Senin alnın sıcak bir öpücükten çok
serin bir secdeye susuz.
Çünkü biliyorsun
İstanbul'dan senin üstüne yıkılan
tırnakları bazı uzun kadınlar oldu.
Eşarplarında tanımadığın renkler olan kadınlar oldu.
yemeksepeti.com, fiyonk makarna ve peynirli yumurta
halılardan alnına yapışan tozlar, sağlıksız mutfaklar
ama en çok da alnına yapışan tozlar, seccadesiz secdeler
kapıcı aidatı ve adsl'deki bağlantı sorunları.
Bir yaprağın çiçeğinden koparılmamış halini düşlemekti senin için
bir secdeyi yaratma anı.
İstanbul'dan senin üstüne zikir halkaları yıkıldı sonra
Chp kadın kolları, Kadıköy barlar sokağı, İslamcı kafeler
Cumartesiler yıkıldı, gece bir yerde olmanın suçluluk duygusu
başka bir gece başka bir yerde olmanın huzuru
Pazartesiler zaten yıkıntı.
Ama senin üzerine en çok dostluklardan neler beklediğin yıkıldı
Bir tribündeki elli bin yumruktan biri oldu yumruğun
Ki senin yaşadığının özeti yiğidim
yumruğunu çoğu zaman çözük tutmandı.
İstanbul'dan senin üzerine sarışınlık yıkıldı, geniş omuzlar
Baka baka bitirdikleri bir yüz yıkıldı, namazla diriliş konferansları
Eyvallah diyen bir İslamcı ağzın haz doğuran kıvrımları
Eve geç dönerken ilgisiz kaldığın pantolonların, kaçırılmış vakit namazları
Filistin'e destek yürüyüşleri, iyi niyetli adamların her kötü yaptıkları
yalnız senin, yine senin, gümbür gümbür senin üstüne yıkıldı.
İstanbul'dan senin üstüne Barbaros bulvarı, akbil kuyrukları
Valide Sultan'ın bankları, Üsküdar beşiktaş motorları.
Gözleri içeriye bakıyormuş gibi derin kürt kızları.
Masada başbaşa kaldığın, gözlerinin içine içine baktığın
elli çaylık adisyon kağıtları
da bazen senin üstüne yıkıldı.
Bir şiiri bitirme anı, başka bir şiire başlayamama anı
Amfi salonları, termodinamik ve mukavemet
İstanbul'dan senin üstüne yıkıldı.
İstanbul'dan senin üstüne masada unutulmuş çakmaklar
Dernek toplantıları, bayırlar ve ogün samast
Fenerbahçe'nin yediği bütün goller ve
Kahvaltıda poğaça yemeyi reddetmekten aldığın lüks duygusu yıkıldı.
Ece Ayhan'ın mektupları, Turgut Uyar'ın kıskançlıkları
Cemal Süreya'nın kadınları, ambulans sirenleri
Sahurla sürekli birleşen Ramazan akşamları
Aç uyumanın gurbet demek olduğu
İstanbul'dan senin üstüne yıkıldı.
Üzerine iki rekat şiir kılındı.
Murat Sözer
İtibar / Ağustos 2012
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
21 Nisan 2016
20 Nisan 2016
Mecnun İle Leyla
Bir gün Mecnun sevinç içinde
Oturmuştu bir binanın dibinde
Bir duvar vardı; yapılmış alçıyla
Leyla ile Mecnun oturmuştu orada
Zarif biri diyordu: Bir ömür koştum
Sonunda ikisini bir arada gördüm
Yoksa şimdi ben düş mü görüyorum?,
Baş başa oturmuş Leyla ile Mecnun
İkisini böyle yan yana kim görmüş?
Allah'ım; dünyada bu yüceliği kim görmüş?
İlâhînâme / Ferîdüddîn Attâr
Ayrıntı Yayınları
Çeviri: Mehmet Kanar
Oturmuştu bir binanın dibinde
Bir duvar vardı; yapılmış alçıyla
Leyla ile Mecnun oturmuştu orada
Zarif biri diyordu: Bir ömür koştum
Sonunda ikisini bir arada gördüm
Yoksa şimdi ben düş mü görüyorum?,
Baş başa oturmuş Leyla ile Mecnun
İkisini böyle yan yana kim görmüş?
Allah'ım; dünyada bu yüceliği kim görmüş?
İlâhînâme / Ferîdüddîn Attâr
Ayrıntı Yayınları
Çeviri: Mehmet Kanar
19 Nisan 2016
Geriye ne kalacak bu yaşamdan
Bazen düşünüp duruyorum
Niye dağlarda değilim
Sırt üstü uzandığımda bir taşa kayaya
Ciğerime dolan çiçek kokuları
Bir kelebeğin neşeli uçuşu
Karıncaların ayak sesleri birazdan
Kınalının ötüşü uzaktan
Toprağın ağacın rüzgarın kokusu
Berrak bir pınarın avucumdaki hissi
İstediğini yapabilmek hür olmak
Akılda kalan kokular sesler
Geriye ne kalacak bu yaşamdan
Bir kaç resim biraz nefes
Belki de,,
İki söz, bir kaç cümle
Kaan Otçu / Bir odadan...
14 temmuz 2015
Niye dağlarda değilim
Sırt üstü uzandığımda bir taşa kayaya
Ciğerime dolan çiçek kokuları
Bir kelebeğin neşeli uçuşu
Karıncaların ayak sesleri birazdan
Kınalının ötüşü uzaktan
Toprağın ağacın rüzgarın kokusu
Berrak bir pınarın avucumdaki hissi
İstediğini yapabilmek hür olmak
Akılda kalan kokular sesler
Geriye ne kalacak bu yaşamdan
Bir kaç resim biraz nefes
Belki de,,
İki söz, bir kaç cümle
Kaan Otçu / Bir odadan...
14 temmuz 2015
Ah ah, şimdi seksen olmak vardı!
Doktor Yalom, sizden bir görüşme rica ediyorum. İlhamını yitirmiş, artık yazamayan bir yazarla konuşmak isteyip istemeyeceğinizi sormak istedim.
Paul Andrews'un bana gönderdiği bu e-postayla igimi çekmeue çalıştığına şüphe yoktu. Başarmıştı da. Ben bir yazar olduğum için ona sırt çevirmem söz konusu olamazdı. İlham meselesine gelince, bu tür bir talihsizlik bana henüz uğramadığı için kendimi şamslı atfediyorum.
Paul'e yardımcı olmaya oldukça hevesliydim. On gün sonra Paul randevusuna geldiğinde görünüşü beni hayrete düşürdü. Nedense kıpır kıpır, biraz perişan, orta yaşlı bir yazar bekliyordum. Oysa karşımda yüzü kırış kırış olmuş ihtiyar bir adam duruyordu ve öylesine kamburdu ki yerdeki karoları yakından incelemeye çalışıyor gibiydi.
Odama yavaş adımlarla girerken nasıl olup da Russian Hill'in yokuşlarını aşıp ofisime varabildiğini merak ettim. Her adımında eklemlerinin çıtırtısını duyar gibi oluyordum. İyice eskimiş çantasını elinden aldım, koluna girdim ve koltuğa kadar ona eşlik ettim.
- "Sağ ol, sağ ol genç adam. Kaç yaşındasın sen?"
"Seksen," diye yanıtladım.
- "Ah ah, şimdi seksen olmak vardı!"
"Peki ya siz? Siz kaç yaşındasınız?"
- "Seksen dört, Evet, aynen öyle, seksen dört. Hiç inandırıcı gelmediğine eminim. Arkadaşlarım otuzlarımda gösterdiğimi söyler”
Ona dikkaetle baktım. Bir an göz göze geldik. Muzip bakışlarından ve dudağında hazır bekleyen gülümsemesinden etkilenmiştim. Sessizce bakıştığımız birkaç saniye boyunca aramızda bir tür ihtiyar yoldaşlığı olduğunu hissettim. Sanki sisli bir gecede, bir gemi güvertesinde sohbete dalan ve aynı mahallede büyüdüğünü fark eden iki yolcu gibiydik.
Irwin D. Yalom
Günübirlik Hayatlar /Pegasus Kitap
Paul Andrews
Paul Andrews'un bana gönderdiği bu e-postayla igimi çekmeue çalıştığına şüphe yoktu. Başarmıştı da. Ben bir yazar olduğum için ona sırt çevirmem söz konusu olamazdı. İlham meselesine gelince, bu tür bir talihsizlik bana henüz uğramadığı için kendimi şamslı atfediyorum.
Paul'e yardımcı olmaya oldukça hevesliydim. On gün sonra Paul randevusuna geldiğinde görünüşü beni hayrete düşürdü. Nedense kıpır kıpır, biraz perişan, orta yaşlı bir yazar bekliyordum. Oysa karşımda yüzü kırış kırış olmuş ihtiyar bir adam duruyordu ve öylesine kamburdu ki yerdeki karoları yakından incelemeye çalışıyor gibiydi.
Odama yavaş adımlarla girerken nasıl olup da Russian Hill'in yokuşlarını aşıp ofisime varabildiğini merak ettim. Her adımında eklemlerinin çıtırtısını duyar gibi oluyordum. İyice eskimiş çantasını elinden aldım, koluna girdim ve koltuğa kadar ona eşlik ettim.
- "Sağ ol, sağ ol genç adam. Kaç yaşındasın sen?"
"Seksen," diye yanıtladım.
- "Ah ah, şimdi seksen olmak vardı!"
"Peki ya siz? Siz kaç yaşındasınız?"
- "Seksen dört, Evet, aynen öyle, seksen dört. Hiç inandırıcı gelmediğine eminim. Arkadaşlarım otuzlarımda gösterdiğimi söyler”
Ona dikkaetle baktım. Bir an göz göze geldik. Muzip bakışlarından ve dudağında hazır bekleyen gülümsemesinden etkilenmiştim. Sessizce bakıştığımız birkaç saniye boyunca aramızda bir tür ihtiyar yoldaşlığı olduğunu hissettim. Sanki sisli bir gecede, bir gemi güvertesinde sohbete dalan ve aynı mahallede büyüdüğünü fark eden iki yolcu gibiydik.
Irwin D. Yalom
Günübirlik Hayatlar /Pegasus Kitap
Kara deliklerin çarpışmasından sana ne?
Kısa bir süre önce, ABD’nin Washington ve Louisiana eyaletlerinde bulunan iki gözlem evi, uzayın akla kafa tutan uzaklıklarındaki bir galakside bir patlama tespit etti.
Bilimciler, patlamaya, her birinin kütlesi Güneş’ten otuz misli büyük iki kara deliğin çarpışmasının neden olduğunu açıkladılar.
İnfilak, bir saniyeden az bir süre içinde kainatta bulunan trilyonlarca yıldızın sahip olduğu enerjiden daha fazla enerji salıverdi.
O kadar büyüktü ki, yarattığı kütle çekimsel dalgalar patlamanın bulunduğu yerden 1,3 milyar ışık yılı uzaklıkta olan Dünya’da bile tespit edilebildi.
Sonsuzluğun içinde bir yerlerde dönüp duran gezegende insan neden bunu görev edindi? Benim için kara deliklerin çarpışmasının faydası aklıma yeniden bu soruyu getirmesi oldu
(Bunu iyice kavramaya çalışıyorum: Işık saniyede yaklaşık 300 bin kilometre hızla seyahat ettiğine göre patlamanın olduğu yerden dünyamıza ulaşabilmesi için bir milyar üç yüz milyon yıl yolculuk yapması gerekir. Bu mesafe uzak mı yakın mı bile belli değil çünkü kainatın ne kadar büyük olduğu bilinmiyor.)
Kara delik uzayda bir yerdir. Orada çekim gücü o kadar güçlüdür ki ışık bile içinden kurtulamaz.
Çekim gücünün bu kadar güçlü olmasının nedeni kara delikte maddenin minik bir alana sıkışmış olmasıdır. Buna bir yıldızın ölüyor olması neden olabilir.
Kara deliklerden ışık sızmadığı için gözle görülmeleri mümkün değildir. Varlıkları ancak özel donanımlı uzay teleskopları tarafından tespit edilebilir.
Bu da şöyle olur: Kara deliklerin çok yakınında bulunan yıldızlar bulunmayanlardan daha değişik bir biçimde hareket ederler. Uzay teleskoplarının özel donanımları bu hareketleri yakalayarak bir kara deliğin varlığını haber verir.
Kara delikler ufak veya büyük olabilir.
En ufak kara delikler bir atom büyüklüğündedirler ama bu kadar küçük olmalarına rağmen ihtiva ettikleri maddenin toplamı bir dağ kadar büyüktür.
Devasa kara delikler bir milyon güneş büyüklüğünden büyüktür.
Çevresindeki her şeyi içine çeken kara deliklerin Dünya’yı yutması mümkün değildir. Çünkü Güneş Sistemi’nin yakınlarında böyle bir delik bulunmamaktadır.
Bunları öğrendikten sonra arkadaşıma döndüm ve “Dünya’dan 1,3 milyar ışık yılı uzaklıkta çarpışan iki kara delik bir saniyeden az bir zaman içerisinde kainatta bulunan milyarlarca yıldızdan daha fazla enerji salıvermiş. Bu da kainatı meydana getiren büyük patlamadan sonra meydana gelen en büyük patlama imiş. Ne diyorsun?” diye sordum.
Bir saniye bile tereddüt etmeden “Bu ne işimize yarayacak?” diye karşılık verdi.
Ne cevap beklediğimi bilmiyordum. Ama bu cevabı beklemiyordum. Düşünceye daldım. Gerçekten. Bu bilgi ne işe yarardı?
*
Güneş batarken, bunu düşünerek bahçeye çıktığımda bir portakal yaprağının üstünde bir arı gözüme çarptı. Başımı yaklaştırdım ve ona baktım. İri, parlak bir bal arısıydı. Kaçmadı.
Bir insan yanlarına yaklaştığında yabani yaratıklar eğer kaçmazlarsa ya ölüdürler ya da ölüme yakındırlar.
Parmağımı hafifçe arıya dokundurdum. Biraz hareket etti ama uçmadı.
Bu arı bir daha evine dönmeyecekti.
Belki üstünde yaşadığımız gezegen sonsuz karanlıklarda ışıkları yanan tek gemidir. İnsan bu geminin kaptanıdır ama tercih ettiği görev gemiyi sağ salim bir yerden başka bir yere götürmek değil batırmaktır
Dünya ile çarpışan iki kara delik arasındaki trilyonlarca gök cisminde canlılar var mı? Belki yoktur. Belki gerisi ışık ve gürültüden ibarettir. Belki üstünde yaşadığımız gezegen sonsuz karanlıklarda ışıkları yanan tek gemidir.
İnsan bu geminin kaptanıdır ama tercih ettiği görev gemiyi sağ salim bir yerden başka bir yere götürmek değil batırmaktır.
İnsan, çevresini harap eden, hemcinsleri dahil, yörüngesine yaklaşan canlıları yok eden bir kara deliktir.
Sonsuzluğun içinde bir yerlerde dönüp duran gezegende insan neden bunu görev edindi?
Benim için kara deliklerin çarpışmasının faydası aklıma yeniden bu soruyu getirmesi oldu.
Metin Münir
Bilimciler, patlamaya, her birinin kütlesi Güneş’ten otuz misli büyük iki kara deliğin çarpışmasının neden olduğunu açıkladılar.
İnfilak, bir saniyeden az bir süre içinde kainatta bulunan trilyonlarca yıldızın sahip olduğu enerjiden daha fazla enerji salıverdi.
O kadar büyüktü ki, yarattığı kütle çekimsel dalgalar patlamanın bulunduğu yerden 1,3 milyar ışık yılı uzaklıkta olan Dünya’da bile tespit edilebildi.
Sonsuzluğun içinde bir yerlerde dönüp duran gezegende insan neden bunu görev edindi? Benim için kara deliklerin çarpışmasının faydası aklıma yeniden bu soruyu getirmesi oldu
(Bunu iyice kavramaya çalışıyorum: Işık saniyede yaklaşık 300 bin kilometre hızla seyahat ettiğine göre patlamanın olduğu yerden dünyamıza ulaşabilmesi için bir milyar üç yüz milyon yıl yolculuk yapması gerekir. Bu mesafe uzak mı yakın mı bile belli değil çünkü kainatın ne kadar büyük olduğu bilinmiyor.)
Kara delik uzayda bir yerdir. Orada çekim gücü o kadar güçlüdür ki ışık bile içinden kurtulamaz.
Çekim gücünün bu kadar güçlü olmasının nedeni kara delikte maddenin minik bir alana sıkışmış olmasıdır. Buna bir yıldızın ölüyor olması neden olabilir.
Kara deliklerden ışık sızmadığı için gözle görülmeleri mümkün değildir. Varlıkları ancak özel donanımlı uzay teleskopları tarafından tespit edilebilir.
Bu da şöyle olur: Kara deliklerin çok yakınında bulunan yıldızlar bulunmayanlardan daha değişik bir biçimde hareket ederler. Uzay teleskoplarının özel donanımları bu hareketleri yakalayarak bir kara deliğin varlığını haber verir.
Kara delikler ufak veya büyük olabilir.
En ufak kara delikler bir atom büyüklüğündedirler ama bu kadar küçük olmalarına rağmen ihtiva ettikleri maddenin toplamı bir dağ kadar büyüktür.
Devasa kara delikler bir milyon güneş büyüklüğünden büyüktür.
Çevresindeki her şeyi içine çeken kara deliklerin Dünya’yı yutması mümkün değildir. Çünkü Güneş Sistemi’nin yakınlarında böyle bir delik bulunmamaktadır.
Bunları öğrendikten sonra arkadaşıma döndüm ve “Dünya’dan 1,3 milyar ışık yılı uzaklıkta çarpışan iki kara delik bir saniyeden az bir zaman içerisinde kainatta bulunan milyarlarca yıldızdan daha fazla enerji salıvermiş. Bu da kainatı meydana getiren büyük patlamadan sonra meydana gelen en büyük patlama imiş. Ne diyorsun?” diye sordum.
Bir saniye bile tereddüt etmeden “Bu ne işimize yarayacak?” diye karşılık verdi.
Ne cevap beklediğimi bilmiyordum. Ama bu cevabı beklemiyordum. Düşünceye daldım. Gerçekten. Bu bilgi ne işe yarardı?
*
Güneş batarken, bunu düşünerek bahçeye çıktığımda bir portakal yaprağının üstünde bir arı gözüme çarptı. Başımı yaklaştırdım ve ona baktım. İri, parlak bir bal arısıydı. Kaçmadı.
Bir insan yanlarına yaklaştığında yabani yaratıklar eğer kaçmazlarsa ya ölüdürler ya da ölüme yakındırlar.
Parmağımı hafifçe arıya dokundurdum. Biraz hareket etti ama uçmadı.
Bu arı bir daha evine dönmeyecekti.
Belki üstünde yaşadığımız gezegen sonsuz karanlıklarda ışıkları yanan tek gemidir. İnsan bu geminin kaptanıdır ama tercih ettiği görev gemiyi sağ salim bir yerden başka bir yere götürmek değil batırmaktır
Dünya ile çarpışan iki kara delik arasındaki trilyonlarca gök cisminde canlılar var mı? Belki yoktur. Belki gerisi ışık ve gürültüden ibarettir. Belki üstünde yaşadığımız gezegen sonsuz karanlıklarda ışıkları yanan tek gemidir.
İnsan bu geminin kaptanıdır ama tercih ettiği görev gemiyi sağ salim bir yerden başka bir yere götürmek değil batırmaktır.
İnsan, çevresini harap eden, hemcinsleri dahil, yörüngesine yaklaşan canlıları yok eden bir kara deliktir.
Sonsuzluğun içinde bir yerlerde dönüp duran gezegende insan neden bunu görev edindi?
Benim için kara deliklerin çarpışmasının faydası aklıma yeniden bu soruyu getirmesi oldu.
Metin Münir
12 Nisan 2016
Hep boşa, boşluğa çektim kürekleri
Bir yanı kırpılmış umutlarım, boyuna hayal kırıklıklarım var elimde.. kime dönsem ağlamaklı, üzgün kırgın.. ya ben?
Hep boşa, boşluğa çektim kürekleri. Sonunda en dibi bulmak var, biliyorum, yine de gidiyorum.
Hep boşa, boşluğa çektim kürekleri. Sonunda en dibi bulmak var, biliyorum, yine de gidiyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






