I.
bahçemde,
kanayan; ama sessizce kanayan bir ağacın
melali kuşanan yapraklarını
iki güvercin okşuyor kanatlarıyla
ben bu ara / yorgun ve duyuyorum
hüznün gövdenden yayılan müziğini
II.
kendini,
her gün başka şehirlerde unutan
ülkesinde dağları olan, bazen kırlara giden
anlatılmamış bir masalı gibi çocukluğumun
III.
şimdi gittikçe yaklaşıyor şehre İsa
siliyor keman seslerini bir yağmur
düşümde hep o gücenik karartı
ve saçlarında anneme giden trenler olurdu
İsa Karaaslan
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
28 Aralık 2012
Çok Şey Var Ki Geride Kaldı
Çok şey var ki, geride kaldı
Dönüş yolları kapalı,
Kara otağ içindeyim;
Yerde de kara bir halı...
Çok şey var ki geride kaldı
Nice sisli-sevgili yüz
Her biri bir yönden öksüz
Kiminin ardında kalınır,
Kiminden önce ölünür
Zamanla her şey silinir,
Bir gerçek yalnız bilinir:
Tanrı verdiydi, O aldı....
Ne çok şey geride kaldı
Ne çok şey geride kaldı
Hüsrev Hatemi
Dönüş yolları kapalı,
Kara otağ içindeyim;
Yerde de kara bir halı...
Çok şey var ki geride kaldı
Nice sisli-sevgili yüz
Her biri bir yönden öksüz
Kiminin ardında kalınır,
Kiminden önce ölünür
Zamanla her şey silinir,
Bir gerçek yalnız bilinir:
Tanrı verdiydi, O aldı....
Ne çok şey geride kaldı
Ne çok şey geride kaldı
Hüsrev Hatemi
Nerdesin
göğe baktım gözü yaşlı
yer baktım yer yaşlı
sular bugün kan tadında
eski yeni, büyük küçük, kara kızıl
tüm dertlerim burdalar
sen neredesin?
sen ve kuşlar
gözyaşının gözyaşına
benzediği kadar benziyorsunuz
vurulan bir ceylanın yavrusuna söylediği
şarkıyı söylüyor onlar
bu sabah yine kondular tel örgüye
beni acımla başbaşa bırakmadılar
sen nerdesin?
hava soğuk, dışarda kar yağıyor
her zaman ellerim üşürdü
bugün içim üşüyor
hasretin geldi, hayalin geldi
bak, kokun da geliyor
bugün Yakub oldum bre hey
ey acıların kadını
sen nerdesin?
Mustafa İslamoğlu
yer baktım yer yaşlı
sular bugün kan tadında
eski yeni, büyük küçük, kara kızıl
tüm dertlerim burdalar
sen neredesin?
sen ve kuşlar
gözyaşının gözyaşına
benzediği kadar benziyorsunuz
vurulan bir ceylanın yavrusuna söylediği
şarkıyı söylüyor onlar
bu sabah yine kondular tel örgüye
beni acımla başbaşa bırakmadılar
sen nerdesin?
hava soğuk, dışarda kar yağıyor
her zaman ellerim üşürdü
bugün içim üşüyor
hasretin geldi, hayalin geldi
bak, kokun da geliyor
bugün Yakub oldum bre hey
ey acıların kadını
sen nerdesin?
Mustafa İslamoğlu
27 Aralık 2012
Qiblegeha Aşiqan
subh û êvarî şeva tarî şemala kê yî tu
leyletul qedr û berat in nûra mala kê yî tu
çîçeka baxê îrem şûx bejn û bala kê yî tu
bo Xwudê key bêje min kanê şepala kê yî tu
dêm kitêb e zulf e haşî şerhê xala kê yî tu
dilbera gerden şefîf î danuwa durra ‘Eden
nazik û mewzûn letîf î nexliya selwa çîmen
gullîbas î, gulqiyas î, gulenî gulpîrehen
ahûya deşta Tetarê rehzena aska xeten
horiya baxê beheştê çav xezala kê yî tu
qiblegaha aşiqan î şengala ebrûzirav
hate burca şaneşînê sed melaîk çûn silav
dax û kovana evînê sotî canê min tevav
extera subha se’îd î reşrihana ta belav
filfila hindûstanê zulf û xala kê yî tu
ew çi dême şahebax e gulşena darul qerar
sed hezaran nal û awazê di bulbul çar kenar
helqe pê da bes tu hatin ‘eqreb û îlan û mar
nêrgiza şehla şepal î asemîna mêrxuzar
lebxemûş î meyfiroş î dêmpeyala kê yî tu
pêncî salî şehlewendî keftime çaha resed
min nizanim çerxê dêm e tê heye burca esed
çengelek avête dil kun kir li min dad û meded
qelbekî hişk û sufalîn min divêt can tê ebed
şah li textê dilberê fikr û xeyala kê yî tu
sefhekêşa katibê xeybê ji nûra la yezal
xaleke wa l’gerdenê mîslê Berê reş mah û sal
sedhezaran rekbehacî tên tewafa zulf û xal
netrik û şutrî û îlan dane ber bayê şemal
laubal î çardexal î çardesala kê yî tu
şehkitêbek min divêt behsê muhebbet bit temam
sed tilism û sihre tê da pêkve Suryanî meqam
ebceda ‘eşqê me xwend û ‘eql û wendakir we mam
horiya baxê beheştê tûtiya tawusxeram
xeyrî batey padîşaha min delala kê yî tu
Mela Huseynê Bateyî
leyletul qedr û berat in nûra mala kê yî tu
çîçeka baxê îrem şûx bejn û bala kê yî tu
bo Xwudê key bêje min kanê şepala kê yî tu
dêm kitêb e zulf e haşî şerhê xala kê yî tu
dilbera gerden şefîf î danuwa durra ‘Eden
nazik û mewzûn letîf î nexliya selwa çîmen
gullîbas î, gulqiyas î, gulenî gulpîrehen
ahûya deşta Tetarê rehzena aska xeten
horiya baxê beheştê çav xezala kê yî tu
qiblegaha aşiqan î şengala ebrûzirav
hate burca şaneşînê sed melaîk çûn silav
dax û kovana evînê sotî canê min tevav
extera subha se’îd î reşrihana ta belav
filfila hindûstanê zulf û xala kê yî tu
ew çi dême şahebax e gulşena darul qerar
sed hezaran nal û awazê di bulbul çar kenar
helqe pê da bes tu hatin ‘eqreb û îlan û mar
nêrgiza şehla şepal î asemîna mêrxuzar
lebxemûş î meyfiroş î dêmpeyala kê yî tu
pêncî salî şehlewendî keftime çaha resed
min nizanim çerxê dêm e tê heye burca esed
çengelek avête dil kun kir li min dad û meded
qelbekî hişk û sufalîn min divêt can tê ebed
şah li textê dilberê fikr û xeyala kê yî tu
sefhekêşa katibê xeybê ji nûra la yezal
xaleke wa l’gerdenê mîslê Berê reş mah û sal
sedhezaran rekbehacî tên tewafa zulf û xal
netrik û şutrî û îlan dane ber bayê şemal
laubal î çardexal î çardesala kê yî tu
şehkitêbek min divêt behsê muhebbet bit temam
sed tilism û sihre tê da pêkve Suryanî meqam
ebceda ‘eşqê me xwend û ‘eql û wendakir we mam
horiya baxê beheştê tûtiya tawusxeram
xeyrî batey padîşaha min delala kê yî tu
Mela Huseynê Bateyî
Nedense
nedense
bir kadını sevmeye hep memelerinden başlanır
bir şeyi hatırlatmak mı ona
yoksa bir şeyi hatırlamak mı
bilmiyorum
ama nasıl bir şeyse güzel bir şey
üstelik sonsuz da.
Turgut Uyar
bir kadını sevmeye hep memelerinden başlanır
bir şeyi hatırlatmak mı ona
yoksa bir şeyi hatırlamak mı
bilmiyorum
ama nasıl bir şeyse güzel bir şey
üstelik sonsuz da.
Turgut Uyar
Memiş Emmi
Bizim köyün meteliksiz Memiş’i
Yoksulluktan yiyemezdi yemişi
Kader ile ters giderdi her işi
Adamcağız çekti çekti ölmedi
Duttan düştü bel kemiği kırıldı
Kafatası yedi yerden ayrıldı
Sınıkçılar geldi tek tek sarıldı
Memiş gene çekti çekti ölmedi
Kanser oldu Ankara’ya saldılar
Ölür diye ağıdını çaldılar
Böbrek ile ciğerini aldılar
Memiş gene çekti çekti ölmedi
Yazın karpuz yüklü kamyondan düştü
Tekerlerin ikisi üstünden geçti
Bir gün ilaç diye DDT içti
Memiş Emmi kustu kustu ölmedi
İt daladı kırk gün yaptılar aşı
Sanırsın Azrail bunun kardaşı
Üstüne devrildi değirmen taşı
Bizim Memiş çekti çekti ölmedi
Hacı’m Memiş’ini dile getirdi
Ecel bir gün vâdesini yitirdi
Bir gün nezle geldi aldı götürdü
Vay Memiş’im çeke çeke zor öldü
Sınıkçı: Kırık-çıkıkları bağlayan, tedavi eden kimse.
Âşık Baba Karakılçık
Yoksulluktan yiyemezdi yemişi
Kader ile ters giderdi her işi
Adamcağız çekti çekti ölmedi
Duttan düştü bel kemiği kırıldı
Kafatası yedi yerden ayrıldı
Sınıkçılar geldi tek tek sarıldı
Memiş gene çekti çekti ölmedi
Kanser oldu Ankara’ya saldılar
Ölür diye ağıdını çaldılar
Böbrek ile ciğerini aldılar
Memiş gene çekti çekti ölmedi
Yazın karpuz yüklü kamyondan düştü
Tekerlerin ikisi üstünden geçti
Bir gün ilaç diye DDT içti
Memiş Emmi kustu kustu ölmedi
İt daladı kırk gün yaptılar aşı
Sanırsın Azrail bunun kardaşı
Üstüne devrildi değirmen taşı
Bizim Memiş çekti çekti ölmedi
Hacı’m Memiş’ini dile getirdi
Ecel bir gün vâdesini yitirdi
Bir gün nezle geldi aldı götürdü
Vay Memiş’im çeke çeke zor öldü
Sınıkçı: Kırık-çıkıkları bağlayan, tedavi eden kimse.
Âşık Baba Karakılçık
Ne beyân-ı hâle cür'et ne figâna tâkatım var
Ne beyân-ı hâle cür'et, ne figâna tâkatım var.
Ne recâ-yı vasla gayret, ne firâka kudretim var.
Yanayım mı hasretinden geçeyim mi ülfetinden
Hele derd ü firkâtinden sana bin şikâyetim var
Nice etmem âh ü efgân beni yâre geçti yârân
Nigeh etmez oldu cânân buna pek kasâvetim var
Düşüp ol cefâ-şiâre gönül oldu pâre pâre
Çekerim gamın ne çâre geçemem mahabbetim var
O fısıltıyı işittim düşüp ardı sıra gittim
Yanılıp bir işdir ettim şu kadar kabâhatim var
Geziyordun eşbeh eşbeh dedi kim ki gördü peh peh
Beri gel ki sana ey meh dahi çok hikâyetim var
Lebin olmuş ayn-ı şerbet gönül istek etti gâyet
Beni nâre yakdın elbet öperim harâretim var
O meh işte bana nisbet ediyor seninle ülfet
Bana Vâsıf açma sohbet sana pek adâvetim var
Enderunlu Vasıf
Ne recâ-yı vasla gayret, ne firâka kudretim var.
Yanayım mı hasretinden geçeyim mi ülfetinden
Hele derd ü firkâtinden sana bin şikâyetim var
Nice etmem âh ü efgân beni yâre geçti yârân
Nigeh etmez oldu cânân buna pek kasâvetim var
Düşüp ol cefâ-şiâre gönül oldu pâre pâre
Çekerim gamın ne çâre geçemem mahabbetim var
O fısıltıyı işittim düşüp ardı sıra gittim
Yanılıp bir işdir ettim şu kadar kabâhatim var
Geziyordun eşbeh eşbeh dedi kim ki gördü peh peh
Beri gel ki sana ey meh dahi çok hikâyetim var
Lebin olmuş ayn-ı şerbet gönül istek etti gâyet
Beni nâre yakdın elbet öperim harâretim var
O meh işte bana nisbet ediyor seninle ülfet
Bana Vâsıf açma sohbet sana pek adâvetim var
Enderunlu Vasıf
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






