsadın şarkılarımı
4
Seni seviyorum
Fısıltıyla, "seni seviyorum"
Haykırışla "seni seviyorum"
Zamanın başı ol
Mekanın sonu
5
Elin bende
Gözün bende...
Memleket bir katar
Zamanın yitik ufkunun ardında kaybolan
Geriye bir toz girdabı
ve gazete paçavraları
Geriye bir kadın ve erkek, dönüyorlar
Kuşatılmış, yığınla bavul
Hüzün yüklü, bekliyorlar
Şiirler Okudum Bugün
Şiirler okudum bugün türkçemin ormanlarında,
Adım adım dizelerle içimde direncim, sevincim ve acım,
Çocuklaştım, aldım da gövdemi salladım dallarında
İlkgençlik suyunu yakmış gür bir ağacın.
Hayatı bir gürültünün içinden yeniden yaratmaktır şiir,
Ve söz demlemek değildir mutluluğun kanatlarında.
Şair bazı okur da kitabını sevdiği bir şairin,
Doyar, şiirler düşünür, uyur bu kitabın yapraklarında.
Ben aslında bugün annemi yazacaktım,
Çatlak ellerini sevdiğim, telaşında bir bazlama ekmek,
Beni ve kardeşlerimi büyüttü mavi dumanlı bir ocaktan
Ve eğitti içimizde çınar gibi şiiri, eğitti Nazım Hikmet.
Ama öldürüyor bazı şeyler gür yetenekleri,
Umutsuzluk, pişmanlık, sevgisizlik gibi.
Şair! rakı iç, aman çok içme,
Öyle bulandırır ki, ağlatmaz bile güzelim şiiri.
Şair bu, kimi zaman kalabalık bir köşede
Yapayalnız ve gözüpek dizeler çiziktirir,
Ne de olsa şair bir kuyumcu değilse de,
Yüreğinin tellerinde som altın biriktirir.
Azer Yaran
Adım adım dizelerle içimde direncim, sevincim ve acım,
Çocuklaştım, aldım da gövdemi salladım dallarında
İlkgençlik suyunu yakmış gür bir ağacın.
Hayatı bir gürültünün içinden yeniden yaratmaktır şiir,
Ve söz demlemek değildir mutluluğun kanatlarında.
Şair bazı okur da kitabını sevdiği bir şairin,
Doyar, şiirler düşünür, uyur bu kitabın yapraklarında.
Ben aslında bugün annemi yazacaktım,
Çatlak ellerini sevdiğim, telaşında bir bazlama ekmek,
Beni ve kardeşlerimi büyüttü mavi dumanlı bir ocaktan
Ve eğitti içimizde çınar gibi şiiri, eğitti Nazım Hikmet.
Ama öldürüyor bazı şeyler gür yetenekleri,
Umutsuzluk, pişmanlık, sevgisizlik gibi.
Şair! rakı iç, aman çok içme,
Öyle bulandırır ki, ağlatmaz bile güzelim şiiri.
Şair bu, kimi zaman kalabalık bir köşede
Yapayalnız ve gözüpek dizeler çiziktirir,
Ne de olsa şair bir kuyumcu değilse de,
Yüreğinin tellerinde som altın biriktirir.
Azer Yaran
Anneme Mektup
Sağ mısın henüz ihtiyarcığım?
Ben de sağım. Selam, selam!
Döksün çatısından yuvacığının
O betimsiz aydınlığını akşam.
Duyuyorum özenip tasanı gizlemeye,
Kederleniyormuşsun benim güç yazgıma,
Sık sık çıkıyormuşsun yolumu gözlemeye
Bürünüp eski moda harap urbana.
Ve akşamın mavi karanlığında sana
Sık sık görünüyormuş bir acıklı düş:
Meyhane kavgasında birisi güya
Fin işi bıçağını yüreğime gömmüş.
Değil anacığım! Dinsin gözünde yaş.
Başka şey değil bu, acı bir karabasan.
Olmadım daha öyle sefil bir ayyaş,
Hiç ölür müyüm sana kavuşmadan.
Eskisi gibiyim yine, öyle sevecen ve sıcak
Ve yalnızca bir düşte yanıyor yüreğim,
İçimde başkaldıran özlemle çabucak
Alçacık evimize döneceğim.
Döneceğim, baharın ak bahçemizde
Salınınca dallar dört bir yandan.
Ancak sen uyandırma beni sekiz yıl önce
Uykumu böldüğün gibi gün ağarmadan.
Uyandırma o düşler içinde gideni,
Dalgalandırma o gerçekleşmeyeni,
Çok erken bir bitkinliği ve yitimi
Çekmek beklermiş yaşamda beni.
Dua etmeyi de öğretme bana. Eksik olsun!
Eskiye dönüş hiç yok artık.
Sensin tek dayanağım ve avuntum,
Tek sensin bana betimsiz aydınlık.
Unut, son ver artık tasanı gizlemeye,
Kederlenme benim güç yazgıma.
Öyle sık çıkma yolumu gözlemeye,
Bürünüp eski moda harap urbana.
Sergey Yesenin
Çeviri: Azer Yaran
Ben de sağım. Selam, selam!
Döksün çatısından yuvacığının
O betimsiz aydınlığını akşam.
Duyuyorum özenip tasanı gizlemeye,
Kederleniyormuşsun benim güç yazgıma,
Sık sık çıkıyormuşsun yolumu gözlemeye
Bürünüp eski moda harap urbana.
Ve akşamın mavi karanlığında sana
Sık sık görünüyormuş bir acıklı düş:
Meyhane kavgasında birisi güya
Fin işi bıçağını yüreğime gömmüş.
Değil anacığım! Dinsin gözünde yaş.
Başka şey değil bu, acı bir karabasan.
Olmadım daha öyle sefil bir ayyaş,
Hiç ölür müyüm sana kavuşmadan.
Eskisi gibiyim yine, öyle sevecen ve sıcak
Ve yalnızca bir düşte yanıyor yüreğim,
İçimde başkaldıran özlemle çabucak
Alçacık evimize döneceğim.
Döneceğim, baharın ak bahçemizde
Salınınca dallar dört bir yandan.
Ancak sen uyandırma beni sekiz yıl önce
Uykumu böldüğün gibi gün ağarmadan.
Uyandırma o düşler içinde gideni,
Dalgalandırma o gerçekleşmeyeni,
Çok erken bir bitkinliği ve yitimi
Çekmek beklermiş yaşamda beni.
Dua etmeyi de öğretme bana. Eksik olsun!
Eskiye dönüş hiç yok artık.
Sensin tek dayanağım ve avuntum,
Tek sensin bana betimsiz aydınlık.
Unut, son ver artık tasanı gizlemeye,
Kederlenme benim güç yazgıma.
Öyle sık çıkma yolumu gözlemeye,
Bürünüp eski moda harap urbana.
Sergey Yesenin
Çeviri: Azer Yaran
Öpüldüğü Yerlerden Kanar Aşk
I.
öpüldüğü yerlerden kanar aşk
acı siyahtır oysa, kanar ve boyar gözleri
gülüşlerimi tahliye et ey Panos ..! Cezasını çekmedim mi..?
II.
yüzüme kapattım telefonu, sesimi duymak istemiyorum
zamanla kabulleniyor insan arızalı ümitleri,
meşgule düşen beklemeleri
kendimden kaçıyorum, beni saklayabilir misiniz..?
içinden taşan bir kadının dalgaları ıslattı aynayı
ayna..! Göstermiyor iç yıkımları
ağrıyan kırgınlıklarımın test sonucu geldi oysa
iyi huylu çıktı yüreğimdeki sevgi..kahrol ayrılık..!
III.
dikişleri kaynadı kesilen mavilerin
suya düştü öpüşüm, düpedüz intihar bu
dur! Ölme. Öpüş(me)lerim
ağzımla kuş tutsam yaranamam artık aşk'a
ben de alır kanatlarıyla lir çalarım
hadi uyan içimdeki kadın,
kır zincirlerini. Dört ikilik bu hüzün senin,
söyle şarkını, dillen..sahnedesin
sahne sensin
ağlayacaksan, başlamayalım
IV.
firar etti özlem, geceler tutuştu
hayatım uykuya daldı göğsümde, saçlarını okşadım
kim serdi üzerime bu sessizliği..? Terlemek kötü
bağışlasın beni çocukluğum, koruyamadım yumuk ellerini
dağınık sevgilerin ortasında kaldı yaptığım kumdan kaleler
hadi baba! Bir kez olsun yardım et
dikenli teller örelim anılarımın çevresine,
yaralanmasın sevişmelerim
V.
uçakların arkasından su döktüm bekleyenler için
gemilerin rotasına çiçekler ektim
suladım tren garlarında unutulan hüzünleri
halinize gülün, halime değil
blöfünüzü gördüm, artık çekiliyorum
son kez sigaramı yakar mısınız..?. Ateşime kar yağdı
VI.
siz hiç martılarla şiir içtiniz mi?
sızdınız mı bir yıldızın üzerinde dibe vurmuşken..?
bıçak kemiğinize dayandı mı, kemiğiniz dahi titrerken..?
çıldırmak içten değil, dışarısızlığımdan geliyor
VII.
kimlerin albümlerinde resmim varsa tozunu alsın lütfen,
öksürüyorum
Pelin Onay
öpüldüğü yerlerden kanar aşk
acı siyahtır oysa, kanar ve boyar gözleri
gülüşlerimi tahliye et ey Panos ..! Cezasını çekmedim mi..?
II.
yüzüme kapattım telefonu, sesimi duymak istemiyorum
zamanla kabulleniyor insan arızalı ümitleri,
meşgule düşen beklemeleri
kendimden kaçıyorum, beni saklayabilir misiniz..?
içinden taşan bir kadının dalgaları ıslattı aynayı
ayna..! Göstermiyor iç yıkımları
ağrıyan kırgınlıklarımın test sonucu geldi oysa
iyi huylu çıktı yüreğimdeki sevgi..kahrol ayrılık..!
III.
dikişleri kaynadı kesilen mavilerin
suya düştü öpüşüm, düpedüz intihar bu
dur! Ölme. Öpüş(me)lerim
ağzımla kuş tutsam yaranamam artık aşk'a
ben de alır kanatlarıyla lir çalarım
hadi uyan içimdeki kadın,
kır zincirlerini. Dört ikilik bu hüzün senin,
söyle şarkını, dillen..sahnedesin
sahne sensin
ağlayacaksan, başlamayalım
IV.
firar etti özlem, geceler tutuştu
hayatım uykuya daldı göğsümde, saçlarını okşadım
kim serdi üzerime bu sessizliği..? Terlemek kötü
bağışlasın beni çocukluğum, koruyamadım yumuk ellerini
dağınık sevgilerin ortasında kaldı yaptığım kumdan kaleler
hadi baba! Bir kez olsun yardım et
dikenli teller örelim anılarımın çevresine,
yaralanmasın sevişmelerim
V.
uçakların arkasından su döktüm bekleyenler için
gemilerin rotasına çiçekler ektim
suladım tren garlarında unutulan hüzünleri
halinize gülün, halime değil
blöfünüzü gördüm, artık çekiliyorum
son kez sigaramı yakar mısınız..?. Ateşime kar yağdı
VI.
siz hiç martılarla şiir içtiniz mi?
sızdınız mı bir yıldızın üzerinde dibe vurmuşken..?
bıçak kemiğinize dayandı mı, kemiğiniz dahi titrerken..?
çıldırmak içten değil, dışarısızlığımdan geliyor
VII.
kimlerin albümlerinde resmim varsa tozunu alsın lütfen,
öksürüyorum
Pelin Onay
11 Mart 2015
Uğurlama
Yavrusunu uçurmaya hazırlanan
kuşa sor,
yağmur olup
damla damla gökyüzünden kopan buluta…
Çiçeği meyveye ulanmadan
koparılan dala sor,
doluya tutulmuş kızılcığa
çitlenbiğe
zerdaliye
kiraza…
Tren yollarına sor
telefon seslerine
mektup zarflarına…
Korudaki ispinoza
isketeye, sakaya, ibibiğe,
yuvasına dal arayan kumruya sor,
bahçelere
bayırlara…
Sokağın bütün gürültüsünü silerken gece
hasretin bağrını ateşe veren
rüzgârın sesine sor,
derin gökyüzüne
hırçınlaşan uykuya…
Uzun, upuzun gecelerin
çınlayan, uğuldayan örsünde
daralıp genişlerken yüreğim
kalem uçlarına sor
gözyaşlarına…
Onaran, cesur kılan
incecik sırları olan
bir veda havasıdır bu,
yine de dudağı inciten sözleri var
ardın sıra söylenen şarkıların…
Nefesin titremesin,
avuçların terlemesin,
solmasın sağnaklarda topladığın çiçekler…
Yapraklardan başka çıtırtısı kalmadı şimdi
o mahzun koruların;
gün günü kovaladı, ay güneşi
ve buluştu ayrılık vaktiyle hazan;
kelebekler kadar hafif dudaklarınla
alnıma dağıttığın sıcaklık
ruhumu nasıl da yaraladı…
Usulca uzanırken otlara
derin derin soluyorken yeryüzü seni,
boynunu boynuma alıştırır
nabzını nabzımda kamaştırırken
omuzlarında dinlenirdi bağrımdan kalkan kuşlar…
Dağa, uçansuya, köpüğüne dalganın,
uzayıp giden yollara sor..
Yüreğimde
rüzgârların kopardığı kayalar kadar
yalçın izleri kaldı bakışlarının…
İster yıldızlara sor
ister uçurumlara…
Nihat Behram
1977
-Hayatı Tutuşturan Acılar-
kuşa sor,
yağmur olup
damla damla gökyüzünden kopan buluta…
Çiçeği meyveye ulanmadan
koparılan dala sor,
doluya tutulmuş kızılcığa
çitlenbiğe
zerdaliye
kiraza…
Tren yollarına sor
telefon seslerine
mektup zarflarına…
Korudaki ispinoza
isketeye, sakaya, ibibiğe,
yuvasına dal arayan kumruya sor,
bahçelere
bayırlara…
Sokağın bütün gürültüsünü silerken gece
hasretin bağrını ateşe veren
rüzgârın sesine sor,
derin gökyüzüne
hırçınlaşan uykuya…
Uzun, upuzun gecelerin
çınlayan, uğuldayan örsünde
daralıp genişlerken yüreğim
kalem uçlarına sor
gözyaşlarına…
Onaran, cesur kılan
incecik sırları olan
bir veda havasıdır bu,
yine de dudağı inciten sözleri var
ardın sıra söylenen şarkıların…
Nefesin titremesin,
avuçların terlemesin,
solmasın sağnaklarda topladığın çiçekler…
Yapraklardan başka çıtırtısı kalmadı şimdi
o mahzun koruların;
gün günü kovaladı, ay güneşi
ve buluştu ayrılık vaktiyle hazan;
kelebekler kadar hafif dudaklarınla
alnıma dağıttığın sıcaklık
ruhumu nasıl da yaraladı…
Usulca uzanırken otlara
derin derin soluyorken yeryüzü seni,
boynunu boynuma alıştırır
nabzını nabzımda kamaştırırken
omuzlarında dinlenirdi bağrımdan kalkan kuşlar…
Dağa, uçansuya, köpüğüne dalganın,
uzayıp giden yollara sor..
Yüreğimde
rüzgârların kopardığı kayalar kadar
yalçın izleri kaldı bakışlarının…
İster yıldızlara sor
ister uçurumlara…
Nihat Behram
1977
-Hayatı Tutuşturan Acılar-
Cevâb nâme-i pesendîde-eser ez dehân-ı duhter-i zîbende-güher
TAHMÎS
(Cevâb nâme-i pesendîde-eser
ez dehân-ı duhter-i zîbende-güher)
(Kızın anneye verdiği cevap)
Pend eyler ise bir daha ağaca sarayım
Yanmış odunla başını gözünü yarayım
Başlı başıma ben dahi bir iş başarayım
Bir âşinâya yalvarayım sonra varayım
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Çıkrık misâl dırlayacağına hey ozan
Gir dest-gâha doku bezin pârecik kazan
Bâzârı derler âbo hâram-zâdedir bozan
Satub savub da neyse sahan tencere kazan
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
İkide birde der sana kız görünür kocan
Çığlıklı olma hasba götüresi afacan
Kocam da sen de lâhi kuruyup olun koçan
Çıkıp sokağa tende iken hâsılı bu can
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Tırnağım oldu kör yumadan bulaşıkları
Babam başına çalsun o çemşîr kaşıkları
Evvel doyurub eve gelen alışıkları
Sonra düzeldüb odadaki karışıkları
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Dedikoduyla geçdi bütün yaz ile kışım
Da’vâcı gitdi Bursa’ya yok gayri hîç işim
Yapışdı kaldı birbirine iki apışım
Çıkmazdan evvel âbo a kız yirmi yaş dişim
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Gelse görücü kocayıcak elli kerecik
Der burnucuyla ağzı büyük dişi seyrecik
Yok yok yaşı da anlayışım kırkını geçik
Sarf eyleyib de varı yoğu bâri şimdicik
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Ben istedikçe bayrama ondan balakoza
Der bana kahbe sana yazık ekilen tuza
Yazık değil mi gençliğime bak şu yelloza
Girmezden evvel ablacağım yaşım otuza
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Almış parayla sanki halâyık gibi beni
Sokmaklık ister aşevine gidi külheni
Yağlı paçavra gibi atub ben dahi seni
Yarın alub alaca karanlıkda rûşenî
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Lâzım mıdır ki öğreneyim çamaşur yumak
Ben bu pamuk elimle a fos saramam yumak
Bana düşer mi iplik eğirüb de bez komak
Dursun musandırada nele öreke tarak
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Yufka makarna açmasını açmayın bana
Ben bilmem öyle hamur işi samsa baklava
Yapıp bir-iki türlü yemecik kaba saba
Da’vet için konağa çıkıp yarın ibtidâ
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Kendi keser göbeğini öksüz olan savul
Yanşak karışma dırdır edüb kalayım mı dul
İş edeyim ki sana görüb saçlarını yol
Komşu kapusın açub elimle usul usul
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Yazub yüzümü Esmâ Hanım kâkülümü kes
Bir âşinaya varacağım sen çıkarma ses
Pek pos bıyıklı pırpıriye eylemem heves
Dört kaşlı yosma şûh-i cihân tâze dalfes
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Satub yemekden oldu evin içi tam takır
Titrer görünce bir eri içim sakır sakır
Kalub da böyle olmadan altun adım bakır
Akşam olunca bâri gezip bayır ile kır
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Bir âfitâba geçdi ki hiç sorma sıcağım
Yandı eridi aşk ile sînede yağım
Geçdi soğuk su başıma bilmem solum sağım
Ahd eyledim bu şart ile ki geçmeden çağım
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Bildim tekin değildir ev içinde mezbele
Dedim tü tüü tü üç kez o birşeylere hele
Yok mu birisi ortalığı süpüre gele
Ben yine takub ardıma bir sürü hergele
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Gavgayı kessün eyle nine Vâsıf’a suâl
Gör imdi sen mi fâhişe yohısa ben mi mal
Ona kalırsa der ikiniz de kuru kaval
Yaz geldi gayrı evde oturma ne ihtimâl
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Enderûnlu Vâsıf
(Cevâb nâme-i pesendîde-eser
ez dehân-ı duhter-i zîbende-güher)
(Kızın anneye verdiği cevap)
Pend eyler ise bir daha ağaca sarayım
Yanmış odunla başını gözünü yarayım
Başlı başıma ben dahi bir iş başarayım
Bir âşinâya yalvarayım sonra varayım
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Çıkrık misâl dırlayacağına hey ozan
Gir dest-gâha doku bezin pârecik kazan
Bâzârı derler âbo hâram-zâdedir bozan
Satub savub da neyse sahan tencere kazan
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
İkide birde der sana kız görünür kocan
Çığlıklı olma hasba götüresi afacan
Kocam da sen de lâhi kuruyup olun koçan
Çıkıp sokağa tende iken hâsılı bu can
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Tırnağım oldu kör yumadan bulaşıkları
Babam başına çalsun o çemşîr kaşıkları
Evvel doyurub eve gelen alışıkları
Sonra düzeldüb odadaki karışıkları
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Dedikoduyla geçdi bütün yaz ile kışım
Da’vâcı gitdi Bursa’ya yok gayri hîç işim
Yapışdı kaldı birbirine iki apışım
Çıkmazdan evvel âbo a kız yirmi yaş dişim
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Gelse görücü kocayıcak elli kerecik
Der burnucuyla ağzı büyük dişi seyrecik
Yok yok yaşı da anlayışım kırkını geçik
Sarf eyleyib de varı yoğu bâri şimdicik
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Ben istedikçe bayrama ondan balakoza
Der bana kahbe sana yazık ekilen tuza
Yazık değil mi gençliğime bak şu yelloza
Girmezden evvel ablacağım yaşım otuza
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Almış parayla sanki halâyık gibi beni
Sokmaklık ister aşevine gidi külheni
Yağlı paçavra gibi atub ben dahi seni
Yarın alub alaca karanlıkda rûşenî
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Lâzım mıdır ki öğreneyim çamaşur yumak
Ben bu pamuk elimle a fos saramam yumak
Bana düşer mi iplik eğirüb de bez komak
Dursun musandırada nele öreke tarak
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Yufka makarna açmasını açmayın bana
Ben bilmem öyle hamur işi samsa baklava
Yapıp bir-iki türlü yemecik kaba saba
Da’vet için konağa çıkıp yarın ibtidâ
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Kendi keser göbeğini öksüz olan savul
Yanşak karışma dırdır edüb kalayım mı dul
İş edeyim ki sana görüb saçlarını yol
Komşu kapusın açub elimle usul usul
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Yazub yüzümü Esmâ Hanım kâkülümü kes
Bir âşinaya varacağım sen çıkarma ses
Pek pos bıyıklı pırpıriye eylemem heves
Dört kaşlı yosma şûh-i cihân tâze dalfes
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Satub yemekden oldu evin içi tam takır
Titrer görünce bir eri içim sakır sakır
Kalub da böyle olmadan altun adım bakır
Akşam olunca bâri gezip bayır ile kır
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Bir âfitâba geçdi ki hiç sorma sıcağım
Yandı eridi aşk ile sînede yağım
Geçdi soğuk su başıma bilmem solum sağım
Ahd eyledim bu şart ile ki geçmeden çağım
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Bildim tekin değildir ev içinde mezbele
Dedim tü tüü tü üç kez o birşeylere hele
Yok mu birisi ortalığı süpüre gele
Ben yine takub ardıma bir sürü hergele
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Gavgayı kessün eyle nine Vâsıf’a suâl
Gör imdi sen mi fâhişe yohısa ben mi mal
Ona kalırsa der ikiniz de kuru kaval
Yaz geldi gayrı evde oturma ne ihtimâl
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım
Enderûnlu Vâsıf
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





