04 Nisan 2022

İçimizdeki Soğukluğa

Titrek el ve yüreğimde
tek korkum
Aşkın bir sığınağa dönüşmesiydi
Uçuş değil, kaçış olmasıydı.
Ey AŞK, ey AŞK!
Mavi yüzün görünmüyor

***

Arhk aşk
İçimizdeki soğukluğa
alev coşkusu değil
yaramızın sızısına uyuşturucu bir merhem
Ey AŞK, ey AŞK!
Kızıl yüzün görünmüyor

***

Güçsüzlük üzerine
karanlık tozlu avuntu
ve huzurlu kurtuluş
varlığın kaçışına.
Mavinin huzuruna
Karanlık
Ve erguvan üzerine
EY AŞK, EY AŞK!
Yeşil yaprakçık
tanıdık rengin, tanıdık yüzün görünmüyor.

Ahmed Şamlu



Karanlığın Türküsü

Sabahın külrengi ufkunda
Süvari
sessizce duruyor
ve atının uzun yelesi
Rüzgarda savruluyor.

Tanrım, Tanrım!
Hadise uyanldığı zaman
Süvariler
böyle durmamalılar.

Yanmış çitlerin kenarında
Genç kız
Sessiz duruyor,
Ve rüzgarda dalgalanıyor

İnce eteği.
Tanrım Tanrım!
Kızlar böyle suskun durmamalılar,
Erkekler yaşlanırken
Umutsuz ve yorgun.

Ahmed Şamlu

Ayna Bahçesi

Elimde bir kandille,
yüreğimde bir kandille:
Karanlık'ta savaşmaya
gidiyorum
yorgunluk beşikleri bırakmış
gelip gitmelerin keşmekeşini
ve güneş derinden
kül olmuş samanyollarını
aydınlatıyor.
dolunun bulutları tohumlandığı an
yıldırımın asi çığlığı
duyulur.
ve asma'nın sessiz sızısı:
kıvrım kıvrım uzun dallarının
ucunda filizlenirken
küçük koruklar

***

Tüm çığlığım sıkıntıdan
kurtulmak içindi,
çünkü ben en korkunç gecelerde, güneşi
ümitsiz dualarda
Sen güneşlerden, seherlerden
gelmişsin.
talep ettim.
Sen aynalardan ipeklerden gelmişsin

***

Ateşin ve ilahın olmadığı bir boşlukta
Senin bakışını ve itimadını ümitsiz
Dualarda istedim.
İki ölüm arasında
İki yalnızlığın boşluğu arasında bir esinti
senin bakışın ve güvenin
böyledir,
Senin sevincin acımasız ve uludur.
Nefesin benim boş ellerimde, nağme ve
yeşilliktir.

***

Elimde bir kandille
Gönlümde bir kandille ayağa kalkıyorum
Ruhumun pasını gideriyorum
Senin aynanın karşısına bir ayna bırakıyorum
Senden ebedi bir varlık yaratmak için

Ahmed Şamlu

Ölümün Böylesi

Akasyaların rüyasında ölmek istiyorum.
Yavaş esen rüzgarda
-İkilem arasında gidip gelerek.
Akasyaların rüyasında ölmek istiyorum.

Atlas çiçeklerinin ağır soluğunda
ölmek istiyorum.
yazın ıslak ve sıcak bahçelerinde.
günbatımının ilk saatlerinde
atlas çiçeği soluğunda
uçmak istiyorum.

Göğsümde hançer yarası
süsen gibi açsa da.
akasyaların rüyasında ölmek istiyorum
atlas çiçeklerine geçit olmak istiyorum.
-son fırsatta-
akşam vakti, saat yedide.

Ahmed Şamlu

Nazlı'nın Ölümü

Nazlı! İlkbahar gülümsedi ve erguvan açtı.
Avludaki yaşlı yasemen bile çiçek açtı
inat etme!
uğursuz ölümle uğraşmal
var olmak, olmamaktan daha iyidir,
hele ilk baharda.
Nazlı konuşmadı,
başı dik
Yiğitçe sustu ve gitti.

Nazlı! Konuş!
Suskunluk kuşu aşiyanda
dehşet bir ölümün üzerine kuluçkaya yatmış.
Nazlı konuşmadı.
güneş gibi
karanlıktan geldi. Kan kırmızı oldu ve gitti.

Nazlı konuşmadı
Nazlı yıldızdı:
Bir an bu karanlıkta parladı ve gitti.
Nazlı konuşmadı
Nazlı menekşeydi
Çiçek açtı, kışın bittiğini müjdeledi ve
gitti ...

Ahmed Şamlu

• Nazlı: Politik görüşleri sebebiyle Şah döneminde idam edilen yazar ve düşünür.


02 Nisan 2022

Zavallı Baba

On on iki senedenberi pek yakın vakte kadar görürdüm:

Yazın — Boğaziçi'nde ise — ekseriya Tarabye’de, Kalender’de, Yeniköy caddesinde — Büyükada’da ise — ekseriya büyük tur yolunda, Hristos çamlığında, Maden ve Ayanikola civa­rındaki kumluk sahillerde, hemen daima tenha mevkilerde, kışın Beyoğlu’nda, ekseriya Nişan­ taşı, Şişli cihetlerinde, bazen Taksim bahçesinde, Taşkışla önünden Gazhaneye giden o tenha yolda, ara sıra da köprü üzerinde daima beraber görürdüm.

Son zamanlarda bunlar -biri artık ihtiyarlık çağına varmış, diğeri ise sahavet mevsimini geçirerek ahdi şebabın devrei ulâsına henüz girmiş- iki vücut idi ki biri birinin gölgesi gibi biri birinden ayrılmazdı.

Üç beş sene mukaddem bir tesadüf bunların baba ile oğul olduklarını bana bildirmişti. Ondan sonra her tesadüf ettikçe hâlü hareket­lerine, muamelelerine bir hiss-i takdirü tes’it ile dikkat eder oldum.

Baba senelerden beri it'ab olunmuş bir beynin endîşe-i muhâkemât-ı rûzmerresini tercümeden artık tamamıyla âciz görünen yorgun, dalgın, hun-âlûde gözlerinin bakiyye-i nûr-ı hayatile ikide birde oğlunun vücudünü tekmil ihata etmiye çalışır.. Oğul, bu temâ-ı nûr-ı iştiyâk ile okşandığından mütelıassil mahzuziyetini imâ eden mağrur bakışlarile etrafını süzerek yoluna devam eder.

Renkler biribirine benzemez: Baba sarı, oğul ise karaya yakın kumraldır. Fakat müfrit denecek bir asabiyet-i mizâc, bir ciddiyet-i mişvar, bir iptilâ-yı tefekkür gerek babanın, gerek oğlun... hususa oğlun sîmâ-yı hazîn-i hayâtına müntabi'dir.

Bunlar az lâkırdı ederler.. Lâkırdıya en evvel başlıyan da mutlaka babadır. Konuşurlarken pek nadir olarak ikisinin de mağmum çehrelerinde - kat kat muzlim bulutlar altından fırlıyan şimşek gibi- hafif birer emâre-i ibtisâm görünür ki derhal zail olur.

Baba da oğula karşı mevcut olan iptilâyı ezelî-i ruh, alâka-i ebediye-i kalbiye hiçbir nazarı dikkatten mestur kalmıyacak derecede şiddetli ve ateşlidir. Bunun o yorgun, o dalgın nazarlarının bakiyye-i nur-ı hayâtında dem-be-dem nümayan olan inkisâr-ı bi-tâbî, bunun o serî'ül-intifa ibtisamatında gizlenmek istiyen arzû-yı bedihî-i bükâ imâ eder ki kem-terim ve nâ-tüvân bir emel-i hazin ile kahhar ve bî-amân bir endişe-i hâşine ma'reke-i heycâ olan ruh ve kalbi daima giryan-ı melâl, daima hûn-çekân-ı infiâldir. Mamafih oğluyla daima bera­ber bulunmak onu mes’ut eder gibi idi.

Şimdi biraz vakitten beri artık bunlara hiç­ bir yerde tesadüf etmiyordum. Bu mart ayı içinde bir sabah Büyükada'nın Hıristos orma­nına çıkarken ihtiyar babayı yalnız gördüm. Elindeki kalın bastona dayanarak yokuşaşağı ağır ağır iniyordu. Renginin uçukluğu, harekâ­tının bataeti, halsizliği, mecalsizliği ile beraber simasının keder-âlûdeliği, siyahlara müstağrak kıyafetinin perişanlığı kendisinin hastalığından ziyade musibet-zedeliğini hatıra getiriyordu.

Bu zavallı babayı bu hale getirecek musibet ne olabilirdi? Bunu düşünmiye vakit kalmadı, karşı karşıya geldik. Kendisini bir aşinayı kâdim gibi selâmladım. Ve gördüğüm hüsn-i mukâbeleden cesaret ala­rak, bilmem nasıl bir hissi tefahhusun ibramile: "Küçük refikinizi bugün beraber almamışsınız.." dedim. O anda zavallının her vakitten pek ziyade kızar­mış gözlerinden fırlıyan iki büyük katre-i te'es­sür sapsarı çehresinden aşağı yuvarlanırken bana cevap verdi:

- Nijad'ı mı soruyorsunuz? O öldü...


Recaizade Mahmud Ekrem
Nijat Ekrem ve Tefekkür
Umuttepe Yayınları

01 Nisan 2022

İştar'a Yakarı

Yalvarırım sana tanrıçalar tanrıçası,
İstar, ölümlüler ecesi, kılavuzu insanların!
En ulusun sen, güçlüsün, yücedir adın.
Ey yerlerin, göklerin ışığı işit iniltilerimi!
Gör nasıl çırpınıyorum
Kötü rüzgârda kalmış bir deniz gibi.
Yardımıma gel, uzaklaştır benden
kötülüğümü isteyenleri.

Babil - M.Ö. 2000