29 Aralık 2022

İki sevgili arasındaki nefret bir çok nefretten daha şiddetlidir

Hayatın en zorlu hapishanesi insanın içine hapsolduğu yarım kalmış düşüncedir. Bu düşünceyi bırakmaya da gerçekleştirmeye de gücü yetmez. İşte bu şeyin kötü hissi uzadıkça uzar. Öyle ki, sanki bu his daha başlangıçtadır ve bir sona doğru ilerlemiyordur. Acı çektikçe acı çeker ve bu sırada hayat ona öyle hissettirir ki, başından geçen bütün ızdıraplar sadece ızdırapların başlangıcıdır.

...

Bir gün kader, acı çeken ümitsiz kişiyle konuşsaydı aralarında geçen diyalogta, kader iki cümle; ümitsiz kişi de bir kelime söylerdi. Şöyle ki:

Kader: Sırrın tamamını öğrendin mi?

İnsan: Hayır.

Kader: Ey zavallı! zaten bu sana ulaşan şey de sırrın bir kısmıdır. 

...

Sonra Allah, insanın yükünü hafifletti ve ona, gerçekliklerden sıyrılıp onunla huzur bulabileceği hayal etme gücünü verdi. Fakat hayalperestler hayallerden sıkıldığında ise, onları sadece sevgi paklar.

...

Gerçek sevgi ancak iki ruhun içlerinde gerçeklik adına ne varsa, bütünüyle karışmasıdır. Öyle ki kimileri şöyle demiştir: İki kişi arasındaki şey, ancak birinin diğerine “Ey Ben” diyebildiği zaman sevgidir. Bu açıdan bakarsak iki sevgili arasındaki nefret -eğer oluşursa- husumet sırasında oluşabilen bir çok nefretten daha şiddetlidir. Çünkü bu, iki ruhun, karışmış olan parçalarını ayrıştırmak için yaptığı bir savaştır. Ruhlar dünyasındaki en şiddetli düşmanlar, birbirlerinden nefret etmeye başlayan sevgililerdir.

...

Bir ülkeden başka bir ülkeye taşınmanın faydalı olabilmesi için, ruhun bir duygudan diğerine geçmesi şarttır. Üzüntün seninle beraber geliyorsa eğer, sen yerinde oturmuş ve hiç kalkmamış gibisindir.

...

Alemi geniş bir ruhla karşılarsan, mutluluğun hakikatlerinin arttıkça arttığını; üzüntünün hakikatlerinin de küçüldükçe küçüldüğünü göreceksin. Fark edeceksin ki; dünyan daralıyorsa dar olan sensin, dünyan değil.

...

Ruh boş kalırsa düşünmesi de boşluğuna kıyasla katlanır. Bu yüzden ruh, kendisini düşüncelere karşı oyalayacak bir şeylere doğru kaçar. Fakat bilge kişi, ruhu dolu yaşar ve onun iç dünyasına lisanımızda bazen “düşünce” ve bazen de “sessizlik” adını veririz.

...

İnsanlar, arzularının köleleridir. Senin bu arzular karşısındaki konumuna göre sana yaraşan bir kelime vardır. İşte bu noktada, layık olduğun veya insanların sana layık gördüğü şey seni karşılar. İnsanların gözünde seni eksiltmeden mükemmel yapabilecek bir şey yoktur. Hatta; imanın bir insan sınıfı için küfürdür, aklın bir grup için ahmaklıktır, faziletli olman bir topluluğu kıskandırır, ahlakın ise kimilerini kışkırtır.

...

Agâh ol ki arkadaşlık mertebelerinin en yücesi iki mertebedir: Birincisi; kötü huyu kendisine ağır bastığında, sana kötülük yapan dosta karşı sabrındır. İkincisi ise; ona kötülük yapmamak için kendi kötü huyun ile savaşırken, önceki sabrına gösterdiğin sabırdır.

...

Bu dünyanın dertlerinden birisi de şu kalbin, üstün özelliklerle yaratılıp yine o özellikler sebebiyle cezalandırılmasıdır. İnsanlar, onun inceliğine bir ceza olarak ona sert davranırlar. Onun vefasına karşılık arkadan vururlar. Onun sakin duruşuna patavatsızlıkla cevap verirler. Aptallıkları, onun sessizliğini bulandırır. Yalanları ise, onun içindeki samimiyeti inkardır. 

...

Ey Şehr-i Ramazan, sen ne kadar yücesin! Dünya seni gerçekten tanısaydı sana ‘’Otuz Günlük Medrese’’ ismini koyardı. 

...

Sırtındaki yükü hafifletme fikri, bu yüke bir de dert ekleyerek onu olduğundan daha ağır hale getirir. Dert, bir ruhun taşıdığı en ağır şeydir. Bu yüzden çalışma esnasında sakın rahata ulaşmayı bekleme. Aksi halde bu durum gücünü zayıflatır ve enerjini düşürerek bıkkınlığı beraberinde getirir. Çalışmanın özü yalnızca sabırdır ve sabrın özü de ancak azimdir. 

...

Her kişinin gayptan başka hiç kimsenin ortak olmadığı bir iç dünyası olduğu sürece; tanıdığın her insanın içinde, aynı zamanda tanımadığın bir insan olacaktır. 

...

İnsan, diğer insanlar nazarında yüzünün şekli ve dış görünüşünden ibarettir. Fakat Allah’ın nazarında o insan, kalbinin şekli ve içinden geçirdiği düşüncelerle değerlendirilir. 

...

Ruhtaki şeylerin çok olmaması, küçük şeylerden bile mutluluğun artması demektir.
Çocuklar bir çok kadına göz gezdirir fakat anneleri içlerinden en güzelidir, çirkin olsa bile.
Annesi hadd-i zatıyla onun kalbinin sultanıdır.
Bu kalpte çokluk bir mana ifade etmez.İşte sır budur, küçük çocuktan öğrenin ey düşünürler!


Mustafa Sâdık er-Râfiî 

27 Aralık 2022

SENDEN EN GÜZELİ UMULUR

Muzenî anlatıyor: Ölüm döşeğindeyken Şâfiî'nin yanına gittim ve; "Nasıl oldun?" diye halini sordum. Şöyle dedi: "Dünyadan gider, kardeşlerden ayrılır, ölüm şarabını içer, Aziz ve Celil Allah'a varır oldum. Bilmiyorum ruhum cennete gidecek de onu kutlayacak mıyım, yoksa cehenneme gidecek de acısını mı paylaşacağım.
Sonra ağlayarak şu beyitleri okudu:

Musibetler karşısında
Allah'tan kork ve ümit et O'ndan 
Israrcı nefsine uyup da pişman olma 
Allah'ın affını müjdele, şayet müslümansan
Korku ve ümit: kal ikisi arasında.

Kalbim sertleşip daralınca yollarım 
Ümidi affına merdiven yaptım 
Suçum büyük olsa da 
Sana yöneltiyorum isteklerimi 
Mahlukâtın ilahi 
Ey lütuf ve cömertlik sahibi!

Evet büyüktü, çok büyüktü günahlarım 
Fakat rabbim onları affınla kıyasladım
Affın daha büyüktü
Sen affedensin tüm günahları
Cömertsin, lütfeder, bağışlarsın.
Beni affedersen eğer. 
Sınırı geçmiş bir âsi kulu
Affetmiş olacaksın.
Kavuşsa da Müslüman adıyla sana
Bir şey değildir o
Azgın bir zalimden başka.

İntikam alsan da benden, ümitsiz olmam
Hatta suçum yüzünden cehennemi boylasam. 
Günahım çoksa da eski ve yeni 
Affın daha yüce ve geniştir
Ey mağfiret sahibi!

Hiçbir âbid
Senin lütfun olmasaydı İblis'e direnemezdi 
Seçkin kulun Adem'i bile aldatmışken 
Nasıl karşı koyabilirdi!

‎Cennete girip huzura mı ereceğim 
Yoksa ateşe girip, pişman mı olacağım 
Bir hissetseydim!

Allah içindir inan
O arifin işleri, zarif ve necip 
Vecdin ve sevginin sınırlarını zorlar 
Taşar göz kapaklarından kan 
Gece uzattığında karanlığını nefsine
Korkunun şiddetinden eser bir matem
O kalkar teheccüde 
Rabbini zikrettiğinde fasihleşir dili
Dili dolaşır, acemileşir
O'nun dışında söz ettiğinde.

Gençlik günlerini hatırlar 
Cahillikte işlediği günahları. 
Gün boyu yoldaşı olur kederler 
Karanlıklar çöktüğünde 
Uykusuzluğa ve sesine gecenin 
Kardeşlik eder

Sevgilim, der
Sensin tek arzum, tek gayem sensin 
Ümitle bekleyenlere, isteyenlere 
Ganimet olarak yetersin 
Önce azap edip, sonra hidayet eden 
Bana sen değil misin?

Ve devam ettiren sensin 
Lütfunu, nimetini 
İhsan sahibinin umulur affedilmesi 
Ayak sürçmelerimi, düşüşlerimi
Umulur geçmiş suçlarımı örtmesi.

İmam Şâfiî

NEREDE BUZ VARSA

Nerede buz varsa, iki kişilik serinlik de vardır.
İki kişilik. Onun için getirttim seni. 
Çevrende ateşten bir solukla -
Güllerden gelmiştin.

Sordum: Neydi oradaki ismin? 
O isimdi bana söylediğin:
Kil parıltısı vardı üstünde - 
Sen, güllerden geldin.

Nerede buz varsa, iki kişilik serinlik de vardır: 
Çifte ismi ben verdim sana.
Gözlerini o isim altında açtın- 
Bir ışık vardı buzdaki deliğin üzerinde.

Şimdi ben kapatıyorum, dedim, gözlerimi: - 
Al bu sözcüğü - benim gözlerim seninkilere
anlatmakta! 
Al ve tekrar et arkamdan, ağır ağır tekrar et,
geciktir geciktirebildiğin kadar söylemeyi,
gözlerini ise - açık tut, tutabildiğince!

Paul Celan 

BURADA

Burada-kiraz çiçeğinin oradakinden daha koyu
      olmak istediği yerde. 
Burada - o çiçeklere öyle olabilmeleri için yardım 
     eden el.
Burada - binip kum ırmaklarından yukarı
     seyrettiğim gemi
demir atmış
yatıyor, senin serptiğin uykularda.

Burada-anlamı, tanıdığım bir adam: 
şakaklarında, bir zamanlar söndürdüğü 
korların renginde kır serpintileri 
Kadehini fırlatmıştı alnıma 
yara izini öpmek için dönmüştü.
ve sonra,
bir yıl geçince aradan,
Dile getirmişti ilencini ve kutsamasını,
bir daha hiç konuşmadı.

Burada-yani akşamlarından beri, 
bir bulutla birlikte 
yönettiğiniz kent.

Paul Celan 
Çeviri: Ahmet Cemal

26 Aralık 2022

GECEDE IŞIK DEMETİ

En parlak yanan, saçlarıydı akşam sevgilimin:
ona yolluyorum en hafif tahtadan yapılma tabutu.
Tıpkı düşlerimizin Roma'daki yatağı gibi, dalgalarla sarılı;
beyaz bir peruk takmış benimki gibi ve sesi kısık çıkmakta:
yüreğin kapılarını açtığımda benim gibi konuşuyor.
Bildiği Fransızca bir aşk şarkısı var geç ülkelere
yolculuğum sırasında ve sabaha mektuplar yazarken söylediğim.

Duyguların kakmasını taşıyan güzel bir sandal bu tabut.
Daha gençken senin gözlerinden, onunla bırakmıştım
       kendimi kanın akıntılarına.
Şimdi ise Mart karlanında ölü bir kuş kadar gençsin,
şimdi sana gelip söylüyor Fransızca şarkısını.
Hafifsiniz: ilkbaharımı sonuna kadar uyuyorsunuz.
Ben daha hafifim:
yabancılara söylüyorum şarkımı.

Paul Celan

20 Aralık 2022

GÜL İÇİN İLAHİ

İnsanlar bir gülü bir senetle
Değiştirmeye alıştılar
İnsanlar başka insanların hayatını
Bir hezaren sandalye midir hayat
Dizip kaldırmaya alıştılar
İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar
Yelin üflediği yaprak mıdır onur
Yürek arsız otlar gibi ayak altında
Tanımıyor kimde kimseyi
Ve kendini tanımak istemiyor
İnsan tanımazsa kendini insan
Nasıl varolabilir

Bu yüzden dünya hey koca dünya
Dönüyor bir ölüler ülkesine
Susanlar şimdilik
Oyunun dışına düşenler
Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar
Gün kıyamete erdiğinde

Gülten Akın

KIZKIRGIN

Nice yıl birlikte yaşadık
ve bu nice ayrılık ki
hiç karşılaşmadık, bir anne bir kız

senin yüreğin, bilmiyorum bana örtük
benimkinde birike birike sıkışmış
bunalmış bir hasret

yüzünün ipeğine dokunmuş gibi
eski ellerim ansıya ansıya
bir bulutla bir gökyüzü arasında kaldım

bana yetsin uzaklığın orda
hiç yitmiyor madem
madem hiç karşılaşmadık aynı şehirdeyken

kim öğrendi bugüne dek
hasreti dönüştüren kimyayı
ben kendi kendime kendi kendime
hasretinle söyleşmeyi öğrendim

Gülten Akın