Kuşlar sokağımızı niçin terk etti
Bunun cevabını hâlâ arıyorum
9 numaradaki necati olabilir sebebi
Üç güne kadar meydan çocuklara kalacak
Necati ölüyor safran dişleri onunla beraber gidecek
Elleri bir yılan kadar soğuk bayan Ünver
Her gün kahvaltıyı bir kez olsun gülümsemeden hazırlayacak
Kösnül kedimiz bile kaçardır ondan
Buraya kadar her şey oldukça bilindik
Avşar sokak tuzaklarla dolu bir uçan bir kaçan kurtulur
Çocuk bir sabah göğe merdiven kuracak
Okyanustan bir ip uzatacaktı ya amiral
uçmayı bir kenara bıraktığımın ertesi
pilli kanatlarım erkenden bozulmuştu
afrika’ya kuş uçuşu -ohoo daha çok vardır
orada hayvanlar bile karadır
minicik bir balığı yakalamak için bile
sabır gerek –sende ne gezer
moby dick’i vurdular ben buna karşıyım kaptan ahab
tombul balıklar aşkına
ben prensipte karşıyım çocukluğa da
günler çok uzun, artıyor çocukluktan, bir şeye benzemiyor
sıkıntıyı ordan biliyorum feci güneşte sararan otlardan
bazıları çocukluğu geçici bir cennet sanıyor
bir sır vereyim: geçmiyor
zaten cennet de artık aramızda değil
Hayriye Ünal
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
08 Haziran 2017
Kızıma Mektup
Mevsimin adını değiştirmeye giderken bir leylek
Elimize doğdun sen
O leyleğin gölgesi geçerken üstümüzden
Elimize doğdun misk ve amber yüklü bir şilep
Sanki karaya oturdu birden
Şükür ki biz de gördük o günleri
Sevincin tenimizde yaptığı düğünleri
Meğer iple çekmek de varmış yorgun akşamları
Sen yokken köşe bucak kaçtığımız o dev dalgaları
Önce meleklere gülümser onlarla konuşurdun sadece
Boyardın eski bahçemizi başka renklere
Derken başladı odalara bir bozkır akını
Çünkü büyümekti komşu ülkelerin sana en yakını
Bana düşmez bir harita koymak senin önüne
Ama dar yollara sap derim, derin geçitlere
Bir İthaka’n olsun senin de. Uzak, en uzak olanı seç
Varmak mühim değil ,aslolan yolda olmaktır, muhkemse yürek
Oyalanma Liliput diyarında, aldanma ne derse sineklerin tanrısı
Yalnızca baygınlık verir çünkü cücelerin şarkısı
Kendin olmak için savaş eğer savaşacaksan
Kelebekler seni tamamlar, seninle yürür sarısabır ve taflan
Yenilmek de güzeldir. Yenilmek: Boş bir sandal gibi duymak mehtabı
Böyle böyle geçecek ağzında büyümenin o buruk tadı.
Varsın her şey giderek azalsın, üstümüzde gök altımızda toprak
Sen büyüdükçe çocukluğunu uzatmaya bak.
Atakan Yavuz
Elimize doğdun sen
O leyleğin gölgesi geçerken üstümüzden
Elimize doğdun misk ve amber yüklü bir şilep
Sanki karaya oturdu birden
Şükür ki biz de gördük o günleri
Sevincin tenimizde yaptığı düğünleri
Meğer iple çekmek de varmış yorgun akşamları
Sen yokken köşe bucak kaçtığımız o dev dalgaları
Önce meleklere gülümser onlarla konuşurdun sadece
Boyardın eski bahçemizi başka renklere
Derken başladı odalara bir bozkır akını
Çünkü büyümekti komşu ülkelerin sana en yakını
Bana düşmez bir harita koymak senin önüne
Ama dar yollara sap derim, derin geçitlere
Bir İthaka’n olsun senin de. Uzak, en uzak olanı seç
Varmak mühim değil ,aslolan yolda olmaktır, muhkemse yürek
Oyalanma Liliput diyarında, aldanma ne derse sineklerin tanrısı
Yalnızca baygınlık verir çünkü cücelerin şarkısı
Kendin olmak için savaş eğer savaşacaksan
Kelebekler seni tamamlar, seninle yürür sarısabır ve taflan
Yenilmek de güzeldir. Yenilmek: Boş bir sandal gibi duymak mehtabı
Böyle böyle geçecek ağzında büyümenin o buruk tadı.
Varsın her şey giderek azalsın, üstümüzde gök altımızda toprak
Sen büyüdükçe çocukluğunu uzatmaya bak.
Atakan Yavuz
Büyüyen Eller
Dün bahçelerde erik taşlayan.
Ellerin ne de çabuk büyümüş çocuk.
Bir an düşün de ürpersin için.
Böyle başlar sonsuz yolculuk.
Umulduğu gibi pembe değildir ufuk
Ellerin ne çabuk büyümüş çocuk
Büyük günahları avuçlar gibi
Yemişler ,oldukça düşer dalından
Görünmez bulanık suların dibi
Değişen mevsimler ömrün nasibi.
Ellerin büyümüş ne çıkar çocuk
Gönül zamanlar boyu haşarı
Döksede yapraklarını dallar
Tükenmez arzuların baharı
Gönül zamanlar boyu haşarı
Ne kadar büyüsede ellerin
Uzatma tutamazsın yıldızlar uzak
En masum arzular ucunda yıldızların
Hayal dünyamızda iklimler kurak
Ve bir soluk kadar kısa yaşamak...
İlhan Geçer
Ellerin ne de çabuk büyümüş çocuk.
Bir an düşün de ürpersin için.
Böyle başlar sonsuz yolculuk.
Umulduğu gibi pembe değildir ufuk
Ellerin ne çabuk büyümüş çocuk
Büyük günahları avuçlar gibi
Yemişler ,oldukça düşer dalından
Görünmez bulanık suların dibi
Değişen mevsimler ömrün nasibi.
Ellerin büyümüş ne çıkar çocuk
Gönül zamanlar boyu haşarı
Döksede yapraklarını dallar
Tükenmez arzuların baharı
Gönül zamanlar boyu haşarı
Ne kadar büyüsede ellerin
Uzatma tutamazsın yıldızlar uzak
En masum arzular ucunda yıldızların
Hayal dünyamızda iklimler kurak
Ve bir soluk kadar kısa yaşamak...
İlhan Geçer
Değişen Dünya
Çocukluğumun geçtiği sokakta
Biraz dolaşayım dedim,
Şimdi oturduğum yerden uzakta.
Öyle bir hüzün çöktü ki içime,
Ne bileyim
Ağlıyasım geldi kendi kendime.
İnsanları değişmişti,
Ondan belki de.
Sonra pek çok evlerin yerinde
Yeni binalar dikilmişti.
Ahtapotlar gibi apartmanlar
Buraya da salmış kollarını,
Yoksul aileler çekilmişler
Satıp savıp mallarını.
Böyle böyle bizim eski mahalle
Hoyrat servetlerin karşısında
Silinip gitmiş bile.
Eski günler neredesiniz,
Açın kapınızı da evinize gireyim.
Ama nerde o evler,
Ne bileyim.
Şimdi anam ağlıyor
Zenginlik nedir, fakirlik nedir
İnsan zamanla anlıyor.
Behçet Necatigil
Biraz dolaşayım dedim,
Şimdi oturduğum yerden uzakta.
Öyle bir hüzün çöktü ki içime,
Ne bileyim
Ağlıyasım geldi kendi kendime.
İnsanları değişmişti,
Ondan belki de.
Sonra pek çok evlerin yerinde
Yeni binalar dikilmişti.
Ahtapotlar gibi apartmanlar
Buraya da salmış kollarını,
Yoksul aileler çekilmişler
Satıp savıp mallarını.
Böyle böyle bizim eski mahalle
Hoyrat servetlerin karşısında
Silinip gitmiş bile.
Eski günler neredesiniz,
Açın kapınızı da evinize gireyim.
Ama nerde o evler,
Ne bileyim.
Şimdi anam ağlıyor
Zenginlik nedir, fakirlik nedir
İnsan zamanla anlıyor.
Behçet Necatigil
Seni Yaşamak
Seni her özlediğimde sevgilim,
Gökyüzüne bakıyorum;
Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü.
Seni her özlediğimde bir tanem,
Denizlere bakıyorum.
Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü.
Seni her özlediğimde bir tanem,
Kuşlara bakıyorum.
O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü.
Ve aşkım, seni her özlediğimde,
Adında isyan ediyorum.
Seni özlemek istemiyorum ben,
Ben seni yaşamak istiyorum,
Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum
Ve seni sende görmek sadece
Behçet Necatigil
Gökyüzüne bakıyorum;
Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü.
Seni her özlediğimde bir tanem,
Denizlere bakıyorum.
Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü.
Seni her özlediğimde bir tanem,
Kuşlara bakıyorum.
O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü.
Ve aşkım, seni her özlediğimde,
Adında isyan ediyorum.
Seni özlemek istemiyorum ben,
Ben seni yaşamak istiyorum,
Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum
Ve seni sende görmek sadece
Behçet Necatigil
Bir Genelev Kadını Ve
Girdi
Sırtında eski bir ceket vardı
Biryerlerden sızmıştı sanki, gün ışığı gibiydi
sarışındı
Önce bir süre kapının önünde durdu durdu
Gölgelendi, inceldi, beni gördü
Pek önemsemedim
Zayıftı, kirliydi, içkiliydi
Pek önemsemedim
Baktı hiç konuşmadı
Oysa, bir İsa tasviri gibi uçumluydu, güzeldi
Yer gösterdim oturmadı
Bir sigara yaktım, ona da verdim
Aldı
Sigarasını ben yaktım
Kısa bir gülümseme yürüdü dudaklarından
Benim dudaklarıma da geçti
Çocuklar gibi kızardım
Öteki kızlar gülüştüler
Ben kendimi sevdim, güvendim
Saçlarımı düzelttim, göğsümü biraz kapadım
Bana elini uzattı, eellerimiz birbirine değdi
Sıcaktı, inceydi, kıskanırım anlatmaya bu eli
Ağır ağır odama çıktık.
Girdi
Açık pencereyi kapadım
Perdeyi çektim
Arkamı döndüm, yavaş yavaş soyundum
Bileğimdeki saati çıkardım
Sigaramı söndürdüm
Tam o zaman...
Zaman da değildi belki
Öyle korkunç bir gözyaşı seli
Sonra alabildiğine bir kayalık
Kayaların üstünde bir kertenkele
Ardından bir ormanın uğultusu
Binlerce kanat sesi
Sağ elinde bir bıçak
Yok, hayır, bıçak değildi
Vuran, ezen, öldüren bir el
Ve eller
Ve dişler
Kendimden geçtim.
Bir daha gelmedi, hayır, bir daha hiç gelmedi
Ama onunla ben
Ne zaman istedimse, o zaman yattım.
Edip Cansever
Sırtında eski bir ceket vardı
Biryerlerden sızmıştı sanki, gün ışığı gibiydi
sarışındı
Önce bir süre kapının önünde durdu durdu
Gölgelendi, inceldi, beni gördü
Pek önemsemedim
Zayıftı, kirliydi, içkiliydi
Pek önemsemedim
Baktı hiç konuşmadı
Oysa, bir İsa tasviri gibi uçumluydu, güzeldi
Yer gösterdim oturmadı
Bir sigara yaktım, ona da verdim
Aldı
Sigarasını ben yaktım
Kısa bir gülümseme yürüdü dudaklarından
Benim dudaklarıma da geçti
Çocuklar gibi kızardım
Öteki kızlar gülüştüler
Ben kendimi sevdim, güvendim
Saçlarımı düzelttim, göğsümü biraz kapadım
Bana elini uzattı, eellerimiz birbirine değdi
Sıcaktı, inceydi, kıskanırım anlatmaya bu eli
Ağır ağır odama çıktık.
Girdi
Açık pencereyi kapadım
Perdeyi çektim
Arkamı döndüm, yavaş yavaş soyundum
Bileğimdeki saati çıkardım
Sigaramı söndürdüm
Tam o zaman...
Zaman da değildi belki
Öyle korkunç bir gözyaşı seli
Sonra alabildiğine bir kayalık
Kayaların üstünde bir kertenkele
Ardından bir ormanın uğultusu
Binlerce kanat sesi
Sağ elinde bir bıçak
Yok, hayır, bıçak değildi
Vuran, ezen, öldüren bir el
Ve eller
Ve dişler
Kendimden geçtim.
Bir daha gelmedi, hayır, bir daha hiç gelmedi
Ama onunla ben
Ne zaman istedimse, o zaman yattım.
Edip Cansever
Hergele Şiirler
I
Sen ki övünürsün kadınlara egemenliğinle
Söyle
Nedir eldeğmemişlik ve ne zaman biter
Ve neden daha kolay bir fahişeyi şaşırtmak
Yaşlı bir bakireyi hoşnut etmekten
Söyle
Nasıl altedilir eldeğmemişlik
O ulaşılmaz noktada
Yeniden yeniden ürerken
Sen ki övünürsün
Gövden ve sertliğinle
Bir bulutu elegeçirdin mi
Ve gökkuşağını doladın mı beline...
Söyle
Bir kızı nasıl ayırırsın bir anadan
Göğüslerine dokunmadan
Gövdenden kurtulmaktır sevişmek
Düşlerinden sıyrılmak
Yeni bir etle kuşanmak yaşamayı
Ellerini kamaştırır etin
Eğilirsin
Ve bezgin boşalırsın yatağına
Kendine kapalı ırmak
Sen ki övünürsün kadınlara egemenliğinle
Usanmadın mi sarılmaktan gölgene
Söyle.
II
Yanılıyorsunuz sayın şair yanılıyorsunuz
Söz konusu kadınlar olduğunda
Diyelim çok seviyorsunuz, seviliyorsunuz
Sevdalısınız hatta
Yine de tanımıyorsunuz sevdalınızı
- Sizin bildiğiniz bir içbaygınlığı
Sevda değil diyebilirim de
Neyse... -
Bilmiyorsunuz çünkü
Nedir ormanla benzeştiren
Ve ayıran bir kadını
Haklısınız
Adımlayıp yıllar yılı bir sokağı
Taşlarını bilmemek olası
Ama bir kadın
Nasıl çağrıştırır sokakları
Yaklaştıkça uzaklaşan
O koku, renk
Ve gökyüzünü yitirmiş gibi
Başdönmesi
Girdikçe içine, daldıkça, derinleştikçe
Ya da kendine çektikçe
Aldığını kendi kılan
Orman nasıl ayrılır bir kadından
Severken öldürmek kuşkusu
Ve anasını kıskanmak tüm dünyadan
Yüreğinize çarpan
Ah bir kadından doğmasaydınız keşke...
Söyleyin nasıl ayırırsınız bir taşı öteki çakıldan
Sennur Sezer
Sen ki övünürsün kadınlara egemenliğinle
Söyle
Nedir eldeğmemişlik ve ne zaman biter
Ve neden daha kolay bir fahişeyi şaşırtmak
Yaşlı bir bakireyi hoşnut etmekten
Söyle
Nasıl altedilir eldeğmemişlik
O ulaşılmaz noktada
Yeniden yeniden ürerken
Sen ki övünürsün
Gövden ve sertliğinle
Bir bulutu elegeçirdin mi
Ve gökkuşağını doladın mı beline...
Söyle
Bir kızı nasıl ayırırsın bir anadan
Göğüslerine dokunmadan
Gövdenden kurtulmaktır sevişmek
Düşlerinden sıyrılmak
Yeni bir etle kuşanmak yaşamayı
Ellerini kamaştırır etin
Eğilirsin
Ve bezgin boşalırsın yatağına
Kendine kapalı ırmak
Sen ki övünürsün kadınlara egemenliğinle
Usanmadın mi sarılmaktan gölgene
Söyle.
II
Yanılıyorsunuz sayın şair yanılıyorsunuz
Söz konusu kadınlar olduğunda
Diyelim çok seviyorsunuz, seviliyorsunuz
Sevdalısınız hatta
Yine de tanımıyorsunuz sevdalınızı
- Sizin bildiğiniz bir içbaygınlığı
Sevda değil diyebilirim de
Neyse... -
Bilmiyorsunuz çünkü
Nedir ormanla benzeştiren
Ve ayıran bir kadını
Haklısınız
Adımlayıp yıllar yılı bir sokağı
Taşlarını bilmemek olası
Ama bir kadın
Nasıl çağrıştırır sokakları
Yaklaştıkça uzaklaşan
O koku, renk
Ve gökyüzünü yitirmiş gibi
Başdönmesi
Girdikçe içine, daldıkça, derinleştikçe
Ya da kendine çektikçe
Aldığını kendi kılan
Orman nasıl ayrılır bir kadından
Severken öldürmek kuşkusu
Ve anasını kıskanmak tüm dünyadan
Yüreğinize çarpan
Ah bir kadından doğmasaydınız keşke...
Söyleyin nasıl ayırırsınız bir taşı öteki çakıldan
Sennur Sezer
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






