Zaman da bir maske, pişmanlıkların!
Dalgın bir mürekkep lekesi gibi
Masum günahıdır beyaz sayfaların.
Kilit tutmuyor kapıların önü arkası,
Herşey aynıdır anıların bahçesinde.
Dağılan gövde...kuru sıkı yaşanmış yıllar,
Esirgemiyor zehrini sarmaşık,
Sen çekip gidiyorsun kolalı gömleğinle.
Bense ne çok biriktirmişim, en çok ölüm,
Yine de güvenemiyorum ölümüme.
Zaman da bir maske, pişmanlıkların!
Dalgın bir mürekkep lekesi gibi
Masum günahıdır beyaz sayfaların.
Ben de beyaz bir leke gibi size aktım,
Denizler yarıldı, bana tutundu boşluk,
Ben batık gemi! içimde hiçbir yolcu yok,
Ah kolsuz ahtapot, nasıl sıktın boğazımı
Nasıl dişledin beynimi!
Vazgeçtim yazmaktan
Aşklardan apartılan o kırmızı şiiri,
Çünkü istasyonsuzdu trenleriniz
Fenerleriniz ışıksız, suskunluğunuz sağır
Boşuna tabancalar aradım çarşılarda
Önümü arkamı kendimi boşuna aradım.
Zaman da bir maske, pişmanlıkların!
Dalgın bir mürekkep lekesi gibi
Masum günahıdır beyaz sayfaların.
Tozan Alkan
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
12 Nisan 2013
sana şehir gelecek
sana şehir gelecek uzaklardan
esmer bir aşkı yüklenerek gelecek
kimsesiz bir ağacın dallarından
acısını dut gibi dökerek gelecek
yıllar sonra buğulu bir sabah vakti
kapına yaralı bir at gibi gelecek
kâğıdın kalemin tozlu sunağından
beyaz kefenini yırtarak gelecek
aşkta kaybedilmiş bir eli kazanıp
geçmişini unutmaktan gelecek
dilin terkisinden, harflerin hızından
söze küskün kelimelerden gelecek
sana şehir gelecek uzaklardan
bir halkın içinden geçerek gelecek.
Tozan Alkan
esmer bir aşkı yüklenerek gelecek
kimsesiz bir ağacın dallarından
acısını dut gibi dökerek gelecek
yıllar sonra buğulu bir sabah vakti
kapına yaralı bir at gibi gelecek
kâğıdın kalemin tozlu sunağından
beyaz kefenini yırtarak gelecek
aşkta kaybedilmiş bir eli kazanıp
geçmişini unutmaktan gelecek
dilin terkisinden, harflerin hızından
söze küskün kelimelerden gelecek
sana şehir gelecek uzaklardan
bir halkın içinden geçerek gelecek.
Tozan Alkan
11 Nisan 2013
Güvercin gerdanlığı
---
karanlıktan korkup odanın köşesine saklanan çocuk gibi
dünyanın dibine saklandım hayatı kilitlediler üstüme
---
sağır oda ömrüm
çıtırtı duysa kanat çırpar düşlerim
her gece çitten atlayan korkularım
uykuyu söktüler gözümden
künyemi sıktım dişlerimin arasında
kaybolmadan bulmayın beni
dilimin üstünde yabancı kelimeler
uyruğum münzevi
her sokak başında esmer kahkahalar düşürdüm
yaşımı ikiyle çarptım
ömrümü tebessümden çıkardım
avuç dolusu katreler ekledim
dibine kadar hüzün elde kalan
---
derken
bir adam düştü içime
beni sabaha doğuran
her lehçede benliğimi saran
nefesimi nefesine hibe ettiğim
güvercinin gerdanlığıdır
boynuma takılan...
Feyza Can
karanlıktan korkup odanın köşesine saklanan çocuk gibi
dünyanın dibine saklandım hayatı kilitlediler üstüme
---
sağır oda ömrüm
çıtırtı duysa kanat çırpar düşlerim
her gece çitten atlayan korkularım
uykuyu söktüler gözümden
künyemi sıktım dişlerimin arasında
kaybolmadan bulmayın beni
dilimin üstünde yabancı kelimeler
uyruğum münzevi
her sokak başında esmer kahkahalar düşürdüm
yaşımı ikiyle çarptım
ömrümü tebessümden çıkardım
avuç dolusu katreler ekledim
dibine kadar hüzün elde kalan
---
derken
bir adam düştü içime
beni sabaha doğuran
her lehçede benliğimi saran
nefesimi nefesine hibe ettiğim
güvercinin gerdanlığıdır
boynuma takılan...
Feyza Can
Gecedir
gecedir
durdum ortasında hüznün
yağmur mermi gibi iniyor sabrıma
bu dar havadan bıktım artık
yoluma mayın ekerek giden aralık
yatmış pusuya
Ocak sapa kaldı
yamacından geçtim şubatın da
gecedir
yumruğum kendi avcuma
öylesine sürüldü ki yüreğim buzullara
öğrendim ateş yakmasını suda
o hırçın nehir
köprüleri yıkmış
bahar karşı kıyıda
gün olur bir şiir açar
gökyüzü büyür
tat gelir acıya.
durdum ortasında hüznün
yağmur mermi gibi iniyor sabrıma
bu dar havadan bıktım artık
yoluma mayın ekerek giden aralık
yatmış pusuya
Ocak sapa kaldı
yamacından geçtim şubatın da
gecedir
yumruğum kendi avcuma
öylesine sürüldü ki yüreğim buzullara
öğrendim ateş yakmasını suda
o hırçın nehir
köprüleri yıkmış
bahar karşı kıyıda
gün olur bir şiir açar
gökyüzü büyür
tat gelir acıya.
Türkan İldeniz
Yaşanmamış Çocukluğun Türküsü
Bir de onlar inancı örer gibi
Kendilerini gererler boşluğa, ölüm gibi
Bir günlük çocukluğa, bin yılını verirdin
Artık çocuk değilsin, büyüdün artık
Yolda yürürken kendine dikkat et
Yemek yerken sakın üstüne dökme
Kömür mü taşıdın, kapkara tırnakların
İyi bir işin olsun, gösterişli bir çantan
Güzel bir ceket, pantolon yaptır
Annenin elini öp, dostlarına telefon et
Bir sözün, bir sözünle çelişmesin
Sokakta türkü söyleme, ayıptır
İçinden gelmese de
Her zaman, bir şeyler yapacakmış gibi dur
Şiir ve aşk üstüne konuşmayı bil
Donla denize girme, çok içme rakıyı
Ne olursun o berbat kasketi değiştir
Bir günlük çocukluğa, bin yılını verirdin
Ama çocuk olmadın bir gün bile
(Büyük insan gibidir benim yavrum)
Sen şimdi sessiz bir deniz kıyısında
Dönüşsüz büyümüşlüğünle durmadan
Panayırlar, balonlar, kayıklar özlüyorsun
Kendilerini gererler boşluğa, ölüm gibi
Bir günlük çocukluğa, bin yılını verirdin
Artık çocuk değilsin, büyüdün artık
Yolda yürürken kendine dikkat et
Yemek yerken sakın üstüne dökme
Kömür mü taşıdın, kapkara tırnakların
İyi bir işin olsun, gösterişli bir çantan
Güzel bir ceket, pantolon yaptır
Annenin elini öp, dostlarına telefon et
Bir sözün, bir sözünle çelişmesin
Sokakta türkü söyleme, ayıptır
İçinden gelmese de
Her zaman, bir şeyler yapacakmış gibi dur
Şiir ve aşk üstüne konuşmayı bil
Donla denize girme, çok içme rakıyı
Ne olursun o berbat kasketi değiştir
Bir günlük çocukluğa, bin yılını verirdin
Ama çocuk olmadın bir gün bile
(Büyük insan gibidir benim yavrum)
Sen şimdi sessiz bir deniz kıyısında
Dönüşsüz büyümüşlüğünle durmadan
Panayırlar, balonlar, kayıklar özlüyorsun
Afşar Timuçin
Yağmur Arkası
Yağmurlar yağdı ve hiç dinmedi
Her biri saydam çiçeklenen saçında
Yağmurlar daha çok pencereler içindi
Öksüzdüm gözyaşıydım dudağında
Bir sancıydım boğuk akşamlar gibi
Büyüdükçe büyüdü isli ve yalnız olmak
Kirazını soldurdu ağaçların
Nasıl devrildi taşlar üstümüze
Çoğalan nasıl boydan boya kuşkular
Kar dizboyu ölümü sokakların
Ezgiler sabahlarda eriyecek
Gözlerin uykumda yeşerir durur
Kalsam çağlar boyu yokluğunun kapısında
Yaşamak bunca umuda yeniden varmak olur
Ölmek seni duymamak bir gün daha
Her biri saydam çiçeklenen saçında
Yağmurlar daha çok pencereler içindi
Öksüzdüm gözyaşıydım dudağında
Bir sancıydım boğuk akşamlar gibi
Büyüdükçe büyüdü isli ve yalnız olmak
Kirazını soldurdu ağaçların
Nasıl devrildi taşlar üstümüze
Çoğalan nasıl boydan boya kuşkular
Kar dizboyu ölümü sokakların
Ezgiler sabahlarda eriyecek
Gözlerin uykumda yeşerir durur
Kalsam çağlar boyu yokluğunun kapısında
Yaşamak bunca umuda yeniden varmak olur
Ölmek seni duymamak bir gün daha
Afşar Timuçin
Sustum
Dile getirilmeyen bir öfkedir bazen suskunluğumuz… Öylesine yaralanmışızdır ki yaralamak isteriz, yüreğini acıtmak ve kanatmak…
Ve biliriz ki hiçbir söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar… Ve susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen.
A.H.İzgören
Herkes konuştuğunu yazar, bense sustuklarımı
Herkesin konuştuğu bir dünyada
ben sustum!
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
kendimle konuşuyorum şimdi yalnız...
yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime
kimse duymuyor...
Sustum!
Bin ah sürüp dudaklarıma
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
sustu benimle deniz,
sustu deli dalgalar, sustu martılar...
umutlarımı sarıp rüzgarlara
uzaklara savuruyorum her gece
yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne
kimse görmüyor...
Sustum!
Tam acılarımı haykıracaktım ki,
sustum
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
bir çığlık kanıyor demedim, en derininde yüreğimin...
içimdeki volkanları boğarak sustum!
açmadım kimselere yüreğimi
hançeri sadece kendime sapladım
sapladım ve sustum!
hüznü yüzümde,
acıları gözlerimde topladım sustum! ..
Sustum!
sustu dudağımdaki şarkı,
gözlerimdeki şiir
yaraları yalayan rüzgar
sokaklarında kahrolduğum şehir
gözlerim konuşuyor yalnız!
Saçı ağarmış hayaller
nemli kirpiklerle
bulutlandığında gözlerim
gökte şimşek olup çakıyorum
kimse görmüyor...
Sustum!
tuz basıp yaralarıma!
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi
yaslanıp yalnızlığın duvarına
gül döküp kalabalıklara her gece
kimsesiz geziyorum gönül ülkemi
kimse bilmiyor...
Sustum!
tam sevdiğimi haykıracaktım ki, sustum
sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak
acılar konuşuyor şimdi yalnız
yaralı gönlümün sızıları konuşuyor
tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir
atıyorum uçurumlardan
kimse görmüyor
Ne zaman
dudaklarından öpmeye kalksam hayatı
saçlarını koklasam rüzgarların
içimde incecik bir sevgi ürperiyor
sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme
gelmiyor beklediğim bahar
yaralar merhem tutmuyor
gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara
kimse silmiyor
yağmur dinmiyor
sevdiğim bilmiyor
Sustum!
sustu benimle sarı sabır,
sustu hasret, sustu zaman
yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata
kimse duymuyor
Sustum!
İçimde dalgalar kabardıkça volkanlar gibi
sustum
sustu dudağımdaki şiir
gözlerimdeki nehir
gönlümdeki yara
bulutlar haykırdı isyanımı
şimşekler haykırdı
sadece ben duydum
sadece ben
Ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat
ey kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi
yaralar merhem tutmuyor
geceler avutmuyor
ben sustum
acılarım konuşuyor yalnız
yaralı gönlümün sızıları konuşuyor
Ben sustum!
susmuyor yüreğimi kavuran kasırga
pencereme vuran yağmur damlaları
susmuyor dışarda inleyen rüzgar
yıldızlar küs
ay üzgün
yağmur dinmiyor
içimde binlerce şiir kanıyor her gece
kimse bilmiyor
kimse duymuyor
sustum!
sustu benimle sarı sabır, sustu hasret,
sustu hayat, sustu zaman
acılar konuşuyor yalnız
acılarım konuşuyor
kimse duymuyor...
duymuyor...
duymu...
duy...
Nuri CAN
Ve biliriz ki hiçbir söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar… Ve susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen.
A.H.İzgören
Herkes konuştuğunu yazar, bense sustuklarımı
Herkesin konuştuğu bir dünyada
ben sustum!
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
kendimle konuşuyorum şimdi yalnız...
yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime
kimse duymuyor...
Sustum!
Bin ah sürüp dudaklarıma
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
sustu benimle deniz,
sustu deli dalgalar, sustu martılar...
umutlarımı sarıp rüzgarlara
uzaklara savuruyorum her gece
yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne
kimse görmüyor...
Sustum!
Tam acılarımı haykıracaktım ki,
sustum
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
bir çığlık kanıyor demedim, en derininde yüreğimin...
içimdeki volkanları boğarak sustum!
açmadım kimselere yüreğimi
hançeri sadece kendime sapladım
sapladım ve sustum!
hüznü yüzümde,
acıları gözlerimde topladım sustum! ..
Sustum!
sustu dudağımdaki şarkı,
gözlerimdeki şiir
yaraları yalayan rüzgar
sokaklarında kahrolduğum şehir
gözlerim konuşuyor yalnız!
Saçı ağarmış hayaller
nemli kirpiklerle
bulutlandığında gözlerim
gökte şimşek olup çakıyorum
kimse görmüyor...
Sustum!
tuz basıp yaralarıma!
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi
yaslanıp yalnızlığın duvarına
gül döküp kalabalıklara her gece
kimsesiz geziyorum gönül ülkemi
kimse bilmiyor...
Sustum!
tam sevdiğimi haykıracaktım ki, sustum
sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak
acılar konuşuyor şimdi yalnız
yaralı gönlümün sızıları konuşuyor
tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir
atıyorum uçurumlardan
kimse görmüyor
Ne zaman
dudaklarından öpmeye kalksam hayatı
saçlarını koklasam rüzgarların
içimde incecik bir sevgi ürperiyor
sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme
gelmiyor beklediğim bahar
yaralar merhem tutmuyor
gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara
kimse silmiyor
yağmur dinmiyor
sevdiğim bilmiyor
Sustum!
sustu benimle sarı sabır,
sustu hasret, sustu zaman
yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata
kimse duymuyor
Sustum!
İçimde dalgalar kabardıkça volkanlar gibi
sustum
sustu dudağımdaki şiir
gözlerimdeki nehir
gönlümdeki yara
bulutlar haykırdı isyanımı
şimşekler haykırdı
sadece ben duydum
sadece ben
Ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat
ey kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi
yaralar merhem tutmuyor
geceler avutmuyor
ben sustum
acılarım konuşuyor yalnız
yaralı gönlümün sızıları konuşuyor
Ben sustum!
susmuyor yüreğimi kavuran kasırga
pencereme vuran yağmur damlaları
susmuyor dışarda inleyen rüzgar
yıldızlar küs
ay üzgün
yağmur dinmiyor
içimde binlerce şiir kanıyor her gece
kimse bilmiyor
kimse duymuyor
sustum!
sustu benimle sarı sabır, sustu hasret,
sustu hayat, sustu zaman
acılar konuşuyor yalnız
acılarım konuşuyor
kimse duymuyor...
duymuyor...
duymu...
duy...
Nuri CAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






