03 Temmuz 2016

Küfrüm Edebimi Aştı Bu Gece

Sen benim gözümde bir hiçsin artık,
Nefretim aşkımı aştı bu gece
Bugün ki sözlerin söz müydü artık
Son sözün sabrımı aştı bu gece

Kolayca bitsin bu diyemedin de
Salladın savurdun basiretsizce
Hiç mi ders almadın onca gezdik de
Yağmurun rahmeti aştı bu gece

Yürümeyen neydi,ilişkimiz mi?
Günüm sensiz bomboş deyişimiz mi?
Sensiz yaşayamam çelişkimiz mi?
Yalanın doğrunu aştı bu gece

Evlenmek hayali kapımda idi
Giriş kat evimin boyası yeni
Mobilyan,takımın, alınmış idi
Vuslatım tadını aştı bu gece

Yemedim yedirdim ne varsa sana
Üç kuruşum olsa verirdim daha
Memurdum yoksuldum hatırlasana
Hafızam haddini aştı bu gece

Ayakların donmuş,üşümüştün de
Gece yatamamış üzülmüştüm de
Bir ay oruç tutup yememiştim de
O çizmen boyunu aştı bu gece

Yapılan söylenmez, gelmezmiş dile
Allahtan beklenir kul bilmese de
Kızgınlığım buna, sebep ise de
Sabrım miadını aştı bu gece

Onca gez toz benle,seviyorum de
Sonra git nişanlan bir de ona de
Şerefsizlik değil, nedir bu söyle
Küfrüm edebimi aştı bu gece

Sana son bir sözüm, nasihatım var
Aldığım ahlakla bir terbiyem var
Seni doğurana ana deyip geçmek var
Saygım adabımı tuttu bu gece
Gönlümün romanı bitti bu gece
Hangisine yansam şimdi gün gece
Ömrümden beş yıl gitti bu gece

Bedirhan Gökçe

02 Temmuz 2016

– Çok iyi görünüyo buradan, harika oldu ya…

– Gir içerden yak oğlum ya…
– Aha yaktı…
– Ha öbürü de aradan onun yanına girdi…
– Çok iyi görünüyo buradan, harika oldu ya…
– Yakacan ki bunları böyle…
– Bez olacak ki bez bez…
– Aziz Nesin içerde mi Aziz Nesin?
– Tül, laylon laylon…
– İçeride mi adam?..
– Herkes içerde biliyo…
– Adam içerde ya…
– Çıkmıştır ya…
– Yakamıyolar…
– Gaz maz hiçbir şey yok mu?..
– Çık ulan yukarı…
– Bak, öbürünü mü görüyon mu bak…
– Polisi molisi dinlemiyo…
– Bak! Yine öteberi atıyo…
– Lan yağın la… yağın la!..
– A… koyayım valla yıktı valla billa ya…
– Orayı ben tamir ederim yığın a… koyayım…
– Aha televizyonu bile attılar lan…
– Üst katlara üst katlara…
– Allah’ım o senin ateşin…
– İçeriye beni de!..
– Cehennem ateşi işte…
– Kafirlerin yanacağı ateş…

bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti

değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder.

Behçet Aysan

Senin İçin Bir Şiir

Oğlum Kâmyâr'a

Bu şiiri sana söylüyorum susamış bir
yaz gün batımında başlangıcın bu
uğursuz yarı yolunda bitimsiz bu
acının köhne mezarında

bu sana son ninnimdir yavrucağım
senin beşiğinin yanında salınır belki bir gün
bu yaban çığlığım gençliğinin göklerinde yankılanır

bırak benim avare gölgem senin
gölgenden uzak ve ayrı kalsın bir gün
kavuşuruz ve o gün varsa aramızda
sadece tanrı kalsın

yaslamışım karanlık bir kapıya acıdan
kıvrılan alnımı umutla sürüyorum bu
açık kapıya ince ve soğuk parmağımı

arsızlıkla damgalanan boş kinayelere
gülen bendim kendi varlığımın sesi
olayım istedim yazık ki “kadın”dım

senin suçsuz bakışların bir gün bu
başlangıçsız kitaba kayar görürsün
zamanın köklü isyanı tüm şarkıların yüreğinde açar

burda yıldızlar hep sönüktür burda
meleklerin tümü ağlarlar burda Meryem
çiçekleri çöl dikeninden değersiz açarlar

burda yalan, arsızlık ve riyakârlığın devi
oturmuş tüm yol ağızlarında uyanmanın
aydınlık sabahından bir ışık görmüyorum
gökyüzünün karanlığında

bırak gözlerimi yeniden doldurup taşırsın
çiy taneleri kendimden uzaklaştım ta ki
indireyim Meryem’in sili suratından
perdeleri

iyi ad kıyılarından kopmuşum göğsümde
fırtına yıldızı var ne yazık öfkemin alevleri
hapishane karanlığında kanatlanır

göz boyayan zahitlerle bilinsin bu annenin
kolay sürmeyecek kavgasıdır tatlı yavrum
benimle senin kentin nice yıllardır şeytan
yuvasıdır

bir gün gelir hasret dolu bakışların bu
hüzünlü şarkılara kayar benim anam oydu
diyerek beni sözcüklerin arasında arar.

Furuğ Ferruhzad
27 Temmuz 1957 Tahran

Bir Kuğu Şarkısı

biliyorum bunu, gideceksin
gideceksin yine yakında

seni artık hep uzak şehirler
anacak

                en son okuduğum
                romandaki

kahraman da, santiago’da
sisli bir kasımdı, belki

               ankara’da.

ya da güzel bir mayıs günü
ve ben yazıyormuşum bu romanı

oturmuş
    bir gürgen
        ağacının
            altında.

ne cepheye giden
    savaş trenleri olurdu

ne bir dilim kurumuş ekmek

ne ayrılık ne ölüm.

mor menekşeden aşklar
bir avuç bulut, dünyada.

her bahar ilk işimdin
sana yağmur getirirdim

güvercin
kanatlı mektuplarda

yasak kitaplarda, yasak
anılarda, tozlu tavan aralarında

                    sararmayan.

yorgun yaşamaklar gibi
örümceklenip, yasak aşklar

gibi tavan aralarında.

gökyüzüne
    ve sevgilim
        kendine
            iyi bak

hani nerde
o kayan parlak yıldız, mavi taslak.

giderken kazağını unutma sakın
ölüler de üşür, ölüler de.

son konuşmamız bu, güz geldi
düştü yaprak.


Behçet Aysan
kasım’81

Eski Fotoğraflar

unutulmuş bir akşamdı, solmuş
çiçekler arasında, gölgesi
duvara vuran yüzün bir eski

                                 fotoğrafta.

unutulmuş bir akşamdı, siyah
sular yürürdü, güz yürürdü
gülümserdi bize hayat, ince

                                 tüller ardında.

unutulmuş bir akşamdı, ruhum
acıyla bağırırdı, çığlık çığlığa
aşk fazladır bize, koşar hemen

                                 gelir ayrılık.

unutulmuş bir akşamdı, düşler
anlam buldu uzaklaştıkça
bizden, güzel düşler bıraktıkça

                                 yerini kedere.

unutulmuş bir akşamdı, anladım
bir kez daha ne yazık ki yine
olmayacak hayatımızda hiç o

                                parlak sözcükleri

mutluluğun.


Behçet Aysan

Ece

Bir ölüm öyle yakın, ne vakit algılanır
Bir cenaze töreni usul, nasıl başlar:
Hangi tonlar uyur da ağaçların üzerinde
Kalb hangisiyle titrer, belirdiğinde
Bellekte tüyden hafif, ipek fotoğraflar?

Ebedi sükût içinde tek teselli, sevmiş olmak
O ışıldar, dokuna dokuna sedef taşlara;
Oynatır, sıkışmış kütükleri yer yer -
İnsan, bir nehir gibi kımıldar kendi içinde
Öyle sahi, öyle acı kalmak ister.

Mehmet Taner

01 Temmuz 2016

THE WAY THEY LIVE NOW (Uyarlama Denemesi)

İlk gidenle dağılmaya başlamıştı aslında tarikat,
diyor Fatma, da diyor Alyoşa, ilk gidenin
neden gitmeye karar vermiş olduğunu anlamak
gerekirdi, öyle ya birşeylerin dağılmaya hazır olduğunu
düşünmese, sözünü kesiyor Ekrem her zamanki gibi,
Yavuz'du ilk giden, unutmamak gerek, zaten kalmaya
niyeti olmayan biri, ne o bize ısınabilmişti ne de biz
onu benimseyebilmiştik, evet ama diye atılıyor Nilgün,
ilk o gitmiş olsa bile, hatırlarsan aynı dönemde Mete'de
karar vermişti New York'a gitmeye, demek ki çözülme
bir tek Yavuz'la başlamadı,  hem kalanlar da gitmeyi
akıllarından geçirmeyenler değildi, çoğumuz adını
koyamadığımız bir tarihe erteliyorduk içimizde saklanan
yolculuğu, yani diyor şairaneliği elden bırakmadan
Emin, tetiğe dokunmuştuk gerçekten, ağır ağır yol alıyordu
ağır çekimdeki gibi hedefine doğru namludan fırlayan
mermi, gene söze giriyor Ekrem dayanamayıp,
çarpıtıyorsunuz yahu şimdi makarayı geri döndürüp,
ben meselâ hiç gitmeyi düşünmüyordum o sırada,
tam tersine herşey öylece olduğu gibi dursun ve sonsuza
dek olduğu gibi sürsün istiyordum, iyi ya işte diyor
Alyoşa, bu da herkesin dağılmaya başladığımızı
gördüğünü kanıtlıyor, zaman durmayacağına göre,
...

Enis Batur
doğu-batı divanı II
kırmızı yayınları