29 Mart 2013

Ey Gezgin Yalnızlık

bak yine yağmur
hem birazdan yolcuyum
ben nasıl sevdim

gülüşler yara
öpüşler ceza
ölümler yavrum
işte yolcuyum
unuttum o kararan denizi
arar yusufu uykum
n’olur alıkoyma yanında yüreğimi

n’olur alıkoyma
dolmak üzere vakit
asfalt kirpiklerin ve yağmur lekeleri
şimdi beni şımartan kara bir gizem yollar
açılmaz kilit

artık yolcuyum
huyum değişmez artık ay doğmazsa geceye
bak kuruyan tuzuna dudaklarımın
bak bu benim sessizliğim
ah yanında kalsın isterdim
yanında bütün kimsesizliğim
yolcuyum yorgunum çok kuşkuluyum
kalbimi yağmura terkedemedim
ben nasıl sevdim
ben nasıl sevdim

ah aşkın karmaşık ayetleri
yaklaşan bir şey var bizi ürperten besbelli
ağlasan artık ey dirilik ey sevgili
bak yine yağmur
hem yolcuyum birazdan


Sıtkı Caney

Meksika Sınırı

Hep bir Meksika sınırım olsun isterdim,
alamancı komşumuzun siyah beyaz tevesinde
kovboylar hep Meksika sınırına giderdi
kimse dokunamazdı sınırı geçtiler mi
Meksika sınırı isterdim en sevdiğim şairlere
hep hapiste olurlardı nedense

Hapis yatmış olurdu yoldaşım gönüldaşım
saf tutmak istediğim namazda omuz omuza
hapse düşersin derlerdi
tutup ciğerimden yazsam
en sevdiğim filim artisi
hapsi boylardı illaki
filmin en güzel yerinde

Camimizin imamı
edebiyat öğretmeni
Meksika sınırımız olmadığından belki
ortasında dururlardı
en canalıcı lafın
bir damar kabarırdı cümlelerinde
meksika sınırı olsaydı Türkiyem’in
ondokuz yaşımda sevdiğim kızla
atlar geçerdim sınırı kimse dokunamazdı
yerine Gayrettepe’de dayaklar yedim
günlerce uyutmadılar siyasi şubede

Şimdi
Meksika sınırına iki saat mesafede
tekrarlayıp duruyorum kendi kendime
bir Meksika sınırı lazım her memlekete
Meksika’nın kendisine de

Mehmet Efe

Hoşgeldin / Erkekler sessiz Ölür!

Hoşgeldin..

Söyleyeceklerini susuyorsun, ben sustuklarımı konuşuyorum
Düştüm. İnkar etmiyorum.
Düştüm,hayaldim,sanıydım…
Gerçekler ellerimi kesti.
Sardım kendimi!

Yola çıkalım,haklısın.
Gidelim,
uzaklara değil,yakınlara…
Biz uzakların değil yakınların külleriyiz
Ve kaybettiğimiz biraz da gözümüzün önünde(ki)ydi

Dudaklarıma tabut çaktım.
Hayatı biraz da ölüm alfabesinden konuşabilmek için
Unuttuk, herşeyi hatırladık ama bir şeyi unuttuk!
Ölüm bir bitiştir bitmeyen yalanların başlangıcında.
Ben unutmak istemiyorum,ölürken bile
Hafızamı yanıma gömün!Vasiyetimdir!

Hoşgeldin.

Hep bu zamanlarda geliyorsun
Ellerim kan revan içindeyken yoksun
Kışları geliyorsun
Siyah diyorum rüyalarımda hep
Arkadaşlarım yumruklarımı ısırdığımı ve konuştuğumu
dişlerimi kırarcasına gıcırdattığımı söylüyorlar..
Ben sabahları ağzının kenarında kanla uyanan
Bana yırtık uykular reva gören kim?

Çabuk dost olduğumu ve sevdiğimi söylediler bana
Bir saniye sonramız garanti değilken
Açmasa mıydım bahçesini kalbimin
Tel Örgüler mi çevirseydim gözlerime
Dikenli Böğürtlenler mi ekseydim dilimin düğmelerine?

Hoşgeldin.

Gideni kolay uğurlayan
Geleni heyecansız ağırlayan ve uzun uzun susan bir adama döndüm
Çocuk değilim artık.
Yüzümün coğrafyasından anlarsın bunu
Mazlum ama direnen, ölen ama köleleşmeyen bir mazlum
Ama kendi sesinde çocuklarını emziren bir kadınım da…ağlamayan!
Erkekler ağlamaz; çünkü sessiz ölür erkekler…

Hoşgeldin

Kutsal buluyorum artık işportayı
Kalabalıkların kusulmuş elçileri satıcılar
Dönülecek bir evin olması…herşeye rağmen!

Benimse kendimden başka dönecek bir yerim kalmadı
Geceleri tavaf ediyorum gözlerimi
Ateşte unuttuğum çaydanlığıma sarılıyorum
Ben çaylarımı hep soğutup içiyorum
Kendimi babası olmayan çocuklara oyuncak niyetine versem
Bağışlanır mı ruhumun vasıfsızlığı?

Hoşgeldin

Beni İstanbulda buldun bu üç oldu
Üçtür kendimi güneşe çıkartıyorum
Orospuların,Babaların ve işçi çocukların ayaklarıma dolandığı Taksim’de
Ağa camiinin karşı sokağından gir,Gazeteci sokağında köşedeki masada olacağım
Gelen geçen herkese bakarken bulacaksın beni.
Gecenin bir yarısı döndüğüm sefa(sız)köy’ümde bodrum katında bir bekar dağınık örgüt!
Biraz Cem Yılmaz, Biraz yurtsever bir Vanlı’nın öfkesi..
Biraz din…biraz militan…biraz ahmet kaya!
Biraz fason…yevmiye..ve ellerimi kira yerine uzattığım ev sahipsizliğim!

Hoşgeldin

Sen geldin yağmur yağdı
“Islanmış mı” diye baktım damlalara…
Aynada saçlarıma baktım en çok ta beyazlarıma…
Aynamın karşısında bir ayna daha koydum
Arasına geçip kendimi on parçaya bölüyorum
Bir tren gibi uzuyor parçalarım
Bazen kendimi bir Yol sanıyorum
O kadar çok geldim ve geçtim ki kendimden…
Bir insan kendisinin bekleme salonu olursa en çok kimdir beklenen?
Bekledim…Ama hiç gelmedi…(m)!

Hoşgeldin

F tipinden iki mahkuma yazdığım gecelerde
Birine Allah’ı diğerine Kalbimi anlattığım uzun gecelerde
Kaç yüz kelimeyle sustuğum bir mumun alevinde
buldun beni…
Gülümsedim sana sağ yanımdan
Sana hiç değişmedim gibi gelmişimdir oysa ben çok değiştim
Dostlarımı sevdiklerimi ve kendimi
Bir yılan sabah namazlarımda ben tam da secdedeyken
Parmak aralarıma bırakıyor gömleğini…
Değişiyorum işte!hep aynı gömlekleri…ve duaları…

Hoşgeldin

Ben iyi ölmek istiyorum
ben ölmeyi iyi istiyorum
ama iyilikler üzerine…
ne olur ellerini çekme başımdan olur mu?
saçlarım çok acıyor,
Keşke bir parça İsa olsaydım, tükrüğümü sürseydim ellerime
dokunduğum her yara kapansaydı…
Ölen yanlarıma sarılsaydım

Keşke
Bir Parça İsa olsaydım
ve yüzümü sürseydim yüreğime

A.Kadir Bal

Çıldırmak Varken

Teodora için,

doğdun binlerce sanrı birlikte ördü karanlık saçlarını
oyunlar kurup şehre indin
rüyalarını soyunmak ve bulmak için suçlarını
iyilikten kötülükten çok önce geldin
ne varsa yaşanmamış bildin ne varsa söylenmemiş
açıp kapılarını geldin ve çok güzeldin

güzeldin ve hazırdın dokunaklı her güne ama kimdin
oyunlar kurup şehre indin
istanbulda ateşten bir çadırda bekleşirken hayat
ben beklemeyendim ne unutan ne de hatırlayan
ruhumdaki yanıklardan izler taşıyordu dilim
sonra geldin tanrı şiddetle arandığında
bulaştı sana da tüm deliliğim
artık hiçbirşey düşünemiyorum iyiyim

ama sen ne taşıyorsun böyle
aşk dehşetini sundu sunacağı kadar dünyaya
ve geç kaldı insanlar sen hala yaşıyorsun
elbette gelirsin sevinci çatlatmaya
herşeye yeniden, herşeyi doya doya

elbette çıldıracağız
aşk geri aldığında yüreklerin gözyaşlarını
gülüşlerini çocukların
ve bu yüzden üşüdüğünde dünya
donduğunda bakışları güzel kızların
çıldıracağız
haydi gül tatlı kız

düşün ki dudaklarından hayatlar savrulurdu hep
oynardın acılarınla seni ilk böyle gördüm
ruhunu bıraktığın bir denizin oldu mu senin
iyilik derin bir uçurum artık tanrıya uzak
niçin söyle aşktan başka tanrı, tanrıdan başka aşk, niçin bu ölüm
ayrıyken uzakta büyük istasyonda seni düşündüm

günahlarımı, bulup bulup yitirdiğim tanrımı
düşünüp durdum büyük istasyonda yalnızdım belki acımasızdım
yüreğim kanamadı daha seni tam anlayamadım
ama yağdı yağmurlar günlerce ben günlerce sana sızdım
bazen belki alabildiğine inanmış
belki bazen tanrısızdım

ama sen ne taşıyorsun böyle
acı da sevinç te tanrıdan
artık şarkını söyle artık beni inandır
artık bütün dönüşler tanrıyadır
artık bütün suçlular yüreklerinden asılacak
artık çıldıracağız
kabaracak şehrin şehveti kahkahamız duyulmayacak
yaşayacağız o koku o yatak
artık çıldıracağız
haydi gül tatlı kız

Sıtkı Caney

Azalan Ömre Gazel

Zaman eksiltir insanı, her geçen gün, ömründen çala çala
Geçende oturup düşündüm, ne kadar kaldığımı, azala azala

Sonra çıkıp yürüdüm, içki de istemedi, her nasılsa canım
Tesbih gibi çekip geçmiş yılları, yüreğim darala darala

Bu dünya bâkidir ve herkesten, elbette birşeyler kalır
Kanayan bir sevda kalacak, delik deşik, benden kala kala

Ben sizleri içinizdeki, o bilmediğiniz, yüzünüzle sevdim
Usandım yıllar boyu durmadan, kuyulara bakraç sala sala

Yetti artık Altıok Metin, sürdüğün bu pıtraklı zor ömür
Tuzak ol bir ölüme, denizler gibi, var git çoğala çoğala


Metin Altıok

Babi Yar

Hiç anıt yok Babi Yar'da.
Tek mezar taşı o dik yamaç.
Korkuyorum.
Yahudiler kadar yaşlıyım şimdi.
Şimdi bir Yahudi gibi görüyorum kendimi.
Şimdi Eski Mısır'da dolaşıyorum.
Çarmıha geriliyorum şimdi, ölüyorum,
çivilerin bile izi var üstümde şimdi.
Dreyfus geliyor aklıma. Ben oyum.
Kof adamlar suçluyor, yargılıyor beni.
Parmaklıklar ardındayım ansızın,
kıstırılmışım, tutulmuşum, sövmüşler bana;
Brüksel dantelinden elbiseler giymiş hanımlar
bağırarak şemsiyelerini çarpıyor suratıma.
Belostok'da bir çocuğum şimdi,
yere yayılıyor damlayan kan,
öfkeyle saldırıyor meyhanenin
soğan ve votka kokan fedaileri.
Tekmelenmişim, elimden bir şey gelmiyor,
yalvarıyorum, dinlemiyorlar bile,
"Gebertin çıfıtları, Rusya'yı kurtarın," diye
haykırarak bir aktar dövüyor annemi.
Anna Frank olarak görüyorum kendimi,
nisan dalları kadar inceyim,
sevgiyle dolu içim;
boş sözler söylemeyin bana,
birbirimize bakalım istiyorum.
Gülecek, koklayacak ne var ki
yapraklardan, gökyüzünden başka.
Ama çok şey yaparız sen istersen,
usulca sarılırız birbirimize
karanlık bir odada.
Bir gelen mi var? Korkma.
Bu gelen, baharın sesi.
Gel bana, dudaklarını uzat bana.
Biri kapıyı zorluyor.
Yok yok, kırılan buzların sesi.

Yaban otları hışırdıyor Babi Yar'da.
Ağaçlar sert sert bakıyor, yargıçlar gibi.
Her şey sessizce çığlık atıyor.
Şapkamı çıkarıyorum,
anlıyorum, gittikçe yaşlanmışım.
Burada gömülü bu binlerce insanın,
bu binlerce insanın ardından koparılmış
sessiz bir çığlıktan başka neyim ki şimdi;
burada vurulmuş her ihtiyarım ben,
burada vurulmuş her çocuğum ben.
Ey Ruslar, vatandaşlarım, bilirim hepinizi.
Kötü eller kirletiyor temiz adınızı sizin.
Ülkem nasıl güzeldir, hep bilirim,
nasıl korkunçtur kendilerine, hiç titremeden,
"Rus Birliği" adını takan Yahudi düşmanları.
Hiçbir yerim unutamaz bütün bunları.
Çınlasın "Enternasyonal"
yeryüzündeki
son Yahudi düşmanı gömüldüğü zaman.
Kanımda Yahudi kanı yok,
ama öyleymişim gibi beni
hor görüyor, aşağılıyor Yahudi düşmanları.
Gerçek bir Rus'um bu yüzden.


1961


Yevgeni Yevtuşenko
Çeviri : Ülkü Tamer

Unutmamak

Unutmak istiyordum seni
Fakat bir türlü gelmiyordu
Elimden
Fakat şimdi unuttum
İşte seni
Niye dün gece
Rüyama giripde
Hatırlattın kendini

33-A Servisten
G....Ö....

İnilti / Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler 1961 - s.5