01 Mayıs 2013

Guillermina acaba nerde?

Guillermina acaba nerde?

Ablam çağırmıştı onu,
gidip kapıyı ben açtım,
güneş girdi içeri, yıldızlar girdi;
iki buğday başağı girdi,
iki göz girdi, dipdiri.


On dördüme basmıştım ,
hoşuma gidiyordu ağırbaşlı görünmek,
inceciktim, çeviktim, ama bir yandan
kaşlarımı çatıyordum boyuna.
Örümcekler arasında yaşıyordum,
her karışını biliyordum ıslak ormanın,
beni tanıyordu böcekler,
üç renkli arılar tanıyordu beni.
Nanelerin altına saklanmış
çulluklar arasında uykuya dalıyordum.


Guillermina girdi sonra,
saçlarımı savurdu ansızın
gözleri, masmavi çakan,
ve kış duvarına çiviledi beni.
Temuco'da, güney sınırında.


Ağır ağır geçti yıllar,
filler gibi usulca ilerleyerek,
çılgın kurtlar gibi uluyarak geçti.
Yaslı yıllar geçti, yıpranmış yıllar,
buluttan buluta attım kendimi,
ülkeden ülkeye, gözden göze,
ama sınırdaki yağmur
toprağa hep aynı biçimde düştü.


Ne yolculuklara çıktı yüreğim
ayaklarında aynı pabuçla,
beni besleyen, dikenler oldu.
Tedirginlik götürdüm nereye gitsem.
vurdular beni ben vuracakken,
yığılıp kaldım öldürüldüğüm yerde;
ama kalktım, eskisinden daha dinç,
ya sonra, ya sonra, ya sonra--


Ekleyecek ne var ki?
Yaşamaya gelmiştim yeryüzüne.
Guillermina acaba nerde?

Pablo Neruda
Çev: Ülkü Tamer

Acı Çekmedim

Fakat acı çektim mi? Acı çekmedim. Sadece halkımın
acı çekmesinden ötürü acı çekiyorum. Yaşıyorum
içinde, yaşıyorum anayurdumda, bir hücre gibi
o sonsuz ve alazlı kanda.
Zamanım yok kendi acılarıma.
Kimse acı çekmemi sağlayamaz
bana temiz güvenlerini veren bu hayatlar olmadan,
ve bir hain gibi bıraktı ölü mağaranın
dibine vursun diye, ne ki geri döneceğiz
oradan ve yükselteceğiz gülü.

Cellat benim yüreğimi yargılasın diye
baskı yaptığında yargıçlara,
açtı o kararlı kitle,
halkım, o muazzam labirentini,
aşklarının uyuduğu o bodrumu,
ve orada tuttular beni, gözetleyerek
ışık ve hava gelinceye dek.
Söylemişlerdi: Borçlusun bize,
sensin koyacak o soğuk işareti
o kötücül kirli isme.
Acı çektim, sadece acı çekememekten ötürü.
Biraderlerimin karanlık hapishanelerinden
geçememekten ötürü,
bütün acılarımla bir yara gibi,
ve her bir topallayan adım yetişti bana,
senin sırtına inen her bir darbe paraladı beni,
senin şehadetinden her bir damla kan
kanayan şarkıma sızdı gitti.
Sessizlik
Kendi kirlerini
Süpürüp yürüyünce
Fırtına olur

Pablo Neruda

Su Ölümleri

ağzımda dinmez yaralarla
bir türbeden geçirdiler akşamüstü
ellerimi tuttular sol göğsüme
zemzem içirip mürekkep sürdüler dilime

geçmedi evhâmım!

sanırdım içimdeki vandal kıracak billur kalbimi
tifo çarşılarında yahut çay bardaklarında
kırmızı gömleklerini yırtacaklar çatıların
kollarını damarlarıma gerdikçe yüzüklerimde toplanan ter
sanırdım içimde dilenen büyücü çalacak kalbimi

geçmedim yine de sâkin su bahçelerinden
taş bebekler soluyan
yollardan topladım iri ceylân gözlerini
sevgili sandım
duvarıma asıldıkça, bir halıda donan fincan güzelini

kabuk bağlıyordu evimizden küçük kadın ayakları
ile akan nehir ve durduk yerde çekildi sularımız
hatırlıyorum bir ikindi toplanıp aile mezarlığında
susuyorduk ki
bakır bir tasta iplerle oynayan ruhum
dökülen ceviz yapraklarından anladı değiştiğini mevsimin
kırdım çerçilerin, attarların yüzleriyle çalışan saatimi
kurudu kuyu, babamın gözyaşları doldurmaya yetmedi

ama o gençlik çağımda ben
ne bileydim susuzluktan öldüğünü sakâların
akşamüstleri kuru incirler içinde

İbrahim Halil Baran

Su Gibi

Dostlar ırmak gibidir
Kiminin suyu az, kiminin çok
Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca
Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya

İnsanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı,
Bulanık bir göl gibi...
Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.
Uzaktan görünümü çekici, aldatıcı
İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı....
Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz;
Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz!

İnsanlar vardır; derin bir okyanus...
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi,
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;
Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.

İnsanlar vardır, coşkun bir akarsu...
Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler.
Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler!
Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz;
Bu tip insanla bir ömür dolmaz.

İnsanlar vardır; sakin akan bir dere...
İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.
Yanında olmak başlı başına bir mutluluk.
Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.

İnsanlar vardır; çeşit çeşit, tip tip.
Her biri başka bir karaktere sahip.
Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı.
Her şeyden önemlisi insan, insan olmalı...

İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz.
Boşa gitmez ne kadar güvenseniz.
Dibini görürsünüz her şey meydanda.
Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.
İçi dışı birdir çekinme ondan.
Her sözü içtendir, her davranışı candan...

Can Yücel

Küçük Kızım Su ya

Bir derin uykudaydım ölümün içinden
Açtım ki gözlerimi
Bir suyun gölgesi gibi
Kendisi adeta bir suyun
Ayakucumda sen oturuyorsun


Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum!

Can Yücel

30 Nisan 2013

Ayrılık

ayrılık demir çubuk gibi sallanıyor havada
çarpıyor yüzüme yüzüme
sersemledim

kaçıyorum ayrılık kovalıyor beni
yolu yok elinden kurtulmanın
dizlerim kesildi yıkılacağım

ayrılık zaman değil yol değil
ayrılık aramızda bir köprü
kıldan ince kılıçtan keskin

kıldan ince kılıçtan keskin
ayrılık aramızda bir köprü
seninle diz dize otururken de


Nazım Hikmet

Dünyanın en sert ve en yumuşak madeni kalb...Ateşini bulsun hemen değişir.

"Etmeyin Reis bey! Siz ağlayamazsınız! Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz... Siz merhametten, acıma duygusundan, yalnız kötülük doğacağına inanmışsınız. Yerine göre haklısınız.. Fakat ondan ne büyük iyilik doğacağını unuttuğunuz için en büyük hakkı kaybediyorsunuz. Rahmet kaldırılmış sizin kalbinizden.. Reis Bey! Mühürlü kalbinizin açılmasını dilerim, Allah sizi de arındırsın..."

Necip Fazıl