Ana içeriğe atla

Dörtlükler

ÖNSÖZ

Ey okur; bu dörtlükler uykusuz gecelerde,
Contası bozuk bir musluktan damladı.
Kâh ben oldu, kâh siz oldu dizelerde,
Eksik gedik ne varsa bir bütüne tamladı.

Umut unutulmadı elbet seğiren derisiyle
Renkten renge girerek örgüyü nakışladı.
Dörtlüklerin yazarı doğrusuyla eğrisiyle
Bir yaşam sürecinden kesitler amaçladı.


1. “Ben” diyorsam eğer bilin ki o sizsiniz.
Ne çok şey paylaşıyoruz sizinle,
Sessizce ve belli belirsiz;
Kiminizle acıyı, umudu kiminizle.

2. Kuyulara bakraç indirilmez ya her zaman;
Havaya uçurmalar salınır coşkuyla bazan.
Tek anlam bağıdır gökle yer arasında
Yumruk kadar yüreğiyle uçsuz bucaksız insan.

3. Ömrümce kendimi hep sözde buldum;
Söz cehennemdi yanıp kavruldum.
Yeniden doğdum kendi külümden,
Ben Anka’ydım konuşuldum.

4.Sonunda her güçlük elbet bir gün çözülür.
Yen ağzıyla dirsek yamaya yamaya,
Bugünleri de gördük çok şükür;
Ne yen kaldı, ne dirsek ortada.

5.Bir sözle soğur, ısınır bir sözle;
Sözden çıkıp yine söze girerek
Dolaşır o müthiş dönencesinde
Kulakla dil arasında gezegen yürek.

6.Yıllardır herkesin bu garip ülkede
Sanki kadermiş gibi çektiği;
Yanlış iliklenmiş gömlekte
Bir düğmeyle iliğin gülünç çaresizliği.

7. Bir sabah baktım ki aynamın yüzü,
Sanki Urfa’nın Halil-ül Rahman gölü.
Balık kaynıyor içi kıyamet gibi;
Eh, bu da bir şairin özel şiir ödülü.

8. Sözel gerçek daha zengindir yaşanan gerçekten;
Bir gömlek giydirir ona saf ipekten.
Siz hiç buz kesip, taş kesildiniz mi,
Ömrünüzün bir yerinde yaşayıp giderken?

9. Ağıtlardan geçti yıllardır sesim;
Onu gözyaşlarıyla silip temizledim,
Yeni bir ses edindim kendime
Ölüme küçük adıyla seslenmek için

10. Sanki uyanık görülen düş
Tüterken yangın yerleri
Geceye bir masaldan düşmüş,
İki akasya salkımı elleri.

11. Benim dağbaşlarında sürgünde bir denizim var;
Nereye gitsem ardımsıra gelir dalgalar
Uzadıkça uzadı bu sancılı sürgün;
Birer birer ölüyor yâdımdaki martılar.

12. Hapishaneler insan dolu kum gibi.
Dışarda bir buruk özgürlük zakkum gibi,
İçerde de, dışarda da zor iş yaşamak;
Hem varım hem yokum gibi.

13. Onyedibinyüzyetmişbeş gün geçirmişim.
Kırkyedi yaş üzerinden hesabettim;
Üçyüzaltmışbeş gün sayarak bir yılı.
Neyse; üç gün sonra nasılsa döneceksin.

14. İnsan usul usul ölmek için gelir dünyaya.
Başlar her gün biraz daha insan olmaya.
Ve ölürken usul usul ne tuhaf;
Âşık olur, kedi besler, isim verir eşyaya.

15. Kendimden geçmek için aylarca didindim;
Yüreğimden yüreğine kazdığım tünelde.
Sonunda senin yumuşak toprağına girdim;
Bundan sonrası kolay gidecek herhalde.

16. Geçmişe özlem gelmişse bir toplumda gündeme;
Bugünden hoşnut değil demektir kimse.
Ama geçmiş güzellikleri yaşatmak için,
Gönlü yok kimsenin gül yetiştirmeye.

17. Sevgilim korkutmasın seni gözlerimin
Ta içinden bakar uykusuz puhu.
Çünkü o yaşadığımız bu karanlık günlerin
Yarattığı soyut bir direniş ruhu.

18. Ruhi ağabey gürül gürül sesiyle su gibi
Bulanmadan, donmadan ne güzel aktı gitti.
Kentlerden, alanlardan geçti de;
Bunca çevre kirlenmesine bana mısın demedi.

19. Kasığımda sanki dikenli bir kirpi
Varmış gibi sızlayan fıtık
Ve başımın üstünde savrulan tipi;
Yaşlılığa alışmalıyım artık.

20. Kimilerinin o zarif davranışlarından,
Süzme sözlerinden taşan kültür;
Kanter içindedir aslını ararsan,
Can havliyle paldır küldür.

21. Bu özgür acılar cumhuriyetinde,
En büyük acı duygulara gem vurmak.
Yanıyorum karşı konmaz bir istekle,
Namlusu düğümlü nagant olarak.

22. Eskiden insanlar vefat ederdi.
Ölümü ölerek ilk kez Ataç getirdi.
Artık kimi ölürken, kimi vefat ediyor;
Yani önümüzde bir seçenek belirdi.

23. içimde sessizce büyüyen
Nedensiz bir iyimserlik filizi,
Yolda keyifle giderken;
Sanki gölgeme basıyor birisi.

24. Sizin bu çağ yangınında
Verdiğiniz soğuk savaş;
Kızgın alevler ortasında,
Gözlerinizden akan yaş.

25. Senin yaprak döken solgun yüzünde,
Ayrılığı gözlerinden okudum.
Ebruli çiçekler açan hüzünde,
Kendime çileli bir yol dokudum.

26. Yoksulluğun dilsiz kasabasında,
Herkes evine çekilip kapılar kapandığında;
Hayalet yalnızlığı ürperen sokakların,
Hâki bir ıslıkla dolaşır dudağında.

27. Şu benim evinde kedi özleyen şiirim;
Öç alır benden yıllardır bilirim.
Yaşamak varken sıcak odalarda;
Garlara, garajlara, otellere düşerim.

28. Yüreğinden gelen gizli iniltiye,
Ne zaman kulak verirse insan,
Korkmadan deliririm diye;
Erişir evrenselliğe işte o zaman.

29. Bir sahaf kitabındaki nem ve küften
Elime geçen inanılmaz sevinci
Birilerine geçirememekten
Gelişti bende bu bireysellik bilinci

30. Kendine ve başkalarına yönelik,
Yokluk içinde bir varlığı sürdürmek;
Şimdilerde kaybolmuş müthiş bir incelik
Bir paltoyu tersyüz ettirip giymek.

31. Senin ay aydınlığında geçen geceler;
Can bir yana düşer, ten öbür yana.
Dilim tılsımlı bir sözcüğü heceler;
Ten bir yana düşer, ben öbür yana.

32. Kaç ananın kırık umutlarından
Solgun bir hüzünle havalanan,
Kuş sürüleridir bunlar, her akşam
Şehrin üstüne kül olup yağan?

33. Hep başka biçimde ve başka yerdeydi.
Hiç birinde kalmadı gözüm ama;
Bir ekin tarlasında gördüğüm gölgemi,
Biçin de götürmek isterdim odama.

34. Bazı şeyler vardır insanı değiştirir;
Siz böyle ne çok, hep kendinizlesiniz.
Örneğin çarşıda bir çocuk, ille diretir;
Necatigil diyor ki, bakıp da görmediniz.

35. Savrulup açılmış düzensiz yorgan
Ve buruşmuş çarşafıyla bomboş bakan,
Garipliğiyim toplanmamış bir döşeğin;
Başucunda çalar saat bulunan.

36. Bir sap gelincik iki taş arasında,
Bulmuş da boyunu uzatan hızı,
Sallanır durur çiçeğiyle rüzgârda;
Bütün gelinciklerden daha kırmızı.

37. Sevgimde açılmış bilinmedik bir yara,
Uykusuz geceler de için için kanıyor.
Dönüşüp bir pişmanlık armasına,
Bu sevdadan vazgeçerim sanıyor.

38. Bir hız; pazartesiyi salıya bağlayan.
Belki de yaralı bir hayvan;
Kan damlaları bırakan ardında.
Bu acılarla geçen pervasız zaman.

39. İnsanın zor zamanda tutunacağı,
Bir dal umut vardır ya yüreğinde;
Benim de gönlümde bir isli sacayağı,
Hâlâ duruyor küller içinde.

40. Bir deniz kabuğunda dalgaları duyanlar,
Söyleyin bana gözünüzü kırpmadan;
Boş bir mermi kovanı sizce nasıl uğuldar,
O hassas kulağınıza koyduğunuz zaman?

Metin Altıok

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

Uçarken de ölür mü kuşlar

Elif'e Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana Füruğ Ferruhzad Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? ’Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna’ bir çocuk demiş.” Nilgün Marmara Dünyada ne kadar kuş varsa Bir fazlası senin soluğunda Ülkü Tamer Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım Metin Altıok Dön bana ve dinle, Kuşlar uçuşuyor içimde Erdem Beyazıt İsterim ki; Yanmasın kanadın, gökyüzünde süzülsün ve her kitabın yanında dağılsın  hüznün Elif'çe Durgunsa kahvelerin masalarında hava Kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten Dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim Gülten Akın Âh beni vursalar bir kuş yerine! Sezai Karakoç Bu çılgın eğlentinin karşıtı bir yürek hangi kuşun sesinde dinlensin?  Nilgün Marmara Bir kıyısız zamana kanat vuruyor,  Üzer...

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Şiir her okumada farklı gösterir kendisini

Şiirin, ağırlıklı olarak elitlerin etkinlik alanında bulunduğu Batı dünyasının aksine hayli uzun dizeleri ezberlemiş okuma yazma bilmeyen İranlılar vardır. İran, şairlerin mezarlarının süslendiği, televizyon kanallarında ezbere okunan şiirlerden başka bir şeyin gösterilmediği bir ülkedir. Büyükannem ne zaman bir şeyden şikâyet etmek istese veya bir şeye beslediği sevgiden bahsetse bunu şiir yoluyla yapardı. İran’ın nispeten sıradan insanları beraberlerinde hayat felsefelerini de taşırlar, bu da şiirdir. İş film yapmaya geldiğinde, teknik noksanlarımızı telafi edecek bir hazinedir bu.  Bir defasında, İran sanatının temelinin şiir olup olmadığını sormuşlardı bana. Ben de bütün sanatların temelinin şiir olduğunu söyledim. Sanat, açığa çıkarmadır, yeni bilgilerin yorumlanmasıdır. Gerçek şiir de benzer şekilde, bizi yüceltir. Her şeyi alaşağı eder ve bizim müzmin, alışılmış ve mekanik rutinlerimizden kaçmamıza yardım eder; bu da keşfe ve ilerlemeye giden ilk adımdır. Aksi durumda, insa...

VAN GOGH'DAN THEO'YA DOSTLUKLA BİTEN MEKTUPLAR

Hayatımızı bir yolculuğa benzetebiliriz; doğduğumuz yerden çok uzaktaki bir sığınağa gideriz. Gençlik yıllarımız bir nehirde yelkenli tekneyle gitmeye benzetilebilir; ama çok geçmeden dalgalar kabarır, rüzgâr sertleşir; neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar kendimizi denizde buluruz - ve yürekten Tanrı'ya seslenen yakarış kopar: Koru beni ey Tanrım, zira teknem çok küçük, Senin denizin ise çok büyük. İ nsan yüreği denize çok benzer; fırtınalar barındırır, dalgalar barındırır ve diplerinde inciler de barındırır. Tanrı'yı ve Tanrı yolunda bir hayatı arayan yürek diğerlerinden daha fırtınalı olur. Zebur'da denizdeki bir fırtınanın nasıl tasvir edildiğini görelim; yazan kişi bu tasviri yapmak için fırtınayı yüreğinde hissetmiş olmalıdır. *** Bugün birlikte olmak istiyoruz. Acaba hangisi daha iyi olur, yeniden görüşmenin sevinci mi, yoksa ayrılmanın üzüntüsü mü? Şimdiye kadar sıkça ayrılmış olsak da bu sefer, her iki tarafta da eskisinden daha fazla hüzün vardı ama aynı zamanda...

HIRAETH: VAR OLMUŞ VE ARTIK OLMAYACAK BİR ŞEYE DUYULAN ÖZLEM

Hiraeth, tek bir kelimeye sığmayan bir özlemdir. Galler dilinden gelir; ama haritası yoktur. Bir yere, bir zamana ya da bir kişiye duyulan sıradan hasret değildir bu. Hiraeth, artık var olmayan—belki de hiç var olmamış—bir eve duyulan iç sızısıdır. İnsan bazen çocukluğuna, bazen yarım kalmış bir ihtimale, bazen de sadece “orada bir yer olmalıydı” duygusuna özlem duyar. İşte o boşluğun adıdır hiraeth. Bu kelime, geri dönmenin imkânsızlığını de içinde taşır. Özlenen şeyin kapısı kilitli değildir; kapının kendisi yoktur. O yüzden hiraeth acıtır ama bağırmaz, sessizce içte kalır. Bir şarkının son notasından sonra havada asılı kalan titreşim gibidir: Ses bitmiştir ama yankı hâlâ kalptedir. Hiraeth, aidiyetin gecikmiş hâlidir. İnsan kendini dünyada biraz misafir hissettiğinde ortaya çıkar. “Ben aslında nereye aittim?” sorusunun cevapsızlığında büyür. Belki bu yüzden en çok şairlerin, göç edenlerin, kayıp yaşayanların ve içi sözcüklere sığmayanların diline yakışır. Kısacası hiraeth, hatırl...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...