Ana içeriğe atla

Üstad Necip Fazıl'ın Çile'hanesinin penceresinden şiir denizine yansıyan yakamozlar

BÜYÜK RANDEVU
Büyük randevu... Bilsem nerede, saat kaçta?
Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?


MESAFE
Bu ne hazin mesafe iki ten arasında;
Bir hali dinleyenle dinleten arsında...


AZİZ EŞYA
Sırma renginde pislik, dünyanın süsü püsü.
Bende tek aziz eşya annemin baş örtüsü...


KALMADI
Bu kasvet dünyasında kalmadı özlediğim,
Namaz vaktinden başka , ânını gözlediğim...


SAHTE KAHRAMAN
Bize kalan aziz borç asırlık zamanlardan;
Tarihi temizlemek sahte kahramanlardan!!...


MAYMUN
Maymun: “insan bendendir, bu benim devrim” dedi;
Başına bir oturak geçirdi, “devrim” dedi!!...


ZARF
Şafakta, namaz vakti bana uzatılan zarf;
Kelime bu zarftadır, gerisi sadece harf...


GÜNAH
Sanırım , insanların her suçunda ben varım;
Günah uzun bir kervan , tâ ucunda ben varım!


HÂL
Pencereme vurmayın, ödüm patlayabilir;
Dokunmayın, vücudum boşluğa kayabilir...


YİNE HÂL
Kazanda su kaynasa sanki ben pişiyorum;
Bir kuş bir kuş öldürse ben can çekişiyorum..


NEFS MUHASEBESİ
Bıçaklarım su oldu , boyuna bilenmekten;
Bitti benlik madenim her ân törpülenmekten.


DELİ
Mayın tarlasına düşmüş bir deliyim , hudutta;
Gözüm, sekizinci renk ve dördüncü bulutta....


BAŞIM
Zonklayan başım benim, an pıhtısı , cerahat;
Ona yastıkla değil, secde yerinde rahat...


ZITLAR
Zıtlar arası ahenk , af ve günah yarışta;
Bütün zıtlar kavgada bütün zıtlar barışta....


VEHİM
Her şey kesik ve kopuk, zaman tutamaz lehim;
Mazi albümde hayal, istikbal kalbde vehim......


KALMADI
Yıkılan sarayımdan tek bir nakış kalmadı;
Dışa mıhlandı gözler, içe bakış kalmadı.


MUKAYESE
Çıbanımız çok derin, işletemez yakılar;
Nerde bizim şarkımız, nerde öbür şarkılar?


MEÇHUL
Sordular: Adresi ne ?.. Çeşmeye karşı, dedim;
"Çanakkale içinde aynalı çarşı" dedin.


AKIL
Cüce akıl, bilmece salıncağında çocuk:
"Bir ufacık fıçıcık, içi dolu turşucuk"....


VAR - YOK
"Var"ın altında yokluk, yokun altında varlık;
Başını kaldırda bak, boşluk bile mezarlık..


İMAN
Yum gözünü, kalbine her ân yokluğunu üfür
"Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür".


HAKİKAT
Allah'a hakikatten yola çıkmak, meşakkat;
Allah'tan yola çıkıp varılan şey, hakikat....


GAYE
Perdenin ardı perde, perdenin ardı perde,
Her siper aşıldıkça gaye öbür siperde......


DÜZEN
Doğan güneşler her gün aynı da her gün yeni;
Ezelden ebede dek, işte İslam düzeni!..


ATEŞ
İçimde bir fırın var, ateşi yakan ateş,
O ne alev deryası, çiçek bahçesine eş.


CEHENNEM
Ateş benim yıkayan, yuyan , emzirem annem!
Bir arınma kurnası olsa gerek cehennem......


LÂTİF
Eşya latifleştikçe göze görünmez olur;
Solucan kanat taksa yerde sürünmez olur.


MANTIK
Dağı tanıyan, nasıl tanımaz uçurumu?
Mademki yükseliş var, iniş olmaz olur mu?


ZAMAN
Zaman, sudan çıkarıp suya daldıran dolap;
Bir varlık ve bir yokluk; her tasta bir inkılâp....


KESİKSİZ ÂN
Zamanın olmadığı diyar acaba nasıl ?
Kesiksiz bir ân mıdır bundan sonraki fasıl?


HİÇ
Âlemin küfre göre, hem başı, hem sonu "hiç"..
"İki hiç" arasında varlık olur mu hiç ?...


KADER
Kader , beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı;
Elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı!....


OLUR - OLMAZ
Olmaz bil de "olur"u, olur bilde "olmaz"ı;
Buluver günü geçmez, pörsümez ve solmazı....


VARLIK
Tek neşe bu dünyada , var olmanın sevinci;
Ve tek ilim, varlığın bilinmeden bilinci....


İN-ÇIK
Çıktım, çıktım, inilmez dağlar elimden tuttu;
İndim, indim, çıkılmaz çukurlar beni yuttu...


AYRI AYRI
Ne kadar göz bebeği varsa üst üste gelse
Yine ayrı manzarayı , ayrı görüş herkese..


O KİTAP
Hasta olsam, ilâcım, çorbam, sütüm, o kitap...
Suda mantarım, gökte; paraşütüm o kitap.....


HAYRET
Kuyruğu etrafında dönen kedi hayrette;
Âlim ki, hayreti yok, ne boş yere gayrette !


VE HAYRET
Şeyh-i Ekber diyor ki: "en büyük makam hayret"
İki bir, iki eder demek bile cesaret....


KELİME
İman. İhlas, vecd ve aşk, bunlar birer kelime,
Kelimeyi boğardım verselerdi elime......


EKSİK
Göz attığım her şeyde işte o şeydir eksik;
Mekân kopuk kopuktur, zamanda kesik kesik....


BESTE
Halim, açık denizde düdük çalan bir gemi;
Kim duyar, ötelerden haber veren bestemi ?....


BİR
Varlık yalnız Bir'dedir, Toplam bölüm hep birde..
Devam eden yalnız bir, sayıda dört tekbirde...


SAYILAR
Sayılar yalnız Bir'in kendi dalgalanışı,
Sayılar kemmiyetin keyfiyeti anışı....


HİÇ Mİ HİÇ
Sayılarda çoğalmak, niçin, ne olmak için ?
Bir tek hiçtir çarpışı, kırk milyona bir hiçin...


BİR
"Bir"i deşerken her ân beynini yiyen adam
Sayılar köpürdükçe "Allah bir!" diyen adam..


BU DÜNYA
Bu dünya bir tamam'dan eksiklikler âlemi;
Kopuşlar, ayrılıklar, kesiklikler âlemi....


HÂTIRA
Renk renk hâtıralarım oda oda silindi;
Anne kokan bir Türkçem vardı , o da silindi.


İHTİZAZ
Renkte, seste, ışıkta her şeyde bir ihtizaz;
Her şeyde bir titreşim, zikir , fikir ve niyaz...


YENİ
Tohum çatlar da bilmem , kafa nasıl çatlamaz?
Yeni odur ki, solmaz, pörsümez, bayatlamaz.


AŞK
Allah, Resûl aşkıyle yandım, bittim kül oldum !
Öyle zayıfladım ki, sonunda herkül oldum.


OYUNCAK
Kırıldı oyuncağım, artık bir daha gülmem;
Toz olur, toprak olur, duman olurum ölmem!


SU (1)
Bir haman ki, arınma gayesinden şahaser;
Arınmışların yeri, Cennette nurlu Kevser.


SU (2)
Kâinatta ne varsa suda yaşadı önce;
Üstümüzden su geçer doğunca ve ölünce.


SU (3)
İnsanlar habersizken yolların verâsından,
Gökle toprak arası su şaşmaz mecrasından.


SU (4)
Su kesiksiz kareket , zikir , ahenk , şırıltı;
Akmayan kokar diye esrarlı bir mırıltı..


SU (5)
Kâh susar , kâh çırpınır, kâh ürperir, kâh çağlar;
Su, eşyayı kemiren küfe ve pasa ağlar..


SU (6)
Su bir şekil üstü ruh, kalıplarda gizlenen;
Yerde kire battımı, bulutta temizlenen....


SU (7)
Bu dünya insanlığa manevî hamam olsa;
Her rengiyle insanlık tek renkte tamam olsa...


SU (8 )
Su duadır, yakarış, berraklık, saffet;
Onu madeni gökte altınlar gibi sarfet!


MADDE VE RUH
Ne varsa nakış nakış, tabiatta, maddede,
Gözlerimdeki nurun aksi, beyaz perdede...


NUR ŞEHRİ
Şehirlerde tabanım değil, yüreğim yarık:
Nur şehrine gidelim, yürü, çilekeş çarık!


ŞEHRİN KALBİ
Nur yolunu tıkıyor yüzbir katlı gökdelen.
Bir küçük iğne yok mu şehrin kalbini delen?


DİPSİZ KUYU
Ağzıma soğuk kurtlar dolacak, gözüme kum ;
Dipsiz kuyu, sürdükçe zaman, sürecek uykum....


YOKLUK
Yokluk, o donduran buz, o söndüren karanlık;
Büsbütün bilgisizlik ve tam bir unutkanlık.....


HABERİ YOK
Şu geçeni durdursam, çekip de eteğinden;
Soruversem: Haberin var mı öleceğinden ?


GEÇER AKÇA
Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir!
Mezarda geçer akça neyse, onu biriktir!


NASIL
Başım çığlıklı çocuk, onu nasıl avutsam?
Ne yapsam da ölümü bir saatcik unutsam?...


EZAN
Ölürken aynı âhenk, salâ sesinden sızan:
Kulağıma doğduğum günde okunan ezan.


HASRET
Ölecek miyim, tam da söylecek çağımda
Söylemedik cümlelerin hasreti dudağımda....


ZAFER ARABASI
Sultan olmak dilersen, tacı, sorgucu unut !
Zafar araban senin, gıcırtılı bir tabut ......


TABUT
Ufka bakarlar: Ölüm uzakta mı , uzakta...
Ve tabut bekler, suya inmek için kızakta...


GİTTİLER
Dostlarım ev eşyamdı, bir bir gitti diyorum.
Artık boş odalarda ölümü bekliyorum...


TEBESSÜM
Bu dünyada renk , nakış , lezzet , ne varsa küsüm;
Gözümde son marifet, Azrail'e tebessüm...


BAYRAM
Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var;
Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!...


O DEM
O dem çocuklar gibi sevinçten zıplar mısın?
Toprağın altındaki saklanbaçta var mısın ?


HÜNER
O demde ki , perdeler kalkar, perdeler iner,
Azrail'e "hoş geldin !" diyebilmekte hüner...


KAPI
Kapı kapı bı yolun son kapısı ölümse;
Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!


MÜJDE
Öleceğiz; müjdeler olsun , müjdeler olsun !
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun !


GÜZEL ŞEY
Ölüm güzel şey; budur perde altından haber ....
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?....


KARINCA
Ruhum kelle şekeri, vehimlerse karınca;
Kömürden kara rengim, onlar beni sarınca..


KORKUYORUM
Su çekildi, göründü sanki zamanın dibi;
Korkuyorum, bu akşam kıyamet varmış gibi...


KORKU
Bir kalbim varki benim, sevdiğinden burkulur:
Kahredenden ziyade, sevilenden korkulur.....


ONLAR
İnsandan murad onlar, ölümü öldürenler;
Ötenin ötesinde sonsuz hayat sürenler...


VE ONLAR
Sebil sebil sunanlar, ölümsüzlük tasını;
Çizenler, nokta nokta ebed haritasını...


SEYYİD TÂHÂ 'YI ZİYARET
Şemdinli dağlarının içtim nur çeşmesinden;
Kurtuldum akreplerin ruhumu deşmesinden...


KAHRAMANLIK
Ne varsa çöplüğe at , belli başlı zamanlık;
Ölümü öldürmekte olanca kahramanlık.


ŞAH-I NAKŞIBEND
Yüce Şah-ı Nakşibend , Nakkaş ve Nakış onda
Bütün içi dışıyle ölüme bakış onda.....


NAMAZ
Namaz, sancıma ilâç, yanık yerime merhem;
Onsuz, ebedi hayat benim olsa istemem !


DÜZEN
Doğan güneşler her gün aynı da her gün yeni;
Ezelden ebededek, işte İslâm düzeni !.....


1400
1400'e bir yıl var, yaklaştı zamanımız;
Bu asırda gelir mi dersin kahramanımız ?...


KEVSER
Yalnızlar!...O havuzun çevresinde birleşme...
Susuzlar !...O havuzda suyu kesilmez kesme !...


AHŞAP EV
Tek tek kalktı eşyamız, ahşap ev bomboş kaldı;
Güneş gözünü yumdu, has odamız loş kaldı...


RENKLER
Renkler, mavi, kırmızı, yeşil, erguvan ve mor;
Camlarda, kaybedilmiş vatanı heceliyor....


DEVRİM
Devrim odur ki, kalbten fâniliği devirsin;
Yaşamaktan murad ne, hesabını bildirsin !..


KOLAY
Kolay mı Kafdağını çevirmek dolay dolay ?
Varol ey ulvî zorluk , yere bat sefil kolay !


EMANET OLSUN
Genç adam , bu düstur sana emanet olsun:
Ötelerden habersiz nizama lanet olsun !......


ERKEN GEL !
Ey genç adam, yolumu adım adım bilirsin!
Erken gel, beni evde bulamayabilirsin !


ALLAH VE İNSAN
Seni aramam için uzağa attın !
Âlemi benim , beni kendin için yarattın !


AĞZIMI DİKSELER
Tel tel ve iple iplik dikseler de ağzımı ;
Tek ses duysalar ; ALLAH... Yoklayanlar nabzımı .


İLMİHAL
Yandı kitap dağlarım , ne garip bir hal oldu !
Sonun da bana kalan , yalnız ilmihal oldu !


LÛGAT
Tutuşturanlar , lûgat kitabını elime ,
Bilsin : Allah ' tan başka bilmiyorum kelime..


ÖPMEK
Ellerime uzanan dudaktan tepeyim;
Allah diyen seni gel ayağından öpeyim !


TEK KELİME
Ne var ki , pazarlığa girişecek ecelle ;
Sermayem tek kelime , ALLAH azza ve celle....


GÜZEL
Güzel Allah ' ım , senden ne gelecekse gelsin ;
Sen ki ; rahmetinle de , kahrınla da güzelsin ..


YAKINLIK
Neye yaklaşsam , sonu uzaklık ve kırgınlık;
Anla ki , yok Allah ' tan başkasıyla yakınlık...


KUDRET
Kudret O'nun; gayrında ne mecal var, ne tüyan;
Alim ilmine yansın, pazısına pehlivan ...


AŞK
Rabbim , Rabbim , bu işin , bildim neymiş Türkçesi;
Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi...


AŞK VE KORKU
Aşk korkuya peçedir, korkuda aşka perde,
Allah 'tan nasıl korkmaz, insan O'nu severde..


İSTE
Verirler "ben acizim, kudret senin" dedikçe
Verenin şanı büyük, sen iste istedikçe !..


YAKIN
Yakın O'dur, gerisi birbirine en uzak;
Her şey Rakip ismiyle O'nun kurduğu tuzak...


HEY
Neye baksam aynı şey , neyi görsem aynı şey...
Olan sensin , heydiki Hakikat Sultanı hey !


YÜK
Bu yük senden Allah 'ım, çekeceğim , naçarım !
Senden sana sığınır, senden sana kaçarım !


EMANET
Bir anlık emanetle ne türlü övünelim;
Gel, rahmet kapısında ağlaşıp dövünelim !....


AFFET
Göz kaptırdığım renkten, kula verdiğim sesten,
Affet senden habersiz aldığım her nefesten....

O BAHÇELER
Adının o bahçeler, her gün anıldığı yer;
O bahçeler, yalanın bile yanıldığı yer....


HABERCİ
Ne kadar vatan varsa, o vatandan haberci,
Gurbet dediğin senin, Yaradandan haberci...


EBEDÎ TAZE
Bir yer var ki, orada sayı üstü endâze;
Ne solmak, ne yıpranmak, her şey ebedi taze...


HASRET
Hasretim, her tümseğin, her çatının altında;
Kelimenin üstünde, cümlelerin altında....


BOŞ UFUKLAR
Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti,
İyi insanlar iyi atlara binip gitti.


NİMET
Dünyada her nimeti bıraksam ne çıkar ki?
Orda o varken, burda bırakılmaz ne var ki?


KAVUŞMAK
Ne görsem, ötesinde hasret çektiğim diyar;
Kavuşmak nasıl olmaz, mademki ayrılık var ?


AYRILIK
Hep ayrılık; isteğe varınca istek ölür,
Bir anda ölseler de insanlar tek tek ölür...


HİCRET
Baktığımız her ufkun öte yanına hasret;
Bir ömür ürüyoruz, nereye varsak hicret....


VATAN
Bu dünya bir benzeyiş, bir vatanı andırış;
Ve göz, görmediğine kendini inandırış !...


ZİFAF
Birazcık su ve kepek , şu kuduz nefse kifaf ;
Dünyada varsa söyle, sabaha çıkan zifaf !....


GEÇER
Hasret bir rüzgâr , kapı kapı aralar geçer;
Gördüğüm her güzel şey, beni yaralar geçer...


AYNI NOKTA
Çocukken gün battımı, bir köşede ağlardım;
Nihayet döne döne aynı noktaya vardım.


RAMAZAN
Ramazan mübarek ay, müminlerin balayı;
Hatırla der, suyu bal kaybedilmiş sılayı.....


MURAD
Hangi dağa tırmansam muradım ötesinde;
Murad, bugün yerine her günün ertesinde...


HAYRET
Ruhum öz dünyasına kaçmak için gayretle;
Yalan dünyaya şimdi inmiş gibi hayretle....


GÖLGELER
Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere;
Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere...


YALNIZ
Yalnızız, beşikten tut, tabuta kadar yalnız;
Ülfet, kara yalnızlık madeninde bir yaldız...


KAMIŞ
Ben gurbet rüzgârının üflediği kamışım......
Bir su başında mahzun, yapayalnız kalmışım...


KERVAN
Yedi renkli Peygamber kuşağının altında,
Kervanım yola çıktı, öncüsü kır atında....


MANZARA
Bütün manzara, ucuz bir dekor muşambası;
Kurtuluş günü, çıkmaz ayın son çarşambası...


1000 YIL SONRA TARİH
Bin sene evvel, iğne ucuyla delindi zar;
Resûlden haber geldi, mezarsız öldü Sezar !...


SURDA AÇILAN GEDİK
Surda bir gedik açtık ; mukaddes mi mukaddes !
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es !


DÜŞMANIMA
Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın ;
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lâzımsın !..


YOBAZ
Din adına yol kesen dünkü yobazın oğlu !..
Yine sen kesiyorsun, küfür uğrunda yolu !..


HÂLİM
Benim bu sahipsizler yurdunda hâlim ne mi ?
İn-cin yok bir ummanda düdük çalan bir gemi...


ÖLÜMSÜZ ŞARKI
Garip geldik gideriz, rafa koy evi barkı !
Tek, dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı...


GİTTİ
Gitti, su yollarını kıvrım kıvrım bilenler,
Bir ot yığını kaldı ; kökünden kesilenler...


ZAMANE
Mevsimler cücelere def çalıyor gerdekte,
Devin yalnızlığını sular bestelemekte.


İSLÂM
Her fikir, her inanış, tek mevsimlik vesselâm;
Zaman ve mekan üstü biricik rejm, İslâm......


PETEK
Oluş sırrı, o nurdan heykelin eteğinde;
Ve ölümsüzlük balı, şeriat peteğinde!..


O KANUN
O kanun ölümsüzlük nizamının hevengi,
O kanun doğru, güzel, iyinin tek mihengi...


GÜLE GÜLE
Bu gömlek dikiş tutmaz hep söküle söküle ;
Bütüne gel deseler ve gitsek güle güle........


ESER
Gecekondu yapısı, bir üfürüklük eser...
Elbet beklenen rüzgâr bir gün Kıbleden eser !


NİZAM
Bir nizam ki, eskimez, yıpranmaz, sendelenmez,
Mekân onu aşamaz, zaman onu delemez.


O NİZAM
Kim var o nizama ki, Hak yolunda kırbaçlık;
Fırın, fikir ekmeği verinceye dek, açlık....


SAĞ-SOL
Kalbimi ve aklımı hep sağ elime verdim;
Görevi olmasaydı sol elimi keserdim....


ANAYASA
Perde düşse ve her şey olduğu yerde donsa ;
Görünse yıldız yıldız, fezada Anayasa ......


KAFİLE
Her şeyde bir tükeniş, her oluşta bir bitiş;
Gökten ses: Ölümsüzler kafilesine yetiş !


TUTUK
Gel beri, kurtuluş ordusunun tuğu ol !
Hürriyet mi dileğin, Allah'ın tutuğu ol !


HÂTIRA
Nerede o has ekmek, bir kuruşa okkası;
Nerde o ağız tadı, eski reçel hokkası ?..


DEĞİŞEN - DEĞİŞMEYEN
Sofrada değişir her şey, ekmek değişmez;
Ne kanun ! Değişmez'e hasret çekmek değişmez.


FİKİR SANCISI
Lâfımın dostusunuz, çilemin yabancısı,
Yok mudur, sizin köyde, çeken, fikir sancısı?


TAM OTUZ YIL
Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...


HOKKABAZ
Marifetli hokkabaz, başını kaldır da bak !
Gökte bir oynayan var, yıldızlarla kaydırak...


MİMARÎ
Fikret nasıl kurulmuş, içiçe bu iklimler?
Nasıl kayanştırılmış, sesler, renkler, hacimler ?


MERDİVEN
Diyorlar bana: Kalsın şiir de söz de yerde !
Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde?


SANAT
Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış;
Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış...


ZEHİRLE PİŞMİŞ AŞ
"Zehirle pişmiş aşı yemeğe kimler gelir?"
Dilsizce, yalnız Allah demeye kimler gelir?


YAKINLIK
İnsan, yaklaştıkça yaklaştığından ayrı;
Belli ki
; yakınımız yoktur Allah 'tan gayrı...


Necip Fazıl Kısakürek

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Gelecek Yıl İlkbahar Yokmuş

Yüzünü bir kedi tırmalayacak ona deli deme sakın Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına Bu gece yağmur yağacak ona dur deme sakın Su yaramazdır, toprağın yorgunluğundan ne anlayacak İçini sürüklediğin bu korkunç mermi yuvasında En büyük dansa kalkmaya hazır ağır dallarınla Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla Buna kader deme sakın Zaten üç beş kişiyiz gürültümüz tuhaflığımızdan Sevişsek içkiler bitiyor sandık Ağlaşsak hüzünler harfiyen sıradan Hangimiz hainiz hangimiz hırpalandık Hangimiz kuvvetli yalnızlıklarıyla böyle olağan Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Bu gece kökler yeryüzüne yürüyecek neden deme sakın Acı arsızdır, bedenin direncinden ne anlayacak küçük iskender

Beşinci Mevsim

Fırtınalı bir günün sonunda bir dal istedi kadın, tutunmak için dostane Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı beyaz bir gül geldi karşılığında Böylece bir muhabbet başladı gözlerde aylarca devam etti bu dostluk sessizce Bir mum daha yaktı adam yüreğini açacaktı kadına ellerini avuçlarına alıp korkusuzca bakacaktı kadının gözlerine ve birlikte yaslanacaklardı geceye Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla düşler! Dedi kısaca Geldim dedi kadın ama yer bulamadım kendime Korkuyla geriledi adam ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem diye geçirdi aklından bir kez daha erteledi düşlerini her seferinde olduğu gibi Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine sana geldim götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine Dalgındı, fark etmedi adam bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi kendince Utandı kadın çok utandı çırılçıplak hissetti kendini o an söndürdü mumu beyninde hoşça kal. Dedi adama ...

Ben hergeleyi görmüşümdür

BENDEN DE BİR KALİNİKHTA SANA BALIKÇI 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. 1931 yılında ekonomi öğrenimi için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıp Fransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini y...

İnsanlıktan kaçmayan imam!

En son nefret söylemi kurbanı olan Beylikdüzü’nde kafasının arkasından tek kurşunla öldürülen trans arkadaşımızı duyduğumda şöyle bir geriye gittim... Seks işçiliği yaptığım 90’lı yıllarda bir trans cinayeti serisi başlamıştı. Travestiler bazen tornavida ile öldürülüyordu, bazen kurşunla, bazen de polisten kaçarken araba çarpıyordu. Arabalar yardım etmek için duruyordu, trans olduğunu görünce tekrar üstünden geçiyorlardı. Tabii ki aileleri tarafından reddedilen transeksüel bireylerin cenazelerinde de kimse sahiplenmiyor ve almaya gelmiyorlardı. Biz morga gidiyorduk. Bazen yalvarıyorduk, bazen durumumuzu anlatıyorduk. “Ailesi reddetmiş, kimse gelip cenazesini almayacak. Aynı soyadından kimse gelip imza atmayacak bu çok net” diyorduk. Bazı morg görevlileri pozitif ayrımcılık yapıyordu. Cenazeyi biz alıyorduk. Bazen ailelerin de sahip çıktığı oluyordu. Cenazelere hep katılıyorduk. Kimi zaman da belediye gömüyordu. Yine Kulaksız Mezarlığı’nda belediyenin gömeceği bir cenazeye katılmıştık. ...

Bence Malumdur

dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kayboldukları yer bence malumdur  karanlıkta bir şeyler kopar dağılır...

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok ‘Aşkun safâsı yok değül ammâ cefâsı çok Şehr-i cemâl o gamze vü ebrû vü hâl ile Hakkâ ne cây-ı dil-keş olur dil-rübâsı çok Bin câna virmeye n’ola bir bûsesini yâr Az olıcak metâ’ olur anın bahâsı çok Hiçbir belâ mı var ki gönül anı bilmeye Seyyâh-ı bî-karârın olur âşinâsı çok Zülf-i siyâh-ı yârda var sad-hezâr çîn El çek tolaşmadan ana Yahyâ hatâsı çok Şeyhülislam Yahya Efendi

Big Bang

Sözlerimi çok kısa tutacağım Kementler atacağım cümle kaygan akıl istihsâline Bozmak pahasına tüm iyi niyetli tertiplerini iyi olmayı becerebilenlerin Sözlerimi çok kısa tutacağım Farkedeceğim taacüple örtünen tüm ayıpları Yansıtarak Şeytanın yangınından aldığım ışığı sevaba Kısılmış gözlerimde görmeye çalışanlar ruhumu Yılgınlığa düşecek küfrümün tınmayan kayıtsızlığıyla Düşlerinde gezeceğim iyi hesap yapabilen herkesin Kimin yoksa dişe dokunur bir endişesi Bir kez daha kanacak o doğru söyleyeceğim yalana Gizli gizli sileceğim noktalarını tüm ف ‘lerin Toz alıyordum diyeceğim gözü açılanlara Bir aşırılığa mecbur etmek için tüm mutedil iyilikleri, kötülükleri Kolay unutulan bir pişmanlık planlayacağım Butonlar koyacağım eylemekten alıkoyan rengarenk butonlar Aklı kalkacak kim varsa aklı sürünen fikirlerle dolu Kolay kopan bağlar kuracağım Anbean hayal kırıklıklarıyla sınayacağım tüm zayıf imanlıları Suyun şeffaflığıyla sırlayarak tüm anlamları Akıtacağım zevk seylab...

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek " Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir ." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve " Peki, sen ne diyorsun bu işe ?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- " Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir ." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş. Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır. Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yor...