Özlem, kokuya
deniz, göle dönüşür,
gece kelebekleri mezarlığı yatar
güneşin arka bahçesinde.
Onca akrep akın ederken
bulut çağlayan kalbine,
cesetler akar kan revan
gözbebeklerinin bıçağından.
Kabuklarını sıyırmadan önce
suskun rüzgârın kollarında
giyinir ay ışığı kefenini.
Bir ateş yakar yapraklarından
ziftli yaranın kanını içer gibi
içer gecenin özsuyunu
onu öldüreceğini bile bile
içer azgın geceyi.
İpleri kesik artık uçurtmaların
insan yiyen otlar çıkar
göldeki sandalından.
Ruhu rüzgârın ıslığında bir ney
kalbi ise soluk bir kan-taşı olur.
Balıklar uyanır kırmızıyla
çanların yorulduğu
dağdaki mezarında.
Ağaçlar bir çingene ateşi yakar
ruhunun lacivert şarkısında.
Boğanın sırtındaki Kızılderili
özlem ateşini içe içe
geçer kırmızının yangınından.
Dilek Değerli
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
12 Nisan 2013
Düş Beyazı
Kırıldı aşk kabuğu
göz taşında,
uzun bir gece batımı
ortadan ayırdı
kül renkli aşkın saçlarını.
Hüzünlü bir bakış kadar
lacivert hareli
düşen kan taşları.
Sır odası açıldı,
döküldü incileri kuşkunun
dizildiler gerçek ipine
siyahı kanatıp verdim hayata,
boynumda yaşıyor yasemin,
serseri bir meleğin
tüyden dudakları gibi.
Dilek Değerli
Gece Kelebeği
göz taşında,
uzun bir gece batımı
ortadan ayırdı
kül renkli aşkın saçlarını.
Hüzünlü bir bakış kadar
lacivert hareli
düşen kan taşları.
Sır odası açıldı,
döküldü incileri kuşkunun
dizildiler gerçek ipine
siyahı kanatıp verdim hayata,
boynumda yaşıyor yasemin,
serseri bir meleğin
tüyden dudakları gibi.
Dilek Değerli
Gece Kelebeği
Bir Ada Cıngılı
-kovuğunda, gökyüzünün-
I.
ne zaman kuşlansa içim, için için
darlansa ne zaman
gökyüzü çekiliyor gibi olsa başımın üzerinden
ya da bir şal düşer gibi
hani aşerer gibi ansızın
çilleri çillim çillim bir çileğe
kapı önündeki
şiire giderim, iyi gelir
gün ağarır, şavkır aynamda sır
sarışın bir gül olur hayat
açılır da açılır kat kat koncası
atı şahlanır “hayy!” olur
menzili hakikat içinde rüyya
rüyya içinde hakikat
tekerlerinde şimşekler çakan bir fayton
bir fayton, yazdan ve hazdan
hızla döner köşeyi
II.
şiir! o en dipteki mercan, azur mavisi
ve en güzel yüzü göğün, en süvarisi
kandığım diken, kanadığım gül
susa susa unuttuğum dil, ey!
söve söyleye avuttuğum deli
volkan camı, miho kuşu, yusufçuk
ilk ağzın emdiği ilk süt, yeryüzündeki
dile gel ve dile, kuşların diliyle:
günden, geceden
boşlukta yankılanan
ilk heceden!
ey sonsuzgülü zamanın
ölünce bir şiire versinler ismimi
Perihan Baykal
I.
ne zaman kuşlansa içim, için için
darlansa ne zaman
gökyüzü çekiliyor gibi olsa başımın üzerinden
ya da bir şal düşer gibi
hani aşerer gibi ansızın
çilleri çillim çillim bir çileğe
kapı önündeki
şiire giderim, iyi gelir
gün ağarır, şavkır aynamda sır
sarışın bir gül olur hayat
açılır da açılır kat kat koncası
atı şahlanır “hayy!” olur
menzili hakikat içinde rüyya
rüyya içinde hakikat
tekerlerinde şimşekler çakan bir fayton
bir fayton, yazdan ve hazdan
hızla döner köşeyi
II.
şiir! o en dipteki mercan, azur mavisi
ve en güzel yüzü göğün, en süvarisi
kandığım diken, kanadığım gül
susa susa unuttuğum dil, ey!
söve söyleye avuttuğum deli
volkan camı, miho kuşu, yusufçuk
ilk ağzın emdiği ilk süt, yeryüzündeki
dile gel ve dile, kuşların diliyle:
günden, geceden
boşlukta yankılanan
ilk heceden!
ey sonsuzgülü zamanın
ölünce bir şiire versinler ismimi
Perihan Baykal
aşk kadar
metal düşlerin cambazıyım
tutunduğum kalp titrerse
düşer, ölürüm...
unutkan yankılarına azalırım
yaşamın, tenime uzak aşklardan
daha da azalırım…
püsküllerine uzanır mor bir aşk
çanağında üşüyen ölümün
ölüm, ölümle savaşıdır şairin
sonuna gelmez
sayfalarına sürer toprağını
açılır menekşeler bahara
hercai yanık bir şarkı olur
sonbahara
ölülerdir işte, ölüme uyananlar
ötesindeyim bugün
vitrin camlarına sürtünen gözleriyle
kaldırımları ayaklandıran
aşk
maziye çalınmış kül yelinde
bölünür, cesedime ulaşamam
uzaklaşır ayaklarım
yuvarlanır güneş, geceye
sabahlarım kadar akşamüstüsün
balkonunda evimin
yine, çatlar komşular
ayrıyız odamızda
aşk kadar minik bir sözcüğüz
aşk kadar çok kalabalığız
aşk kadar… hesabıma yaz
yenisini aşkların…
Maksut Koto
tutunduğum kalp titrerse
düşer, ölürüm...
unutkan yankılarına azalırım
yaşamın, tenime uzak aşklardan
daha da azalırım…
püsküllerine uzanır mor bir aşk
çanağında üşüyen ölümün
ölüm, ölümle savaşıdır şairin
sonuna gelmez
sayfalarına sürer toprağını
açılır menekşeler bahara
hercai yanık bir şarkı olur
sonbahara
ölülerdir işte, ölüme uyananlar
ötesindeyim bugün
vitrin camlarına sürtünen gözleriyle
kaldırımları ayaklandıran
aşk
maziye çalınmış kül yelinde
bölünür, cesedime ulaşamam
uzaklaşır ayaklarım
yuvarlanır güneş, geceye
sabahlarım kadar akşamüstüsün
balkonunda evimin
yine, çatlar komşular
ayrıyız odamızda
aşk kadar minik bir sözcüğüz
aşk kadar çok kalabalığız
aşk kadar… hesabıma yaz
yenisini aşkların…
Maksut Koto
Armi, mon ami!
“dostum Armağan Özpeçen’in anısına…”
Yolculuklara çıkacaktık seninle
yanımıza kendimizden de bir şeyler alıp;
üç beş şiir kitabı, üç beş uzun yol hüznü.
geniş bir zaman aralığından
iklimler taşıyacaktık geleceğe
sen sesini salıvermeseydin
sahipsiz bir ordu gibi beşinci kattan.
boşlukta kalbine mi tutunur insan
unutabilir mi adını yarı yolda
öznesi olmayan bir hayata armağan.
seninle yolculuklara çıkacaktık
yanımıza kendimizden bir şeyler alıp;
harita, fotoğraf makinesi, lazım olur diye çakı
kimbilir belki kol saati bir de.
Tozan Alkan
Yolculuklara çıkacaktık seninle
yanımıza kendimizden de bir şeyler alıp;
üç beş şiir kitabı, üç beş uzun yol hüznü.
geniş bir zaman aralığından
iklimler taşıyacaktık geleceğe
sen sesini salıvermeseydin
sahipsiz bir ordu gibi beşinci kattan.
boşlukta kalbine mi tutunur insan
unutabilir mi adını yarı yolda
öznesi olmayan bir hayata armağan.
seninle yolculuklara çıkacaktık
yanımıza kendimizden bir şeyler alıp;
harita, fotoğraf makinesi, lazım olur diye çakı
kimbilir belki kol saati bir de.
Tozan Alkan
Güzel Türkçe Şiiri
Yalnızlıktan bakınca kalbin neye mi benziyor
uykudan yeni kalkmış bir nar ağacına
yalnızlıktan bakınca kalbin yaralı bir nar
tanesi taşıyor hep, hiç durmadan aşka
içe kapanık bir zarf, dışa dönük bir mektup
gibi kalemlerden geldin, kağıtlardan geldin
yırtıcı tende arzu, evvel zamanda tutsak
gizli bir tarih gibi geldin gençken bir vakit
hep bir yerlerden geldin, yazlardan, iklimlerden
çekingen, hırpalanmış; hatıralardan sürgün
gidilmemiş masalar kadar kurak ve kırgın
bir yalnızlıktan bakınca içine harflerin
düştüğü kör kuyudan, geldin, türkçe güzeldir
güzeldir kelimeler, cümleler umrumda değil
gövden umrumda elbet, çocukların yaslandığı
isyanın umrumda değil, yalnızlıktan bakınca
kalbin neye mi benziyor, kalbin belli değil hiç
Tozan Alkan
uykudan yeni kalkmış bir nar ağacına
yalnızlıktan bakınca kalbin yaralı bir nar
tanesi taşıyor hep, hiç durmadan aşka
içe kapanık bir zarf, dışa dönük bir mektup
gibi kalemlerden geldin, kağıtlardan geldin
yırtıcı tende arzu, evvel zamanda tutsak
gizli bir tarih gibi geldin gençken bir vakit
hep bir yerlerden geldin, yazlardan, iklimlerden
çekingen, hırpalanmış; hatıralardan sürgün
gidilmemiş masalar kadar kurak ve kırgın
bir yalnızlıktan bakınca içine harflerin
düştüğü kör kuyudan, geldin, türkçe güzeldir
güzeldir kelimeler, cümleler umrumda değil
gövden umrumda elbet, çocukların yaslandığı
isyanın umrumda değil, yalnızlıktan bakınca
kalbin neye mi benziyor, kalbin belli değil hiç
Tozan Alkan
Ağırlık
yıllar var ki yün ören
kadınlar kadar geçmişim kendimden
parkeleri küflenmiş bir evin
uçuruma açılan koridorlarında
nefesimi tuta tuta ölüyorum
vaktin ağrılarını içime çekerek
bağışlanmak için çok geç,
bağışlamak içinse erken
iki bayram arasında hayatla yüzleşilmez
kendime sakladığım her masum söz
beni yaralar ilk, yani hiç kimse
daha gerçek değil gölgesinden
bundan böyle hiçliğin hükmü sürecek
neyi anlamaya çalışsam anlamsız
yağmur kirpiktir, deniz kara, çocuk kum saati
bir yerlerde taze bir sabah var
günaydın iyi kuşlar,
gidip o sabahı beklemem gerek.
Tozan Alkan
kadınlar kadar geçmişim kendimden
parkeleri küflenmiş bir evin
uçuruma açılan koridorlarında
nefesimi tuta tuta ölüyorum
vaktin ağrılarını içime çekerek
bağışlanmak için çok geç,
bağışlamak içinse erken
iki bayram arasında hayatla yüzleşilmez
kendime sakladığım her masum söz
beni yaralar ilk, yani hiç kimse
daha gerçek değil gölgesinden
bundan böyle hiçliğin hükmü sürecek
neyi anlamaya çalışsam anlamsız
yağmur kirpiktir, deniz kara, çocuk kum saati
bir yerlerde taze bir sabah var
günaydın iyi kuşlar,
gidip o sabahı beklemem gerek.
Tozan Alkan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






