29 Eylül 2015

Grili Çocuk II

Gidişi
Bir kış günü, sabah dönüşürken öğleye,
Gittin, griler giyerek ötelere...
Boz idi bulutlar ve bozdular,
Güneşli görünümünü havanın.
Giden sendin, gelenlerden bana ne?
Eski gelmelerin çekildi gerilere,
Bundan böyle, bürünmüş grilere,
Kalacak gözümde gidiş ânın.
Ah çocuk, gri giymeyi de nerden buldun,
Gitmek mi sis rengi giydirdi sana?
Yamaçları sıyırıp göğe ağar gibi,
Akşam karanlığında savrulan kar gibi,
Bu ellerde geç kalmağa korkar gibi,
Gittin çocuk, sislere büründün de.
Ve süreklileşti benim için artık,
Bu kısa bölümü zamanın.

Hüsrev Hatemi

Gül Olmak Külleşmeye Hazırlıktır

Firak çakmaktaşından doğan kıvılcım,
Değdiğinde sevdanın kavına...
Fesleğen yerine gül bitebilir,
Gül yerine fesleğen de...

Sevda okunun keskin ucu,
Saplandığında yüreğe, yani avına
Ateş renkli bir gül kesilirdi;
Ateş en iyi kavuşturucudur...

Halbuki, sükûn idi Onun yoldaşı
Itır, onu saran bir bulut...
Deryâ ise derinliğinde berdevâm,
Of çocuk neden uzaklaştın sen?

Fakat, işte, şimdi hemen söyle neden?
Füsun ve hüsün, onun çağrışımlarıydı
Gül olmak, külleşmeye hazırlıktır
Külleşmek, acıların dinişi.

Hüsrev Hatemi

Rüzgara Yazdım Adını

Adını, vadilerin cemresinde
yolunu yitirmiş sulara yazdım
Saçlarına kırağı düşmüş ovalara
Göçmen kuşların konağı ovalara
Rüzgara yazdım bir de...

Seni o rüzgar getirdi bana

Gördüm seni bir daha
gençliğimin ilkçağının
gözleriyle gördüğüm gibi...

O yıllarda da böyle miydi
dudaklarının ve ağzının iklimi
kirpiklerinin karası
alnının serin serinliği
saçlarının ilkbaharı?

Yüreğimde aşkın ve yarası...

Yüreğim çarpardı

Ben çarpardım yüreğimi
çıkmaz ve ara sokaklara

Denizlerin tuzuna
gurbetlerin hüznüne
hüzünlerin sılasına...

Gözlerin,gözlerindi melhem
yüreğimin yarasına...

Alıp gitmek vardı seni o an
'Bana bir şiir oku' dediğinde

Alıp gitmeliydim seni...

Bedeni haritalardan silinmiş
bir park kanepesinde oturur
başımı omuzuna koyardım
sana şiirler okurdum

Senin şiirini okurdum

Gökyüzünün en karanlık gecesinden
en aydınlık yıldızını çalar
ve kalbinin üzerine koyardım

O yıldızın aydınlığı ile aydınlanırdı
senin geçmişin ve benim geleceğim

O yıldızın aydınlığıyla
sana sevdalar biçerdim
bana karasevdalar...

Sana sevinçler ve bana hüzünler...

Ah, geçmişimin hatırasından
hatırıma bir daha gelen sevgili

Kalbimin hangi kuytusunda
saklamalıyım şimdi seni?

Hangi vadilerin rüzgarına
yazmalıyım adını ve aşkını?

Hangi rüzgarın elvedasına...

Çık gel şimdi nasıl gelirsen gel
ben beklemedeyim

Bir telefonun sessiz teline
bir mektubun puluna değil
rüzgarlara yazdım adını...

Rüzgarla bekliyorum seni...


Refik Durbaş

Şiir

Tertemiz, geldi önce
Masumiyete bürünmüş;
Severdim onu bir çocuk gibi.

Büründü sonra başka şeylere,
Ne bileyim ben süslenip püslendi işte;
Kendisinden tiksinmeye başladığımı bilmeden.

Bir kraliçe oldu
Hazineleri göz alıcı...
Öfkesi sert ve delice!

...Çıkardı büründüklerini sonra
Ben de gülümsüyordum ona artık

Eski masumiyetinden kalma
Şaldan başka bir şey yoktu üstünde.
İnandım ona yeniden!

Çırçıplak kalmak için sonunda
Şalı da attı sırtından...
Ey yaşamımın tutkusu, Şiir,
Çırçıplak şiir, benimsin sonsuza kadar!


Juan Ramon Jimenez
Çeviri: Eray Canberk

Ölü Çocuklara Ninni

Ah, bulur mu yeni bir kucak
sizden yerde kalan oyuncak,

gömleğiniz üşümez mi, loş
köşelerde sessiz, içi boş

n'eyler, ah çocuklar, yalınız
topunuzla ayakkabınız,

ya cebinizde kalan şeyler,
az bir sicim, kırık bir şeker,

saçınızdan kayan kurdele
sizi en son okşayan ele?

Bunlar işte benim tek varım,
hergün alır alır okşarım,

öperim göğüs geçirerek,
yanağıma sürerim tek tek;

ah çocuklar, hayıflanmayın,
kendinizi yanımda sayın...

Saçlarını bir güzel ördüm
bozduğunuz bebeklerin tüm,

diktim özenle mini mini
yırtık ya da söküklerini;

iç çekmeyin çocuklar, susun,
hepsi derin derin uyusun...

Boyadım sizin yerinize
yüzlerce kuş defterinize,

sizin sesinizle şakırlar,
aynı gülüş onlarda da var,

yüzleri hep sizin yüzünüz,
ses etmeyin, ürkütürsünüz...

Onardım inceden inceye
trenleri işleyinceye

vapurları yüzünceye dek,
arkalarından üfleyerek;

ah çocuklar, üflemeyin siz,
birdenbire kabarır deniz.

Çemberiniz koşuyor yine
boş arsada kendi kendine,

uçurtmanız gökte sarı mor
pır pır ipildeyip uçuyor,

ilişmeyin çocuklar sakın,
oldukları yerde bırakın.

Topacınız dönüp durmada
şu dönmesi bitmiş dünyada,

sallanıyor yine bir çıplak
dalda usul usul salıncak;

hep böyle gidip gelse gerek
çocuklar siz dönünceye dek.

Göz göz olmuş bakıyor ıssız
bir köşeden zıpzıplarınız,

koşuyor gölgeniz sokakta
binmiş de bir değnekten ata

oynarken sessiz iki ağaç
karanlık avluda saklambaç

ve ay, çenesinde elleri,
seyrederken uzak bir yeri...

Bir şeyler arar gibisiniz
bir körebe oyununda siz,

alnınızda ah gündüz gece
o gözbağı kalsın öylece;

ah çocuklar ilerlemeyin,
önünüzde kuyu var, derin...

Ah çocuklar uyuyun artık,
başınızı okşar karanlık,

durur durur öper o dalgın
yüzünüzden, kımıldamayın.

Örtü örttüm üzerinize
ışık düşmesin diye size,

üşümesin diye göğsünüz
serincene başlayınca güz,

dağıtmasın diye çocuklar
saçınızı gizli bir rüzgâr;

mışıl mışıl uyuyun işte
siz bu geleceksiz geçmişte,

bir sürü tavşan, bir sürü kuş
gelmiş, yanınıza doluşmuş,

seyrederler başından beri
yüzünüze konan düşleri.


Sait Maden

Şair Herkes İçin Söyler Türküsünü

I.
İşte herkes orda, bakarsın geçişlerine.
Nasıl can atarsın, aralarına karışmak tanımak için onları.
Yüreğindeki çılgın kasırgadır çıldırtan seni.
Acının depreştirdiği kalabalık,
içine işlemiş susku,
ha deyip karar verirsin. İşte, geçiyorlar.
Herkes. Çocuklar ve kadınlar. Durmuş oturmuş erkekler bile.
Acı apaçık bakışlarında.
Ve bir tek kalabalık, tek bir varlık gibi geçer.
Ve sen, daralmış yüreğin, tek başına kalan acının kudurganlığıyla,
son bir çabayla kalabalığa karışırsın.
Kendini bulursun, kendini tanırsın böylece.
Dingin dalgalara bırakıp kendini, ağır ağır açılırsın.
Yumuşak itişlerle gidersin,yumuşacık sallanışlarla.
Ve yoğun bir mırıltı duyarsın, alçak sesle söylenen bir ilahiyi andıran.
Binlerce yürek tek bir yürekte çarpar, sürükler seni.



II.
Seni sürükleyen tek bir yürektir. El etek çeker
kendi acın, daralmış yüreğin ferahlar.
Tek bir yürek olursun, şakaklarında duyarsın atışını,
seni sarar, göğsünü kabartır,
yürüdükçe güç verir kollarına.
Ve eğer dikelirsen, bir an yükseltirsen sesini,
bilirsin ki bir türküdür söylediğin,
karanlık ve uçsuz bucaksız bütün bedenlerin derininden kopup gelen
aydınlıktır bu
ve bedenlerde, ruhlarda senin haykırışınla borcunu ödeyendir,
sana destek olanların sesidir, içinde sen de varsın,
senin sesin, şaşırarak kendini tanıdığın güçlü ve gerçek ses.
Darmadağın olmuş yüreklerin sesidir bu, gırtlağından fışkırıp gökleri
saran ses, sade ve açık.



III.
Herkes için yükselir bu ses, bak bütün insanlığın kulağı sende.
Kendilerini duyarlar, kendilerini bulurlar bir tek seste.
Söylediğin türkünün gücü kuvveti onlardır, bir ırmak gibidirler.
Irmağın dalgalarına karıştın, dağılır gibi, insanları birbirine bağladın.
İşte onları sürükleyen ses, titreşir ve bir yol gibi uzar.
İnsanların adımları üstünden geçer onun, onlar
çiğner ve bedenlerinden izler bırakırlar.
Ses dağılır, verir kendini ve kalabalık akar, akar,
yüreğe ulaşır, bir yoldur bu, bir dağ gibi.
Tepeye kadar varır. Güneşin rengi alınlarda solar.
Herkes türkü söylemeye koyulur aydınlık zirvede.
Sesin onların sesi, ortak ve yüce.
Ve kuvvetin ve gerçeğin maviliği
yankılar insanların sesini. Görkemle.


Vicente Aleixandre
Çeviri:  Aydın Hatipoğlu - Eray Canberk

Çıplak Bir Kıza

Nasıl da tatlı tatlı bakıyor bana-
sen siyah gözlü kız!
Köpürüp akan ırmağın kıyısından
açıkça seçiyorum yeşillerle uyumlu
      çizgilerini.
Otları dağlayan alevler gibi bir çıplaklık
      değil bu,
ne de küllerin habercisi bir köz sıçrayıp
      parçalanan,
daha çok, oraya sessizce yerleştirilmiş,
      sabahın
en körpe çuhaçiçeğisin sen, bir solukta
      yetkinleşen.
Esintiyle sallanan çuhaçiçeğinin serin imgesi.
Gizli, el değmemiş çimenden bir döşeği var
      gövdenin
kenarları dingin akan bir ırmak gibi.

Uzanmış yatıyorsun ve koyaklarda esen
      yellerin
bestelediği bir türküyü söylüyor sevimli
      çıplaklığın.
Ey ezgilerin kızı, nice incelikle
      sunulan
Ve orada, o uzak kıyıda kabul edilmeyen
      armağan.
Azgın dalgalar giriyor araya, ayırıyor
      seni benden,
tükenmek bilmeyen tatlı isteğim, mutluluğun bağı,
göksel bir yıldız gibi otlarda serili
      yatan gövde.


Vicente  Aleixandre
Çeviri: Cevat Çapan