İstinye körfezinde bu akşam garipliği
Bir mihnetin sonunda teselli kadar iyi.
Hulyâ, serinleşen köyü, her an moratıyor;
Sessiz gelen saat başı sürdükçe artıyor.
Durgunlaşıp bir ayna kadar parlıyan suda,
Dünyâ güzel göründü resimleşmiş uykuda.
Binlerce lâle serpili yüzlerce bahçeden
Beş yüz yılın kadehleridir şimdi yükselen.
Eşsiz Boğaz! Şerefli hayâlin derindedir!
Senden kalan o levhada her şey yerindedir.
Yahya Kemal Beyatlı
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
12 Ağustos 2015
08 Ağustos 2015
Başkasının Kederi Üzerine
Başkasının derdini görürüm de,
Durabilir miyim dertlenmeden ben de?
Kederini görüp de başka birinin
Teselli aramadan yapabilir miyim?
Görüp de dökülen bir gözyaşını,
Paylaşılmış duymaz mıyım tasamı?
Bir baba çocuğunun ağladığını görüp de
Kalabilir mi dolmadan kederle?
Bir anne oturup dinleyebilir mi
Bir yavrunun korkusunu, inleyişini?
Hayır asla olamaz.
Asla asla olamaz.
Ya hepimize gülümseyen o,
Duyup karatavuğun küçücük kederini,
Küçük kuşun derdini kaygısını,
Yavruların taşıdığı derdi—
Oturmaz mı yuvanın yanıbaşında,
Merhamet doldurup göğüslerine,
Oturmaz mı beşiğin yanıbaşında,
Yaş döküp yavrunun ağlayışına?
Gece gündüz oturmaz mı,
Silerek hepimizin gözyaşlarını?
Ah! hayır asla olmaz.
Asla asla olamaz.
William Blake
Çeviri: Selahattin Özpalabıyıklar
Durabilir miyim dertlenmeden ben de?
Kederini görüp de başka birinin
Teselli aramadan yapabilir miyim?
Görüp de dökülen bir gözyaşını,
Paylaşılmış duymaz mıyım tasamı?
Bir baba çocuğunun ağladığını görüp de
Kalabilir mi dolmadan kederle?
Bir anne oturup dinleyebilir mi
Bir yavrunun korkusunu, inleyişini?
Hayır asla olamaz.
Asla asla olamaz.
Ya hepimize gülümseyen o,
Duyup karatavuğun küçücük kederini,
Küçük kuşun derdini kaygısını,
Yavruların taşıdığı derdi—
Oturmaz mı yuvanın yanıbaşında,
Merhamet doldurup göğüslerine,
Oturmaz mı beşiğin yanıbaşında,
Yaş döküp yavrunun ağlayışına?
Gece gündüz oturmaz mı,
Silerek hepimizin gözyaşlarını?
Ah! hayır asla olmaz.
Asla asla olamaz.
William Blake
Çeviri: Selahattin Özpalabıyıklar
Sıradan İnsanın Şarkısı
Belki de insandık bir zamanlar
ya da insan olacağız günün birinde,
bütünüyle iyileştiğimizde her şeyden.
Ama bugün insan değilsek, neye yarar?
Pasaporta yazılmış bir adız yalnızca,
Aynadan yansıyan dilsiz bir görüntü,
Bir sürü boş lafın çarptığı duvarlar
Ve ölü bir yankının yankıları.
Çoktan ayaklar altında bütün insanlık,
Burada rol yapmayalım boşu boşuna!
Bizler, insanlığını çoktan yitirmiş bu kentlerde,
hâlâ insan mı diyeceğiz kendimize? Hayır!
Büyükkent yollarının tozu toprağıyız yalnızca,
Birer numara kadastro sayfalarında,
Uzun kuyruklarıyız bir belge damgalatmanın,
Ve kendi kendimizin gölgeleriyiz, o kadar.
Kurtulacaksa içimizdeki insan günün birinde,
Ancak bir yol gider bu özgürlüğe:
Saatbaşı sormak, bizler insan mıyız?
Ve saatbaşı vermek yanıtını: Hayır!
Bizler, daha resmi çizilmemiş insanın
Kötü birer taslağıyız yalnızca.
Zavallı bir mırıldanışı sonraki büyük şarkının.
İnsan mı diyorsunuz bizlere? Bekleyin daha!
Jura Soyfer
Tükçesi: Ahmet Cemal
ya da insan olacağız günün birinde,
bütünüyle iyileştiğimizde her şeyden.
Ama bugün insan değilsek, neye yarar?
Pasaporta yazılmış bir adız yalnızca,
Aynadan yansıyan dilsiz bir görüntü,
Bir sürü boş lafın çarptığı duvarlar
Ve ölü bir yankının yankıları.
Çoktan ayaklar altında bütün insanlık,
Burada rol yapmayalım boşu boşuna!
Bizler, insanlığını çoktan yitirmiş bu kentlerde,
hâlâ insan mı diyeceğiz kendimize? Hayır!
Büyükkent yollarının tozu toprağıyız yalnızca,
Birer numara kadastro sayfalarında,
Uzun kuyruklarıyız bir belge damgalatmanın,
Ve kendi kendimizin gölgeleriyiz, o kadar.
Kurtulacaksa içimizdeki insan günün birinde,
Ancak bir yol gider bu özgürlüğe:
Saatbaşı sormak, bizler insan mıyız?
Ve saatbaşı vermek yanıtını: Hayır!
Bizler, daha resmi çizilmemiş insanın
Kötü birer taslağıyız yalnızca.
Zavallı bir mırıldanışı sonraki büyük şarkının.
İnsan mı diyorsunuz bizlere? Bekleyin daha!
Jura Soyfer
Tükçesi: Ahmet Cemal
Afiş Yapıştırıcısının Şarkısı
Nasılsa hayata adım atan insana
Üç şey verilir hayat yolunda:
Küçük bir merdiven,
Bir fırça, bir de kova.
Derler ki sonra, böyle bir merdiveni
Herkes yanında taşır;
İnsanlar eşit olduklarından bugüne bugün,
Herkesin yükselme şansı vardır.
Ancak bir düzine yıl geçince
Anlar zavallıcık için iç yüzünü
Bir yararı yok bu merdivenin,
Fırçayı yiyen hep ben olduktan sonra,
Anlamı yok inip çıkmak için didinmenin,
Kovayı hep ben taşıyacağım nasıl olsa.
Her insan hoşlanır, hayatının afişini
Şöyle rengarenk ve yükseklere yapıştırmaktan.
Kim ki hem kurnaz hem de edepsizdir ancak o başarır
Basamak basamak daha yükseklere erişmeyi.
Yukarıda bayağı iyi yapar yapacağını
Ve bırakmaz yanına çıksın başkaları
Onlara gelince, boyunları büküp,
Ta aşağılarda, dökülenleri toplamak düşer ancak.
Sende vurursun hayatım dediğin artığı duvarlara
Sonra zamanın gelir, kazınıp gidersin;
Boynun bükük, toplarsın merdivenini,
Öğrenmişsindir artık öğreneceğini:
Bir yararı yok bu merdivenin,
Fırçayı yiyen hep ben olduktan sonra,
Anlamı yok inip çıkmak için didinmenin,
Kovayı hep ben taşıyacağım nasıl olsa.
Jura Soyfer
Tükçesi: Ahmet Cemal
Üç şey verilir hayat yolunda:
Küçük bir merdiven,
Bir fırça, bir de kova.
Derler ki sonra, böyle bir merdiveni
Herkes yanında taşır;
İnsanlar eşit olduklarından bugüne bugün,
Herkesin yükselme şansı vardır.
Ancak bir düzine yıl geçince
Anlar zavallıcık için iç yüzünü
Bir yararı yok bu merdivenin,
Fırçayı yiyen hep ben olduktan sonra,
Anlamı yok inip çıkmak için didinmenin,
Kovayı hep ben taşıyacağım nasıl olsa.
Her insan hoşlanır, hayatının afişini
Şöyle rengarenk ve yükseklere yapıştırmaktan.
Kim ki hem kurnaz hem de edepsizdir ancak o başarır
Basamak basamak daha yükseklere erişmeyi.
Yukarıda bayağı iyi yapar yapacağını
Ve bırakmaz yanına çıksın başkaları
Onlara gelince, boyunları büküp,
Ta aşağılarda, dökülenleri toplamak düşer ancak.
Sende vurursun hayatım dediğin artığı duvarlara
Sonra zamanın gelir, kazınıp gidersin;
Boynun bükük, toplarsın merdivenini,
Öğrenmişsindir artık öğreneceğini:
Bir yararı yok bu merdivenin,
Fırçayı yiyen hep ben olduktan sonra,
Anlamı yok inip çıkmak için didinmenin,
Kovayı hep ben taşıyacağım nasıl olsa.
Jura Soyfer
Tükçesi: Ahmet Cemal
Sonnet
Büyü hakkınızı bana daha az kullanınız:
Bunu yapmazsanız kaybedersiniz beni.
Bilirim tehlikeyi görmek isterim sizi;
Sevmeye zorlamaktan da hoşlanmam yalnız.
Ama kuşkumu yersiz, nedensiz sanmayınız;
Bir şeyler oluyor içim görür görmez sizi;
Güç katlanmak tutan nice şeye esenliğimi;
Hem sevgiden de fazla bir şey bu şüphesiz.
Yanlış anlamayın: bozgunluğumun şânı.
Salt ele vermemektir bunu bilmelisiniz:
Bilirim büyülerden sıyrılmak sanatını.
Ama ondan kendimi savunamaz olursam
Ne yaparım ah, güzel îris, bilir misiniz?
Teslim olmaktansa kaçıp kurtulurum.
Pierre Corneille
Dünya Edebiyatından Aşk Şiirleri
Varlık Yayınları / 1968
Çeviren: İlhan Berk
ÖNSÖZ
Şiirin çevrilmez olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Bu da şiirin hemen hemen kendisi demek olan biçiminden gelir. Biçimse, gerçekten, çevrilir şey değildir. Nedeni de, biçimin sait onun yaratıcısı olan ozana özgü olmasıdır. Böyle bir şiir, kendi ilkelerini kendi getirdiği için, kendi dışına aktarılamaz. Aktarılan, çoğun, anlamdır. Anlamsa şiiri açmtya, özünü ortaya koymaya yarar. Şiirin yapısına bir şey eklemez. Kısaca, yapıcı bir öğe değildir. öte yandan, anlam bir şiiri çevirirken tutulacak ilk doğru yoldur. Hattâ anlama bağlanıldığı ölçüde iyi bir çeviriye gidilir. Anlamdan uzaklaşmak hiçbir çeviriyi başarıya ulaştırmaz. Ama hepsi o kadar. Çünkü anlam, yaratmanın kendisi değildir. Şiir çevirisinde güçlük bunun için doğrudan doğruya bir yapı kurmaya gelip dayanıyor.
Şiir çevirisine önce bu gözle bakmak gerekiyor.
Öyle sanıyorum ki başarılı çeviriye çevirmen, çevirdiği şiirin yapısına yaklaştığı ölçüde ulaşır. Yapabileceği sanırım budur. Genellikle de bu yapılıyor. Buna, Höldernlin’in, Sophokles; Gerard de Nerval’in, Henri Heine; Mallarmğ’nin, Baudelaire’in Edgar Poe çevirileri örnek olarak gösteriliyor. Kimi çevirmenler, ozanlar (Esra Pound, İtdbert Lowell) yapımn çevrîlmezliğinden hareket ederek,
aslına yaklaşık yapıyı kurmaktan da vazgeçerek özü alıp kendi yapılarım koyma yoluna gidiyorlar. Bunun için olacak, çevirilerine kendi şiirleriymiş gibi bakabiliyorlar. Hakları da yok değil,
Şiiri yapan anlam değildir çünkü. Ben bu çevirilerde birinci yolu, şiirlerin kendi yapılarına en yaklaşık yapıları koyma yolunu seçtim. Bu bana daha doğru göründü. Bunun için şiirlerin asıllannın da karşılıklı olarak basılmasını isterdim. Bunu okuyucunun karşılaştırmasını sağlamak için olduğu kadar, o şiirlere girme olanağını kazanması için de isterdim. Anlamlan dışında kalanlar için bile, görünsel de olsa, bir yararlığı vardır bunun.
İlhan BERK
Bunu yapmazsanız kaybedersiniz beni.
Bilirim tehlikeyi görmek isterim sizi;
Sevmeye zorlamaktan da hoşlanmam yalnız.
Ama kuşkumu yersiz, nedensiz sanmayınız;
Bir şeyler oluyor içim görür görmez sizi;
Güç katlanmak tutan nice şeye esenliğimi;
Hem sevgiden de fazla bir şey bu şüphesiz.
Yanlış anlamayın: bozgunluğumun şânı.
Salt ele vermemektir bunu bilmelisiniz:
Bilirim büyülerden sıyrılmak sanatını.
Ama ondan kendimi savunamaz olursam
Ne yaparım ah, güzel îris, bilir misiniz?
Teslim olmaktansa kaçıp kurtulurum.
Pierre Corneille
Dünya Edebiyatından Aşk Şiirleri
Varlık Yayınları / 1968
Çeviren: İlhan Berk
ÖNSÖZ
"Şiir bir başka dile
çevrilmiyen şeydir."
(E. E. Cummings)
Şiirin çevrilmez olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Bu da şiirin hemen hemen kendisi demek olan biçiminden gelir. Biçimse, gerçekten, çevrilir şey değildir. Nedeni de, biçimin sait onun yaratıcısı olan ozana özgü olmasıdır. Böyle bir şiir, kendi ilkelerini kendi getirdiği için, kendi dışına aktarılamaz. Aktarılan, çoğun, anlamdır. Anlamsa şiiri açmtya, özünü ortaya koymaya yarar. Şiirin yapısına bir şey eklemez. Kısaca, yapıcı bir öğe değildir. öte yandan, anlam bir şiiri çevirirken tutulacak ilk doğru yoldur. Hattâ anlama bağlanıldığı ölçüde iyi bir çeviriye gidilir. Anlamdan uzaklaşmak hiçbir çeviriyi başarıya ulaştırmaz. Ama hepsi o kadar. Çünkü anlam, yaratmanın kendisi değildir. Şiir çevirisinde güçlük bunun için doğrudan doğruya bir yapı kurmaya gelip dayanıyor.
Şiir çevirisine önce bu gözle bakmak gerekiyor.
Öyle sanıyorum ki başarılı çeviriye çevirmen, çevirdiği şiirin yapısına yaklaştığı ölçüde ulaşır. Yapabileceği sanırım budur. Genellikle de bu yapılıyor. Buna, Höldernlin’in, Sophokles; Gerard de Nerval’in, Henri Heine; Mallarmğ’nin, Baudelaire’in Edgar Poe çevirileri örnek olarak gösteriliyor. Kimi çevirmenler, ozanlar (Esra Pound, İtdbert Lowell) yapımn çevrîlmezliğinden hareket ederek,
aslına yaklaşık yapıyı kurmaktan da vazgeçerek özü alıp kendi yapılarım koyma yoluna gidiyorlar. Bunun için olacak, çevirilerine kendi şiirleriymiş gibi bakabiliyorlar. Hakları da yok değil,
Şiiri yapan anlam değildir çünkü. Ben bu çevirilerde birinci yolu, şiirlerin kendi yapılarına en yaklaşık yapıları koyma yolunu seçtim. Bu bana daha doğru göründü. Bunun için şiirlerin asıllannın da karşılıklı olarak basılmasını isterdim. Bunu okuyucunun karşılaştırmasını sağlamak için olduğu kadar, o şiirlere girme olanağını kazanması için de isterdim. Anlamlan dışında kalanlar için bile, görünsel de olsa, bir yararlığı vardır bunun.
İlhan BERK
Sonnet
Eskiden niceleri Bourgueil bahçelerinde,
Adlarını kazdılar ağaçlara sevdiklerinin
Niceleri, yaldızında, yüce tavanlı Louvre’un,
Burunları havada gülüp eğlendiler delice.
N’oldu peki? Şimdi kim biliyor onları, kimse;
Hepsi göçüp gittiler ardısıra birbirinin.
Adlarını bilen yok bakın bugün hiç birinin
Bunlar da yaşadı bir zaman demiyor hiç kimse.
Her şey bu hesap. Marie, Cassandre, siz Helena
Eriyip giderdi o canım tenleriniz toprakta,
— Bir günlüktür saltanatı zambakların, güllerin
Gelip Ronsard, Seine’de ya da sarı Loire’da,
Ölümsüz etmeseydi sizi bu dünyada, acaba
Kim ederdi lâfını sizin de yaşadığınızın.
Jose Maria de Heredia
Çeviri: İlhan Berk
Adlarını kazdılar ağaçlara sevdiklerinin
Niceleri, yaldızında, yüce tavanlı Louvre’un,
Burunları havada gülüp eğlendiler delice.
N’oldu peki? Şimdi kim biliyor onları, kimse;
Hepsi göçüp gittiler ardısıra birbirinin.
Adlarını bilen yok bakın bugün hiç birinin
Bunlar da yaşadı bir zaman demiyor hiç kimse.
Her şey bu hesap. Marie, Cassandre, siz Helena
Eriyip giderdi o canım tenleriniz toprakta,
— Bir günlüktür saltanatı zambakların, güllerin
Gelip Ronsard, Seine’de ya da sarı Loire’da,
Ölümsüz etmeseydi sizi bu dünyada, acaba
Kim ederdi lâfını sizin de yaşadığınızın.
Jose Maria de Heredia
Çeviri: İlhan Berk
Loreley
Bacharach’da bir sarışın kadın vardı
Sevdadan kırar geçirirdi sıradan adamları
Kargısına çağırdı da Piskopos Loreley’i
Güzelliği önünde suçunu bağışlayıverdi
Oy güzel Loreley silme mücevher gözlerin
Kimden bu büyüyü hangi sihirbazdan öğrendin
Gözlerim lânetlendi bu yaşamak taketti
Şöyle bir bakanlar bana kül olup gitti
Alevden benim gözlerim mücevherden değil
Yakın ateşe atın bu büyüyü başka değil
Ey canım Loreley bu ateşlerde yanıyorum ben
Başkası versin cezanı beni büyüledin sen
Piskopos gülecene dua et benim için Meryem’e
Tanrı yardımcın olsun koyver beni ölüme
Uzaklarda bir başka ülkede şimdi sevdalım
Madem hiçbir şeyde gözüm yok ko öleyim
Öyle bitkinim ki beni ölüm paklar ancak
Anladım boşuna iflâh olmam ne yapsam artık
Hep kan ağlıyor yüreğim ah o gideli beri
Hiç sormayın o gün içim nasıl burkuluverdi
Üç atlı getirtti Piskopos üç mızraklı atlı
Manastıra götürün manastıra bu çılgın kadını
Haydi çılgın Loreley yürü bakalım şimdik
Aklar karalar giyeceksin rahibe olacaksın artık
Dördü birden yola düzüldüler dördü sonra da
Nasıl yalvarıyordu yanıyordu gözleri nasıl da
Bırakın beni şövalyeler çıkayım şu dik kayaya
Oradan güzelim şatoma bakajam son bir defa
Şöyle kendimi bir daha görmek için suda
Çeker giderim sonra kızlar dullar manastırına
Dağınık saçlarını yukarılarda uçuruyordu rüzgâr
Loreley Loreley diye bağırıyordu boyuna atlılar
Bir tekne göründü uzakta Rhin üstünde geliyor
îçinde belâlım bir tanem beni gördü çağırıyor
Nedir bu içimdeki sevinç belli o geliyor işte
Şöyle eğileyim derken yuvarlanıverdi nehire
Göreyim derken suda o canım güzelim Loreley’i
Güneşler rengi saçlarını Rhin rengi gözlerini
Guillaume Apollinaire
Çeviri: İlhan Berk
Sevdadan kırar geçirirdi sıradan adamları
Kargısına çağırdı da Piskopos Loreley’i
Güzelliği önünde suçunu bağışlayıverdi
Oy güzel Loreley silme mücevher gözlerin
Kimden bu büyüyü hangi sihirbazdan öğrendin
Gözlerim lânetlendi bu yaşamak taketti
Şöyle bir bakanlar bana kül olup gitti
Alevden benim gözlerim mücevherden değil
Yakın ateşe atın bu büyüyü başka değil
Ey canım Loreley bu ateşlerde yanıyorum ben
Başkası versin cezanı beni büyüledin sen
Piskopos gülecene dua et benim için Meryem’e
Tanrı yardımcın olsun koyver beni ölüme
Uzaklarda bir başka ülkede şimdi sevdalım
Madem hiçbir şeyde gözüm yok ko öleyim
Öyle bitkinim ki beni ölüm paklar ancak
Anladım boşuna iflâh olmam ne yapsam artık
Hep kan ağlıyor yüreğim ah o gideli beri
Hiç sormayın o gün içim nasıl burkuluverdi
Üç atlı getirtti Piskopos üç mızraklı atlı
Manastıra götürün manastıra bu çılgın kadını
Haydi çılgın Loreley yürü bakalım şimdik
Aklar karalar giyeceksin rahibe olacaksın artık
Dördü birden yola düzüldüler dördü sonra da
Nasıl yalvarıyordu yanıyordu gözleri nasıl da
Bırakın beni şövalyeler çıkayım şu dik kayaya
Oradan güzelim şatoma bakajam son bir defa
Şöyle kendimi bir daha görmek için suda
Çeker giderim sonra kızlar dullar manastırına
Dağınık saçlarını yukarılarda uçuruyordu rüzgâr
Loreley Loreley diye bağırıyordu boyuna atlılar
Bir tekne göründü uzakta Rhin üstünde geliyor
îçinde belâlım bir tanem beni gördü çağırıyor
Nedir bu içimdeki sevinç belli o geliyor işte
Şöyle eğileyim derken yuvarlanıverdi nehire
Göreyim derken suda o canım güzelim Loreley’i
Güneşler rengi saçlarını Rhin rengi gözlerini
Guillaume Apollinaire
Çeviri: İlhan Berk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






