Harap olmuş evimize içiyorum.
Hayatımın kederine,
O bizim beraber yalnızlığımıza.
Sana kaldırıyorum kadehimi:
O yalan söyleyen dudaklara,
Bize ihanet eden, acımasız gözlere.
Ve can yakan gerçeğe:
Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna
Tanrı’nın bizi kurtarmayışına.
Anna Ahmatova
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
17 Ekim 2019
A. O. Smirnova'ya
Siz yokken çok şey söylemek istiyorum size,
Yanınızdayken sizi dinlemek istiyorum;
Fakat susarak bakıyorsunuz bana sertçe,
Ben de utançla ve şaşkınlıkla susuyorum
Ne yapayım ki çekemem ilginizi
Söyleyeceğim beceriksiz sözlerle...
Bütün bunlar çok gülünç olabilirdi
Keder verici olmasalardı böyle...
Mihail Lermontov
Yanınızdayken sizi dinlemek istiyorum;
Fakat susarak bakıyorsunuz bana sertçe,
Ben de utançla ve şaşkınlıkla susuyorum
Ne yapayım ki çekemem ilginizi
Söyleyeceğim beceriksiz sözlerle...
Bütün bunlar çok gülünç olabilirdi
Keder verici olmasalardı böyle...
Mihail Lermontov
Düşünce
Kaygıyla bakıyorum bizim kuşağa!
Geleceği ya boş ya karanlık görünüyor.
Böyleyken, bilincin ve kuşkunun yükü altında
Eylemsizlik içinde kocuyor.
Zenginiz biz, ta beşikten beri
Babalarımızın yanlışlıkları ve akılsızlıklarıyla!
Yaşam üzüyor bizi; dümdüz amaçsız bir yol gibi,
Bir şölen gibi yabancı bir bayramda.
Utanç verici bir umursamazlığımız var iyiye ve kötüye,
Solup gidiyoruz kavgaya girmeden daha;
Yüz kızartıcı korkaklarız tehlikeyi görünce
Ve iğrenç tutsaklarız iktidar karşısında.
Cılız bir yemiş gibiyiz, erkenden olgunlaşan,
Okşamayan gözleri ve beğenileri,
O öksüz yabancı gibi, çiçekler arasında asılı duran,
Ve düşüp giden, onların açma mevsimi.
Kuruttuk aklımızı yararsız bilimlerle,
En içten umutlarımızı ve o soylu sesi
Gizledik kıskançlıkla en yakınlarımızdan bile
İçimizde alaya alınmış tutkuların güvensizliği.
Henüz varıyorken tadına mutluluğun,
Genç güçlerimizi koruyamadık;
Duygunluk korkusuyla her sevinçli duygunun
Özünü sonsuzca çıkardık.
Şiirsel imgeler, sanat yapıtları
Tatlı bir çoşku vermiyor bize;
Göğsümüzdeki yarasız gömüyü ve son duygu kırıntısını
Koruyoruz açgözlülükle.
Sevgimiz de raslantısal nefretimiz de,
Kurban vermiyoruz ne kine ne aşka,
Kanımızın kaynadığı an bile
Gizemli bir soğukluk egemen onda.
Sevmiyoruz atalarımızın görkemli eğlencelerini,
Uçarılıklarını, ölçülü ve çocukça;
Alaylı bir bakışla süzüp gerileri
Koşuyoruz mutsuz ve silik, tabuta.
Sevimsiz ve unutulmaya yazgılı bir kalabalık halinde
Geçeceğiz gürültüsüz ve izsiz dünyadan.
Çağlara ne bir verimli düşünce, ne de
Deha ürünü bir yapıt bırakmadan.
Çocuklarımız horgörüyle anacaklar bizi,
Aşağısayarak anacaklar, bir yargıç ve yurttaş sertliğiyle.
Aldatılmış bir çocuğun acı alayı gibi
Savruk ve batkın babası üstüne!
(1838)
Mihail Yuryeviç Lermontov
Geleceği ya boş ya karanlık görünüyor.
Böyleyken, bilincin ve kuşkunun yükü altında
Eylemsizlik içinde kocuyor.
Zenginiz biz, ta beşikten beri
Babalarımızın yanlışlıkları ve akılsızlıklarıyla!
Yaşam üzüyor bizi; dümdüz amaçsız bir yol gibi,
Bir şölen gibi yabancı bir bayramda.
Utanç verici bir umursamazlığımız var iyiye ve kötüye,
Solup gidiyoruz kavgaya girmeden daha;
Yüz kızartıcı korkaklarız tehlikeyi görünce
Ve iğrenç tutsaklarız iktidar karşısında.
Cılız bir yemiş gibiyiz, erkenden olgunlaşan,
Okşamayan gözleri ve beğenileri,
O öksüz yabancı gibi, çiçekler arasında asılı duran,
Ve düşüp giden, onların açma mevsimi.
Kuruttuk aklımızı yararsız bilimlerle,
En içten umutlarımızı ve o soylu sesi
Gizledik kıskançlıkla en yakınlarımızdan bile
İçimizde alaya alınmış tutkuların güvensizliği.
Henüz varıyorken tadına mutluluğun,
Genç güçlerimizi koruyamadık;
Duygunluk korkusuyla her sevinçli duygunun
Özünü sonsuzca çıkardık.
Şiirsel imgeler, sanat yapıtları
Tatlı bir çoşku vermiyor bize;
Göğsümüzdeki yarasız gömüyü ve son duygu kırıntısını
Koruyoruz açgözlülükle.
Sevgimiz de raslantısal nefretimiz de,
Kurban vermiyoruz ne kine ne aşka,
Kanımızın kaynadığı an bile
Gizemli bir soğukluk egemen onda.
Sevmiyoruz atalarımızın görkemli eğlencelerini,
Uçarılıklarını, ölçülü ve çocukça;
Alaylı bir bakışla süzüp gerileri
Koşuyoruz mutsuz ve silik, tabuta.
Sevimsiz ve unutulmaya yazgılı bir kalabalık halinde
Geçeceğiz gürültüsüz ve izsiz dünyadan.
Çağlara ne bir verimli düşünce, ne de
Deha ürünü bir yapıt bırakmadan.
Çocuklarımız horgörüyle anacaklar bizi,
Aşağısayarak anacaklar, bir yargıç ve yurttaş sertliğiyle.
Aldatılmış bir çocuğun acı alayı gibi
Savruk ve batkın babası üstüne!
(1838)
Mihail Yuryeviç Lermontov
Kaldığımız Yerden
Yaşadıklarının bir tortusuydu o masum anılar,
geleceği nerdeyse unutulmuş bir zamana
bağlayan.
Unutma, belleğin zindanındı senin,
düş gücün özgürlüğün.
Böylece dolaşıp durdun bir süre
dilini anlamadığın insanlar arasında,
gökyüzünün mavi bir yama gibi
görünüp kaybolduğu gökdelenler altında.
Nasılsa rastlamıştın bir gün ücra bir bitpazarında
gözden çıkarılıp bir köşeye atılmış o tozlu
yadigârlara
ve anlamıştın hemen, derinden bir acıyla:
aldırışsızlık da bir çeşit rahatlamaymış
sonunda.
Şimdi gene bir sürgündesin kendinden,
uyandığın yer uyuduğundan başka.
Sen de duymuşsundur elbet eski bir kulağı kesikten:
kendini kolay kolay bağışlayamazmış insan.
Cevat Çapan
geleceği nerdeyse unutulmuş bir zamana
bağlayan.
Unutma, belleğin zindanındı senin,
düş gücün özgürlüğün.
Böylece dolaşıp durdun bir süre
dilini anlamadığın insanlar arasında,
gökyüzünün mavi bir yama gibi
görünüp kaybolduğu gökdelenler altında.
Nasılsa rastlamıştın bir gün ücra bir bitpazarında
gözden çıkarılıp bir köşeye atılmış o tozlu
yadigârlara
ve anlamıştın hemen, derinden bir acıyla:
aldırışsızlık da bir çeşit rahatlamaymış
sonunda.
Şimdi gene bir sürgündesin kendinden,
uyandığın yer uyuduğundan başka.
Sen de duymuşsundur elbet eski bir kulağı kesikten:
kendini kolay kolay bağışlayamazmış insan.
Cevat Çapan
03 Ekim 2019
Terden Bembeyaz
iki kere yoruldum, ateşe atılırken bir
ismailin gözünü bağlarken bir de,
ey kimsenin istemediği dedim,
seni bana versinler ödül olarak
bir kuş olup uzağında durayım
bakayım içine uykumu açıp
kuzular çiğdemler ıhlamurgiller
ve güzel havalar, bu değil elbet.
bir şey geldi bize, bereketi olmayan
ekmeksiz yenilen yemekler gibi
şu sıkıntı, ne kadar düşkün bana
titriyor üstüme bile annemden
en dar vakitleri esirgemiyor
bozulmuş planları görülmüş hesapları
ne olmak isterim, manzara olmak
bakanlar bakınca titresin diye
hepsi bu.
ne çabuk bozuldu ekmek almaya giden
paçamı sıvadım ısırmasın diye su.
dünlerin biriktiği bu yongalıkta
seni de severim yolumun üstündeysen
kar olur yağarım terden bembeyaz
nedensiz sevinçler alırım sana
görsem de bakmam, aşk gibi kurnaz
gün bitti ve şaşırdık, bir kez daha
kaldırıp baktık, birer birer evlerin
ve dağların denizlerin altına.
seni yoksulken gördüm, daha güzeldin
gel ey mahcubiyet, saklan arkama.
İbrahim Tenekeci
ismailin gözünü bağlarken bir de,
ey kimsenin istemediği dedim,
seni bana versinler ödül olarak
bir kuş olup uzağında durayım
bakayım içine uykumu açıp
kuzular çiğdemler ıhlamurgiller
ve güzel havalar, bu değil elbet.
bir şey geldi bize, bereketi olmayan
ekmeksiz yenilen yemekler gibi
şu sıkıntı, ne kadar düşkün bana
titriyor üstüme bile annemden
en dar vakitleri esirgemiyor
bozulmuş planları görülmüş hesapları
ne olmak isterim, manzara olmak
bakanlar bakınca titresin diye
hepsi bu.
ne çabuk bozuldu ekmek almaya giden
paçamı sıvadım ısırmasın diye su.
dünlerin biriktiği bu yongalıkta
seni de severim yolumun üstündeysen
kar olur yağarım terden bembeyaz
nedensiz sevinçler alırım sana
görsem de bakmam, aşk gibi kurnaz
gün bitti ve şaşırdık, bir kez daha
kaldırıp baktık, birer birer evlerin
ve dağların denizlerin altına.
seni yoksulken gördüm, daha güzeldin
gel ey mahcubiyet, saklan arkama.
İbrahim Tenekeci
Düşerken
Şu ihtiyar yaşımdan bırakıp kendimi
Dünya denen şu umarsız boşluğa
Hani bir tutan olur diye belki elimi
Geri gelmek istersem diye
Düşerken gözlerim değdi gözlerine
Bir saadet anı, ansızın sönüveren
Bir serap, yaklaştıkça uzağa giden
Bilmem kavuşur mu her bekleyen
Dönmek ister mi içindeki boşluğu gören
Sen dönsen dünya durmaz, o da döner yeniden
Baktığımda çok ama çok içeri baktım gözlerinden
O sen değilsin
Kemal Sayar
(İtibar Dergisi son sayısından)
Dünya denen şu umarsız boşluğa
Hani bir tutan olur diye belki elimi
Geri gelmek istersem diye
Düşerken gözlerim değdi gözlerine
Bir saadet anı, ansızın sönüveren
Bir serap, yaklaştıkça uzağa giden
Bilmem kavuşur mu her bekleyen
Dönmek ister mi içindeki boşluğu gören
Sen dönsen dünya durmaz, o da döner yeniden
Baktığımda çok ama çok içeri baktım gözlerinden
O sen değilsin
Kemal Sayar
(İtibar Dergisi son sayısından)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Ümit iplerimi kopardım senden. İndirdim yükümü bineğimin üstünden. Ey dünya! Senden elde ettiğim bir şey için kalmaktan ve onu...
-
Dikiş Makinesi Müslüman cenazesinin bütün gideri, ölenin kendi el emeğinden kazandığı parayla yapılacak. Kefen bezini önceden hazırlayacak M...
-
Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yab...
-
Sandık ki, her şeyi kaldırabilir sözcükler. Söylene söylete tüketemeyiz aşkı da, şiiri de eviçimizde. bir koşu! Konuşa konuştura gitme...
-
işte kayıp giden bir gezegen tuhaf bir soğuma orman diplerinde vaşakların irkilmesi ailenin saadet saatinde tık diye durması yelkovanın ...
-
Benim saçlarım yumuşak. Havva'nın saçları keçe gibi. Annem ustura ile iki defa kazıttı saçlarını uzasın diye, ama uzamadı, kısa kaldı. B...
-
Sık sık geri dön ve alıp götür beni. Geri dön ve alıp götür beni sevgili duygu, bedenimin anıları uyanıp, eski arzular tekrar canlanınca kan...
-
“En güzeli, yol yürüyüş öğretir Dostum, eskimeyen arkadaşım” Gülten Akın Herkes beni bir demiryolu aşığı sanıyor ama gerçek öyle değil. Baba...



