bu sıkıntılı geceden bir şey mi umuyorsun
sıcak su gibi sarmış çevreni
yıldızlı bir kuyuya düşmüşsün
ya da içinde yıldızlı bir kuyu var
gömleğinin düğmelerini çözmüş
ağzında sulu yaz meyvelerinin ballı tadı
terlemiş göbeğini yaz rehavetiyle sıvazlıyorsun
kalbin pırıltılı bir cevher değil senin
ah! kalbin morarmış vesvese içinde
duru ruhun miskin ve de çamur
her akşam çay bahçelerinde
avuntusuz denizin seyrine dalıyorsun
çayı değil denizi karıştırıyorsun
yalnızlığın tadı pek acı
lanetlenmiş bir kuyunun içinde boğuyor seni
aklı kör ve fikri şaşmış bir adam
pervane dönüyor beyni oyun yapıyor ona
ışığın aldatıcılığı gibi
sürüklenmiş bir sandığın içinden
hiç görmediği şeyler çıkıyor sanki
insanların gözleri ona köpekbalığı
güçlerini hissediyorum onların
güç bir elmastır
parıltısı insanları körleştirirken
köleleştiriyor bir yandan
ben de gücümü kınında saklanmış
bir kılıç gibi tutuyorum kalbimde
düşmanımı seçemiyorum pusudadır belki
kim bilir belki sevgili suretinde gözükür
kirpikleri kanıma batmış
belki de eşyanın içinde gizlidir
kim bilir bir diktatörün
altın kaplama dişidir
Ey Tanrım!
bir düşman mı arzuluyorum yoksa
kurulmuş bir saat gibi gergin
şüphelenip her şeyde görüyorum onu
sadece kutsal toprağımın
yeşil başakları içinde
kılıcımı saplamak istiyorum
Mustafa Atabay
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
03 Ağustos 2012
Hem Yaralı Hem Yakını Bir Yaralının
Hem yaralı hem yakını bir yaralının
kırıldı kuş sesinden direkleri dünyanın, kaldım eşikte sübyan
kaldım cümle ovayla temmuzun köklerinde, yaşlanmış ağaçlara dert oldum.
Kimi görsem dedim işte burdayım, iki ince boynumun arasında
kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan.
Yürüdüm benle birlik ağır bir halk yürüdü
suya baktı ağırdı, güze düştü ağırdı, yola vurdu ağırdı.
Bir sabah dünya boşken kalkıp sordum kendime: neyin var taşınacak?
şu kırık dal sesinden, şu tökezleyen ırmak gürültüsünden başka
neyin var sen gidince aklı sende kalacak!
Şehirden Erzurum kitaplardan Krişna
üzerime uzattım gerneştikçe yorgun düşen evleri, hiç yaşlanmadı akşam
hiç yaşlanmadı bana bütün ana dillerden kar toplayan çocuklar.
Kurutulup saklanmış bir hayatım yok diye beni boşladı kışlak
indim aşağılara, ilk seferde dürülmüş sancak gibi açık kaldı maceram.
Hangi kavşakta dursam çatallı bir acıyım.
dağınık bir toy yeri, emanet bir elbise, bir ince kopuz sesi.
Yok yerlere yön oldum; her hayrata okuttum bu şaşkın kitabeyi
ki çözülsün insanların insanlara dokunduğu sınırda neden ellerim çolak
ve neden baktığımda büyüyor ölü balık gözleri.
Yurtsuz Marek* beni çiz benden başka göçmen yok
boştu varlığın evi iki ince boynumla salındım ortalıkta.
Bak nasıl da oturuyor üstüme sararmış otlakların uzaktan görünüşü
trampetler çalınca toz kalkan bir kasaba gibi duruyor yüzüm
soyuldu her bir yanım günlere yapışmaktan, hâlâ sütten kesilmedi bu yara.
*Marek Brzozowski. Göç temasını işleyen Polonyalı bir ressam.
Ali Ayçil
kırıldı kuş sesinden direkleri dünyanın, kaldım eşikte sübyan
kaldım cümle ovayla temmuzun köklerinde, yaşlanmış ağaçlara dert oldum.
Kimi görsem dedim işte burdayım, iki ince boynumun arasında
kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan.
Yürüdüm benle birlik ağır bir halk yürüdü
suya baktı ağırdı, güze düştü ağırdı, yola vurdu ağırdı.
Bir sabah dünya boşken kalkıp sordum kendime: neyin var taşınacak?
şu kırık dal sesinden, şu tökezleyen ırmak gürültüsünden başka
neyin var sen gidince aklı sende kalacak!
Şehirden Erzurum kitaplardan Krişna
üzerime uzattım gerneştikçe yorgun düşen evleri, hiç yaşlanmadı akşam
hiç yaşlanmadı bana bütün ana dillerden kar toplayan çocuklar.
Kurutulup saklanmış bir hayatım yok diye beni boşladı kışlak
indim aşağılara, ilk seferde dürülmüş sancak gibi açık kaldı maceram.
Hangi kavşakta dursam çatallı bir acıyım.
dağınık bir toy yeri, emanet bir elbise, bir ince kopuz sesi.
Yok yerlere yön oldum; her hayrata okuttum bu şaşkın kitabeyi
ki çözülsün insanların insanlara dokunduğu sınırda neden ellerim çolak
ve neden baktığımda büyüyor ölü balık gözleri.
Yurtsuz Marek* beni çiz benden başka göçmen yok
boştu varlığın evi iki ince boynumla salındım ortalıkta.
Bak nasıl da oturuyor üstüme sararmış otlakların uzaktan görünüşü
trampetler çalınca toz kalkan bir kasaba gibi duruyor yüzüm
soyuldu her bir yanım günlere yapışmaktan, hâlâ sütten kesilmedi bu yara.
*Marek Brzozowski. Göç temasını işleyen Polonyalı bir ressam.
Ali Ayçil
Aşk ve Katil
uzaklık avutur
ve sessizlik başlar acıtmaya
ihanet, ayrılığa borçlanmaktır
bilinmez, kimden akar en çok kan orda
her aşk bir gün, kendi katilini bulur
silah çeker biri, öteki ortak olur suça
mecalim yok yeni cinayetlere, körelmiş maharetim
bir kurbanım var ki, öldüm ölesi bende yaşar
şifrelerimi çözdüm, buydu son ustalığım
gönlüm dehlizinde beni boş yere arar
bütün yalanlarımı buruşturdu vicdanım
benden eksilen hakikat, fazlaymış artık hayata
tek mülküm kaderimdi, vedalaştım
unutulur emanette zaten, ruhum da
görgü tanıkları, posta güvercinleri, akbabalar
aşk çekişen biri var olay yerinde, belki o aklar
kundakladım gövdemi, enkazdan ibaretti o da
parola sordu birbirine dağılmış parçalarım
yüzüme sürmek için sakil gözler aradım
iyice sürttüm çehremi toprağa,
rengim atsın, aşınsın harflerim
bir parem düşman olsun kırkına
ücramla çarpıştım yetmedi
omuzbaşımla barıştım dinmedi
kapattım sesimi, ışığımı söndürdüm
yaktım, benden kalan ne varsa
küllerimi bulduğum bu kuytu köşede
bu hava kabarcığı altında
gördüm:
beni uzaklık avutmuş
sessizlik acıtmış seni
Akif Kurtuluş
ve sessizlik başlar acıtmaya
ihanet, ayrılığa borçlanmaktır
bilinmez, kimden akar en çok kan orda
her aşk bir gün, kendi katilini bulur
silah çeker biri, öteki ortak olur suça
mecalim yok yeni cinayetlere, körelmiş maharetim
bir kurbanım var ki, öldüm ölesi bende yaşar
şifrelerimi çözdüm, buydu son ustalığım
gönlüm dehlizinde beni boş yere arar
bütün yalanlarımı buruşturdu vicdanım
benden eksilen hakikat, fazlaymış artık hayata
tek mülküm kaderimdi, vedalaştım
unutulur emanette zaten, ruhum da
görgü tanıkları, posta güvercinleri, akbabalar
aşk çekişen biri var olay yerinde, belki o aklar
kundakladım gövdemi, enkazdan ibaretti o da
parola sordu birbirine dağılmış parçalarım
yüzüme sürmek için sakil gözler aradım
iyice sürttüm çehremi toprağa,
rengim atsın, aşınsın harflerim
bir parem düşman olsun kırkına
ücramla çarpıştım yetmedi
omuzbaşımla barıştım dinmedi
kapattım sesimi, ışığımı söndürdüm
yaktım, benden kalan ne varsa
küllerimi bulduğum bu kuytu köşede
bu hava kabarcığı altında
gördüm:
beni uzaklık avutmuş
sessizlik acıtmış seni
Akif Kurtuluş
Uzun Bir
Uzun bir yola benziyor aşkımız, kıyısında
biri durgun biri çalkantılı iki deniz
uzun bir yola benziyor aşkımız, esasında
yol alsak da yolcu falan değiliz
Öylece oturuyoruz ayın altında
yol akıyor, ağaçlar esiyor, biz bakıyoruz
öylece oturuyoruz, güneş şimdi tahtında
bakıyorum eylüldü, bakıyorsun temmuz
Her birini bir yerlerden tanıyoruz
kuşkucu neşe, sabırlı kasvet ve acımız
her birini bizden biri sanıyoruz
ayrılmak ev sahibi, kavuşmak kiracımız
Biri arada bir uğrar, diğeri ayrılmaz evimizden
kimseyi suçladığım yok, onları biz çağırmıştık
biri arada bir uğrar, biri ayrılmaz peşimizden
bırakalım gitsinler ya da bıraksınlar gidelim artık.
Adnan Satıcı
biri durgun biri çalkantılı iki deniz
uzun bir yola benziyor aşkımız, esasında
yol alsak da yolcu falan değiliz
Öylece oturuyoruz ayın altında
yol akıyor, ağaçlar esiyor, biz bakıyoruz
öylece oturuyoruz, güneş şimdi tahtında
bakıyorum eylüldü, bakıyorsun temmuz
Her birini bir yerlerden tanıyoruz
kuşkucu neşe, sabırlı kasvet ve acımız
her birini bizden biri sanıyoruz
ayrılmak ev sahibi, kavuşmak kiracımız
Biri arada bir uğrar, diğeri ayrılmaz evimizden
kimseyi suçladığım yok, onları biz çağırmıştık
biri arada bir uğrar, biri ayrılmaz peşimizden
bırakalım gitsinler ya da bıraksınlar gidelim artık.
Adnan Satıcı
Kılıç Artığı Poe-tik-ler
I
Masallarımız aynı düşlerimiz bir
Aynı ateşin yaktığı ağıtlardan geliyoruz
Kentin en uzak köşeleri
Hüznün ele verecek seni
Öyle mahzun bakma çocuk
"Devletin ve milletin bekası" zedelenir
Orda aşka yardım ve yataklıktan
Sabıkalıdır şiir
II
Acı ata yadigârıdır
Bin yıllık bir tarihi var
Beni bana kırdırır
Kehribar bir tespih gibi
Çek çek bitmez
Kimi zaman yaşayıp yaşamamak
Birbirine eşittir
Orda zembereksiz bir saat
Kırık bir keman gibidir şiir
III
Hüznü bir bohça gibi vurup sırtına
Söyle hangi acısıydın viran evlerin
Kanlı bir mendil kaldı geride
Serin bir su yavru bir kuş gibiydi
Meçhulümüzdür nasıl bir ölüme gelin gittiği
O mendilin kokusunda
Kanın dördüncü halidir şiir
IV
Maskeler atılmış roller ve replikler
Derin bir uykuya dalmıştır
Bir şarkıda ağlarken
Bir çiçeği sularken
Onlarla konuşur görürsem seni
Demektir
Şiir yeni çığlıklara hazırlıyor kendini
V
Hepsi de yaralı bir cerenin resmidir
Açılırsa bir sayfası unutulmuş defterin
Orda herkes kendi payına düşen
Bir yangınla karşılaşacak
Ve görülecek
Kaç kadın ezilmiş ayak altında
O canavar evlerin
De ki
O defterin dipnotlarıdır düşünde düş görür şiir
VI
Piyasa şartları nedir
İstatistik yasaları ne söyler bilmem ama
Bir avuntu bulunur her zaman
Peşin fiyatına taksitle
Biraz etik estetik
Biraz kolesterol biraz turnusol
Vazife ulufe biraz felsefe
Bunca havar hiç rayting yapmıyor demek
Vatanperver bir münevver olarak
Sizin bu konuda bakışınız kaç amper
Belki de
Turnusolün sudaki rengidir şiir
VII
Daha yirmi dört saat
Hayati tehlikesi var diyor doktor
Durmadan morfin yapıyorlar
Kurtulsa da izi kalırmış
Yüreğini ezmiş aklının paletleri
Bir saatin tik-taklarıdır orda
Beşinci mevsimin adıdır şiir
VIII
Biz mi taşırız aşkları
Aşklar mı bizi
Şimdi hangi kentte
Yağdığını unuttuğum bir yağmur
Ertelenmiş bir aşkın saçlarını yıkıyor
O günden beri
Öznesi yaralıdır şiirin
IX
Orda yıldızlar daha parlaktır
Aynalar daha ayna
Yaşamaya başladığın an
Biraz daha koyulaşır ağaçların yeşili
Orası
Şiirin kendini göndere çektiği yerdir
X
Sensiz paslı bir çivi gibi duruyorum
Bir duvarın yüzünde
Ateşe ve rüzgâra dair bir dize kuşan
Bu geceyi teslim al
Bir selam uçur bana
Hâlâ bir sabah serinliği ise adresim
İnsana dair her çığlık
De ki şiirdir biraz
A. Hicri İzgören
Masallarımız aynı düşlerimiz bir
Aynı ateşin yaktığı ağıtlardan geliyoruz
Kentin en uzak köşeleri
Hüznün ele verecek seni
Öyle mahzun bakma çocuk
"Devletin ve milletin bekası" zedelenir
Orda aşka yardım ve yataklıktan
Sabıkalıdır şiir
II
Acı ata yadigârıdır
Bin yıllık bir tarihi var
Beni bana kırdırır
Kehribar bir tespih gibi
Çek çek bitmez
Kimi zaman yaşayıp yaşamamak
Birbirine eşittir
Orda zembereksiz bir saat
Kırık bir keman gibidir şiir
III
Hüznü bir bohça gibi vurup sırtına
Söyle hangi acısıydın viran evlerin
Kanlı bir mendil kaldı geride
Serin bir su yavru bir kuş gibiydi
Meçhulümüzdür nasıl bir ölüme gelin gittiği
O mendilin kokusunda
Kanın dördüncü halidir şiir
IV
Maskeler atılmış roller ve replikler
Derin bir uykuya dalmıştır
Bir şarkıda ağlarken
Bir çiçeği sularken
Onlarla konuşur görürsem seni
Demektir
Şiir yeni çığlıklara hazırlıyor kendini
V
Hepsi de yaralı bir cerenin resmidir
Açılırsa bir sayfası unutulmuş defterin
Orda herkes kendi payına düşen
Bir yangınla karşılaşacak
Ve görülecek
Kaç kadın ezilmiş ayak altında
O canavar evlerin
De ki
O defterin dipnotlarıdır düşünde düş görür şiir
VI
Piyasa şartları nedir
İstatistik yasaları ne söyler bilmem ama
Bir avuntu bulunur her zaman
Peşin fiyatına taksitle
Biraz etik estetik
Biraz kolesterol biraz turnusol
Vazife ulufe biraz felsefe
Bunca havar hiç rayting yapmıyor demek
Vatanperver bir münevver olarak
Sizin bu konuda bakışınız kaç amper
Belki de
Turnusolün sudaki rengidir şiir
VII
Daha yirmi dört saat
Hayati tehlikesi var diyor doktor
Durmadan morfin yapıyorlar
Kurtulsa da izi kalırmış
Yüreğini ezmiş aklının paletleri
Bir saatin tik-taklarıdır orda
Beşinci mevsimin adıdır şiir
VIII
Biz mi taşırız aşkları
Aşklar mı bizi
Şimdi hangi kentte
Yağdığını unuttuğum bir yağmur
Ertelenmiş bir aşkın saçlarını yıkıyor
O günden beri
Öznesi yaralıdır şiirin
IX
Orda yıldızlar daha parlaktır
Aynalar daha ayna
Yaşamaya başladığın an
Biraz daha koyulaşır ağaçların yeşili
Orası
Şiirin kendini göndere çektiği yerdir
X
Sensiz paslı bir çivi gibi duruyorum
Bir duvarın yüzünde
Ateşe ve rüzgâra dair bir dize kuşan
Bu geceyi teslim al
Bir selam uçur bana
Hâlâ bir sabah serinliği ise adresim
İnsana dair her çığlık
De ki şiirdir biraz
A. Hicri İzgören
Bir Kadını Astım
“fayton” şairine
bir kadını astım, sonra oturup altında ağladım
döküldü solukları ipin gerginliğinden
ikindiyle akşam arasındaki çizgide kaldım
cezayir menekşesi taşıyan bir fayton: ayrılık
bundan sonrası yükselmek sönmüş yıldızlar katına
bir kadına verdim ruhumu: katledilmiş akşamda
ayrılık: cezayir menekşesi taşıyan bir fayton
onunki intihar karasıydı benimki cinayet kırmızısı
tek tek saydım soluklarını akşamla ikindi arasında:
aşkın nedensiz bir cinayete eklenen sızısı
kandırdım kendimi, nasıl mı? yalnızlık ettim
yaptım bir hata: yalnızlığımı çıplaklıkla giydirdim
aşk zehirdir, dedim: cezayir menekşesinin kanında
bir ağıt söyledim kadına, ölüme ve tekbaşınalığa
ipi, ağacı, kadını ve akşamı kendim seçtim
bir kadını astım, sonra oturup ağladım altında
Baki Ayhan T.
Hayatta Ben En Çok Kendimi Sevdim
"Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim" şairi C. Yücel'e,
"Hayatta Ben En Çok Annemi Sevdim" şairi A. Budak'a
ve kendime
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Karanlık suların, sivri yapıların dibinde
Çırpınıp durdu kırmızı bir yaratık
Boğuldu ve kurtuldu kendi kirinde
Yağmaktan bıkmış bir yağmur gibi dindim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Dağılmış cambazhane, dikenli tel
Güneşli bir günün derin uykusu
Derinleşen uykusu otuz iki yılın,
Güneyden batıya öksüren tren,
Rüzgâra sayfa açan sözcük delisi
Ansızın kapanan kapı: kendiliğinden
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Yalan söyledim çocuklara ve kadınlara
En çok da bahçekatlarında
Başlayan öykülere sesimi verdim
Bir gemi yanaşırken bir başkasına
Korsan kılıçları gibi keskin ve acımasız
Kimse sızamadı acıma: kusursuz yalnız
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Tek kişilik bir vagondum yük trenine eklenen
Sonunda beklenen oldu bir tünelden geçerken
Ray değiştirdi güneyden batıya öksüren tren
Derin bir uykudan, çarpışmayla irkildim
Kırmızı bir yaratığa çarpmıştı kalbim
Ne olduğunu otuz iki yıldır öğrenemedim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Kristal sandım gecedeki cam bardakları
Şarabı saat on ikiden sonra içtim
Bir güzel kanattım öptüğüm dudakları: yanılgı
Paslanmaktan tedirgin demirden bir at
Çocukluğumu yeni zamanlara taşıdı
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Mutsuzluğa eklenen bir gülüş gibi
Uzatmaya çalıştım gölgesini günün
Eğildim derin sandığım sığ sulara: başkaları
Mora çalan yalancı şafakların izinde
Arayıp durdum morötesi şafakları
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Yırtık bir güzellikle sevişen yumuşak ten,
Efsanelere süzülmüş av yorgunluğu
Derin hiçliklere gizledi sesimi...
Bir ata bindim, sonra bir gökten indim
Irmakların gürültüsü sildi ayak izimi
Düelloda kırmızı bir yaratığa yenildim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Sesleri çoğaltan sessizlik korkusu,
Feci bir kazada hayatını kaybeden tren,
Karanlıkta parlayan uyumsuz çığlık,
Merhem tanımayan vazgeçilmez yanık,
İkiz kardeşi korkulu uykuların…
Sığ sanılan derin ve karanlık suların
Belki de en derin yerinde yittim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim
Baki Ayhan T.
"Hayatta Ben En Çok Annemi Sevdim" şairi A. Budak'a
ve kendime
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Karanlık suların, sivri yapıların dibinde
Çırpınıp durdu kırmızı bir yaratık
Boğuldu ve kurtuldu kendi kirinde
Yağmaktan bıkmış bir yağmur gibi dindim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Dağılmış cambazhane, dikenli tel
Güneşli bir günün derin uykusu
Derinleşen uykusu otuz iki yılın,
Güneyden batıya öksüren tren,
Rüzgâra sayfa açan sözcük delisi
Ansızın kapanan kapı: kendiliğinden
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Yalan söyledim çocuklara ve kadınlara
En çok da bahçekatlarında
Başlayan öykülere sesimi verdim
Bir gemi yanaşırken bir başkasına
Korsan kılıçları gibi keskin ve acımasız
Kimse sızamadı acıma: kusursuz yalnız
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Tek kişilik bir vagondum yük trenine eklenen
Sonunda beklenen oldu bir tünelden geçerken
Ray değiştirdi güneyden batıya öksüren tren
Derin bir uykudan, çarpışmayla irkildim
Kırmızı bir yaratığa çarpmıştı kalbim
Ne olduğunu otuz iki yıldır öğrenemedim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Kristal sandım gecedeki cam bardakları
Şarabı saat on ikiden sonra içtim
Bir güzel kanattım öptüğüm dudakları: yanılgı
Paslanmaktan tedirgin demirden bir at
Çocukluğumu yeni zamanlara taşıdı
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Mutsuzluğa eklenen bir gülüş gibi
Uzatmaya çalıştım gölgesini günün
Eğildim derin sandığım sığ sulara: başkaları
Mora çalan yalancı şafakların izinde
Arayıp durdum morötesi şafakları
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Yırtık bir güzellikle sevişen yumuşak ten,
Efsanelere süzülmüş av yorgunluğu
Derin hiçliklere gizledi sesimi...
Bir ata bindim, sonra bir gökten indim
Irmakların gürültüsü sildi ayak izimi
Düelloda kırmızı bir yaratığa yenildim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Sesleri çoğaltan sessizlik korkusu,
Feci bir kazada hayatını kaybeden tren,
Karanlıkta parlayan uyumsuz çığlık,
Merhem tanımayan vazgeçilmez yanık,
İkiz kardeşi korkulu uykuların…
Sığ sanılan derin ve karanlık suların
Belki de en derin yerinde yittim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim
Baki Ayhan T.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






