21 Mayıs 2013

Ölüm Hayatı Kuşatalı Beri

Kül yağıyor gökten
Kül renginde güneş
İki şey örtüyor kırları
Kül ve leş

Neye uzatsam elimi dağılıyor
Bütün eşyalarda ölümün tozu
Aynı anda yakıyor genizleri
Öfkenin ve göz yaşının tuzu

Kimi kanla besleniyor kelimelerin
Kimi kelimeler paslı
Ne kadar kafiyesi varsa hayatın
Hepsi de ölümle cinaslı

Ve ölüm hayatı kuşatalı beri
İki şey yan yana gelişiyor evlerde
Babalar bıçak biliyor
Analar yaslı


İsmail Uyaroğlu

Su İsteyişine

bir su ver, dirileyim kuruyan köklerimde
bir köprü kur çıldıran nehirlerin kalbine
bir kuşun yuvasına götür gökkuşağını
karıncanın kırılan ayağına sar beni
ben ki, toprak altında bir devim, kurtar beni
okunu çek bağrımdan; yandı cânım, bir su ver
ölü bir tenden bile perişânım, bir su ver

ağlıyor ateşimin gölgesinde, Neruda
Aragon mutlu aşkın yokluğunda çilekeş
her yerde tutuşan su istiyor geceden
her çeşmenin başında eşkiya gülümsüyor
bir çiçek at kararan duygular mahşerine
bir fidan dik bağrına onurlu bahçıvanın
damarlarım çatladı; yandı kanım, bir su ver
dirilmek istiyorum a sultanım, bir su ver

gözleri birer birer kayan hücrelerimde
Genç Werther'i yeniden kurşunlayan bir acı
al hançeri eline, kopar bileklerimi
katranlı bir urganda tükensim yalnızlığım
bir ağacın titreyen yaprağına koy beni
bir kez olsun, yaralı bir İstanbul say beni
zehir akıt içeyim a hanedânım, bir su ver
a cellâdım, a kahrım, a zindânım, bir su ver

Nurullah Genç

Ey Sevgili

Meşakkatsiz bulmadım seni ey sevgili!
Kaç dünya gezdim, yalın gözlerle
Çırılçıplak bir yaşamın vartalarında
Kaç kez yolum kesildi; kırk haramilerce
Bir bir geçtim sırat köprülerinden
Dağların aman vermez fevklerinden
Sana yelken açtım, bağrımı dindirmeye
Külfetsiz bulmadım seni ey sevgili!

Dört pare sevda coğrafyası
Bir mayın kavşağıydı, bütün kanyonlar
Dicle’nin hatırına ölüm can vermişti
Katran karası gözlerine çekiyordu burada yaşam
Kaç çölün serabından geçti, sınamanın acıları
Susuzluğuma bir gülüşün yeter gibi
Sana geldim yüreğimin susuzluğunu gidermeye
Meşakkatsiz bulmadım seni ey sevgili



Kaç bin savaş mızraklarından zehir yedim
Kaç bin yaram var izlerini silemediğim
Kaç hançer yedim soy kütüğümden
Kaç ölüm, kaç ihanet, kaç isyan, kaç idam
İsimsiz bir çocuğun bakışlarındaki sertlik gibidir
Gelişlerime bakışı makus talihin…
Faili meçhul cinayetlere adım yazılıydı
Kader ve baht kelam ve kalem,
Bizden yana değildi hiçbir tarih
Yılmadan ölümlerden kan alarak
Sürgünlere yol alır tebessüm, gelir yine de can
ve meçhul bir yaşamın failine
Sıkılan kurşun acıtmazdı bu yürüyüşleri
Yara aldım kan vermedi yaşam, aynı gen grubunda değildik
Yarama merhem olacaksın diye
Sana yelken açtım, ey sevgili!


Dündar Sansur

Sunu

Sunu-I-II


I
güneşi hiç görmedim pemceremde
ne ay doğdu geceme ne bir yıldız
hem sıkış sıkış hem çöl kadar ıssız
beş yıldır bir şeyler soluyor içimde

II
dal olsun diye kuşa uzattımdı kolumu
omuzlarıma kadar ekmek ufaladımdı
yanılıp da bir kez bile konmadı
inip üç adımda bitirdim yolumu

evet üç adımda bir tokat
gibi çarptı yüzüme duvar
dibine çöküp avuçlarımı açtım fakat
hangisine sapsam ne çok yol var

el eli çoğaltmayınca bir yerde
uçurumlaşıyor avuç çizgisi de
tek başıma yürüsem şimdi
barbaros bulvarından beşiktaşa
bir vapura binsem ya da motora
-kaptan dümen kır üsküdara-
düşteki gibi ansısam birden
koyun gibi yatırılıp kazınmış saçımla
ayakkabısızlığım. pantolonsuz bacaklarımla
içinizde aykırı bir yaşamın ben
ihbar polis filan. güvertede tutuklanmadan
balığın üstüne martının altına
yarı yolda kaldırıp gövdemi atsam
bulurdum kendimi ayaklarımın dibinde
beş yıldır bir şeyler sürükleniyor içimde

yıllarca mektupsuz kitapsız bırakıldım
bir elimle yazdıklarımı
okudum diğer elimde
beş yıldır beş koca yıldır
bir şeyler kopuyor içimde



Sunu-III-IV


III
şortum ve şıpıdık tokyolarımla gördünüz
beni haydarpaşa hastanesi girişinde beklerken
güneş yanığı teninize renk renk giysilerinize bakarken
uzun zincirlerle bağlı kollarımı süzdünüz

imgeleminiz hemen de devindi
-deli bu deli-
yüzdeki buruşmadan
duymasa da anlıyor insan
biraz kötücül biraz acımaklı baktınız
yüreğimi şaşırdım
dürterek birbirinizi
gizliden fısıldaştınız

sıkıca kavranıp kollarımdan
özenle geçirildim aranızdan
-siz mi korulorlardı beni mi bilmem-
çocuklarınızı kaparak
çamurmuşum
gibi sıçradınız iki yanıma
ama soru sorandır çocu-baba
anne kim neden bu amca...
bir çift dikenli tel yumağıydı gözlerim
ağlayamadığımca ağladım yanıtınıza

IV
gün batınca çocuklar koşuyor erkenden
masallarını dinlemeden derin bir uykuya
bir yunus dalıp çıkıyormuş gibi suya
kalkıyorlar gözlerinde yıldız gülerken

bendim öpen bendim silen
anne diye üşüyen korkularını
ellerimle şafak yangını yıldızları
bendim gözlerine koyup giden

sabah mahmurluğunda bir parça da
anneler beni öpüyorsunuz
bilmeden tadımı taşıyorsunuz
günboyu sıcacık dudaklarınızda

yaslandığınız ağaçta benim sırtım
çiğniyorsunuz sokakta ayak izlerimi
kokladıkça açan güzelim çiçeği
ansıyın bir zaman yakama taktım

geçerken kulaklarınıza uğultular geliyordur
evet siz de vardınız taksim alanında
hepten unuttuğunuza inanmıyorum mutlaka
omzunuzda omzumun sıcaklığı duruyordur

Sunu V-VI


V
duysanız anlasanız bir kez beni
böyle tek başıma geceleri
çığlık çığlığa kalkmazdım
ellerimin arasında kanayan anlımla
çatlak bir duvar gibi bakmazdım

bir elime ateş ötekine barut
çizgi çizgi ben mi kazıdım
değmesin diye bağlasa mıydım
açlık ve ölümle yağarken bulut

gençliğimi kakıp durmayın başıma
bugünden yarına akardım
bir bilseniz neler yaşadım
yüzyıl bebek kalır yanımda

VI
asıldım yüreğinizin kapısına
acıyı sevince bölerim
su gibi yaprak gibi gülerim
çıkmayın dokunmadan bana

bir orman gibi yürüyüp elbet
varacaksınız ortasına yolun
ben yatarım bin müebbet
siz çiçeklene-dallana durun.

Nevzat Çelik

Sana Saklayacağım Yer

Sen yoksun,
hiç olmayacaksın,
görüntünse hala
gözlerimde.
Başka hiçbir şeyin…
Seni görmek için
Her gün
Yollarını bekliyorum
Bir umut
bulmak için.
Üzerini toz kaplamış
resim misali,
hergün gözlerimi
siliyorum,
gözlerimdeki görüntünü
sana saklayacağım,
sen yoksun diye.

Qalib Bagirov

Uyandırmaya Gücüm Yetmedi

Hayallerim,
Benden uzak düştün.
Sensiz özledim,
Aradım, aradım
Bir kızın göğsünde
Mayışıp uyurken
gördüm.
Kıyamadım uyandırmaya -
gücüm yetmedi.
Af ettim
Seni.

Qalib Bagirov

Lehlik

Lehime değil hiç bir şey sen olmasan
İçimde dışımda büyüyor tuhaf bir lehlik
İnsem rumda kışlarım
Çıksam her yer Allahın nefesi

Aldığın nefese selam olsun
Sen olmasan her sabah pazartesi
Yürüdüğün yola selam olsun
Sen olmasan her yer pazartesi

‘Sen olmasan her sabah
Pazardan sonra işe gitmek gibi’

Hüseyin Atlansoy