15 Mayıs 2016

Tahmis-i Rüşdî

Çarh-ı dehri ey gönül aldanma dolabdır döner
Bir hevâ-yı gaflete tâbi' olan bâbdır döner

Bâd u gam önüne düşmüş ayn-ı hîzâbdır döner
Cerr ider bir gün vücûdun girme girdâbdır döner

Ademi yardan atub elbette kizzâbdır döner.

**

Kemend-i riştesi habl-i belâ dâm-ı kesel çıktı
Vefâsın umduğum beyhûde vü tûl-i emel çıktı.

Vücûdum sandığım bir sûret-i darb-ı mesel çıktı
Hayât-ı âbı deyû el sunduğum çam ecel çıktı

Ne şüphe menzil-i me'vâ olur câh-ı adem bir gün

**

Tîşe-i gamdır keser ömrün hemişe dalını
Sanma ruhsattır anın bu hîle-i imhâlini

Pür zevaldir dediler ehl-i ukûl ikbâlini
Kâmil idrâk eyledi gördü sebak ahvâlini

Anladı bu kez rûy-i kezzâb-ı ahcâbdır döner.

**

Rüşdiyâ deryâb-ı ezdil mâcerâyı âlemi
Görmüşem bunca nebî mürsel velîler hoşdemi

Âsiyâb-ı dehrin elbet hâk ider her Âdemi
Gör tedârik vaktidir aldanmayub pîş ü kemi

Ruhsatı fevt itme kim bir emr-i nâyâbdır döner.

**

Gözün aç can kulağın tut nokta-i dilde it perçin
Ne senden kimse incinsin veyâ sen kimseden incin.


Süleyman Rüşdî

Kelebek Etkisi

Çok şehirden geçerim de
Senin şehrine gelince durur kalbim
Adının harflerince türküler tuttururum
Sen bilmezsin içimde binlerce kuş adını cıvıldar
Ağaçlara salıncak kurmak geçer içimden
İçimi seninle doldurup göğe dokunasım gelir.

Bilir misin ben bir kelebeğin kalbiyim
Sen nefes aldıkça kanatlarım tüllenir aşkınla.
Üç günlük ömrümün dördüncü gününe de seni yazmış Yaradan.

Sen kanatlarımı tutunca
Denizler kabarır içimde
Kuytularında saklı çocuğu görür
Ansızın annen olurum
On iki yaşına giderim senin.
Baban olurum.
Çocuk gözlerinden sarılırım sana
Kirpiğinin aralığından içini severim.
Kar yağan omuz başlarını öperim
Sonra tutarım elinden parka götürürüm seni
Salıncak kurarız ağaçlara
İçimi seninle doldurup göğe dokunasım gelir.

Yüreğimi yüreğine dayayınca
İçimde binlerce kuş adını cıvıldar
Adının harflerince şiirler okurum
Senin şehrinde duran kalbimi
Avuçlarına bırakırım.

İçinle  içim ısınır.
Sevgilim…
Oğlum…
Babam…
Ben bu koca şehri
kanatlarıma yükledim de geldim kalbine.

Liya Zerya

14 Mayıs 2016

Gölgelik

Ağaçlar şarkısını döktü Boncuk Hanım
Bahçelerin duası ölüm üzerine nicedir
Deniz çekildi çekildi, buğday başağı bir çocuk
Harman yerlerinde köpüklenip duruyor
On parmağın gösterdiği güneşler
Çatılarda bir yoksulluk ürpertisi
Islık çalan kirpiklerde yıldız tozları
Puhu kuşlarından bir yatakta uzaklar
Yorgunlukla sürmelenmiş bir rüya şimdi
Bir kandil soluğu gökyüzünde rüzgâr.

Önce Ömür diyorum, sonra Hayal
Sonra sonsuz karlar içinde bir nar
Bir adam her gün biraz daha ölüyor
Gövdesi ağardıkça canı heves yarası
Ağzı geçikmiş zamanlardan bir kuyu
Rodos gülünü örtünmemiş üstüne
Limon çiçeklerine mahcup
Varsa yoksa gülhatmilerden bir yoksul harf
Kimi sevse gözlerinin bebeğinde o çığlık:
“Dinle imdi sen o zarı arı inler bal içinde.”*

Dünya aklında tutmaz kimseyi sürmelim
Benim, sevgilim diye diye çırpındığın
Senin, huzur diye unuttuğun
Ne varsa gövdemizde tüten
-Bir karabatak sulara dalıp dalıp çıkıyor-
Bir yasemin kokusu kadar sürmez hükmü
Tanrının can bulduğu bu gölgelikte…

Şükrü Erbaş
2014
-pervane-

* Pir Sultan Abdal…

13 Mayıs 2016

Kuğular

Suda yorgun, muzî tecelliler
Ediyor bir takarrübü ifşâ:

Kuğular, leyl içinde, sîne-küşâ
Geliyor, gözlerinde mestîler;
Sanki mahmul-ihande keştîler
Ki olunmuş nücûmdan inşâ...

Ahmet Hâşim


KUĞULAR

Suda yorgun, ışıklı görünüşler
Bir yaklaşmayı açığa vuruyor:

Kuğular, gece içinde, göğüs bağır açık
Geliyor, gözlerinde sarhoşluklar;
Yıldızlardan yapılmış
Gülümseme yüklü gemiler gibi...

Ahmet Hâşim
(Çeviren: Asım Bezirci)

Sürûd-ı Emel

                                                          -Yine gülerken

Güldün; şeb-i şi’rimde bütün şi’r ü emeller
Pür-hande, pür-aheng ü pür-âvâz döküldü;
Mehtâb ü ziyâ, fecr ü şafak, nûr döküldü
Reyyân-ı emel, mest-i hafâ... şûh u münevver...

Güldün; şafak-ı şi’rime altınlı ziyâlar
Bir ufk-ı ezelden gülerek şimdi saçıldı;
Güldün güzelim, rûhuma handân ü müzehher
Gül-hande-i tâbân-ı lebin şimdi saçıldı...

Güldün; gülerek, güldü bütün şi’r ü hayâlim
Güldükçe, hayâtım gülecek hep ebediyyen
Hüznüm yine senden bana, mâtem yine senden!

Her lem’a-i aşkın bana her nûra bedeldir
Her hande-i nûrun bana bir şi’r-i emeldir;
Bir şi’r-i emelsin bana ey şi’r-i hayâlim!...

Ahmet Hâşim


İSTEĞİN EZGİSİ

                                                                   -Yine gülerken

Güldün; şiirimin gecesinde şiir ve istekler bütün
Gülüşle, bağırışla dolarak ahenk döküldü
Ay ışığıyla aydınlık, tanla şafak, ışık döküldü
Umuda doymuş, gizlilikten sarhoş...Şen ve aydın....

Güldün; şiirimin tan yerine altınlı ışıklar
Öncesiz ufkundan gülerek saçıldı şimdi,
Güldün güzelim, sevinen ve çiçeklenen ruhuma
Dudağının parlak ve gül renkli gülüşü saçıldı şimdi...

Güldün; gülerek, güldü bütün şiir ve hayalim.
Güldükçe, hayatım gülecek sonsuza dek;
Üzüntüm senden, yasım yine senden gelecek!

Sevginin her parıltısı bence her ışığa eşittir,
Işığının her gülüşü bence bir isteğin şiiridir,
Bir umudun şiirisin bence, ey hayalimin şiiri!...


Ahmet Hâşim
(Çeviren: Asım Bezirci)

Ey Nisviyyet... Şiir Nedir?...

Bu bir hayâl idi evvelce, fikr-i hâtiimin,
Firâz-ı ufk-ı serabında dâimâ uçuşur:
O handedir, o tebessüm, o nağmedir ki şiir,
Uçar bahâr-ı ezelden... nüvîdidir ebedin.

Bütün o aşk ü melâlimle ben semâlardan,
Ararken, âh ararken o nazra-i ebedi;
Bugün figaan ile hep anladım, hatâlarımı,
Huzûr-ı ânına geldim, sûal için senden:

-Şiir nedir?...O güzellik değil midir ki, bütün
Safâyihinde uçar, hep bedialar, meh-tâb;
Meâl-i rûhu semâ nûr fecridir ve şebâb...

Evet, o rûh-ı safânın budur o ma’nâsı!
Fakat neden bilmem, hilkatın o eczası
Nigâh-ı nâfiz-i şi’rinle hep söner küskün...

Ahmet Hâşim


EY KADINLIK... ŞİİR NEDİR?..

(Bu bir hayaldi önceleri, yanıltıcı düşüncemin
Seraplı ufkunun üstünde sürekli uçuşur.
O gülüştür, o gülümsemedir, o ezgidir ki şiir
Uçar öncesizliğin baharından... Müjdesidir sonrasızlığın.

Bütün sevgi ve sıkıntımla göklerde ben,
Ararken, ah ararken o sonsuz bakışı,
Bugün inleyip bağırmakla anladım yanlışlarımı,
Güzelliğinin katına geldim, sormak için senden:

-Şiir nedir?...O güzellik değil midir ki,
Bütün düzlemlerinde hep güzellikler, hep ay ışığı uçar?
Ruhunun anlamı gök, ışık, tan ağarması ve gençliktir.

Evet, o saf ruhun budur anlamı,
Fakat neden bilemem, yaradılışın o parçaları
Şiirimin içe işleyen bakışıyla hep küsüp söner...


Ahmet Hâşim
(Çeviren: Asım Bezirci)

Şimdi

Boğdum, sükûn-ı kahr ile, aşk-ı muhâlimin
Vahdet-güzîn-i kalbim olan yâr-ı lâlini;
Açmış o yerde kîn-i beşer şâh-bâlini
Bekler tulû-i nahsını şems-i mezâlimin.

Kırdım meh ü nucûmunu ufk-ı leyâlimin;
Gördüm semâlarımda cünûn hilâlini;
Sildim zekâ-yı hâr u alîlîn suâlini
Nakşı-ı girift-i sîm ü zerinden hayâlimin.

Uzlet-serâ-yı samt ü gurûrumda münferid,
Yalnız sadâ-yı kalbime münkaad u mu’tekid,
Zulmetlerin kudûmunu ben şimdi isterim!

Ezvâk-ı gayz ü kîn ile mestîdedir serim;
Hûnumda zehr-i nûr- ı gurûb etmiş inhilâl,
Mezceylemiş zalâmını yeldâma infiâl.

Ahmet Hâşim


ŞİMDİ

Boğdum - acının dinginliği ile- sonuçsuz aşkımın
Kalbimin yalnızlığını seçmiş olan suskun sevgilisini;
Açmış orada insan kini kanadını,
Zulümler güneşinin uğursuz doğuşunu bekler.

Kırdım gecelerimin ufkunun ay ve yıldızlarını,
Gördüm göklerimde yeni ayını çılgınlığın.
Sildim alçak ve sakat zekânın sorusunu
Gümüş ve altın karışık nakışında hayalimin

Gururumla sessizliğimin sarayında tek başıma
Yüreğimin sesine boyun eğip inanarak yalnızca
Karanlıkların gelişini isterim şimdi ben!

Hınç ve kinin zevkleriyle başım sarhoştur.
Kanımda gün batımı ışığının zehri erimiş,
Dargınlık katmış karanlığın uzun geceme.

Ahmet Hâşim
(Çeviren: Asım Bezirci)