Gençlere yalan söylemek yanlıştır
Yalanların doğru olduğunu göstermek yanlıştır.
Tanrı’nın gökyüzünde oturduğunu ve yeryüzünde
işlerin yolunda gittiğini söylemek yanlıştır.
Gençler anlar ne demek istediğiniz. Gençler halktır.
Güçlüklerin sayısız olduğunu söyleyin onlara,
yalnız gelecek günleri değil, bırakın da
yaşadıkları günleri de açıkça görsünler.
Engeller vardır deyin, kötülükler vardır.
Varsa var, ne yapalım. Mutlu olamazlar ki
değerini bilmeyenler mutluluğun.
Rastladığınız kusurları bağışlamayın,
tekrarlanırlar sonra, çoğalırlar,
ve ilerde çocuklarımız, öğrencilerimiz
bağışladık diye o kusurları, bizi bağışlamazlar.
Yevgeni Yevtuşenko
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
31 Mart 2012
Heykel
Birbirine sarılmış kadın ve erkek heykeli, adeta sahici. Kadın, rüyadan uyanmaktan korkarcasına gözlerini kapamış, erkek ise kadını sımsıkı tutmuş elinden ve belinden, kendine iyice yaklaştırmak istercesine...Ama yüzü, yüzü içindeki fırtınaları aksettirmiyor, güçlü görünmeye çabalıyor. Zihninde endişeler... Halbuki o da naif, o da bir şakayık çiçeği. Tek gücü omuzundaki kadının kokusu, elinin altındaki bedenin sıcaklığı, kavradığı elde hissettiği kadının nabzı ve göğsüne temas eden kalbin atışları. Adamın burnunda afrika menekşelerinin kokusu, alnında volkan gibi sıcak bedenine çiseleyen yağmurun verdiği ferahlık ve avuçlarındaki ürkek serçenin sakinleşmesi için ne yapacağını bilememenin verdiği tedirginlik var.
günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere
katilin dönmesi gibi olay mahalline
günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere
aynı delikten en az iki kez ısırıldım
Rabbim, Mümin ne büyük kelime!
ey kovmayan kapı! ey büyük mükerrer!
bu hicap kokuları hatalarımdan geliyor
işte yine aynı yol, yine aynı adres
yanıldığım yerin biraz ötesinde
ezbere bildiğim dua,
terk ettiğim mukaddes
seni eksik seviyorsam tamamlarsın değil mi?
senin affın yeniden başlamaya çilingir!
geceye az evvel dolunaydan inmişsin
korkmayayım değil mi, bu karanlık alengir!
bu kıyafet cümbüşünde ellerimi bırakma
aczimi aynama yapıştır, dursun
bu bana verdiğin kadarıyla sevda
aşk olup içimdeki zemheriyle kudursun
Alper Gencer
günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere
aynı delikten en az iki kez ısırıldım
Rabbim, Mümin ne büyük kelime!
ey kovmayan kapı! ey büyük mükerrer!
bu hicap kokuları hatalarımdan geliyor
işte yine aynı yol, yine aynı adres
yanıldığım yerin biraz ötesinde
ezbere bildiğim dua,
terk ettiğim mukaddes
seni eksik seviyorsam tamamlarsın değil mi?
senin affın yeniden başlamaya çilingir!
geceye az evvel dolunaydan inmişsin
korkmayayım değil mi, bu karanlık alengir!
bu kıyafet cümbüşünde ellerimi bırakma
aczimi aynama yapıştır, dursun
bu bana verdiğin kadarıyla sevda
aşk olup içimdeki zemheriyle kudursun
Alper Gencer
Ayrılık Sevdaya Dahil
görinen yıldız değil yir yir delinmişdür felek
gün yüzünün hasretiyle tir-i ahımdan benüm
necati
açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın
rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan
ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle
sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız
Attila İlhan
Gözlüklü Şiir
İyi değiliz gözlük bak durmadan
kırmaya çalışıyorlar bizi hiç iyi
değiliz iki gözüm, bende can, sende cam
bırakmadılar, daha kırılacak ne varsa bizde,
gözlüğü olmayanlar çok mu acımasız oluyor
ne, çekip alıyorlar seni gözümden, öyle
çok eziliyoruz ki gözlük, sen bensiz kırık,
ben sensiz karanlık, nerde insanlık
bizi bu kadar kırmasalar, di’mi cam
dostum, onlara da birer gözlük alırdık!
Ne güzel gözümün önünde olman yine,
sensiz ne gülüşün tadı var ne de bakışın
sen olmayınca kötülük daha kötü görünüyor
gözüme, yumruklar daha zalim, sözler daha
sert iniyor yüreğime, sensiz bu dünya
bomboş görünüyor gözüme, sana gözüm
gibi bakacağım, artık senden başkasını görecek
gözüm yok, bizi görmeyenlere
söyleyecek sözüm yok, bizi çok kırdılar gözlük,
bizi tuzlabuz, bizi unufak, bizi camçerçeve
kırdılar da bakmadılar bir kez olsun cangözüyle,
şimdi hem cana, hem cama göz diktiler,
hem gözden düştük hem sözden, bir daha
kırılamayız gözlük, sonumuz olur kırılmak bir daha,
parçamızı bulamazlar ikimizin de! Ah ne bakacak
göz, ne görecek gönül bırakmadılar bize,
bir güzellik kalsaydı, iki ne dört gözümüzle
titrerdik üstüne, candan içeri olan camdan içeri
derdik demesine de, öyle bakımsız, bakışsız
bıraktılar ki gözümüzü, gönlümüzü, ne can
hevese geldi, ne göresi geldi camın,
biz birbirimize iyi bakalım gözlüğüm, canım,
belki onlar da iyi bakarlar kendilerine,
gözlüğüm, iki gözüm, kemiğim, bu sözlerimle
umarım kırmamışımdır seni, zira çok incesin
kırılırsın, kırılır arkadaşlığın camdan kalbi de!
Haydar Ergülen
kırmaya çalışıyorlar bizi hiç iyi
değiliz iki gözüm, bende can, sende cam
bırakmadılar, daha kırılacak ne varsa bizde,
gözlüğü olmayanlar çok mu acımasız oluyor
ne, çekip alıyorlar seni gözümden, öyle
çok eziliyoruz ki gözlük, sen bensiz kırık,
ben sensiz karanlık, nerde insanlık
bizi bu kadar kırmasalar, di’mi cam
dostum, onlara da birer gözlük alırdık!
Ne güzel gözümün önünde olman yine,
sensiz ne gülüşün tadı var ne de bakışın
sen olmayınca kötülük daha kötü görünüyor
gözüme, yumruklar daha zalim, sözler daha
sert iniyor yüreğime, sensiz bu dünya
bomboş görünüyor gözüme, sana gözüm
gibi bakacağım, artık senden başkasını görecek
gözüm yok, bizi görmeyenlere
söyleyecek sözüm yok, bizi çok kırdılar gözlük,
bizi tuzlabuz, bizi unufak, bizi camçerçeve
kırdılar da bakmadılar bir kez olsun cangözüyle,
şimdi hem cana, hem cama göz diktiler,
hem gözden düştük hem sözden, bir daha
kırılamayız gözlük, sonumuz olur kırılmak bir daha,
parçamızı bulamazlar ikimizin de! Ah ne bakacak
göz, ne görecek gönül bırakmadılar bize,
bir güzellik kalsaydı, iki ne dört gözümüzle
titrerdik üstüne, candan içeri olan camdan içeri
derdik demesine de, öyle bakımsız, bakışsız
bıraktılar ki gözümüzü, gönlümüzü, ne can
hevese geldi, ne göresi geldi camın,
biz birbirimize iyi bakalım gözlüğüm, canım,
belki onlar da iyi bakarlar kendilerine,
gözlüğüm, iki gözüm, kemiğim, bu sözlerimle
umarım kırmamışımdır seni, zira çok incesin
kırılırsın, kırılır arkadaşlığın camdan kalbi de!
Haydar Ergülen
Yarın Güzeldir
Hangi mevsimdeyiz böyle
Paletimde renkler kaskatı
Oysa durmadan boyamalıyım hiç durmadan
Renklerini yitirmiş hayatı
Mevsimlerden keder mi söyle
Dinle! ruhumun yatışmasını bekleyemem,
Gitmeliyim ve giderken
Bakmamalıyım gözlerine hayat denen fakirin.
Su içtiğim ellerden
Bana bir pişmanlık gelsin istemem.
Dinle! hatırladıkça üzüyor beni
Geri çekilirken yaktığım rüyâ
Mevsimlerden keder mi söyle,
Ne giysem yakışmıyor uçurumlardan başka
Dağıtamıyor hiçbir güneş ruhumdaki sisi
Ve ben hâlâ yarın güzeldir diyorum
Kalmasa da albenisi.
İbrahim Tenekeci
Paletimde renkler kaskatı
Oysa durmadan boyamalıyım hiç durmadan
Renklerini yitirmiş hayatı
Mevsimlerden keder mi söyle
Dinle! ruhumun yatışmasını bekleyemem,
Gitmeliyim ve giderken
Bakmamalıyım gözlerine hayat denen fakirin.
Su içtiğim ellerden
Bana bir pişmanlık gelsin istemem.
Dinle! hatırladıkça üzüyor beni
Geri çekilirken yaktığım rüyâ
Mevsimlerden keder mi söyle,
Ne giysem yakışmıyor uçurumlardan başka
Dağıtamıyor hiçbir güneş ruhumdaki sisi
Ve ben hâlâ yarın güzeldir diyorum
Kalmasa da albenisi.
İbrahim Tenekeci
Fulyaların mevsimi geldi geçiyor
Ama ben size daha acıklı bir şey söyleyeyim mi?
Fulyaların mevsimi geldi geçiyor, daha şöyle bir demet fulyayı kucaklayıp koklayamadım.
Büyük teyzemin dediği gibi, "varmış bir günahım ki taksiratını ödüyorum".
Çok günahlarım var da taksiratı bu olmamalı.
Ahmet Altan
Fulyaların mevsimi geldi geçiyor, daha şöyle bir demet fulyayı kucaklayıp koklayamadım.
Büyük teyzemin dediği gibi, "varmış bir günahım ki taksiratını ödüyorum".
Çok günahlarım var da taksiratı bu olmamalı.
Ahmet Altan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






