31 Temmuz 2012

Ateşte Unutulmuş Ferman

herkes kendi ateşini başkasının cehenneminde sınar
kendi külünde söner bütün rüzgârlarına yazıldığın akşam

ateş tadında kum tadında kalarak
derinleştirir bazı ayrılıkları zaman

al ağrını git burdan
en uzun eylülü ömrümüzün

uyutmuyor seni ne kömürleşmiş bu gurur
ne göğsündeki kaplan

seçilmiş taş milyonlarca taş arasından
başını vurduğun
çok gençti genç olmak için bile
kendi zamanına muhtaç
kendiyle dargın

daha yolun başında görülüyordu
menzilindeki noksan

ömrünce sızlayacak
kayıplar sarayında ateşte unuttuğun ferman.

Murathan Mungan

30 Temmuz 2012

Sitem

"eğer şiir bağışlanma değilse o zaman hiçbir yerden medet ummamalı”...
Kavafis


ben ona sıkıntılı güz günlerinde
yedi renkli yaz yağmurları dilemiştim
kırmak istememiştim duygu filizlerini
büyük bir ustalıkla susturup içimdeki uğultuyu
rüzgarımı olanca yumuşaklığıyla salmıştım üzerine
incinmesin diye tek
acıyı bile ters yüz eden
incelikli bir gülümsemeyle yüzümde

ben ona gittikçe soğuyan zamanlarda
sıcacık bir sığınak olayım istemiştim
insanlar içinde üşüdükçe
güvenle gelebileceği

kuşların kanatları neden vardır?
bir insan neden ağlar yarı yaşına gelince?
bulutlar gökyüzünün yükü müdür, süsü müdür?
tutsağı mıdır rüzgarın, sevgilisi midir?
konuşayım istemiştim bir yüreğin dilince
yanıtı olmayan sorularda boğmak istememiştim

ben ona sabah olamasam da
dingin bir ikindi olayım istemişimdir
her şeyin usul usul durulduğu saatlerde gelsin
yüzünde uçuk bir gülümsemeyle
yaslasın yorgunluğunu gövdemin yaşlı çınarına
serip üzerine yapraklarımın ağırlıksız yorganını
dinlendireyim istemiştim
üşütmek istememiştim.

ben ona ne istemişsem bu yalnızlık aylarında
gecikmiş... ince... güzel ve uzak...
biraz da kendime istemiştim
sevgi adına

Şükrü Erbaş

yalnızım, yalnızsın, yalnızız

kimse içimdeki boşluğu görmüyor
bir adresi yitirmek neler hissettirir insana
kalp atışlarından uzak olmak
soluğunda duyamamak mevsimleri, düşünmüyor

çok şey bilmenin hoş karşılanmadığı zamanlardayız
ciddiye alınmıyor sorularımız
gün afrikalı kalmaya kararlı
bu dünyadan olmamak da yetmiyor

ve siz geliyorsunuz, sarı elbisenizle bir silüet
hayatımdaki eksikleri gösteriyorsunuz
küçülüp silikleşiyorum, hafifliyor bedenim
yalnızlığım dağılıp çoğalıyor sesinizde

ben artık sadece kuşların şarkısını dinliyorum.

Metin Celal


bilmez miyim hiç

Bilmez miyim hiç bütün bu sözler ne der ona
Bu sözler ve bu sözlerin içinde çırpınan uzaklıklar
Dolaşıyorum bir başıma, ortalıkta kimsecikler yok
Kıyılar da bomboş, kır yolları da
Soluğumu duyuyorum ara sıra, bir onu duyuyorum
Duymuyorum belki de, biliyorum yalnızca
Ayaklarımın altında yaban naneleri, kekikler
Yol kenarında bir kapı, tahta
Peki, kim yitirmiş evini, ya da
Hangi yitikle yok olmuş o yapı
Kimbilir
Vuruyorum yokuş aşağı, kıyıya
Bir taşın üstüne oturuyorum
Ben oturur oturmaz
Çıkıyor kuytularından bütün görünümler
Ve ufak bir oyun oynuyor bana doğa
Alıp alıp götürüyor gözlerimi bıkmadan
Kısalıp uzayan bir çift yılan balığını andıran gözlerimi
Güneşin şavkından yuvarlanan çakıllara
Tam o sıra bir vapur yanaşıyor iskeleye uzun sürecek bir sonbahar taslağı gibi
Denize yeni sürülmüs bir tarlaya benziyor, uyanık, diri
Ve işin tuhafı bense
Alışıyorum gittikçe
Her gün bir parça daha alışıyorum yalnızlığıma
Ürperiyorum bir ara arkamdaki ayak sesinden
Ve bu yüzden mi bilmem
Durup bir süre çevreme bakar gibi yapıyorum
Sürüyle kus havalanıyor defnelerin içinden
Sürüyle, evet, hatırlıyorum birden
Nicedir unutmuşum saymayı bile günleri
Dağılıp gitmişler herbiri bir yana
Kuşlar gibi, onlar da
Benimse ne gidecegim bir yer
Ne de özlediğim bir şey var
Öyleyse neden yazıyorum bu sözleri ona
Bu biraz sevdaya benzeyen, biraz da sevdasızlığa
Böyle gelişigüzel, böyle kırık dökük
Sanki hiç kimselerin kullanmadığı bir gün kalmış bana.

Uzun bir cumartesiyi hatırlıyorum, saat on iki
Dalıp gidiyorum, düsünüyorum da, saat on iki
Bir sigara yakıyorum, bir kağıda bir iki dize yazıyorum
Yerini iyi bilen, onurlu bir iki sözcük daha
Ama hiç kımıldamıyor, akrep de, yelkovan da
Yani tam böyle birşeye benziyor zaman
Yılgın ve çarpıcı renkler içinde pek kımıldamayan
Çıkageliyor sonra, saat on iki.

Anlıyorum
Yaşam elbette uzun biz duyabildikçe sevgiyi
Yalnızca bunun için uzun
Yani sevgiyle de sevebilir insan, sevdayla da
Örneğin
Bir sevgiyi yontup onarmak için
Döğüşmek de sevgidir
Ve benim bildiğim kadarıyla
Her şeydir bir insan, her şeydir
Yalandır kısalığı yaşamın
Ve özellikle insan dediğimiz şey
İnançlı bir insan soyunun parçasıysa.

Sonunda baş basa kalıyoruz gene
Baş başa kalıyoruz doğayla ben
İşte az önce yağmur da başladı, cumartesi günlerden
On temmuz cumartesi
Bir vapur daha kalkıyor iskeleden
Ve yağmur hızlanıyor biraz
Uzanıp yatsam diyorum otların üstünde çırılçıplak
Tam öyle yapıyorum
Şimdi yağmuru seviyorum, şimdi yağmuru seviyorum, yağmuru seviyorum


Edip Cansever

Başkasının Kuğusu

Siz benim meleklerimden daha saydamsınız,
kirlenmeyen bir tek arzumuz kaldıysa
bağışlayın! rüzgârımızın arasına kibirden
bir cümle, yanlış bir hayal girmesin diye
sabahtan akşama kadar yalnızlığımı
sulara çarpıyorum!

İçimde hep bir hançer sıkıntısı var
her yanım delik deşik, bir köpek gibi
havlıyorum durmadan, birbirimizi bir
daha görsek boğulacağız, nefesini içime
dök, başım dönüyor bahçenizin nazından,
ruhumu ısırıyorum!..

aşk için deniz susuyor, yaprak titriyoruz
aşk için kelimelerden sihir yapıyoruz

yağmurun sokağında çocuk oluyoruz
dünyanın küçük ve güzel huylarını kapıyoruz

arkadaşlığın gövdesini sütümüze banıyoruz
gül parlatıyor, keder yontuyoruz

zamanın çıtı çıkmıyor, iştah sızıyor ışığımızdan
kanımız çalışkan, çıkarın şu yabancıyı aramızdan

siz benim aşktaki dalgınlığımı anlamadınız,
gururunuz, içinizde fenalık biriken çıkmaz
bir taşraydı! başkası birimize hep fazlaydı!
size her gün zarfsız mektuplar yazar,
gönderemediğim için pula dönerdim! siz

acı bir şarap, zalim bir bahane, başkasının
kuğusu değil miydiniz?

bakın şuranızdan uslanmayan hevesim geçiyor
çılgınlık işte! ateşinizle oynuyorum!..


Engin Turgut


Bir Çocuğa Layık Olmak

Çoğumuz yetişkin yanlışlarızdır aslında
Katı, güvensiz, kibirli...
Çocuklar yaşar yanıbaşımızda
Gizlice koruyarak güzelim bir sevgiyi.

Narin bir duygudur taşar içlerinden
Karşılıksız henüz ve hazır bağışlamaya.
Soralım kendi kendimize bazen:
Layık mıyız çocuklarımıza?

 Ataol Behramoğlu

Nezaket Kuralı

Gitmediğin hiçbir uzak kalmasın
Yakınlarda kaybolma ihtimalin yüksek
Silerek ayak izlerini kendi içimde
Ayaklarım üzerinde doğrulmam gerek
*
Doldurarak delik ceplerine kederi
Yoksanmış umutların yolculuk vakti
Hatmi karşı kıyıda, kokusuna küs nergis
Oysa dün yaprakları şeker pembeydi
*
Bir kenara yazılıp formüle dönüşse de
İlle de unutulur bir kaç önemli ayrıntı
İçindeki dipnotlar yalnızlığa teğelli
Baştan düğüm atılmış karmaşık olma hali
*
İğreti duran düğme, kopma sendromları
Kumaşı yanlış kesilmiş giysiden
Çıkar kendini daha fazla ait olmadan
Nezaket kuralı bu uygulamak gerekir
*
Bir sallayan yoksa, inilir salıncaktan
Gökyüzü mavi yırtık, deniz yamalı bulut
Bir güzel boğul tekne!..
Alabora olmadan

Hülya Deniz ÜNAL