Ana içeriğe atla

Köpeğini insanlardan daha çok seven Filozof: Schopenhauer

Schopenhauer’a üç ay misafir oldum. Frankfurt’taki münzevi hayat yaşadığı otel odasına beni kabul etti. (Tabii Malatya'dan boş gitmedim, elimde de iki paket kayısı vardı-biri kendisi ötekisi köpeği içindi-, günkurusu kayısıya bayıldı. Netekim en önemli eserini “İstenç ve Tasarım Olarak Dünya” (Die Welt als Wille und Vorstellung) kayısıları yedikten sonra yazdı!)

İnişli çıkışlı bir dostluğumuz, acı tatlı hatıralarımız oldu. Gerçekte çok huysuz ve geçimsizdir ama Allah'ı var, bana karşı en küçük bir saygısızlıkta bulunmadı! Herkes onu kibirli ve gururlu zanneder ama inanın bildiğiniz gibi değil, hayatımda Arthur kadar mütevazı bir adam görmedim. Köpeğini de insanlardan daha çok sevdiği iddiası kocaman bir yalandır. Bir keresinde köpeğiyle beraber aynı masada oturup yemek yediğimiz doğrudur. Kızdığı zaman “Seni gidi insan seni!” diye köpeğine hakaret ettiği de doğrudur. Ama insanlardan daha çok sevdiği… Orası biraz karanlık.

***

İyi geçinmekle beraber anlaşamadığımız derin ve önemli konular da oldu. Mesela Tanrı’nın işine çok karışırdı. Sabahlara kadar tartıştığımız oldu, keçi gibi inatçıydı, Nuh der peygamber demezdi. Bir ara döndü bana dedi ki, “Alişan abi, şu dünyayı Tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak istemem doğrusu. Çünkü dünyanın sefaleti yüreğimi parçalar. Yaratıcı bir ruh düşünülürse, yarattığı şeyi göstererek ona şöyle bağırmak hakkımızdır: “Bunca mutsuzluğu ve boğuntuyu ortaya çıkarmak uğruna, hiçliğin sessizliğini ve kıpırdamazlığını bozmaya nasıl kalkıştın?”

İşte böyle…

“Sana ne? Seni ne ilgilendirir? Kendinde Tanrı’nın işine karışma hakkını nereden buluyorsun?”
Tabii bunları böyle yüzüne sert bir şekilde söyleyemedim.

Gelelim şu meşhur kadın meselesine… Kadınlardan nefret etmesinin belki de en önemli sebebi annesiydi. Annesiyle yıldızı bir türlü barışmadı. Uzun uzun ona anne hakkının önemini anlattım. “Dresden’e git, anneni gör, elini öp, helallik dile” dedim. Ama beni asla dinlemedi. Evi terk etti, annesi ölene kadar bir daha da (25 yıl boyunca) hiç görüşmedi. 

İnsanları severdi ama kendi ifadesiyle “kadınlardan” nefret ederdi. Nitekim kız kardeşi ile de ömründe sadece bir kere, kaldığı otelin lobisinde yarım saatliğine görüştü.

Hiç evlenmedi. (Ancak kendisinin ölümünden 40 yıl sonra Nietzsche isminde gayrı meşru bir çocuğu olacaktı!)

Yalnız başına yaşadı, bir otel odasında yalnız başına öldü. Fakat yanında bir “kişi” vardı, köpeği Atman…

Buyurun, üç aylık sohbetimiz boyunca aklımda kalan sözleri:


“Gençliğimde bile başkaları mal mülk edinmek için çabalarken benim bu tür şeylere başvurmak zorunda olmadığımı, çünkü içimde bütün mallardan daha değerli olan bir hazine taşıdığımı fark ettim; en önemli şey, zihinsel gelişimin ve tam bağımsızlığın temel koşul olduğu bu hazineyi güçlendirmekti… İnsanın doğasının ve haklarının tersine gücümü kendi saadetimin arttırılmasından almak zorundaydım, böylece bir gücü insanlığın hizmetine sunabilirdim. Zekâm bana değil dünyaya aittir.”

***

“Başkalarının senden daha fazla acı çektiğini öğrenmek zevk verir.”

***

“Bütün büyük şairlerin evlilikleri mutsuzdur ve hiçbir büyük filozof evlenmemiştir: Demokritos, Descartes Platon, Spinoza, Leibniz ve Kant. Tek istisna Sokrates’ti ve o da bunun bedelini ödedi, çünkü karısı şirret Ksanthippe’ydi… Çoğu erkek, kadınların kötülüklerini örten dış görünüşlerine kanar. Gençken evlenirler ve yaşlandıklarında bunun bedelini öderler, çünkü karıları histerikleşir ve inatlaşır.”

***

“Her insan kendisinde olmayanı sever” 

***

Aşkın gücüne karşı konulmaz. Çünkü mantık melekesinin bütün itirazlarına rağmen, kendisini amaçlarını koşulsuz olarak takip etmeye zorlayan, böceklerin içgüdüsüne yakın bir dürtünün etkisi altındadır… Ondan vazgeçemez. Ve mantığın bu konuyla ilgisi yoktur. Sıklıkla insan, mantığının kendisine uzak durmasını söylediği kişiyi arzular, ama mantığın gücü cinsel tutkunun gücü karşısında etkisizdir. Latin dramcı Terentius der ki: Mantıkla beslenmeyen şey mantıkla yönetilemez.

***

“Soğuk bir kış sabahı çok sayıda kirpi donmamak için hep birlikte ısınmak üzere bir araya toplanır. Ama kısa süre sonra oklarının birbirleri üzerindeki etkilerini görüp yeniden ayrılırlar. Isınma ihtiyacı onları bir kez daha bir araya getirdiğinde okları yine kendilerine engel olur ve iki kötü arsında gidip gelirler, ta ki birbirlerine katlanabilecekleri uygun mesafeyi bulana kadar. Bunun gibi insanların hayatlarının boşluğundan ve tekdüzeliğinden kaynaklanan toplum ihtiyacı onları bir araya getirir, ama nahoş ve tiksinti verici özellikleri onları bir kez daha birbirinden ayırır.”

***

“Zekâm bana değil, dünyaya aittir.”

***

“Yetenek başkalarının ulaşamadığı hedefi vuran nişancı gibidir; dahi ise başkalarının göremediği bir hedefi vuran nişancı.”

***

“Ölümden sonra doğumdan önce neysen o olacaksın.”

***

“Sonsuz mal birikimi insanı, kendi malının malı haline getirir.” 

***

"İki ayaklı hayvanların sıradan sohbetleri kadar kısır ve sıkıcı bir sohbeti sürdürmektense hiç konuşmamak daha iyidir.”

***

“İnsanlarla kurulan nerdeyse bütün bağlar bir kirlenme bir pislenmedir. Ait olmadığımız acınası yaratıklarla dolu bir dünyaya indik. Daha iyi olan az sayıda insana saygı duymalı ve değer vermeliyiz; gerisine talimat vermek için dünyaya geldik, onlarla arkadaş olmak için değil.”

***

Düşmanın bilmemesi gerekeni dostuna söyleme. 

• Bütün kişisel ilişkilere sır gibi bak ve yakın arkadaşlarınla bile tam bir yabancı gibi kal. Çünkü koşullar değişince bizim hakkımızda bildiği en zararsız şeyler bile bizim zararımıza olabilir.

• Ne sevgiye ne de nefrete yol açmamak dünya bilgeliğinin yarısıdır: hiçbir şey söylememek ve hiçbir şeye inanmamak da öteki yarısı.

Bir insanın karakterinin kötü yanlarını unutmak zor kazanılmış bir parayı sokağa atmak gibidir. Kendimizi aptalca tanıdıklardan ve aptalca arkadaşlıklardan korumalıyız.

• İnsanlarla uğraşmada üstünlüğe ulaşmanın tek yolu onlardan bağımsız olduğunuzu göstermenizdir.

• Önemsememek önemsenmeyi getirir.

Bir insan hakkında gerçekten iyi şeyler düşünüyorsak bunu ondan bir suç gibi gizlemeliyiz. 

• İnsanların oldukları gibi olmalarına izin vermek olmadıkları şeyi kabullenmekten iyidir.

***

“Kibar ve dostça davranarak insanları esnek ve itaatkâr yapabilirsiniz: bu yüzden sıcaklık balmumu için ne ise kibarlıkta insan doğası için odur.”

***

“İş, endişe, didinme ve sıkıntı neredeyse herkesi hayatları boyunca etkiler. Ama her arzu ortaya çıkar çıkmaz doyurulursa insanlar hayatlarını nasıl meşgul edip zamanlarını nasıl geçirirler? İnsan ırkının her şeyin otomatik olarak yetiştiği ve güvercinlerin rosto yapılmış olarak uçtuğu bir ütopyaya götürüldüğünü düşünün; herkesin sevgilisini hemen bulduğu ve elinde tutmada zorluk çekmediği bir yere; o zaman insanlar can sıkıntısından ölür ya da kendilerini asardı; ya da dövüşür, birbirlerini gırtlaklar ve öldürür ve dolayısıyla kendilerine şu anda doğa tarafından verilenden daha büyük bir acı verirlerdi”

***

“İnsan başta hiç mutlu değildir, ama bütün hayatını kendisini mutlu edeceğini sandığı bir şeyin peşinde çabalayarak geçirir; nadiren amacına ulaşır, ulaştığında da yalnızca düş kırıklığıyla karşılaşır. Sonunda bir enkaz gibidir ve limana direkleri ve donanımları yok olmuş bir şekilde gelir.”

***

“Babamdan, lanet ettiğim ve irademin bütün gücüyle mücadele ettiğim kaygıyı miras olarak aldım… Genç bir adamken hayali hastalıklarla büyük işkence çektim. Berlin’de okurken veremli olduğumu düşünüyordum. Askere gitmeye zorlanacağım korkusu peşimi bırakmıyordu. Nepal’den çiçek hastalığı korkusu yüzünden kaçtım. Verona’da zehirli enfiye çektiğim fikri bütün benliğimi kapladı. Manheim’de herhangi bir dış neden olmaksızın tarif edilemez bir korkunun etkisinde kaldım. Yıllarca adli kovuşturma korkusu yaşadım. Geceleri bir ses olsa yatağımdan fırlar ve her zaman dolu olarak tuttuğum tabancamı ve kılıcımı kapardım. Her zaman olmayan tehlikelere bakmama neden olan bir kaygı içindeydim. En ufak sıkıntıları büyütüyor, benim için en zor olan insanlarla bağ kuruyordum.”

***

“Benim hayatım kahramanca, ama kültürden ve incelikten yoksun kişilerin, dükkân sahiplerinin ya da sıradan insanların standartlarıyla ölçülemez… Bu nedenle bireyin gündelik hayat seyrinin bir parçası olan şeylere sahip olmadığımı düşününce depresyona girmemeliyim… Bu yüzden kişisel hayatımın tutarsız ve plansız gibi görünmesi beni şaşırtamaz.”

***

Buranın yerlisi değilim ve eşitim olan varlıkların arasında değilim.”

***

“Hakikati anlamak çok daha iyidir: acı kaçınılmazdır. Ve hayatının özüdür.- “acının kendini gösterme şekli tamamen tesadüfîdir ve mevcut acımız… O olmasa başka türde bir acıyla doldurulacak olan yeri doldurur. Eğer böyle bir düşünce günlük hayatta kullanılan bir inanç haline gelirse acıya katlanma derecemizi önemli ölçüde arttırabilir.”

***

“Başlangıcımız ve sonumuz arasında ne fark var! İlkinde arzunun çılgınlığı bedeni zevkin coşkunluğu söz konusu; ikincisinde ise bütün organların tahribatı ve cesetlerin küflü kokusu… Doğumdan ölüme giden yol iyilik ve hayattan zevk alma anlamında hep aşağıya doğru gidiyor; mesut şekilde hayal kuran çocukluk, neşeli gençlik, zahmetli yetişkinlik, kırılgan ve genellikle acınası yaşlılık, son hastalığın işkencesi ve sonunda ölümün acısı. Varoluş, sonuçları yavaş yavaş daha da belirgin hale gelen yanlış bir adım gibi görünmüyor mu?”

 ***

Her zaman kolay bir şekilde ölmeyi ummuşumdur, çünkü hayatı boyunca yalnız olan bir insan yalnızlığını en iyi kendisi değerlendirebilir. İnsan denen iki ayaklı hayvanların acıklı kapasiteleri için hesaplanmış maskaralık ve soytarılıkların arasına çıkmaktansa başladığım yere geri dönmenin… Ve görevimi tamamlamanın mutlu bilinciyle hayatımı bitireceğim.” 

***

“Aldığımız her nefes bizi sürekli etkisi altında olduğumuz ölüme doğru çeker… nihai olarak zafer ölümün olacaktır, çünkü doğumla birlikte ölüm zaten bizim kaderimiz olmuştur ve avını yutmadan önce onunla yalnızca kısa bir süre için oynar. Bununla birlikte, hayatımıza olabildiğince uzun bir süre için büyük bir ilgi ve özenle devam ederiz, tıpkı sonunda patlayacağından emin olsak da, olabildiğince uzun ve büyük bir sabun köpüğü üflememiz gibi.”

***

“Hayat berbat bir şeydir. Hayatımı onu düşünerek geçirmeye karar verdim.”

***

“Mutlu bir hayat imkânsızdır; insanın başarabileceği en iyi şey kahramanca bir hayattır.”

***

Dünyaya bakış açımızın sağlam temelleri ve derinlik veya sığlığı çocukluk yıllarında oluşur. Bu görüş daha sonra özenle düzeltilir ve mükemmel hale getirilir, ama özde değişmeden kalır."

***

“Eğer hayata küçük ayrıntılarıyla bakacak olursak ne kadar gülünç görünür. Mikroskopta görülen bir su damlası gibidir, tek hücrelilerle kaynayan tek bir damla. Telaşla koşuşturup birbirleriyle mücadele etmelerine nasıl güleriz. İster bu su damlasında isterse insan hayatının küçük süresi içinde olsun bu korkunç etkinlikler komik bir etki yaratıyor.”

***

“Her şey dinin yanında: vahiy, kehanetler, hükümetin koruması, en yüksek değer ve tanınmışlık… ve hepsinden öte, doktrinlerini çocukluğun körpe çağında zihne kazıma, dolayısıyla neredeyse doğuştan gelen fikirler gibi görülmelerini sağlama şeklinde ki paha biçilmez ayrıcalık.”

***

“Sonsuz uzayda etrafında bir düzine daha küçük kürenin döndüğü, yuvarlak, ortası sıcak, üzerindeki küflü tabakanın canlı ve bilinçli varlıklar ürettiği soğuk sert bir kabukla kaplı sayısız aydınlık küre- bu … gerçek dünya.”

***

Beyin olanca gücüyle ilerlerken, cinsel sistemlerin korkunç etkinliği daha uykuda olduğu için çocukluk, hayatımız boyunca özlemle geri dönüp baktığımız masumiyet ve mutluluk dönemi, hayatın cennetidir, kayıp Cennet.

***

“En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ama bunun en büyük budalalığımız olduğunu da söyleyebiliriz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez.”

***

İnsanların çoğu hayatlarının sonunda geriye dönüp baktıklarında molalarda yaşadıklarını görürler. Takdir etmeden ve zevk almadan yanlarından geçip giden şeyin aslında hayatları olduğunu gördüklerinde şaşırırlar. Ve böylece umutlarla kandırılan insan ölümün kollarına koşar.”

***

“Üstün, nadir bulunan zekâya sahip insanlar yalnızca yararlı olan bir işe girmeye zorlandıklarında en güzel resimlerle süslenip, sonra da mutfak kabı olarak kullanılan değerli bir vazoya benzer.”

***

“Büyük acılar daha önemsizlerinin hissedilmesini engeller ve tersine, büyük acıların yokluğunda en küçük dertler ve sıkıntılar bile bize büyük acı verir.

***

Çiçek cevap verdi: Seni aptal! Görülmek için mi açtığımı sanıyorsun? Kendi zevkim için açılıyorum, başkaları için değil, çünkü hoşuma gidiyor. Aldığım zevk var olmaktan ve açmaktan ibaret.

***

“Gençliğimizdeki neşelilik ve karamsarlığa kapılmama hali kısmen hayat tepesine tırmanıyor ve tepenin öteki tarafındaki ölümü görmüyor olduğumuz gerçeğine dayanır.”

***

Sırrım konusunda sessizliğimi korursam benim esirim olur; eğer ağzımdan kaçırırsam ben onun esiri olurum. Sessizlik ağacında huzur meyveleri yetişir.”

***

“Eğer dalaverecilerin oyuncağı ve soytarıların maskarası olmak istemiyorsak, ilk kaide içine kapanık ve ulaşılmaz olmaktır.”

***

“30 yaşıma gelene kadar öyle olmayan yaratıklara eşitimmiş gibi davranmaktan bıkıp usandım. Bir kedi genç olduğu sürece kâğıt toplarla oynar. Çünkü onları canlı ve kendine benzer bir şey olarak görür. İnsan denen iki ayaklı hayvanlar da benim için aynı şeyi ifade ediyor.”

***

“İnsanları keyifli bir ruh haline sokmanın başınız gelen kötü bir şeyi anlatmaktan veya şahsi bir zaafınızı açıklamaktan daha başka yolları da vardır.”

***

“İsteklerimizi sınırlamalıyız, arzularımızı dizginlemeli, öfkemizi bastırmalı, ferdin sahip olmaya değecek şeylerden yalnızca sınırlı bir paya erişebileceği gerçeğini akıldan çıkarmamalıyız.”

***

“Dikensiz gül yoktur, ama gülsüz pek çok diken vardır.”

 ***

“Ben kalabalıklar için yazmadım… Çalışmalarımı, zamanın seyrinde nadir rastlanan istisnalar olarak ortaya çıkacak düşünen şahıslara miras bırakıyorum. Onlar da benim gibi ya da gemisi batıp ıssız bir adaya çıkan ve kendisinden önce aynı sıkıntıları yaşayan birinin izlerinin, ağaçlardaki bütün papağanlardan ve maymunlardan daha fazla teselli sunduğu bir denizci gibi hissedeceklerdir.

***

“Hayat bir parça nakış işlemesine benzetilebilir. Hayatın ilk yarısındaki herkes işlemenin ön tarafını görür, ikinci yarısında ise tersini. İkincisi o kadar güzel değildir, ama daha öğreticidir, çünkü iplerin birbirine nasıl bağlandığını görmemizi sağlar.”

***

Gençliğin bakış açısından bakıldığında hayat sonsuz derecede uzun bir yolculuktur: Yaşlılıktan bakınca çok kısa bir geçmişe benzer. Gemiyle uzaklaştığımızda kıyıdaki nesneler daha küçük, tanınması ve ayırt edilmesi daha zor hale gelirler, aynı şekilde olaylar ve etkinliklerle dolu geçmiş yıllarınızı da tanıyamazsınız.”

 ***

“Karşımızdakinin yalnızca kendi budalalığımız, kusurumuz ve kötülüğümüz olduğunu akıldan çıkarmayarak her insan budalalığına, kusuruna ve kötülüğüne hoşgörülü bir şekilde yaklaşmalıyız.

***

Hayatının son dönemindeki hiçbir insan, samimiyse ve bütün melekeleri yerindeyse her şeyi yeniden yaşamak istemez. Bunu yapmaktansa tamamen yok olmayı tercih eder.”

***

İnsanoğlu benden hiç unutamayacağı birkaç şey öğrendi.


 ------------------------------------------------------------------------------

Ama bilmek vardı, bilmek vardı. (Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi, s19)

Neden kapanış saatinden önce çıkışa koşalım ki? (Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi, s20)

Oldu’yu ‘ben öyle istedim’ e çevirmek-tek başına buna kurtulma derim. (Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi, s20)

Hayat tarafından yaşanmak yerine hayatını yaşamak zorundaydı. (Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi, s20)

Bazı çiçekler geç açar… (Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi, s23)

Başka bir deyişle ancak hayatta kalmak için gerekli olduğunda yakınlığa katlan ve mümkün olduğunda da kaç. (Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi, s261)

Avrupa toplumuna ait hastalıklar: Otizm, sosyal kaçınma, sosyal fobi, şizoid kişilik, antisosyal kişilik, narsisit kişilik, sevme yetersizliği, kendini aşırı büyük görme, kendini gizleme. (Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi, s261)

“Schopenhauer bütün hayatı boyunca gerçek bir insan aramış, ama sefil bedbahtlar, sınırlı zekâlılar, kötü kalpliler ve kötü huylular” dışında kimseyi bulamadığından yakınmıştır. (Her zaman bu tür yergilerden ayırdığı Goethe hariç.) (Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi)

Arthur sık sık duygunun bilgiyi engelleme ve bozma gücüne sahip olduğunu bize ve kendisine hatırlatır. Ona göre neşelenmek için bir nedenimiz olduğunda bütün dünya gülümseyen bir özellik taşır ve keder üzerimize çöktüğünde dünya karanlık ve kasvetli bir hal alır. (Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi, s295)

Englisher Hof’ta Schopenhauer’in yaptıklarına ilişkin sayısız anekdot vardır: muazzam iştahı, sıklıkla iki kişilik yemek yemesi, (birisi bu konuda yorum yaptığında aynı zamanda iki kişilik düşündüğünü söylerdi), kimsenin yanına oturmaması için iki kişilik yer ücreti ödemesi, haşin, ama etkileyici sohbeti, sık öfke patlamaları, konuşmayı reddettiği insanları dahil ettiği kara listesi, uygunsuz şaşırtıcı konuları tartışma eğilimi –örneğin cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için cinsel birleşmeden sonra penisini sulandırılmış ağartma tozuna batırmasını sağlayan yeni bilimsel keşfi övmesi. (Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi, s320)

Ciddi sohbetlerden hoşlanmasına rağmen ayırdığı zamana değecek yemek arkadaşlarını nadiren bulurdu. Bir süre boyunca düzenli bir şekilde oturduğu masaya altın bir parça koydu, giderken de kaldırdı. Genellikle aynı masada yemek yiyen bir askeri subay bu uygulamanın amacını sorunca Schopenhauer bu altını askerlerin atlar, köpekler ve kadınlar etrafında dolaşmayan ciddi bir sohbet yaptıklarını duyduğu gün yoksullara bağışlayacağını söyledi.” Yemeği sırasında kanişi Atman’a “Siz efendim” diye sesleniyor, eğer Atman yaramazlık yaparsa “Seni insan” diyordu. (Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi, s321)

Keskin zekasıyla ilgili pek çok anekdot anlatıyordu. Bir keresinde yemek yiyenlerden biri onun basitçe “ bilmiyorum” diye yanıtladığı bir soru sormuştu. Adam “ Vay vay sizin gibi büyük bir bilgenin her şeyi bildiğini sanırdım!” deyince Schopenhauer, “Hayır, bilgi sınırlıdır, yalnızca aptallık sınırsızdır,” diye yanıt vermişti. Schopenhauer’a bir kadın tarafından ya da kadınlar ve evlilikle ilgili bir soru sorulunca istinasız ters tepkiler alıyordu. Bir keresinde ne kadar mutsuz bir evliliği olan bir kadının arkadaşlığına katlanmak zorunda kalmıştı. Schopenhauer onu sabırla dinlemişti, ama kadın kendisini anlayıp anlamadığını sorduğunda “Hayır ama kocanızı anlıyorum” diye cevap vermişti. (Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi, s321)

Doktorlar hakkında da söyleyecek sert sözleri vardı. Bir keresinde doktorların iki farklı el yazısı kullandıklarını söylemişti: reçetelerde kullandıkları zor okunan yazı ve faturalarda kullandıkları açık ve anlaşılır yazı. (Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi, s322)

Dehasının yükünün genetik yapısı yüzünden kendisini hâlihazırda olduğundan daha kaygılı ve huzursuz kıldığını söylüyordu. Birincisi, dâhilerin duyarlılığı daha fazla acı ve kaygı yaşamalarına neden oluyordu. Hatta Schopenhauer kaygı ve zekâ arasında doğrudan bir ilişki olduğuna kendisini inandırmıştır. Bu yüzden dâhilerin yalnızca bu üstün yeteneklerini insanlık için kullanma yükümlülükleri yoktur, bir de kendilerini tamamen görevlerini yerine getirmeye adamaları gerektiği için mevcut olan pek çok tatmin unsurundan (aile, arkadaşlar, ev, mal mülk biriktirme) vazgeçmek zorunda kalırlar. (Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi, s369)

Kendi kaderinin efendisi olduğuna olan inancıydı- yani yalnızlığı seçen kendisiydi; yalnızlık onu seçmemişti.(Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi, s369)

“Hayatı boyunca aramızda yaşayan, ama aramızda bir yabancı olarak kalan bu insan nadir duygulara sahipti. Buradaki hiç kimse ona kan bağıyla bağlı değil; yaşadığı gibi yalnız başına öldü” (Irvin Yalom-Schopenhauer Tedavisi, 429)


Alişan Hayırlı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

Ehlen ve sehlen ey gam-ı kalb-i perişân merhabâ

“Şair görmüştür, size de gösterir; gördükleri ona tesir etmiştir, o da intibalarını size nakleder; dinleyicilerin/okuyucuların hepsi de onun gibi şairdir.”   Steal  Pâmâl idüp beni sıdı gam cündi kalbümi Himmet demidür ey Şeh-i Merdân yâ Alî (Gam askerleri beni ayaklar altına alarak kalbimi kırdı;  Ey yiğitlerin şahı Ali, vakit yardım etme vaktidir.) Hayretî ** Gam leşkerinden ister isen olasın emîn Var Abdî Beğ kapusın idin âhenîn hisâr  (Eğer gam askerlerinden kurtulayım dersen,  Abdi Bey’in demirden hisar gibi olan kapısına sığın.) ** Mülk-i gam sultânıyam şâhâ ayağun toprağı Kelle-i bî-devletümde tâc-ı devletdür bana  (Ey şahlara benzeyen sevgili, ben de gam ülkesinin sultanıyım;  senin ayağının toprağı benim talihsiz başıma bir devlet tacıdır.) ** Devletinde şâh-ı aşkun ben de gam sultânıyam Ey gözüm sakkâlığ it ey âh ferrâş ol bana  (Aşk şahının devletinde ben de gam sultanıyım artık.  Ey gözyaşlarım sen gam ülkesinin su dağıtıcısı ol, ...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

AŞIRI DÜŞÜNMEK

Aşırı düşünme (overthinking) günümüzde çoğumuzun muzdarip olduğu, bizi adeta bir bataklık gibi içine çeken, enerjimizi tüketen ve içsel huzurumuzu bozan, işlevsel olmayan bir eylemdir. Araştırmalarında özellikle kadınların aşırı düşünmeye erkeklerden daha yatkın olduğunu bulan Susan Nolen-Hoeksema “Aşırı Düşünen Kadınlar” adlı kitabında, yıllarca yaptığı bu araştırmalara dayanarak kadınlar özelinde bu eylemi derinlemesine incelemekte ve çözüm yolları sunmaktadır.  1.BÖLÜM: BİR SALGINA DÖNÜŞEN AŞIRI DÜŞÜNME EYLEMİ Aşırı düşünme çoğu zaman bize bir fayda sağlamayan, aksine olumsuz duygu ve düşüncelerin altında ezildiğimiz bir haldir. Bu düşünüp durma hali, problem çözme becerimizi ve motivasyonumuzu olumsuz etkilediği gibi ilişkilerimizin ve ruhsal sağlığımızın bozulmasında da rol oynar. Nitekim kadınların depresyon ve kaygı gibi problemleri yaşama olasılığı erkeklere göre iki kat fazladır ve aşırı düşünme eğiliminin bu durumun nedenlerinden biri olarak gösterilmesi mümkündür. Yaza...