20 Haziran 2016

Bercestesi

Dizelere göm şâir beni.

Kıvılcım Vafi

Aşk İmiş Her Ne Vâr Âlemde

Aşk imiş her ne vâr âlemde
İlm bir kîl ü kâl imiş ancak

Fuzûlî


Sâlik-i râh-i hakikat aşka eyler iktidâ

Fuzûlî


Vâdî-i vahdet hakikatte makam-ı aşktır.
Kim müşahhas olmaz ol vâdîde sultândan gedâ

Fuzûlî


Cevherinden eylemek cismi cüda âsân değil.
Cisimden âgâh olan cân vâsıl-ı cânân değil.

Fuzûlî


Âlemi pervâne-i şem'-i cemâlün kıldı ışk.
Cân-ı âlemsin fedâ her lahza min cândır sana

Fuzûlî


Aşk derdinin devâsı kabil-i derman değil
Terk-i can derler bu derdin mu’teber dermânına

Fuzûlî


Reh-güzâr-ı ehl-i aşk üzre kılın medfen bana

Fuzûlî


Aşk bir şem-i ilâhîdir benim pervânesi

Hayâlî


Her kişi âşık olurdu eğer âsân olsa

Taşlıcalı Yahya Bey


Fermân-ı aşka cân iledür inkiyâdımız.
Hükm-i kazâya zerre kadar yok inâdımız

Bâkî


Men eyleyemez mes'ele-i aşkı müderris

Bâkî


Meftûhdur erbâb-ı dile bâb-ı mahabbet

Şeyhülislâm Yahyâ


Bîgânedir muâmeleniz akl u hûş ile.
Gûyâ derûn-ı sînede mihmânsın ey gönül

Nedîm


Kimden istifsar idem keyfiyyet-i aşkı aceb
Ârif-i agâh serhoş vâkıf-ı esrar mest

(Meçhûl)


Ta kıyâmet fasl olunmaz şûriş-i bilir âşık

Hızırağazâde Fehîm


Bir şu'leye can vermede pervâne-mizâc ol

Yenişehirli Avnî


Lisân-ı aşkı bilir terceman bulunmadı hiç

Neccar Zade Şeyh Rıza


Eğerçi söylemez ammâ neler bilir âşık

Hızırağa Zade Said


Gûyâki Padişâh olurum milk-i âleme
Meşgûl-i şerh-i aşk ü garâm olduğum zeman

Yenişehirli Avni


Gönlüm belâ-yı aşkı hem ister, hem istemez

Hâzım


Ben derd-i aşkı söylemesem başka derd olur

Fâik Memduh


Bir istiyor insan onu bir istemiyor, âh
Sevmek dahi doğmak gibi, ölmek gibi bir şey

Cenâb Şehâbettin


Her derde çâre var güzelim, aşka çâre yok

Abdülhak Hâmid


Fânilere bir ömr-i müebbed yaşatan aşk

Abdülhak Hâmid


Şeb-i yeldâda uzar fecre kadar kıssa-i aşk
Tâ ki Mecnûn bitirir nutkunu Leylâ söyler

Yahyâ Kemâl


Ehl-i akl anlamaz efsûs lisân-ı dilden
Zanneder âşık-ı divâne muammâ söyler

Yahyâ Kemâl



HÜSN Ü ÂN


Esrâr-i kâinata ezel cür'adan iken
Ben hânkah-i aşkta hayrân idim sana

Hayâlî


Göz ucuyla âşıka geh lûtf eder gâhî itâb

Nef'î


O şûh âyinede aksiyle eyler güft ü gû Nâbî
Bilen söyler nikât-ı râz-ı hüsnü bilmeyen söyler

Nâbî


Çıkmış henûz hâne-i âyineden o mah
Esrâr-ı hüsn ü ânına hayrân olup gelir

Nedîm


Ben bugün bir nevbahâr-ı hüs nü ân seyreyledim

Nedîm


Baharı neyleriz ol gülizâr-ı gonce femin
Gülüb açılması bin nevbahâra değmez mi?

Nâilî’i Kadîm


Lâl olur bülbül iştse râz-ı güftârın senin

Nâilî-i Kadîm


Güzel tasvîr idersin hâl u hatt-ı dilberi ammâ
Füsûn u fitneye geldikde ey Behzâd n'eylersin

Bahaî


Bir az gel bağa, bülbül dinle, gül seyret, açıl cânâ
Ki sen dâhî henüz âçılmamış bir gonce-i tersin

Nedim


Erişip bahâra bülbül yenilendi sohbet-i gül
Yine nevbet-i tahammül dili bî-karâra düşdü

Gâlib Dede


Süzme çeşmin, gelmesün müjgân müjgân üstüne

Râsih


Hüsn olur kim seyr iderken ihtiyâr elden gider

Ziya Paşa


Ne zaman istese güzeldir o

Abdülhak Hâmid


Her âh bir hitâb idi körfez'de dün gece
Bin mâh içinde bir meh-i tâbân olan sana

Yahyâ Kemâl



HEVÂ VÜ HEVES


Yetmez mi temâşâ-yı cemâl el de sunarsın
Ey âşık-ı mihnetzede, buldukça bunarsın

Sâmî Mustafa


Ben gedâ sen şaha kul olmak yok amma neyleyim
Ârzû sergeşte-i fikr-i muhal eyler beni

Fuzulî


Secdedir her kande bir büt görsem âyinim benim
Hâh kâfir, hâh mü’min tut budur dinim benim

Fuzûlî


Hunkâr şehre geldi deyü seyre çıkdılar
Her güşe mehlikâ dolu, Hunkâra kim bakar

Vizeli Behişti


Uyduk dil-i dîvâneye dil uydu hevâya

Rûhî-i Bâğdâdî


Mecnûn ne bilir kaide-i nâz ü niyâzı
Âşık mı sanır kendin o mecz^b-i mahabbet

Nef'î


Hevâyı aşka uyub kûy-i yâredek gideriz
Nesim-i subha refîkız bahâradek gideriz

Nâilî-i Kadim


Bir âşina nigâha da mı fırsat olmasın

Nedîm-i Kadîm


İnsâf olunsa biz de rakibin rakibiyiz

Nâbi


Bahâne-cûy-i vuslat oldugum yâre duyurmuslar
Nifâk etmişler ammâ mânevî himmet buyurmuşlar

(Meçhul)


Açılır elbet nesîm-i nev-bahâr essin hele
Bend-i dîl muhkem değil bend-i nikâbından senin

Nedim


Ol perçemin nazîrini, hâtırdamı gönül
Görmüş idin geçen sene, sünbül zemanları

Nedim


Bakılmaz hâtır-ı ahbâba hiç dilber hususunda

Ragıb Paşa


Ruhsat bulunur dâmen-i canân ele girmez
Canan bulunur gûşe-i imkân ele girmez

Haşmet


Hiç akla gelir miydi bu âşıklığım ey dil
Kim derdi ki bir gün bana divane desinler

(Meçhul)


Ne anlıyor acabâ sevdiğim meâlimden

Nigâr Osman



AYŞ Ü NÛŞ


Ben vâr iken gerek bana bû zevk ü bû safâ
Bir gün gele ki görmeye kimse turâbımı

Adnî (Bâyezid-i Sânî)


Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir
Ben kimem sâki olan kimdir mey ü sahbâ nedir

Fuzûlî


Etse ger Nef’î nola gönlüyle dâim bezm’i hâs
Hem kadeh hem bade, hem bir şûh sakidir gönül

Nef’i


Geh câm-ı bâde nûş ideriz, gâh hûn-i dil
Biz ruhsat-ı zemâna göre işret eyleriz

Sabri-i Şakir


Bir elinde gül, bir elde câm geldin sâkiyâ
Kangısın alsam gülü, yâ câmı, yahud ki seni

Nedim


Ayağın sâkınarak basma aman sultânım
Dökülen mey kırılan şişe-i rindân olsun

Nedim


Bezm o bezm, ahbâb o ahbâb, işret o işret değil
Mey o mey, sakî o sakî, hâlet o hâlet değil

Pertev


Meyhâne yıkıldı, mest ayakda

Abdülhak Hâmid


Bir kanlı gül ağzında ve mey kâsesi elde
Bir sofrada içdik ikimiz aynı emelde

Yahya Kemal



AŞK Ü GARÂM


Hâlini bilmez perişanın perişan olmayan

Bursalı Ahmed Paşa


Cânıma bir merhabâ sundu ezelden çeşm-i yâr
Öyle mest oldum ki gayrın merhabâsın bilmedim

Bursalı Ahmed Paşa


Ben âşıkım, hemişe sözüm âşıkânedir

Fuzûlî


Aşkında mübtelâlığımı ayb iden sanur
Kim olmak ihtiyâr iledür mübtelâ sana

Fuzûlî


Göklere âçılmasın eller ki dâmânındadır

Fuzûlî


Sûfî mecâz anladı yâre mahabbetim
Âlemde kimse bilmedi gitdi hakikatim

Emri


Senin mahzunun olmak bâna şadan olmadan yeğdir
Gamınla ağlamak ellerle handan olmadan yeğdir

Nev’î


Gönüldendir şikâyet, gayrdan feryâdımız yokdur

Nev’î


Yâreb ne vâdîdir bu kim can teşne cânân teşnedir

Bâki


Bileli kendimi ben gönlümü âşık buldum

Nef’î


Neler çeker bu gönül, söylesem şikâyet olur

Nef’î


Ne şeb ki kûyine yüz sürmesem ölürüm
Ne gün ki kametini görmesem kıyamet olur

Nef’î


Bir cebinin, bir dahi zülf-i siyehfâmın bilür
Dil ne subhun fark ider Billah, ne akşâmın bilür

Nedim


Sinede bir lahza ârâm eyle gel cânım gibi
Geçme ey rûh’i revân ömr-i şitâbânım gibi

Nedim


Candan geçer de ben yine geçmem niyâzdan

Abdülhak Hâmid



YÂR İLE CÂNÂN


Yârsız kalmış cihanda aybsız yâr isteyen

Bursalı Ahmed Paşa


Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn itdi felek

Yavuz Sultan Selim


Kudretim yok hâlimi arzitmeğe canânıma

Usûlî


Küfr-i zülfün salalı rahneler imânımıza
Kâfir ağlar bizim ahvâl-i perişanımıza

Fuzûlî


Sergeşteliğim kâküli müşkinin ucundan
Âşüfteliğim zülf-i perîşanın içündür

Fuzûlî


Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, devletlü sultânım

Fuzûlî


Kâşkî sevdiğimi sevse kamu halk-i cihân
Sözümüz cümle heman kıssa-i canân olsa

Taşlıcalı Yahya Bey


Dikkatler ile seyr ideriz yâri serâpâ
Görmez mi idik biz de eğer olsa vefâsı

Bâki


Geh âlem-i müşâhade, geh âlem-i hayâl
Bir lahza yârsız kalamam, âdetim budur

Sâlih


Bu gün şâdım ki yâr ağlar benimçün

(Meçhul)


Görmemek yeğdir, görüb divâne olmakdan seni

Sâbit


Nesin sen, ben de bilmem, canmısın, cananmısın kâfir

Nedim


Nâzdan hâmûşsun, yoksa, zebânın duymadan
İstesen bin dâsıtan söylesin ebrûlerle sen

Nedim


Sevdiğim meşk-i nigâh eylersin âhûlarla sen

Nedim


Nigehin böyle neden hastadır ey şûh senin
Gözlerin bezm-i ezelden beri mahmur gibi

Nedim


Mest-i nâzım kim büyütdü böyle bî pervâ seni
Kim yetişdirdi bu gûne servden bâlâ seni

Nedim


Yârimi gördüm, bu gün dünyâ görünmez dîdeme

Hayri


Çeşmini gördüm, unutdum derdi de, dermânı da

Gâlib Dede


Gizlesem de, âşikâr itsem de, cânımsın benim

Gâlib Dede


Kâilim didârını rüyâda olsun görmeğe

Pertev


Mâhitâba bakamam yâr gelür hâtırıma

Zekâî


Görsem seni helâk olurum, görmesem helâk

Vâsıf-ı Enderûnî


O gül endâm bir âl şâle bürünsün, yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün, yürüsün

Vâsıf-ı Enderûnî


Biz âleme bir yâr içün âh itmeğe geldik

Yenişehirli Avni



ÂH MİN EL-AŞK


Bende Mecnûndan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Aşık’ı sâdık benim, Mecnûnun ancak âdı var

Fuzûlî


Cânı cânan dilemiş, vermemek olmaz ey dil

Fuzûlî


Âşık oldur kim kılur cânın fedâ cânânına
Meyl-i cânân itmesün her kim ki kıyamaz cânına

Fuzûlî


Cânımı cânan eğer isterse minnet cânıma
Can nedir kim anı kurbân itmeyem cânânıma

Fuzûlî


Min cân olaydı kâş men-i dilşikestede
Tâ her birile bir gez olaydım fedâ sana

Fuzûlî


Gönül derler ser-i kûyünde bir divânemiz kaldı

Hayâlî


Biz ol âşıklarız kim dâğımız merhem kabûl itmez
Ol gülzarız ki âteşdir gülü şebnem kabûl itmez

Râmî Mehmed Paşa


Böyle bî-hâlet değildi gördüğüm sahrâ-yı aşk
Anda Mecnûn bîdler divâne cûler vâr idi

Nedim


Zülfün görenlerin hep bahtı siyah olurmuş
Tek zülfünü göreydim, bahtim siyâh olaydı

Bayburtlu Zihni



KELÂL Ü MELÂL


Yok bu şehr içre senin vasf etdiğin dilber, Nedim
Bir peri-rüret görünmüş, bir hayâl olmuş sanâ

Nedim


Derd oldu şimdi bâşıma dermân sandığım
Bir âfet oldu cânıma cânân sandığım

Halimgiray


Gönül mahabbetli bir âdet eylemiş yoksa
Ne bende aşk, ne sende cemâl kalmışdır

(Meçhul)


Güller âhir râm olur ammâ hezâr elden gider

Ziya Paşa


Sende mi hâlâ esir-i zülf-i yâr olmakdasın
Uslan ey dil, uslan artık, ihtiyâr olmakdasın

Recâi zade Ekrem



KÂM Ü VUSLAT


Gel, gel ki cümle savm ü salâtın kazası var
Sensiz geçen zamân-ı hayâtın kazası yok

Nesîmî


Arzû-yi vasl-ı cânân câna âfetdir gönül

Fuzûlî


Yakmağa beni yeter hayâlin
Yokdur bana tâkat-ı visâlin

Fuzûlî


Gerçi cânândan dil-i şeydâ için kâm isterem
Sorsa canân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedir

Fuzûlî


Yâr ile hem-halvet ol cisminde cânın duymasın
Hâlet-i aşkı hikâyet kıl zebânın duymasın

Hayâlî


Kadem kadem, gice, teşrîfi, Nâilî, o mehin
Cihan cihan elem-i intizâre değmez mi

Nâilî-i Kadim


Gelmez hayâl-i vuslat ile hâb bir yere

Fasîh Dede



Şâm-ı vasla ne kadar dense sezâ Şâm-ı şerîf

Nâbî


Lal-i yâr ağzında ammâ vâ-pesin olmuş nefes
Âşık-ı bîmârı gördüm cân verip c^n almada

Nedîm


Bûs-ı la'lin şöyle sîr-âb-ı zülâl eyler beni
Kim gören âb-ı hayât içmiş hayâl eyler beni

Nedîm


Bakıp o şûh ile nâz û niyâza meşk ederiz
Gülün tebessümüne bülbülün terânesine

Nedîm


Şöyle pinhân gidesin kûyıne cânânın kim
Râh ola hemdemin ammâ o da hâbîde gerek

Nedîm


Cânâ sabâh eriştiği hâtır-nişan mıdır
Senden Nedîm-i zâr dahi kâmın almadan

Nedîm


Gönül pervânesine vuslat âteş intizâr ateş

Gâlib Dede


Dil-i gam-didenin bir kerre handân olduğun gördük
O naşâdın hele bir kerre şâdan olduğun gördük

(Meçhul)


Yâre faş'it râzını amma zebanın duymasın
Güftü gûyi vuslat-ı ruhi-î revanın duymasın

Yenişehirli Avnî


Öyle bî-hûş ol kemâl-i mestî-i vuslatla kim
Yâr âgûşunda yatsun cism ü cânun duymasun

Yenişehirli Avnî


Birlikte öyle tatlı zamanlar geçer ki rûh
İster seninle bir ebedî zevk-ı imtizâc

Tevfik Fikret


Hoş geçen her dem-i sevdâ ebediyyet sayılır

Tevfik Fikret


İşveyle, fısıltıyla, gülüşle
Olmuş şeb-i sevdâ yine bî-hâb

Ahmed Hâşim


Uçmakta bu âteşli havâda
Vuslat demi, bir kuş gibi bî-tâb

Ahmed Hâşim


Hayât-ı vaslını görmekle kanmıyor nazarım
Hayât-ı vaslının üstünde bir hayât ararım

Cenâb Şehâbettin


Bülbülden o eğlencede feryâd işitilmez,
Gül solmayı mehtâb azalıp bitmeği bilmez

Yahyâ Kemâl


Ömrün bütün ikbâlini vuslatda duyanlar

Yahyâ Kemâl


Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et
Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!

Yahyâ Kemâl



FİRÂK VE HİCRÂN


Vâızın nâr-ı cehennem dediği firkat imiş

Usulî


Nezr etmişim firâkına kim yok nihâyeti
Nakd-i sirişkimi ki tükenmez hizânedir

Fuzûlî


Öyle zaif kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkin ola yetürmek sabâ beni

Fuzûlî


Gözü yaşlıların hâlin ne bilsin merdüm-i gâfil
Kevâkib seyrini şeb-tâ-seher bîdâr olandan sor

Fuzûlî


Zulmet-i hicr etdi çok mübhem işi rûşen bana

Fuzûlî


Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden

Selîmî ( Selîm-i Sânî)


Dâr-ı dünyâ deli gönlüm gibi virân olsa
Ne cihân olsa, ne cân olsa, ne hicrân olsa

Taşlıcalı Yahya Bey


Güşad-ı gonce-i dil kaldı bir bahâra dahi

Zâmîrî


Şayet görüp terahhum ede hâksârını
Ömrüm geçince bekleyeyim reh-güzârını

Cevrî


İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile

Neşâtî


Sen gelmeyince hâtıra görsen neler gelir

Nâbî


Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâ'at

Sâbit


Ey şâm-ı hicr hiç seherin yok mudur senin

Çelebizâde Âsım


Belâ-yi keşmekeş-i intizârı benden sor

Nedim


Yârdan mehcûr iken düşdük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi yine hicrân hicrân üstüne

Râsih


Mir'ata bakma bir iki gün eyle tecrübe
Sabreylemek firâkına müşkil değil midir

Nahîfî


Bülbülden işit nâliş-i hasret neye derler

Râgıp Paşa


Gören sanur ki safâdan semâ-ı râh iderim
Döner döner bakarım kû-yi yâre âh iderim

Esrar Dede


Ağlatmayacakdın, yola bakdırmayacakdın
Ol va’de-i tekrâr-be-tekrârı unutma

Esrar Dede


Su uyur, düşman uyur, haste-i hicrân uyumaz

Gâlib Dede


Değil vuslat murâdı firkati tecdîde gelmiştir

Gâlib Dede


Yârin bize bir selâmı yok mu

Gâlib Dede


Banâ duzehden ey meh dem urur gülzârlar sensiz
Diraht âteş, nihâl âteş, gül âteş, berk ü bâr ateş

Gâlib Dede


Görsem tahammül eyleyemem bâri görmesem

Vâsıf-ı Enderûnî


Bana bin saat olur bir şeb-i yeldâ sensiz

Şeref Hanım


Kış geldi firâk açmadadır sîneme yâre
Vuslat yine mi kaldı güzel fasl-ı bahâre

(Meçhul)


İmkân yoğimiş çünki telâkiye bütün gün
Göndermeliyim almalıyım bir haber olsun

Recâizâde Ekrem


Geldi ammâ neyleyim, sensiz behârın şevki yok

Recâi Zade Ekrem


Hicrân biter mi, girye-i hicrân diner mi hiç

Tevfik Fikret


Eyvâh ne yer ne yâr kaldı
Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı

Abdülhak Hâmid


Ötme ey bülbül-i avâre ki hicran uyusun

Fâik Âli



YÂD VE TAHATTUR


Hayfâ ki geçdi bilmedik ol hoş zamân idi

Şehzâde Cem


Hâb-ı gafletde geçen ömrümü rü'yâ gördüm

Zâtî


Hayâlile tesellidir gönül meyl-i visâl itmez
Gönülden taşra bir yâr olduğun âşık hayâl itmez

Fuzûlî


Geçmiş zemân olur ki hayâlî cihan değer

Hayâlî


Hayâl-i yâr gibi varmı bir refik-i şefik

Ruhi-i Bağdâdî


Gözümde kaldı o demler misâl-i hâb ü hayâl

Nazîm


Gel söyleşelim cümle geçen demleri cânâ

Sâmî


Kani ol gül gülerek geldiği demler şimdi
Ağlarım hâtıra geldikçe gülüşdüklerimiz

Şinâsi-i Kadim


Ömr âhir olur sohbet-i dildâre doyulmaz

Yenişehirli Avni


Civanlık âlemin yâd etmeyen bir pîr yokdur yok

Hersekli Ârif Hikmet


Ağlarım, ammâ niçün, bilmem kiminçün ağlarım

Recâizâde Ekrem


Seni söyler bana dağlar, dereler

Recâizâde Ekrem


Yâd et beni gizli gizli yâd et

Recâizâde Ekrem


Bize bir zevk-i tahattur kaldı
Bu sönen gölgelenen dünyâda

Ahmed Hâşim


Gel söyleşelim seninle ey yâr
Geçmişdeki mâcerayı tekrâr

Abdülhak Hâmid


Mâzim ile âşinalığın var

 Abdülhak Hâmid


Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden
Geçtim yine dün eski hazân bağçelerinden

Yahyâ Kemâl


Yâd et ki sevişdikti ilâhî adalarda

Yahyâ Kemâl


Sen nerdesin ey sevgili, yaz günleri nerde

Yahyâ Kemâl


Mehtâb iri güller ve senin en güzel aksin
Velhâsıl o rü'yâ duruyor yerli yerinde

Yahyâ Kemâl


Aşk İmiş Her Ne Vâr Âlemde
Aşka Dair Seçilmiş Mısralar ve Beyitler
Abdülhak Şinasi Hisar / YKY Yayınları 2012
(İlk Baskı 1955)

19 Haziran 2016

Babamı rüyamda gördüğüm zaman çok seviniyorum, iki üç gün sürüyor o mutluluk.

Babamı çok severdim. Ama o kadar çok çalışırdı ki, pek göremezdik. Zaten polisten kaçtığı ya da hapiste olduğu zamanlar olduğu gibi, ‘Zübük’ gazetesini çıkarırken eve haftada bir geldiği zamanlar olurdu. Büyüdükçe babamla giderek daha fazla arkadaş olmaya başladık. Bana çok güvenirdi, her yaptığımı da beğenirdi. Ben de onun güvenini kırmamak için elimden geleni yapardım. Ders çalışmak dışında!

Babamın baskın biri olduğunu hiç düşünmedim doğrusu. Belki de baskındı ama ben öyle hissetmedim... Hayatımda kendimi yanında en rahat hissettiğim kişi babamdır. Beni anlar, kusurlarımı bağışlar, beni koşulsuz sever... Daha ne olsun?

Küçük yaşlarda babam hep masallar anlatırdı. O kadar güzel anlatırdı ki... Aynı masalı kırk defa dinlemekten sıkılmazdık. Aslında çoğu da masal değildi zaten. Ali’yle Ahmet okula gideceklermiş de çantalarına neler koymuşlar. Bu kadar basit bir hikâye güzel anlatılır mı? Anlatılır! Babamdan dinlerseniz en basit konunun bile büyüsüne kapılırdınız. Ama babamın çok zamanı yoktu; her zaman para kazanmak zorundaydı, çalışmalıydı, sürekli de çalışıyordu zaten. Geceleri ona yalvarırdık “Bize masal anlat” diye, o da dayanamaz anlatırdı.

Babam şömineyi yaktığında karşısına geçip kitap okurdum. Özellikle pazar günleri bütün günümü orada geçirirdim. Bazen bir elma yerdim kitap okurken. O elma o kadar çok hoşuma giderdi ki... Bir gün babamın yanına gidip, “Pazar günleri elmanın tadı daha güzel oluyor değil mi?” diye sordum. Kafasını işinden kaldırıp gözlüklerinin üstünden bana gülümseyerek baktı ve “Evet öyledir” dedi, “pazar günleri daha güzel olur elma.” Yıllar sonra bunu kendisine anlattığımda, “Demek öyle demişim... Doğruyu söyleyecek zamanım yokmuş anlaşılan” demişti.

Babamla birbirimize benzemiyoruz. Babam, bizimle birlikte olduğunda iyi bir babaydı, ben o kadar iyi bir baba değilim. Daha sakindi, ben o kadar sakin olamadım. Ama şunu da söyleyeyim ki ben doğduğumda babam 40 yaşını aşmıştı. Galiba üç ve dört numaralarda babalığım biraz daha babamın babalığına benzemeye başladı. Yaşla birlikte insan elbette her konuda daha tecrübeli oluyor.

Babam öldükten sonra kendimi yalnız ve savunmasız hissettim. Kendi başıma kalmıştım. Artık düşüncelerine güvendiğim, en uçuk düşüncelerimi sınadığım, her türlü sorunun üstesinden gelen kişi yoktu. Daha da önemlisi vakıf üstüme kalmıştı. Haydutlara karşı tek başıma olduğumu çabuk kavradım.

Babamın ölümünden sonra hayatımda büyük bir boşluk oldu tabii. Daha geçen gece rüyamda gördüm. Babamı rüyamda gördüğüm zaman çok seviniyorum, iki üç gün sürüyor o mutluluk. O zaman babam sanki tam olarak ölmemiş gibi geliyor bana. Çünkü rüyalarımda çok canlı, çok kendisi. Ve daha geçenlerde kendimi “Bu konuyu babamla konuşayım” derken yakaladım. Ölümünü hâlâ tam olarak kabullenmiş olduğumu söyleyemem. Ama galiba bir oğul, babası öldükten sonra gerçek anlamda büyüyor. 

Ali Nesin

-Kadınlar konusunda neden iyi değilsiniz?

-Hangisi söyledi?

-Sizden okudum. 

(Ali Nesin ile yapılan röportajdan)


“Oğlum bana akıl vermeye kalkıyor diye kızacak enayi babalardan değilim çok şükür. Oğullarımın aklını gereksindiğim zamanlarım da olur elbet. Kendisini dünyanın en akıllısı sananlar, dünyanın en aptallarıdır. Benim de elbet göremediğim eksiklerim, yanılgılarım, yanlışlarım vardır. Oğlum, 25 yıllık evliliğimde 25 saat mutlu olmadım, müthiş işkenceler çektim. Evet başka kimse dayanamaz, katlanamazdı. Belki birbirimize göre eş değildik ama annen kime göre, hangi erkeğe göre eş olabilirdi ki? Benim bildiğim dünyanın en şanslı kadınıymış. Bunu kendisine çok söyledim, çok anlattım. Oğlum iyi koca oldum, iyi eş oldum, iyi arkadaş oldum ve aslında iyi, çok iyi insanım. Kendimi övmek için söylemiyorum ama böyle. Hep veren insanım. Ne yazık ki, ben bu işi beceremedim. Siz oğullarımın evliliği başarmanızı diliyorum. Bizim kitabımızda ihanet yoktur. Çok söylendiği gibi, benim bütün başarısızlığıma karşın, evlilik modası geçmiş bir kurum değildir. Karınıza hiç ihanet etmeyin. Bu yüzden hep ‘Sizden çok genç kızla evlenin’ deyip durmuştum. Çoğunlukla kadın erkekten önce yaşlanıyor. Karınızdan bıkıp ona ihanet etmenizi istemiyorum. Ben etmedim hiç. Yaşamıma başka kadın girdiyse, buna zorunluydum, artık annen benim eşim değildi. Nikâhın yetmediğini hep anlattım...

(Aziz Nesin'in mektubu)

Yâd Et

Vakta ki gelip bahâr ...Yekser
Eşyâda ‘âyân olur tagayyîr,
Vakta ki hezâr-i ‘aşk-perver
Yapraklar ile edip tesettür
Bilmem kime karşı hasretinden
Bâşlar nev-hâta bî-te’ahir...
Kıl gökyüzünüñ letâfetinden
Sifiyet-i ‘aşkımı tahattur
Yâd-et beni bir dakîka yâd et

Bir leyl-i sükûn-nemada tenhâ
Oldukta nesîminin serâb
Kold-ı çeşmiñ ‘atf-ı semt-i balâ
Sevdalar içinde nûr-ı mehtâb
Oldukça derûnunâ gamm-ı efzâ
Eyle o geçen demi tezekkûr
Pîş-i nazarın da sath-ı deryl
Ettikçe temevvic ü tenevvir
Yâd et beni sâkitâne yâd et

Vakta ki sabâha karşı nâgâh
Bir zevrak ic;inde tek bir insân
Hasretle çekip bir âteşin âh
Titrek ses ile olur gazel-hân
Ol âh hazîn ‘âşîkane
Ol gamlı terâne’i tahassür
Bî şebhe edince kalb ü hâne
Îcâb te’essür ü tekeddür
Yâd et beni gizli gizli yâd et!

Bir kalb rakik-i nâ-tüvânla
Firkatte be çektiğim bilinmez
Hicrânla, sitemle, imtihânla
Amma ki vefâ-yı dil silinmez
Sevdimse seni bu türlü sevdim
Sensiñ baña mâye-i tefekkür!
Ettikçe lisânım üzre dâ’im
Eskâr-ı muhabbetin tekerrür
Yâd et beni sen de gâh yâd et

Vakta ki hulûl edip eylül
Müstagrak-ı hüzn olur tabi’at
Vakte k ibir iğbirâr-ı meçhûl
Eyler dilini esîr –i kasvet
Seyret o sehâbeyi semâda
Ettikçe hazin hazin takattur
Bir rikkat ile hilâf-ı ‘âde
Şâyet ola yaşla gözleriñ pür
Yâd et beni ol zman da yâd et

Vakta ki durup şu kalb-i gam-nâk
Toprakta nihân olur vücûdum
Vakta ki dolup dehânıma hâk
Şevkiñle tamâm olur sürûrum
Tenhâ geceler de bir hayâlet
Manzûruñ olunca bittahayyür
Yum çeşmini bâ-kemâl-i rikkat
Bedbahtî-yi aşkım et tasavvur
Yâd et beni gamlı gamlı yâd et

Recâ’zâde Ekrem

Gazel

Renc-i hâtır vermesin feryâd ü efganlar saña
Gül’izârım sen hemen sag ol fedâ cânlar saña

Çok mudur serderhava-yı zülfüñ olmak rûzigâr
Bir perîsın kim müsahhardır Süleymanlar saña

Cünbiş-i müjigânını hâtır nişân kıl muttasıl
Bergüzâr-ı yârdır, ey dil, bu peykânlar saña

Sen ki şâh-ı hüsn ü ansın elverir mi sevdiğim
Dilşikenlikler, bu nakz-ı ‘ahd ü peymanlar saña

Kandesin ey dâmen-i ümmid bilsem kandesin
Çâkiçâk-i hasret olmuştur girîbanlar saña

Sen hırâm etseñ gelir cûşa melekler şevkten
Yâ nasıl sabretsin insâf eyle insanlar saña

Hey ne sengin-dilsin ey kâfir ki te’sir eylemez
Âhlar, feryâdlar çâk girîbanlar saña

Âşikâne bir zemîn-i tâze gösterdiñ Ziyâ
Gıbta eylersen şâyandır sühandâlar saña

Ziyâ Paşa


Gazel

Yıkıldı ‘aşkla âbâd gördüğüñ göñlüm
Gubâr-î kalmadı bünyâd gördüğüñ göñlüm

Sadâ-yı pür mekis şükîh sâz eder şimdi
Figân ü nâleye mü’etted gördüğüñ göñlüm

Ne dine hayr eder oldu ne hângâha henüz
Nedim-i meclis zehâd gördüğüñ göñlüm

Kemend ‘aşk da bir şahsûvarıñ oldu şikâr
Bu damgâhda şeyyâd gördüğüñ göñlüm

Henüz o mürşÎd hüsnüñ mürîd gemterîdir
Târik-i ‘aşkda erşâd gördüğün göñlüm

Cemâli mektebine oldu bir bütün şâkirde
Fünun-ı ‘aşkda üstâd gördüğüñ göñlüm

Yolunda bir şeh hüsnüñ nazım-ı zâr gibi
Kul oldu başına âzâd gördüğüñ göñlüm


Nâbi-zâde Nâzım

Münâcât

Hak Te’âlâ ‘azamet ‘âleminiñ pâdişehi
Lâ-mekândır olamaz devletiniñ taht-gehi

Hâsdır Zât-ı İlâhisine mülk-i ezelî
Bî-hudûd anda olan kevkebe-i lem-yezeli

Eser-i hikmetidir yerle göğüñ bünyâdı
Dolu boş cümle yed-i kudretiniñ îcâdı

‘İzzet ü şânını takdis kılar cümle melek
Eğilir secde eder pîş-i celâlinde felek

Emri vech üzre yer eyler gece gündüz hareket
Değişir tâzelenir mevsim-i feyz ü bereket

Pertev-i rahmetinin lem'asıdır ayla güneş
Tâb-ı hışmından alır alsa cehennem âteş

Şerer-i heybet-i ‘ulviyyesidir yıldızlar
Anlarıñ şûlesi gök kubbesini yaldızlar

Kimi sâbit kimi seyyar be-takdîr-i Kadîr
Tañrı'nıñ varlığına her biri bürhân-ı münîr

Varlığın bilme ne hâcet küre-i âlem ile
Yeter isbâtına halk ettiği bir zerre bile

Göremez zâtını mahlûkunuñ âdî nazarı
Hisseder nûrunu amma ki basiret basan

Vahdet-i zâtına ‘aklımca şehâdet lâzım
Can ü göñlümle münâcât ü ‘ibâdet lâzım

Neş'e-i şevk ile âyâtına tapmak dilerim
Anla var Hâlik'ima gayri ne yapmak dilerim

Ey Şinâsî içimi havf-ı İlâhî dağlar
Sûretim gerçi güler kalb gözüm kan ağlar

Eder ‘isyanıma gönlümde nedâmet galebe
Neyleyim yüz bulamam ye's ile afvım talebe

Ne dedim tebeler olsun bu da fi'l-i şerdîr
Benim özrüm günehimden iki kat bed-terdir

Nûr-ı rahmet niye güldürmeye rû-yi siyehim
Tañrı'nıñ mağfiretinden de büyük mü günehim

Bî-nihâye keremi âleme şâmil mi değil
Yoksa âlemde kulu âleme dâhil mi değil

Kulunuñ za'fına nisbet çoğ ise noksanı
Ya anıñ kahrına galib mi değil ihsanı

Sehvine oldu sebeb ‘acz-i tabiî kulunuñ
Hem O'dur âlem-i ma'nîde şefî'i kulunuñ

Beni ‘afvetmeğe fazl-ı ilâhîsi yeter
Sanma hâşâ kerem-i nâ-mütenâhîsi biter

Şinâsi