Camlar siliniyor
Tramvayların havayı yarıp geçtiklerini görüyorum
Tünel'de vagonların ışıkları yandı.
Gülhane Parkı'na güneş vurdu.
Fatih'teki "Garipler Mahallesi"nde şimdi sade çocuklar kalmıştır
Edirnekapı tramvayında iğne atsan yere düşmez.

Sanki bir can pazarı kurulmuştur
Uyuyan şehirleri evlerini Allah'ı satıyorlar
Bu saatte İstanbul insanı deli eder
Bu saatte yeryüzü çalışan insanların elindedir
Bu saatte düşman uykudadır
İstanbul'un çalışkan fakir halkını
İşleri başında görüyorumKapanık sokaklarda kunduracılar
Bazıları elektrik bazıları gaz lambası altında çalışıyor
İki yana açılmış kollarıyla havalanmak üzere olan kuşlara benziyorlar
Hepsinin başları önlerinde
Hepimiz ayaklarımızın rahatlığını ellerine bırakmışız
Memnunuz
Demirci kızgın ateş önünde çeliğe su veriyor

Bakkal ayakta ellerini kavuşturup durmuş
Yorgancı bir sıra kırmızı gülleri sıraya koydu dikecek
Eski elbiseciler kapılarının önlerine çıkıp oturdular
Kapalı çarşının küçük esnafları el kadar dükkanlarını açtı
Mercan Yokuşu tıklım tıklım
Sabahla işe giden o insanların hepsi ayakta
Ben bu sokağın öğle paydosundaki halini bilirim
Ellerinde ekmekleriyle işçiler
Yan sokaklara çöküvermişlerdirKadınlı erkekli
Bir an makinelerden yağlardan kurtulmuşlardır
Gelip geçenlere garip bir şekilde bakarlar
(Bu bir an işten ve dünyadan uzak saatlerde
Onların akıllarından geçenleri bilmek isterdim)Hiçbir zaman büyük ve ölmez olduklarını bilmezler

Dünyaya sadece çalışmaya ve cefa çekmeye geldiklerine inanmışlardır
Bütün fukara sokaklarda kalabalık halk mahallelerinde
Durgun ve düşünceli yüzleriyle onlar vardırMarangoz hem tahtayı ölçüyor hem şarkı söylüyor
Kitapçı bize yeryüzünü unutturan kitapların tozunu alıyorTekrar yerine koyuyor
Havada
Çalışan insanların sesleri
Manav çamurların ve yağmurun arasından karpuzlarını kurtarıp sıraya koyar

Bakırcı ip gibi ince kırmızı ve halis bakırdan memnun
İki eliyle bir kulp yapıyor, sonra bozuyor
Berber aynalarını aletlerini koltuklarını temizlemiş makası elinde bekliyor
Terzi ütüsünü almış omuzlarımıza yuvarlaklık veriyor, sonra iğneyi alıyor
Mürettip daima yanıbaşında duran büyük adam isimlerini bozmadan bağlayıp makineye veriyor
Eskici bir kadın kundurasının bir tekini bitirdi
Öbürküne başlayacak
Kahveci umumun arzusu üzerine eski çayı döktü, yenisini demledi
Seyrisefer memuru yerinde
Gözünden hiçbir şey kaçmıyor
Ben arkamda bir gömlekle insanların arasındayım
Bu saatte İstanbul küçük insanlarındırHepsi işin ve çalışmanın o hür o kardeş dünyasına doğru yola çıkmışlar
Gözlerinde ümitli ve emin dünyası insanoğlunun
Neşeli veya kederli yüzleriyle
Hepsi cesur ve mağrurlar
Sen yatağın yorganın bir faytonda dünyada yapayalnız olduğunu hissediyorsun
Aklından sırayla büyük şehirlerimiz geçer
Ankara İzmir Eskişehir işçileri dönüyor
Zayıf sert bakışlı halim selimdirler
Büyük şehirlerimizin ağızlarında kıvrılıp uzanmışlardır
Büyük şehirlerimiz
Ambarsız istasyonsuz silosuz
Fırınların önüne kurşun yağdırsan nafile
Benim de aklımdan aynı şeyler geçer
Ama daha kahırlı daha kindar daha söylenmez şeyler

Sen üzerleri camlarla örtülü garlar vagonlar hayal edersin
Önünde dört ucu ile kapalı bir gök uzanır
Güpegündüz okunan ezan seslerinde sesin yaşanır
Bir şarkı halinde girer rüyalarına
Duvarlarında gümüş isalar asılı kiliseleri İstanbul’unArkan sıra ellerin serinliğinde bir gece yürür
Yakın pencerelerden sabaha doğru beyaz evlerin sahibeleri gerinirler
Mavi gök yerinden oynar
Rıhtımda bir adam cigara yakar, dumanlarını ağzında tutmaz
Gözleri büyümüş bir kız köprüden geçenlere bakar, konuşmak ister, konuşamaz
Sokaktan bir şair geçer, hiçbir şey için değildir
Bakarsın dünya güzeldir, bu kubbe bu baştan ayağa kuşanmış dağlar için deli olunurŞuramızda biri soyunur
İnsanın aklı oynar
Öteden birbirlerine sarılmış insanlar geçer
Sokaklar iştaha gelir
Bu kepenkleri inik dükkanların arasından ıslıkla geç
Ardınca kalan dağ dağ arzulardır
Bir defa dokunup geçtiğin havada
Koltuğunda bir İncille kiliseye giden bu kadın
Üç ispermeçet mumu ile bir itirafta bulunacaktırBu bütün vücudu ile işaretler yapıp geçenin öyle aşkları vardır, söylenmez
Salisen bu kırmızı saçlı kız bütün türküleri yarım bilir

Hep aynı insanlar geliyor aklına
Bu akşam en geç saatlerde sokaklarda görün
Bu akşam ömründe bir defa bir adam
Caddeden geçen insanlarla kardeş olmak istemiştirBir defa bir eskici ispirto lambası altında mektup okumuştur
Aşktan ve kadından bahseden saf insanlar namına aklına ağlamak gelmiştir

Mamafih ya dünya ya yıldızlar ya insanlar için şarkılar söylenir
Bu akşamlara harikulade bir çingene kızı bacakları ve ağzı için üzüldüğümüzü bilir
Kanadı mükemmel bir kırlangıç tramvaylara sürünüp geçerİnsanlar minareler deniz esner
Küçükpazar kahvelerinde ay ışığında iskambil oynayan işçiler seni tanır
Sen
Geceler ardının mahzun insanları için ağlarsın
Bir anda yalınayak çocukların sattığı gazeteler okunup atılmıştır
İnanılmayacak şeyler olmuştur yeryüzünde
Avrupa istila edilmiş
Tekrar kurulmuş
Hamdolsun Hitler Mussolini ölmüştürBeyaz kravatlarıyla lavaller artık namevcuttur
Vatanımda günde bir milyon balık denize dökülüyor
..........

Dağ oyuklarına sokulmuş kasabalarımıza kamyonlar tırmanıyor
Trenler buğday taşıyor
İnsanlarımız ufalmış küçülmüş çöpe dönmüşler
İstanbul’da ekmek yağ kömür sıkıntısı
Fırınların ofislerin hastanelerin önünde yığın yığın halkımızBüyümüş sarı çekik gözleri dal gibi vücutlarıyla gelip dizilmişler
İstanbul mahzun avare çıplak
Bir ince gömlek arkasında
Çalışan insanların alın terinden
Çalışan insanların emeğinden
Eskici işlini bitirmiş peynir ekmek ve karpuzla karnını doyuruyor
Hepsi öyle hepsi dörder beşer olmuş öğle yemeklerini yiyorlar
Duvarcı hemen duvarın dibine çökmüş, yiyor
İşinden ve diğerlerinden uzakta değil
Fırıncı ateşin karşısında tezgahtar tezgahta deniz işçisi denizde yiyor
Boyacı birinci kat boyanın kuruduğunu artık ikinci katı sürebileceğini düşünüyor

Kuyumcu Şalimoya gazocağına benzin koyup hemen işe başlayacak
Saatçi gözlüğünü taktı
Askerler vatmanlar polisler nöbet değiştiriyor
İnsanlara dokunmak ihtiyacını veren bir güneş Galata kulesini aşarak büyük caddelere uzanıyorBüyük küçük gemiler insanların hayvanların binaların önünde gelip demir atmışlar

Böyle hep insanların arasındayım, yürüyorum
Daima telaşlı halkını sevdiğim Karaköy çarşısını, tıklım tıklım sokaklarını geçiyorumZürafa sokağından sesler geliyor
Sen Paris sokaklarının ressamı Utrillo
Ben küçük bir asmanın süslediği bu dar sokağı seviyorumGökyüzü diye el kadar bir bulut parçası uzanır
Hiçbir şey yokken yaşamak arzusu verir insanaKimselerin dinlemediği bir radyo harp havadislerini bildirirAkşamları boyunlarında mendil bağlı delikanlılar hava almaya çıkarlar
Uzakta büyük küçük gemiler gerinirProjektörleri uyuyan serserileri aydınlatır
Gökyüzünden kalkan bir yıldızın nereye düştüğünü onlara sorun, söylesinler
Bir teşrinisani gecesi gayetle pis bir lokantadaki kadın hatırımdadır
Bana beraberce ağladığımız bir şair resmi göstermiştiO her akşam armonik çalan bir delikanlının sesini çok uzaklardan tanır
Kupa bir faytonun içinde ağlayan kadının kim olduğunu bilir
Namütenahi güzel gecelerin birinde esrar içilen kahveyi ondan öğrendim
Ben o zamanlar dehşetli hassastım
(Ben o zamanlar İstanbul’un Tophane ile Yüksekkaldırım akşamlarının haylazlık şarklarını söylerdim)

Bu sokağın Polonyalı bir kızı vardır, düşünürüm
Bunun krallar ve padişahlar kadar hür akşamüstleri vardır
Seyyar bir sinema makinesinden uzak memleket resimlerine bakılır
Mavi bulutları kırlangıçları kuleleriyle insanlara sarılıp yaşar
Allah'ın günü bahriye neferleri dolaşır
Günde üç defa işçiler geçer
Bu sokak eski aşk plakları çalar
Kadınlar sabahları kapılarının önlerine yarı çıplak, geceleri soyunup otururlarGramofonlara serseri akşamüstlerinin en yeni İspanyol plakları konur
Gece yarısından sonra sarhoşlar için gitar çalan delikanlının sesi harikuladedir
Müstesna zamanlarda kocaman bir ay bu merdivenli sokağa vururKapanık binaların camlarına İtalyan Kilisesi’nde söylenen dualar dökülür
Uzakta büyük küçük camiler gerinirlerKarınca gibi çalışır insanlar
Üzüm çuvalı un çuvalı altında geçerler
Sinemaların önünde Yahudi çocukları oynar

Sen çiçekli beyaz sabahlığınla hatırıma gelirsin
Bir minyatür misali yüzün berber dükkanlarının camlarına işlenmiş
Ağır bir çay kokusu dağılır saçlarındanİki yanında çok defa aşksız garip insanlar oturur
Bu yüzünde bıçak yaraları taşıyanın üç cinayetle dolu bir hayatı vardır
Bu gelip geçenlere gülen kadın artık hiç kimseyi beklemediği için neşeli
Bu en çok aşktan korkar
Bu sıkıntıyı sevmez başını alıp giderBen onlar kadar dünyayı sevenlere rastlamadım
Benim onlar için yazdığım şiirlerim vardır
Neşredemem

Ben bu sokakların ağır bir öğle güneşi altında gerindiklerini bilirim
Kilise sokağının bütün bir sene sıkıntılı halkını seyrettim
Ermeni kilisesinin çan seslerine ezan sesleri karışırdıHala uykusuz gecelerime musallat olan bu sokağın sıkıntılı kadınlarıdır
Göğün sonuna kadar alçalışını, gökyüzünün büyük ve aziz oluşunu
Ben bu sokaklarda seyrettim
İşleri için sabahla evlerini terk eden insanlar gördüm
Sevdiğim eski kiliseleri camileri koca şehre bu sokaklar birleştiriyordu
Ben insana en yakın sıkıntıyı neşeyi bu sokaklarda gördüm
Benim dünyayı ve insanları bu sokaklardan ibaret bulduğum zamanlarım vardır
Vatanları milletleri hudutları birleştiren bir akşamüstüdür
İstanbul çalışmaktan yorulmuş dönüyorHer yerde sıcak bir ter kokusu halkımın
Her yanda gürültüler

Dört yanın akşam
Üsküdar’da gaz lambaları yandı
Fatih daha yakınına sokulmuş insanların
Daha çözülmez olmuş insanlar

Yeniden açlığımızın şehri İstanbul’dasın
Beşiktaş ayağının altında kalır
Bu tramvay Aksaray’a gider
Bu Edirnekapı’ya
Elini uzatsan
fakir Üsküdar’dasın

Beyoğlu’ndan gürültüler geliyor
Tamam akşam
Birtakım insanlar ellerini yüzlerini yıkayıp sokağa çıkmışlar
Daha çok geniş meydanlara caddelere köprülere gelip durmuşlar
Bir kısmı Yenikapı’ya Çakır’ın Gazinosu’na koşmuş
Bazıları Eyüp’e Kasımpaşa’ya Üsküdar’a çıkmışlar
Beşiktaşlı hemen caddeye ve denize nazır bir yere oturmuş
Hepsi geniş ve ferahlık veren meydanları seviyorlar
Hepsi iyi şeylere hasretler
Hepsi güzel günlere inanmışlarMutlaka bir rahatlık olan denizi ve gökyüzünü görmeye çıkmışlardır
Denizde ve gökyüzünde
Hürriyetsiz hiçbir şeyin yaşandığı görülmemiştir
Herkes elinden geldiği kadar sever dünyayı
İşte dileğimce bir gök önündeyim
Birtakım insanların evlerine döndüklerini görüyorum
Bir anda hepsi yattıkları gibi uyuyacaklar
(Allah'ı düşünmeyi işsiz güçsüz insanlara bırakmışlardır)
Soğuk bir gece evlerin kapısından pencerelerinden girip
Babıâli’ye gelip yaslanmış
Bu saatte Babıâli
Geceyi bir meme gibi emmektedirMürettipler az mumlu bir ışık altında sıralanmışlar
Harfler elinde
Kimi diziyor kimi sayfa bağlıyorYarın ikinci Bastil’in düşüşünü öğreneceğiz

Uyuyanları uyumayanları görüyorum
Sirkeci adamakıllı karanlık
Sultanahmet'te darağaçları hazırlanıyorÇarşıkapı’da üç serseri karakolluk oldu
Bütün Fatih’i derin uykularda görüyorum
Kenar mahalleliler bir daha hiç kalkmayacakmış gibi uyumuşlarElleri kolları kaybolmuş, büzülmüşler
Dünyamızın sıcak yerlerine kayıyorlar
Bu saatte uyuyan bütün insanlar akraba
Aksaraylıyla Eyüplü elele vermişler, sımsıkı tutunmuşlar
Bazıları sırt sırta olmuşlar, dizlerini karınlarına çekmişler, uyuyorlar
Bazıları ağızları açık olduğu halde daha rahat uyuyor
Erken yatanlarla geç yatanlar hep aynı uykuda buluşmuşlar beraber olmuşlar
Çoğu yüz yüze yatmış, birbirlerinin nefesleriyle yarışıyorlar
Her şeyden korkuyorlarAvuçlarının arasına gecenin dolmasından, aralarına birinin girivermesinden, bir sabah Uyanıvermemekten
Onun için sımsıkılar
İlerinde açılanları kalkıp örtenler var
Şu anda Çin’in bir kenar mahallesinde uyuyanlardan haberleri yok
Dünyada yalnız olmadıklarını bilmiyorlar
Maçka Şişli güpegündüz
Düşünceli ve mahzunum
Bu saatte uyumayan insanları sevmiyorum
Bu saatte bütün insanlar uyusun isterimSabahla kalksınlar giyinsinler yıkansınlar işlerinin başında olsunlar
Eski İstanbul kalyonları kadırgalarıyla çoktan uykudadır
Fakir mahallelere beyaz atıyla Fatih çıksa yerinden kıpırdamazlarBu saatte
İstanbul'un geniş ve ölümsüz yüreğiİnsanların dar ve kahırlı yüreğine karşıdır
Gayrı bütün encamıyla kurşun ağırlığında bir gece Dersaadet üzerindedir
Bu saatte Karaköy’deki Batumlu geveze salepçinin
Alaca kedisinden başka konuşacak kimsesi yok
Soğuk bir rüzgar ikisini birbirine yanaştırmış kıpırdamadan duruyorlar
Bol mumlu bir ışık altında çalışan tramvay işçileri
Bir şarkı tutturmuşlar
Kazma sesleri arasından geliyor
Meksikalı zenci demiryolu işçilerinin şarkılarına benziyor
İstanbul’un bütün geceyarısı insanları kulak kesilmişler
Yani geceyi üzerlerine çekmemişler
Kayıkçı yattığı sandalın içinde doğrulmuş, dinliyorBeygir üstünde iki yanı güğümlerle sarılı sütçü başını sallıyorBekçiler düdüklerini daha yavaş çalıyorlarSüleymaniye kendini zorlayıp aydınlığa çıkmış, dinliyorAyasofya ellerini indirmiş
Memnun
.jpg)
Sen sade insanların bulunduğu küçük bir barın önünde durmuşsun
Burada kadınlar ekseriya sıkıntılı ama asla hafifmeşrep değildir
Hepsi çok çirkin sevdikleri adam için ıstırap çekerlerOnlar bir Fenikeli kadar denizden
Ve bir Lübnanlı kadar yıldızlardan anlarlar

Bir Yahudi sokağından akşamları vücut vücuda geçilir
Havagazı fenerlerinin ışıkları papağanlarla eğlenen kızların yüzlerine değer
Sen ellerin cebinde kötü havalara kızıp tükürürsün
(Artık avuçlarınla çocukların yüzleri ısıttığın zamanlar sana kızmayacağım)
Senin böyle havalara düşman olup şarkılar söylemen nereden geliyor
Oysaki sen sıcak bir Avrupa garında açık saçık çocukların uyuduğunu bilirsin

İnsanları toprağı havayı severek yürüyorsun
Bilirim hiçbir şeyi dünyada olmaya değişmezsin
Hiçbir şey dünyada olmak kadar güzel değildirBenimle ol
Gökyüzü birdenbire düşüverecek
Köprü’nün açılışını sabahla işlerine giden insanları
Birlikte seyredeceğiz

İşte o nefis o tertemiz gökyüzü İstanbul’un
Sabah olmuş
İstanbul tepeleri köprüleri sokaklarıyla çalışmaya iniyor
Peşin bütün kenar mahalleler ayakta
Peşin askeri fabrika işçileri
Sonra tahmil tahliye inşaat amelesi
Küçük memur küçük esnaf ayak satıcısı
Ahir garipler diyarsızlar
Yollara düşmüşler
Bu gürültü kalkan kepenklerin gürültüsü
Bu kalabalık Beşiktaş'a gidiyor
Bu geriden gelenler Çarşıkapı esnafı
Bunlar İstanbul emekçileri
Kasketlerini yana yıkmışlar yürüyorlar
Bu defa aç fakir İstanbul’u
Büyük surların dışından seyredeceğiz
Bir anda fakirler işsizler sökün edecek
Önünden yorgun düşünceli yüzleriyle geçeceklerYeniden açılacak köprü dükkanlar fabrikalar
Yeniden katledilecek emeği
Fukara halkın
Birtakım insanların elindeki İstanbul’u
Rüyada gezer gibi gezeceksin
Dilin tutulmuşa dönecek
Gözlerin daha büyümüş yüreğin daha dar
Yani bir efkârdır basacak
Öteden bir başka çeşitleri geçecekler
Fakir mahallelere caddelere yangın yerlerine doğru dağılacaklar

İstanbul’u ilk aydınlıkta görüyorsun
Üniversitesi karakolları mektepleri hapishaneleriyle
Kenar mahallelerden doğrulan iğri büğrü insanlarıyla
Kirli göğü minareleri kubbeleriyle
İstanbul’u ilk aydınlıkta görüyorsun 
Bu şehir aşktan değil şehvetten düşüp gebermeye hazır

Sabahla üç çingene kızı kemanla "yolculuk var" şarkısını söyler
Yağmur altında bir adam sallanır durur sehpada
İki yanından uzamış saçlarıyla
Sevdiği kadından vatandan harplerden kaçmış birtakım insanlar geçerDünyayı ve insanları görmeye çıkmışlardır
.jpg)
Nefes nefese geçen işçi kafilelerini görünce rahatlayacaksın
Ama bir dakikada hepsini kaybedeceksin
Sonra yine İstanbul’la tek başına kalacaksın

Bir bahriyeli bu şehrin parkında gördüğü rüyalardan utanıp kaçtı
Kocaman gemi direkleriyle dolu gökyüzü için şiirler yazıldı
Birinde senin iyi yüreğin yoktur
Geceleri el kadar bayraklı gemiler kızların rüyalarına girip dolaşır
Bir meyvedır intihar sabah akşam bölüşülür
Rakının adı geçtiği yerde ayağa kalkılırFildişi kakmalı aşağılık bir gökyüzü çalkalanıp durur
Minarelerine takılan bulutların sarhoş olduklarını şairler söyledi
Sualler tanzim edilir yaşamaya ait, sorulmaz
Dört yanında Allah'a söve söve yaşanır
Bir şehirdesin ki seni kimse tanımaz
Uzun fakat ölümsüz bir uykudan sonra
Yeniden çalışan insanların sesleri
Ovalar denizler üstünde
Demir dövenin ray döşeyenin
O erkek sesi sonsuz çalışmanın
Yedi tepeden birden

İşte 1944 sabahının insanları
Balıkçılar işçiler çocuklar
Çocukların kursakları ufacık
Elleri şiş
Kadınlar birbirlerine tutunup yürüyorlar
Ne kadar mümkünse o kadar mahzun insanlar.jpg)
İşte gazeteler muhakemeler karaborsa
Ticaret siyaset propaganda

Her yerde sıcak nefesi insanların
Balıkçı motorları sırt sırta verip durmuşlar
Tramvaylar havayı oyup geliyor
Aç İstanbul tok İstanbul’a doğru taşınıyor
Sen köprünün demirine arkanı verip durmuşsun
Uzağındasın yanan şehirlerin
Yalnızlık Allaha mahsustur
Yüreğini ortaya koymuş bakıyorsunParis’i İstanbul’u Zonguldak’ı yapanlarla yüreğin

Kulağın hep çalışan insanların sesinde
Haliç’ten gürültüler geliyor
Bu işbaşı düdüğüdür
Çalışan halkın ölümsüz halkın

Taze ekmek kokusu ilk Küçükpazar fırınlarından yayılır
İlk Unkapanı köprüsü kıpırdar
Suratları asık adamlar geçer
Bir bulut başını çıkarıp kaybolur
.jpg)
İşte yeniden bir yağmur İstanbul’un üstünde
Bu önünde gelip durduğun
Sarı bir ışık altında uyuyan çocukların sokağıdır
Onları gözlerini çıkarıp avuçlarına bırakacak kadar sevdiğini biliyorumArtık eski plaklar çalan kahveleri unut
Benimle ol

Bir anda bütün kıtaları dolaşan kuvvetli ve mükemmel gün ışığı önümde
Seni düşünüyorum
Sen genç orospular ölü padişahlar frengililer şehri
Seni demir parmaklıkların arkasından seyrettim
Kıtlıkların hürriyetsizliklerin elinde gördüm
Her defasında daha yalnız daha kimsesiz daha fakirdin
Her defasında kinlerin kahrın elinde yapayalnızdın
Bir yanınla aç bir yanınla tok gördüm
Her seferinde gösterişsiz halkın büyük emeğin çalışan insanlarınla güzeldin
Sisin dumanın yağın içinde bizimdin
Kalelerin surların katil kulelerin önümüzde duruyor
İyi yüreğinle demir alan demir atan gemilerin sevinçlerin kinlerin ihtiyar öfken çözülmüş duruyor
Ölümsüz bakışın havai halin sıkılmış yumruğunla önümüzden geçiyorsun
Aşklar ölümler başlanmamış işler gerinde duruyor
Sen büyük kederimizin şehri
Sen elimiz ayağımız
Sen bunca yılın açlıkları kinleri sefaletleri
Sen uğrunda şarkı yaktığımız destan düzdüğümüz
Asırlar ardı insanlar hep senin hasretini çekmiş
Seni beklemişiz
Sen çarşıların evlerin zindanların arasından doğrulmuş geçiyorsun
Önünde sevinçler işler gelecek günler doğrulmuş bakıyor
Sen büyük kederimizin şehri
Bir sen eskisin dünyamızda
Kulelerin minarelerin surlarınla
Vapurların limanların bankalarınla
Bir sen eskisin
Bir eskimeyen çalışan insanların emeği
Bir onların emeği göz nuru alın teri yenidir
Bir onların elinde güzelsin
Bütün onların eli göz nuru sıcak yüreği
Bir dokunsan senin her yerin
Sen çalışkan halkın şehri
Devletler milletler vatanlar geçti, sade iyi olan kaldı
Arabalar, sırmalar peşleri sıra boyunları buruk insanlar geçtiler
Ticaret siyaset tarih bir avuç iyilik, her dölden insanlar geçtiler
Yeniden arabalar ve zayıf ve şişman ve uzun ve kısa ve semiz birtakım insanlar geçtiler
Dalkavuklar ölümler cebir peşleri sıra geldiler
Şairler zenginler fakirler her soydan hürriyet düşmanları geldiler
Kimse sana hakkını vermedi
Seni herkes gençler ihtiyarlar her boydan milletler sevdi
Her gelen seni sevdi bağlandı bırakıp gitti
Her gelen sana köstek kelepçe yeni zincirler bıraktı
Her gelen açlıkları kinleri arabaları surları devraldı
Zindanları şiddetli yalnızlığını kimsesizliğini daha genişletti
Harpler sulhlar her çeşit insanlar seni olduğun gibi bırakıp geçtiler
Sen duvarlarını kederlerimizin yanı sıra daha kuvvetlendirdin
Sen nesilden nesile daha kuvvetlenen daha ölmezleşen cebri devraldın
Kalelerini yeni bilgilerle daha muhkem kurdun
Böyle seni her seferinde açlıklarımızla daha yenilenmiş daha semirmiş bulduk
Bir gün zayıflamadı kederimiz
Bir gün unutmadık kendimizi
Sen en bahtsızı şehirlerin
Yığın yığın kötülükler pislikler kendine göre her yerde çözüldüler
Krallar padişahlar imparatorluklar geçtiler
Yeni insanlar yeni halkı yeni devletleri yeni şehirleri kurdular
Bu defa iyiler bu defa kötülükleri süpürüp attı
Bir sen eskisin dünyamızda
Bir sen sonu gelmeyen kederler kinler zulümler içinde asırlardır beklediğimiz

Bir sen aptalları budalaları uşaklarını peşin sıra sürüyorsun
Arkanda kötülükler yığın yığın kederler ağır şatafatlı takım taklavatlarıyla geliyor
Gerinde kederli soluk yüzler omuz silkişler daha mütehammil daha asil bekliyor
Bir açılsan bütün nimetler
Bir açılsan ümit
Bir açılsan kurtuluş
Bir açılsan çocuklar kadınlar erkekler şarkılar sulh
Bundan böyle seninle senin önünde eğilmeler yalvarmalar
Bundan böyle işler devletler topraklar cumhuriyetler seninledir
Bundan böyle dünyanın ölmez şairleri seninledir
Bundan böyle paydos pisliklere çirkeflere cebre
Paydos yolunu kesen çamura kelepçelere boyunduruğa
Paydos zincirlere kara günlere topyekûn paydos
İlhan Berk
1947
SON YERİNE
İşte kurşun kubbeler şehri İstanbul'dasın
Yağmur altında bir adam sallanır durur sehpada
Bir damla mavi gök damlası gözlerinin üzerindedir
Karnını taşlara vermiş biri yatar camilerin önünde
Denize ağaçlara karşı
Bir bahriyeli bu şehrin parkında gördüğü rüyalardan utanıp kaçtı
Köprü başında yağlı ekmeklerini camekana sıralayan
İhtiyar satıcı memnun
Kocaman gemi direkleriyle dolu gökyüzü için şiirler yazıldı
Bakarsın ayağın dibinde boyalı kirli yelkenler yatar
Fildişi kakmalı aşağlık bir gökyüzü çalkalanıp durur
Memurun serserisinin aşkları hayalleri kendilerine mahsus
Ve deliler durup durup küfür etmesini unutmazlar
Minarelerine takılı bulutların sarhoş olduğunu şairler söylediler
Geceleri el kadar bayraklı gemilerin
Kızların uykularına girip dolaştıkları malumunuzdur
İnsana daima güzel şeyler düşündüren yıldızların
Zil zurnalığı için cigaralar yakılıp.
İki gözü iki çeşmedir serseriler için İstanbul
Dört yanında Allah'a söve söve yaşanır
Bir meyve gibidir intihar sabah akşam bölüşülür
Rakının adı geçtiği yerde ayağa kalkılır
Sualler tanzim edilir yaşamaya ait, sorulmaz
İki yanından uzamış saçlarıyla
Sevdiği kadından vatandan savaşlardan kaçmış bir takım insanlar geçer
Dünyayı ve insanları görmeye çıkmışlardır
Elleri arkasında bir adam köprünün ortasında durur
Nereye baktığı belli olmaz
Ben gökyüzünü parkı beyaz sarayları seyrettiğini söyleyebilirim
Bu şehir aşktan değil şehvetten düşüp gebermeye hazır
Genç orospular ölü padişahlar hastalar şehri Rezil İstanbul!
İlhan Berk
