01 Mayıs 2015

Böyle Başlar Sevişmek

önce
gözlerimi öptün
sonra
gözlerinin takıldığı tüm noktaları

Süheyla Taşçıer

Çığlık

Önce düğmelerimi çözüyorsun,
sonra
okşuyorsun.

Ağız dolusu öpüyorsun
sonra
göğüslerim avuçlarında
uç veriyor.

Sen
soluk soluğa,

Ben
çığlık çığlığa.


Süheyla Taşçıer

Ada

Kördüğüm olmuş misinayı çözüyor -sıradan
bir el çabukluğu onun için- ağzında sigara, gülümsüyor gibi
küçük çakısıyla yem kesecek birazdan ölü ahtapottan.
-Saat kaç, diyor -üç buçuk...
Hasır sepetin kenarlarına tutuşturulmuş yüzlerce iğnede gözüm.
-Nasıl karışmıyorlar birbirlerine, diyorum
ahtapot gibi, konuşmuyor.

Ellerinde havlularla bir düğün alayı geçti az önce.
Evin yamacındaki dağdaydım, bütün otlar yanmaya hazır sararmış
yüzleriyle. Kısık zil sesleri geliyordu uzaktan ve koyunların kokusu.
Önce kısa boylu çoban çıktı karşıma
beline çapraz asılı, dedesinden kalmış eski tüfeğiyle
cebinde ayı parlattığı el feneri.
-Merhaba, dedim, -hayvanlar aldı sesini, dedi.
Koyunlar yön değiştirmişti. Elimdeki taşı yere attım.

Mustafa Kaptan adanın tek kedisi Tekir’le kayıkta yaşıyor.
-Deniz bana ne verirse onu yeriz, diyor, bir de şu dünden kalan
ıslatılmış bayat ekmek.
Kendi suratını görmüş gibi şaşırarak, kurumuş iskorpiti kesiyor kedisine.

Soğuk su veren kuyunun ağzına dizdik pina’ları. Recep abi çok derinlerden
çıkartıyor bu kabukları. Denizin bir parçası olmuş artık o. Oğlu Marko geliyor,
Yunanca bir şeyler mırıldanıyorlar; kararmış bir bıçak alıyor pina’ları temizlemek için.
Küçük bir ot yılanı kaçıp otlara karışıyor.

Yorgun çekirge sesleri...
Adanın ilk ışıkları yandı,
kesik kesik görüntüler arasında uçuşan yarasaların artık gökyüzü.
Selvinin altına bırakılmış bozuk traktör,
kimsenin koparmadığı kurumuş şeftaliler,
güneşte anıran eşek,
denizi özlüyor her şey gibi.

Tanrı bize kartalın ömrünü vermiş, diyor Süleyman abi. Gözlerine bakıyorum, yazın
akşam olunca akreplerin indiği, kışın hava patladığında balıkçıların sığındığı
kıyıyı görüyorum.


Kadir Aydemir

29 Nisan 2015

Böyleydi Şair

Şair gül yapraklarından yerdi
Söğütlerin dibinde uyurdu
Sonra "Arap Asrı" geldi.
Şairlerin
Diktatörlerin kucağında uyuduğu...

Nizar Kabbani

28 Nisan 2015

İşitme engelli bir bebeğin anne-babasını duyduğu ilk an (şaşkınlık ve sevinci görülmeye değer)



De ki: "Sizi yaratan, size kulaklar gözler ve gönüller veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!"  67/23

Yaşamak Bundan Sonra

Yaşamak bundan sonra, katlanılmaz eziyet!
Bir ey istemiyorum artık ne zevk, ne para,
Kaybolmuş baharıma beni götür, hâtıra,
Hâfızam avut beni, beni kurtar ey şiir!

Yaşamak bundan sonra, katlanılmaz eziyet.
Bir şey istemiyorum, ne teselli, ne umut:
Hareket edeceğiz!.. Kalbim dünyayı unut,
Dağlar, taşlar, elveda; gün, hakkını helâl et!

1940


Ziya Osman Saba


Bu şiir 15 Şubat 1940'ta Sevet-i Fünun'da "Yaşamak Artık Rabbim"  başlığıyla yayımlanmıştır. Dergide şiirin ilk dizesi: "Yaşamak bundan sonra, kalbe ne eziyettir"; ikinci dörtlüğün ilk dizesi ise, "Artık her şey orada: Sonsuzluğum, hürriyet, / Gökler maviliğinde bembeyaz açan bulut." şeklinde yer almaktadır.

Ziya Osman Saba / Cümleniz / Can Yayınları

Yalnız

Kalbim, seninle bir gün yalnız kalacağız,
Şu daha birkaç yıllık mihnetin sonunda
Bir dere kenarında, çimenler koynunda,
Seninle hayallere, yalnız dalacağız.

Kalbim, sen çocuk kaldın, tanımadın kini,
Memnun olacağım senden bir baba kadar.
Derken, ürperecek bir rüzgârla kavaklar,
- Seher! Dinleyeceğiz, sonsuz musikisini...

1939

Ziya Osman Saba
Cümlemiz / Can Yayınları