26 Nisan 2015

Bana nasılsın diye sorarsan

Beni  Süleymli şairin dediği gibi;

Bana nasılsın diye sorarsan, derim ki:
Acımasız zamanın acılarına karşı hâlâ umutla direniyorum.
Hüznün bıraktığı izlerin yüzümde görülmesine hâlâ dayanamıyorum.
Dara düşünce dostun üzüntüsü, düşmanın sevinci hüzne boğuyor beni.


(Hz. Ali'nin kardeşi Akil b. Ebu Talib'e yazdığı mektuptan)

sevdiğim gözyaşları biriktiriyorum

Cebimde olanları taşıyorum.
şaşırmadan sırasını,
tek tek ezberleyerek,
kayboluşunu düşenlerin.
Ruhumda uzaklara götürmeye,
topluyorum yerden,
daldan,
nereden bulsam.
Kalabalıklaşan şehirlerden bulup taşıyıp,
ne yapıp edip,
sevdiğim gözyaşları biriktiriyorum.
Sığ bir bataklık oluşturuyorum kendime;
yetmez öldürmeye ayakta dursam.
Uzanıyorum…

Sahir Üzümcü

Bir kez gönül yıkdunısa bu kıldugun namâz degül

Bir kez gönül yıkdunısa bu kıldugun namâz degül
Yitmiş iki millet dahı elin yüzin yumaz degül

Erenler gelüp geçdiler dünyâyı koyup göçdiler
Havâya agup uçdılar bular hümâdur kaz degül

Cân odur kim Hak'a ire ayak odur yola gire
Er oldur alçakda tura yüksekden bakan göz degül

Münkir ile müdde'îyi sayma buçuga koyanı
Git ahûra tak buları her kim (ki) 'âşık-bâz degül

Togrı yola gitdünise er etegin tutdunısa
Bir hayır da itdünise birine bindür az degül


Yunus Emre

Ne varsa harap bir kalpde var

Gönlün varsa gönül kabesini tavaf et. Anlam kabesi, gönüldür; ne
diye toprak sanıyorsun onu?

Tanrı, sılret Kabe'sini tavaf etmeyi, onun vasıtasiyle bir gönül ele
alasın diye buyurmuştur.

Bir gönül incittin mi bin kez yaya gitsen de Kabe'yi tavafetsen
Tanrı kabul etmez.

Malını-mülkünü ver de bir gönül al; al da o gönül, mezarda, o
kapkara gecede ışık versin sana.

Tanrı kapısına binlerce altın torbası götürsen Tanrı, bize birşey
getireceksen gönül getir der.

Çünkü der, altın, gümüş, kapımızda hiçbir şey değildir; bizi
istiyorsan istediğimiz gönüldür bizim.

Senin, bir saman çöpü kadar değer, vermediğin yıkık gönül, Arş'tan
da üstündür, Kürsi'den de, Levh'ten de, Kalem'den de.

Hor bile olsa gönülü hor tutma, o horluğuyla gene de pek üstünler
üstünüdür gönül.

Yıkık gönül, Tanrı'nın baktığı varlıktır; onu yapan can, ne de
kutludur.

Kırılmış, iki yüz parça olmuş gönülü yapmak, Tanrı'ya hactan da
yeğdir, umreden de.

Tanrı defineleri, yıkık gönüldedir. Yıkık yerlerde pek çok defineler
gömülüdür.

Kul gibi, köle gibi gönüllere hizmet için kemer kuşan da sırlar
yolu, yiliüne açılsın.

Sana kutluluk gerekse, devlet istiyorsan, gönüller almaya, ululuğu
bırakmaya bak.

Gönüllerin yardımı seninle atbaşı beraber giderse kalbinden hikmet
kaynakları akar.

Dilinden sel gibi Ab-ı hayat akar; soluğun, Mesih'in soluğu gibi
hastalıklara ililç olur.

İki dünya da bir gönülceğiz için var olmuştur; okuyanın
dudağından çıkan "Sen olmasaydın" hadisini duy.

Yoksa varlığın, mekanın, güneşin, Ay'ın, yerin, şu gökkubbenin
Vücudu nerden olacaktı?

Sus, her kılında iki yüz dil olsa da söylesen, gönül, gene de anlatışa
sığmaz.


Mevlânâ Celâleddîn

İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır

Okumaktan mani ne
Kişi Hakk’ı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru emektir

Okudum bildim deme
Çok taat kıldım deme
Eri Hak bilmez isen
Abes yere gelmektir

Dört kitabın manisi
Bellidir bir elifte
Sen elif dersin hoca
Manisi ne demektir

Yunus Emre der hoca
Gerekse var bin hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir


Yunus Emre

İçerde

Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mi?
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
Karanfil kokuyor cıgaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...


Ahmed Arif

Yalnız Değiliz

Bir ufka vardık ki artık
Yalnız değiliz sevgilim.
Gerçi gece uzun,
Gece karanlık
Ama bütün korkulardan uzak.
Bir sevdadır böylesine yaşamak,
Tek başına
Ölüme bir soluk kala,
Tek başına
Zindanda yatarken bile,
Asla yalnız kalmamak.

Şafakları ben balığa çıkarım
Akan akmayan sularda
Benim, bütün tezgahlarda paydosa giden
Bir bahar akşamı dünyada.
Ben dört duvar arasında değilim
Pirinçte, pamukta ve tütündeyim,
Karacadağ, Çukurova ve Cibalide.

Zehirli kör yılanları
Ve sıtmasıyla
Gün yirmidört saat insan avında
Karacadağda çeltikler.
Bir kız çocuğunun gözyaşı gibi
- Ayak bileklerinde bir dizi boncuk,
Sol omzunda nazarlık,
Dağ başında unutulmuş üşümüş,
Minicik bir aşiret kızının -
Damla-damla, berrak olur pirinci.
Kamyonlarla, katır kervanlarıyla
Beyler sofrasına gider...

Çukurovam,
Kundağımız, kefen bezimiz
Kanı esmer, yüzü ak.
Sıcağında sabır taşları çatlar,
Çatlamaz ırgadın yüreği.
Dilerse buluttan ak,
Köpükten yumuşak verir pamuğu.
Külhan, kavgacıdır delikanlısı,
Ünlü mahpusanelerinde Anadolumun
En çok Çukurovalılar mahpustur,
Dostuna yarasını gösterir gibi,
Bir salkım söğüde su verir gibi,
Öyle içten
Öyle derin,
Türkü söylemek, küfretmek,
Çukurova yiğidine mahsustur...

Tütünü bilir misin?
"Kız saçı" demiş zeybekler,
Su içmez her damardan,
Yerini kolay beğenmez,
Üşür
Naz eder,
Darılır
İki parmak arasında kıyılmış,
Bir parçası var kalbimin
İncecik, ak kağıtlara sarılır,
Dar vakit yanar da verir kendini.
Dostun susan dudağına...

Sokaklardan,
Kıyılardan,
Gök mavisinden,
Ekmeğinden,
Canevinden ayrı düşmeye
Yani bütün hasretlerin kahrına
Ve zehrine çaresiz kalmaların,
İlk nefesi Hızır gibi yetişir
Cibalide sarılan cıgaranın...

Tütün isçileri yoksul,
Tütün işçileri yorgun,
Ama yiğit
Pırıl - pırıl namuslu.
Namı gitmiş deryaların ardına
Vatanımın bir umudu...


Ahmed Arif