09 Mart 2017

Kadın

Güller vardı, yağmurda.
Koparmayın, diye yalvardım.

Dayanmazlar, dedi kadın.

Ama o kadar güzel duruyorlar ki
    oldukları yerde.

Ah, hepimiz güzeldik bir
zamanlar,
   dedi kadın
ve koparıp gülleri tutuşturdu
elime

William Carlos Williams
Çeviri: Cevat Çapan


08 Mart 2017

Aşkı müşkül gizlemek, halka ayan etmek de güç

Aşkı müşkül gizlemek, halka ayan etmek de güç
Zahm-ı hicran-ı dîl’i lâkin nihan etmek de güç.

Hâki payinden cüdayım gerçi ol şûhun, fakat,
Visali için ağyare arzı imtinan etmek de güç,

Eylerim belki dil-i cânânı rencide diye,
Her saat, her lâhza feryad-u figan etmek de güç,

Yare talimi vefa ettikçe cevr eyler bana,
Neyleyim nâmihribanı, mihriban etmek de güç.

Kahru zilletle sürünmek - Doğrusu - âsân değil,
Bir elîm mevkideyim ki terk-i can etmek de güç,

Neş’elerden gam, sürurlardan sefa his eyliyor,
Kalbi nâşâdı Nezihe şadıman etmek de güç!


Yaşar Nezihe Hanım

Aşkım ebedidir erecek sanma zevale

Aşkım ebedidir erecek sanma zevale
Dönsem elem-i kahrı firakınla hilale

Bigane-i gamdın seni ben görmeden evvel
Ettin bu gün eglencemi feryad ile nale

Aylar seneler böyle firakınla geçer de
Hala seni ey zalim edemem Hakka havale

Etmez mi eser kalbine feryadı hazinim
Kafir bile giryan oldu şimdi bu hale

Feryad edip ağlarsa çok mu Nezih'e
Düştü gene bir sahili yok bahr-i melale


Yaşar Nezihe Bükülmez

Mecnun isen ey dil sana leyla mı bulunmaz

Mecnun isen ey dil sana leyla mı bulunmaz
Bu goncaya bir bülbül-ü şeyda mı bulunmaz

Sun şerbet-i lal-i lebin ağyara vefasız
Saki mi bulunmaz bana bir sahbâ mı bulunmaz

Arzetmiyorum aleme alam-ı derunum
Yoksa bana bir mahremi sevda mı bulunmaz

Bir sen misin alemde tabip illet-i aşka
Teşhis-i dile başka etibba mı bulunmaz

Al aşkını ver gönlümü Allah için olsun
Dil vermek için dilber-i rana mı bulunmaz

Mesud edecek kimse seni yoksa nezihe
Meşgul edecek bir şuh-ı hülya mı bulunmaz.

Yaşar Nezihe Bükülmez

Bir Mayıs

Ey işçi
Bugün hür yaşamak hakkı seninken
Patronlar o hakkı, senin almışlar elinden.

Sa'yınla edersin de "tufeyli"leri zengin
Kalbinde niçin yok ona karşı, yine bir kin?

Rahat yaşıyor, işçi onun emrine münkâd;
Lakin seni fakr etmede günden güne berbâd.

Zenginlere pay verme, yazıktır emeğinden.
Azm et de esaret bağı kopsun bileğinden,

Sen boynunu kaldır ki onun boynu bükülsün.
Bir parça da evlatlarının çehresi gülsün.

Ey işçi
Mayıs birde bu birleşme gününde
Bişüphe, bugün kalmadı bir mani önünde.

Baştanbaşa işte koca dünya hareketsiz;
Yıllarca bu birlikte devam eyleyiniz siz.

Patron da fakir işçilerin kadrini bilsin,
Ta'zim ile, hürmetle sana başlar eğilsin,

Dün sen çalışırken bu cihan böyle değildi,
Bak fabrikalar uykuya dalmış gibi şimdi.

Herkes yaya kaldı, ne tren var, ne tramvay
Sen bunları hep kendin için şan-ü şeref say.

Birgün bırakınca işi halk şaşkına döndü,
Ses kalmadı, her velvele bir mum gibi söndü.

Sayende saadetlere mazhar beşeriyet;
Sen olmasan etmezdi teali medeniyet.

Boynundan esaret bağını parçala, kes, at!
Kuvvetedir hak. Hakkını haksızlara anlat.

Yaşar Nezihe (Bükülmez)

Burası Türkiye Sultanım

              - Şünstan Sultanı'na -


Burası Türkiye Sultanım
Rahat vermezler sevişenlere
Burada kadınların koynuna
Bıçak tehdidiyle girilir
Burada
Aşıklara kelepçe vurulur
İnsanlarımız yoksun yaşarlar aşktan
Ve şaşarlar sevişenlere
Kadına değer verene erkek demezler
Burada
Sevenleri ve sevişenleri
Sevmezler sultanım sevmezler

Köylerde daha çok kadınlarımız çalışır bizim
Sabah ezanıyla kalkarlar
Doyururlar insanları ve hayvanları
Sonra vururlar çocuklarını sırtlarına
Tarlaya koşarlar yalın ayak
Nasırlı eller ve kara toprak
Savaşırlar bütün bir gün
Yakıp kavuran bir güneşin altında
Çocuk ağlar
Kadın ağlar
Toprak ağlar
Bazen acır da kadınların haline
Bir serinlik gönderir karlı dağlar
Yeni bir çilenin başlangıcıdır

İnek sağılmayı bekler
Çocuk uyutulmayı
Erkek doyurulmayı
Oysaki yorgunluktan kadının kemikleri sızlar
Fakat gizler oyalı yemenisiyle gözyaşlarını
Birer birer bitirir işlerini
Sonra uzanır erkeğinin yanına
Serin geceyi yorgun vücuduna sarınır
Ve diker gözlerini tavanda bir noktaya
Oradan gökyüzü ve yıldızlar görünür

Burası Türkiye Sultanım
Kadın hala alınıp satılır burada
Köyde başlık parasıdır bedeli
Kasabada yüzgörümlüğü
Şehirde bir apartman dairesi
Ya da bir gecekondu
Genelevlerse bir kasap dükkanına benzer
Burada kadın etinin kilosu
Beş on liraya gider
Büyük şehirlerin
Kibar semtlerinde
Durum değişir
Oralarda kadın
Daha iyi giyinmek için
Başka türlü çalışır
İpek çorap, naylon külot
Ve elmas taklidi kolye
Pavyon, alaturka saz
Sonra bilmem ne pastanesi
Ve gelsin arkasından
Emrazı zühreviye hastanesi

Burası Türkiye Sultanım
Bir ömür boyu yalnızdır kadınlarımız
Genç yaşta gömerler
Kalplerine arzularını
Sisli ve soluk rüyalar
Süsler uykularını
Kimi aradığını bulmaz
Kimi ne aradığını bilmez
Ve gelmez bir türlü bekledikleri an
Bütün umutları bir hayaldir artık
Git gide uzaklaşan
Unutulmak onlar içindir
Terk edilmek onlar içindir
Ve bir gün
Karnında çocukla sokağa atılmak onlar içindir
Sokağa atılmak ve her şeye rağmen yaşamak
Yine onlar içindir
Ömür boyunca anlaşılmamak
Burası Türkiye sultanım
Kadınsız erkekler diyarı
Otuzuna gelince
Altmışında görünen kadınlar diyarı
Yalnızlar diyarı sultanım
Mahzun yürekler diyarı
Bir bak gözlerine insanların
Dostluktan ve sevgiden eser yok
Burası Türkiye Sultanım
Burada sevmek yasak
Sevişenlere yer yok

Ümit Yaşar Oğuzcan

07 Mart 2017

Evlerle İlgili Üç Şiir

1. Evler Yıkan

O ailenin oturduğu evin camında bir ilan:
"Arsa Fiyatına Satılık Ev." Çok geçmeden
bir başka Burger King ya da Domino's Pizza
    olacak burası.

Yeni evlenmiş bir çift yaptırmıştı bu evi.
Kızları, oğulları orada doğmuş, büyümüşlerdi
Sonra başka yerlere taşındılar. Çünkü
aile hayatının özü dağılmaktır sonunda.
Ocak sönmeye başlar, yaşlı ana baba ölür,
arsa fiyatına satışa çıkarılır ev.
Birkaç hafta sonra, birileri gelip
kirayla aşk ve korku videoları alacaklar burdan.
Öbür dramlar unutulmuş olacak:
örülüp çözülen aile hayatları,
doğumlar, ölümler ve aradaki hayatın
uçsuz bucaksızlığı: öylesine hızlı ve acımasızca geçen.
Bütün evlerin sonu olan toz duman.


2. Limbo

Pencerenin açılması olanaksız.
Sımsıkı mühürlenmiş; intihara karşı
bir önlem, dışardaki kaosa karşı.
Klima arıtıyor
ağırlaşan havayı.
Her şey kusursuz.
Ama bugün elektriği kesmişler,
bu yüzden ne hava var, ne su.

Göğe yakın bir akvaryumu andıran
bu otuzuncu ya da yirmi dokuzuncu kat
-on üçüncü kat yok çünkü-
limboymuş bir zamanlar.
Bu sıcakta derme çatma
bir üçüncü dünya kulübesine dönmüş.
Cehennemin kaynadığı
bir kazan olmuş.


3. Yıkım

Terkedilmiş evi yıkıyorlar şimdi
ve iş işten geçince anlıyorlar, para hırsıyla
yokettikleri evin sömürge döneminden kalma
bir mücevher olduğunu. Aşağılık bir katkı
     "modernlik" ve "işlevsellik"lerine.

Daha üzücü ve irkiltici olan da,
-konuya nasıl baktığınıza bağlı bu-
kamyonetlerini ve arabalarını
park edecekleri avlunun altından
çevresinde tabak çanak kırıkları
ve yıkık bir çeşmesi olan
daha eski bir avlunun bulunması.

Çünkü bu gündelik eşya
ne yok olur ne de değişir her zaman.
Kimsenin görmek ya da hatırlamak için
dönmediği bir yerde kalır bazıları.
Bir terslik olmazsa, orada öyle beklerler
arkeolojiye dönüşmeyi.

Ve belki daha da derinde,
(eski kentlerde sık sık rastlanır gibi)
bu tabakalardan yemek yemiş
ve bu çeşme başında oturup
zaman akışını dinlemiş olanların
kemikleri vardır.
Bir an için bu hiç bilemeyeceğimiz
hayatlarla karşılaşınca, bu günün de
bir gün çok gerilerde kalmış
tarihöncesine dönüşeceği geliyor aklıma.
Geleceğin bu Pombeisinde,
şu anladığımız kentte,
bir başka kazı heyeti
bu acıklı hayatın eskittiği bizlerin
kullanıp eskittiği bu değersiz eşyayı
bulup korumaya çalışıyor
-hiç düşünmeden toprağı kazarak
sonunda kendilerinin de
kimsenin düşünmeyeceği, hatırlamayacağı
birer yıkıntı olacaklarını.

Jose Emilio Pacheco
Çev: Cevat Çapan