Durmadan avuçlarım terliyor,
İnildiyor ardımdan
Girdiğim çıktığım kapılar.
Trenim gecikmeli, yüreğim bungun,
Bir bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.
Dolanıp duruyorum ortalıkta.
Kedim hımbıl, yaprak döküyor çiçeğim,
Rakım bir türlü beyazlaşmıyor.
Anahtarım güç dönüyor kilidinde,
Nemli aldığım sigaralar.
Ne zaman bir dosta gitsem
Evde yoklar.
Kimi zaman çocuğum,
Bir müzik kutusu başucumda
Ve ayımın gözleri saydam.
Kimi zaman gardayım
Yanımda bavulum, yılgın ve ihtiyar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.
Bekliyorum bir kapının önünde,
Cebimde yazılmamış bir mektupla.
Bana karşı ben vardım
Çaldığım kapıların ardında,
Ben açtım, ben girdim
Selamlaştık ilk defa.
Metin Altıok
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
01 Mayıs 2013
Kış Buluşması
I.
Öyle bekledim ki bu kışı başka hiçbir kış
beklenmemiştir o denli başka kimselerce,
hepsinin mutlulukla buluşma sözleri vardı:
bense yalnız seni bekliyordum, karanlık saat.
Eski kışlara mı, benzer bu, ana babayla, kömürün
ateşiyle ve at kişnemesiyle sokakta?
Gelecek yılın kışına mı benzer,
Yokluğun ve tam soğuğun kışı mı
ve doğa bilmez mi göçüp gittiğimizi?
Hayır. Saf yağmurdan ve geniş bir kemer
kuşanmış yalnızlığa yalvardım
ve burda kendi okyanusumda buldu beni rüzgarla,
o rüzgar ki uçuyordu iki su bölgesi arasında kuş gibi.
Her şey hazırdı göğün gözyaşları boşaltmasına.
Cömert gök tek ve tatlı gözkapağından
saldı gözyaşlarını buz kılıçları gibi
ve bir otel odası benzeri dünya
kapandı: gök, yağmur ve uzay.
II
Ey merkez, ey enlemi, sınırı olmayan kadeh!
Ey yayılan suyun göksel yüreği!
Rüzgarla kum arasında hora tepip yaşıyor
aramaya yazgılı bir gövde
kendi saydam besinini
ben yetişip içeri girdiğimde şapkamla, kül içinde
ve yolların susuzluğundan aşınmış çizmelerimle.
Hiç kimse gelmemişti
ıssız tören için.
Saflığın nerdeyse görünür olmasından
daha yalnız gibiyim şimdi.
Çocukken o denli korktuğumuz kuyular gibi
dipsizim, biliyorum,
ve saydamlıkla,
iğnelerin yürek çarpıntısıyla çevrildiğimi;
çene çalıyorum kışla,
egemenliğiyle, gücüyle
belirsiz varlığının,
enginliği ve sıçrayıp saçılmasıyla
gecikmiş gülünün
ışık kalmayacak ana değin nerdeyse
ve çatısı altında
karanlık evin
sürdüreceğim ana değin, kimse yanıt vermese de,
toprakla konuşmamı.
III
Kim istemez katı bir ruhu?
Kim dövmedi ruhunda keskin bir hançer?
Daha göz açar açmaz gördüysek kini
ve yürümeye başlarken düşürdülerse bizi,
ve sevmek isterken sevgi düşmanımız olduysa
ve tek bir dokunma yaraladıysa bizi,
kim eline silah almaya kalkışmamıştır o zaman
ve ayakta kalabilmek için, bıçak gibi sert,
yaraya karşı yara açmak istememiştir?
İnce adam sertliğe can attı
en yumuşak adam aradı bir kabzayı,
yalnızca sevilmeyi isteyen kişi
tek bir öpücükle, belki de yarım öpücükle,
kendisini apaçık üzüntülü bekleyen kadının
yüzüne bakmadan geçip gitti:
yoktu yapacağı bir şey: sokak sokak
maske pazarları kuruldu
ve satıcı herkese denedi
bir akşam alacasının ya da bir parsın yüzünü,
ağırbaşlının, erdemlinin, eski adamın yüzünü
sona erinceye dek dolunay
ve hepimiz ışıksız gecede eşit oluncaya dek.
IV
Yüzümü kumlarda yitirdim,
acılı kimsenin o, silik kimliğini,
ruhum deri değiştirme zorunda kaldı bu yüzden
sahici insan almaya kavuşuncaya dek
şu zavallıca hakkı elde etmek için:
tanıksız kışı beklemek.
Bir dalga beklemek
paslı karabatağın uçuşu altında
yeniden kazanılmış tam yalnızlıkla.
Beklemek ve kendini bulmak, önbilisiyle ışığın, yasın
ya da hiçin:
aklımla, akılsızlığımla, gönlümle,
kuşkularımla zor duyduğum bir şeyin.
V
Su şimdi nice yıldır
yepyeni, çoktan kaçtı eski su
parçalamak için kristalini başka bir yaşamda
ve toplayamadı kum artık
zamanı, deniz de başka gömleği de, aynasını
yitirdi kimlik
ve biz yol değiştirerek büyüdük.
VI
Kış, arama beni. Gittim ben.
Uzaktayım çok, ulaşandayım şimdi
ve çiçeklendirecek olandayım ince yağmuru,
sonsuz iğneleri, ıslık ağaçlarla
ruhun birleşmesini,
denizin külünü, yapraklar arasında altın bir
kapçığın yarılmasını
ve geciken gözlerimi
ki yalnız toprağı ilgilendiriyor.
VII
Yalnız toprağın, rüzgarın, suyun ve kumun
bağışlamasına borçluyum bu tam aydınlığı.
Pablo Neruda
Öyle bekledim ki bu kışı başka hiçbir kış
beklenmemiştir o denli başka kimselerce,
hepsinin mutlulukla buluşma sözleri vardı:
bense yalnız seni bekliyordum, karanlık saat.
Eski kışlara mı, benzer bu, ana babayla, kömürün
ateşiyle ve at kişnemesiyle sokakta?
Gelecek yılın kışına mı benzer,
Yokluğun ve tam soğuğun kışı mı
ve doğa bilmez mi göçüp gittiğimizi?
Hayır. Saf yağmurdan ve geniş bir kemer
kuşanmış yalnızlığa yalvardım
ve burda kendi okyanusumda buldu beni rüzgarla,
o rüzgar ki uçuyordu iki su bölgesi arasında kuş gibi.
Her şey hazırdı göğün gözyaşları boşaltmasına.
Cömert gök tek ve tatlı gözkapağından
saldı gözyaşlarını buz kılıçları gibi
ve bir otel odası benzeri dünya
kapandı: gök, yağmur ve uzay.
II
Ey merkez, ey enlemi, sınırı olmayan kadeh!
Ey yayılan suyun göksel yüreği!
Rüzgarla kum arasında hora tepip yaşıyor
aramaya yazgılı bir gövde
kendi saydam besinini
ben yetişip içeri girdiğimde şapkamla, kül içinde
ve yolların susuzluğundan aşınmış çizmelerimle.
Hiç kimse gelmemişti
ıssız tören için.
Saflığın nerdeyse görünür olmasından
daha yalnız gibiyim şimdi.
Çocukken o denli korktuğumuz kuyular gibi
dipsizim, biliyorum,
ve saydamlıkla,
iğnelerin yürek çarpıntısıyla çevrildiğimi;
çene çalıyorum kışla,
egemenliğiyle, gücüyle
belirsiz varlığının,
enginliği ve sıçrayıp saçılmasıyla
gecikmiş gülünün
ışık kalmayacak ana değin nerdeyse
ve çatısı altında
karanlık evin
sürdüreceğim ana değin, kimse yanıt vermese de,
toprakla konuşmamı.
III
Kim istemez katı bir ruhu?
Kim dövmedi ruhunda keskin bir hançer?
Daha göz açar açmaz gördüysek kini
ve yürümeye başlarken düşürdülerse bizi,
ve sevmek isterken sevgi düşmanımız olduysa
ve tek bir dokunma yaraladıysa bizi,
kim eline silah almaya kalkışmamıştır o zaman
ve ayakta kalabilmek için, bıçak gibi sert,
yaraya karşı yara açmak istememiştir?
İnce adam sertliğe can attı
en yumuşak adam aradı bir kabzayı,
yalnızca sevilmeyi isteyen kişi
tek bir öpücükle, belki de yarım öpücükle,
kendisini apaçık üzüntülü bekleyen kadının
yüzüne bakmadan geçip gitti:
yoktu yapacağı bir şey: sokak sokak
maske pazarları kuruldu
ve satıcı herkese denedi
bir akşam alacasının ya da bir parsın yüzünü,
ağırbaşlının, erdemlinin, eski adamın yüzünü
sona erinceye dek dolunay
ve hepimiz ışıksız gecede eşit oluncaya dek.
IV
Yüzümü kumlarda yitirdim,
acılı kimsenin o, silik kimliğini,
ruhum deri değiştirme zorunda kaldı bu yüzden
sahici insan almaya kavuşuncaya dek
şu zavallıca hakkı elde etmek için:
tanıksız kışı beklemek.
Bir dalga beklemek
paslı karabatağın uçuşu altında
yeniden kazanılmış tam yalnızlıkla.
Beklemek ve kendini bulmak, önbilisiyle ışığın, yasın
ya da hiçin:
aklımla, akılsızlığımla, gönlümle,
kuşkularımla zor duyduğum bir şeyin.
V
Su şimdi nice yıldır
yepyeni, çoktan kaçtı eski su
parçalamak için kristalini başka bir yaşamda
ve toplayamadı kum artık
zamanı, deniz de başka gömleği de, aynasını
yitirdi kimlik
ve biz yol değiştirerek büyüdük.
VI
Kış, arama beni. Gittim ben.
Uzaktayım çok, ulaşandayım şimdi
ve çiçeklendirecek olandayım ince yağmuru,
sonsuz iğneleri, ıslık ağaçlarla
ruhun birleşmesini,
denizin külünü, yapraklar arasında altın bir
kapçığın yarılmasını
ve geciken gözlerimi
ki yalnız toprağı ilgilendiriyor.
VII
Yalnız toprağın, rüzgarın, suyun ve kumun
bağışlamasına borçluyum bu tam aydınlığı.
Pablo Neruda
Guillermina acaba nerde?
Guillermina acaba nerde?
Ablam çağırmıştı onu,
gidip kapıyı ben açtım,
güneş girdi içeri, yıldızlar girdi;
iki buğday başağı girdi,
iki göz girdi, dipdiri.
On dördüme basmıştım ,
hoşuma gidiyordu ağırbaşlı görünmek,
inceciktim, çeviktim, ama bir yandan
kaşlarımı çatıyordum boyuna.
Örümcekler arasında yaşıyordum,
her karışını biliyordum ıslak ormanın,
beni tanıyordu böcekler,
üç renkli arılar tanıyordu beni.
Nanelerin altına saklanmış
çulluklar arasında uykuya dalıyordum.
Guillermina girdi sonra,
saçlarımı savurdu ansızın
gözleri, masmavi çakan,
ve kış duvarına çiviledi beni.
Temuco'da, güney sınırında.
Ağır ağır geçti yıllar,
filler gibi usulca ilerleyerek,
çılgın kurtlar gibi uluyarak geçti.
Yaslı yıllar geçti, yıpranmış yıllar,
buluttan buluta attım kendimi,
ülkeden ülkeye, gözden göze,
ama sınırdaki yağmur
toprağa hep aynı biçimde düştü.
Ne yolculuklara çıktı yüreğim
ayaklarında aynı pabuçla,
beni besleyen, dikenler oldu.
Tedirginlik götürdüm nereye gitsem.
vurdular beni ben vuracakken,
yığılıp kaldım öldürüldüğüm yerde;
ama kalktım, eskisinden daha dinç,
ya sonra, ya sonra, ya sonra--
Ekleyecek ne var ki?
Yaşamaya gelmiştim yeryüzüne.
Guillermina acaba nerde?
Pablo Neruda
Çev: Ülkü Tamer
Ablam çağırmıştı onu,
gidip kapıyı ben açtım,
güneş girdi içeri, yıldızlar girdi;
iki buğday başağı girdi,
iki göz girdi, dipdiri.
On dördüme basmıştım ,
hoşuma gidiyordu ağırbaşlı görünmek,
inceciktim, çeviktim, ama bir yandan
kaşlarımı çatıyordum boyuna.
Örümcekler arasında yaşıyordum,
her karışını biliyordum ıslak ormanın,
beni tanıyordu böcekler,
üç renkli arılar tanıyordu beni.
Nanelerin altına saklanmış
çulluklar arasında uykuya dalıyordum.
Guillermina girdi sonra,
saçlarımı savurdu ansızın
gözleri, masmavi çakan,
ve kış duvarına çiviledi beni.
Temuco'da, güney sınırında.
Ağır ağır geçti yıllar,
filler gibi usulca ilerleyerek,
çılgın kurtlar gibi uluyarak geçti.
Yaslı yıllar geçti, yıpranmış yıllar,
buluttan buluta attım kendimi,
ülkeden ülkeye, gözden göze,
ama sınırdaki yağmur
toprağa hep aynı biçimde düştü.
Ne yolculuklara çıktı yüreğim
ayaklarında aynı pabuçla,
beni besleyen, dikenler oldu.
Tedirginlik götürdüm nereye gitsem.
vurdular beni ben vuracakken,
yığılıp kaldım öldürüldüğüm yerde;
ama kalktım, eskisinden daha dinç,
ya sonra, ya sonra, ya sonra--
Ekleyecek ne var ki?
Yaşamaya gelmiştim yeryüzüne.
Guillermina acaba nerde?
Pablo Neruda
Çev: Ülkü Tamer
Acı Çekmedim
Fakat acı çektim mi? Acı çekmedim. Sadece halkımın
acı çekmesinden ötürü acı çekiyorum. Yaşıyorum
içinde, yaşıyorum anayurdumda, bir hücre gibi
o sonsuz ve alazlı kanda.
Zamanım yok kendi acılarıma.
Kimse acı çekmemi sağlayamaz
bana temiz güvenlerini veren bu hayatlar olmadan,
ve bir hain gibi bıraktı ölü mağaranın
dibine vursun diye, ne ki geri döneceğiz
oradan ve yükselteceğiz gülü.
Cellat benim yüreğimi yargılasın diye
baskı yaptığında yargıçlara,
açtı o kararlı kitle,
halkım, o muazzam labirentini,
aşklarının uyuduğu o bodrumu,
ve orada tuttular beni, gözetleyerek
ışık ve hava gelinceye dek.
Söylemişlerdi: Borçlusun bize,
sensin koyacak o soğuk işareti
o kötücül kirli isme.
Acı çektim, sadece acı çekememekten ötürü.
Biraderlerimin karanlık hapishanelerinden
geçememekten ötürü,
bütün acılarımla bir yara gibi,
ve her bir topallayan adım yetişti bana,
senin sırtına inen her bir darbe paraladı beni,
senin şehadetinden her bir damla kan
kanayan şarkıma sızdı gitti.
Sessizlik
Kendi kirlerini
Süpürüp yürüyünce
Fırtına olur
Pablo Neruda
acı çekmesinden ötürü acı çekiyorum. Yaşıyorum
içinde, yaşıyorum anayurdumda, bir hücre gibi
o sonsuz ve alazlı kanda.
Zamanım yok kendi acılarıma.
Kimse acı çekmemi sağlayamaz
bana temiz güvenlerini veren bu hayatlar olmadan,
ve bir hain gibi bıraktı ölü mağaranın
dibine vursun diye, ne ki geri döneceğiz
oradan ve yükselteceğiz gülü.
Cellat benim yüreğimi yargılasın diye
baskı yaptığında yargıçlara,
açtı o kararlı kitle,
halkım, o muazzam labirentini,
aşklarının uyuduğu o bodrumu,
ve orada tuttular beni, gözetleyerek
ışık ve hava gelinceye dek.
Söylemişlerdi: Borçlusun bize,
sensin koyacak o soğuk işareti
o kötücül kirli isme.
Acı çektim, sadece acı çekememekten ötürü.
Biraderlerimin karanlık hapishanelerinden
geçememekten ötürü,
bütün acılarımla bir yara gibi,
ve her bir topallayan adım yetişti bana,
senin sırtına inen her bir darbe paraladı beni,
senin şehadetinden her bir damla kan
kanayan şarkıma sızdı gitti.
Sessizlik
Kendi kirlerini
Süpürüp yürüyünce
Fırtına olur
Pablo Neruda
Su Ölümleri
ağzımda dinmez yaralarla
bir türbeden geçirdiler akşamüstü
ellerimi tuttular sol göğsüme
zemzem içirip mürekkep sürdüler dilime
geçmedi evhâmım!
sanırdım içimdeki vandal kıracak billur kalbimi
tifo çarşılarında yahut çay bardaklarında
kırmızı gömleklerini yırtacaklar çatıların
kollarını damarlarıma gerdikçe yüzüklerimde toplanan ter
sanırdım içimde dilenen büyücü çalacak kalbimi
geçmedim yine de sâkin su bahçelerinden
taş bebekler soluyan
yollardan topladım iri ceylân gözlerini
sevgili sandım
duvarıma asıldıkça, bir halıda donan fincan güzelini
kabuk bağlıyordu evimizden küçük kadın ayakları
ile akan nehir ve durduk yerde çekildi sularımız
hatırlıyorum bir ikindi toplanıp aile mezarlığında
susuyorduk ki
bakır bir tasta iplerle oynayan ruhum
dökülen ceviz yapraklarından anladı değiştiğini mevsimin
kırdım çerçilerin, attarların yüzleriyle çalışan saatimi
kurudu kuyu, babamın gözyaşları doldurmaya yetmedi
ama o gençlik çağımda ben
ne bileydim susuzluktan öldüğünü sakâların
akşamüstleri kuru incirler içinde
İbrahim Halil Baran
bir türbeden geçirdiler akşamüstü
ellerimi tuttular sol göğsüme
zemzem içirip mürekkep sürdüler dilime
geçmedi evhâmım!
sanırdım içimdeki vandal kıracak billur kalbimi
tifo çarşılarında yahut çay bardaklarında
kırmızı gömleklerini yırtacaklar çatıların
kollarını damarlarıma gerdikçe yüzüklerimde toplanan ter
sanırdım içimde dilenen büyücü çalacak kalbimi
geçmedim yine de sâkin su bahçelerinden
taş bebekler soluyan
yollardan topladım iri ceylân gözlerini
sevgili sandım
duvarıma asıldıkça, bir halıda donan fincan güzelini
kabuk bağlıyordu evimizden küçük kadın ayakları
ile akan nehir ve durduk yerde çekildi sularımız
hatırlıyorum bir ikindi toplanıp aile mezarlığında
susuyorduk ki
bakır bir tasta iplerle oynayan ruhum
dökülen ceviz yapraklarından anladı değiştiğini mevsimin
kırdım çerçilerin, attarların yüzleriyle çalışan saatimi
kurudu kuyu, babamın gözyaşları doldurmaya yetmedi
ama o gençlik çağımda ben
ne bileydim susuzluktan öldüğünü sakâların
akşamüstleri kuru incirler içinde
İbrahim Halil Baran
Su Gibi
Dostlar ırmak gibidir
Kiminin suyu az, kiminin çok
Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca
Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya
İnsanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı,
Bulanık bir göl gibi...
Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.
Uzaktan görünümü çekici, aldatıcı
İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı....
Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz;
Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz!
İnsanlar vardır; derin bir okyanus...
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi,
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;
Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.
İnsanlar vardır, coşkun bir akarsu...
Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler.
Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler!
Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz;
Bu tip insanla bir ömür dolmaz.
İnsanlar vardır; sakin akan bir dere...
İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.
Yanında olmak başlı başına bir mutluluk.
Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.
İnsanlar vardır; çeşit çeşit, tip tip.
Her biri başka bir karaktere sahip.
Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı.
Her şeyden önemlisi insan, insan olmalı...
İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz.
Boşa gitmez ne kadar güvenseniz.
Dibini görürsünüz her şey meydanda.
Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.
İçi dışı birdir çekinme ondan.
Her sözü içtendir, her davranışı candan...
Can Yücel
Kiminin suyu az, kiminin çok
Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca
Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya
İnsanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı,
Bulanık bir göl gibi...
Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.
Uzaktan görünümü çekici, aldatıcı
İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı....
Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz;
Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz!
İnsanlar vardır; derin bir okyanus...
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi,
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;
Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.
İnsanlar vardır, coşkun bir akarsu...
Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler.
Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler!
Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz;
Bu tip insanla bir ömür dolmaz.
İnsanlar vardır; sakin akan bir dere...
İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.
Yanında olmak başlı başına bir mutluluk.
Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.
İnsanlar vardır; çeşit çeşit, tip tip.
Her biri başka bir karaktere sahip.
Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı.
Her şeyden önemlisi insan, insan olmalı...
İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz.
Boşa gitmez ne kadar güvenseniz.
Dibini görürsünüz her şey meydanda.
Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.
İçi dışı birdir çekinme ondan.
Her sözü içtendir, her davranışı candan...
Can Yücel
Küçük Kızım Su ya
Bir derin uykudaydım ölümün içinden
Açtım ki gözlerimi
Bir suyun gölgesi gibi
Kendisi adeta bir suyun
Ayakucumda sen oturuyorsun
Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum!
Can Yücel
Açtım ki gözlerimi
Bir suyun gölgesi gibi
Kendisi adeta bir suyun
Ayakucumda sen oturuyorsun
Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






