02 Mayıs 2013

Gece Yarısı Başlayan Bir Hüzünle

Alnıma kuşlar birikiyor alnımdan hüzünler uçuyor
Elimin yarısı dağılıyor, hiçbir ucunu tutamıyorum hayatımın
Artık beni anlatacak kadar yağmur yağmıyor sokaklara
Artık ne söylesem yaşadıklarım üzerine kaygılarımdan
Sıyrılarak
Tozlu ve yavan kalıyor, bir ölüm olmuyor aldırmayarak bir
Kıza
Müthiş bir hikayeye benzemiyor hikayem, coşkumu
Paylaşacak
Bir tek şarkım bile olmuyor, ağır bir yaz gecesi babamı alıp
Götürmelerini
Anlatsam da şiirlere denk gelmiyor benim bildiğim
Ortaya anamın sarayla sarılı gönlerini döksem öfkem
Seken bir kurşunu andırmıyor suskunlukları bozan ama iplik
Fabrikasında son vardiyada kaneviçe işleyen parmaklarını
Yitirince bacım
Aklıma şehirler takılıyor ve çığlıklar utandırıyor boynumu.

Bahtıma sahralar çıkıyor, dağlar dağlar, ansızın bir çavlana
Yakalanıyorum dolu dizgin bir şeyi yaprağın kan rengine
Kestiğini görüyorum dudaklarıma değince kendi kendime
Soğuk bir ceset oluyorum bir dostu uğurlarken karşılarken
Ya da
Ama bunlar sana göre değildi sevgilim bunlar sevdamızdan
Düşüldü
Rüzgarın eşiğimi başka türlü savurduğunu görüyorum artık
Sevincin koçanını alarak koynuma ayrılıyorum evimden her
Sabah
Çenemin, rüyasını yorumlayan genç kızlar gibi güzelleştiğini
Görüyorum
Dilimin ucunda kirpiklerin, elimin altında, bir gül bir kitap
Bir balık
Olarak döndüğüm oluyor akşamları, biraz suyum
Eksiliyor mataramdan biraz şapkam kalkıyor yukarı
Ve dönerken senden yana kalbimle… ah!..

Şimdi başını karın düşüşü gibi omuzlarıma yaslayabilirsin
Aşiretinin
Adetlerinden başlayıp dere diplerine tünen çocukları
Anlatabilirsin ha.
Yılgın ev kızının topuklarına vuran yalnızlığı sonra
Anlatabilirsin alaca şafağın içinde çıngı gibi giden trenleri
Çayını bitirmeden, saçlarını çözmeden gözlerini kapatmadan
Ama.
Ve gurbetlerde soyunup gözlerine sokulan şu gençliğim
Deli saçlarına daldığı gün, hüzün bir akarsu gibi akacak
Şakaklarında
Ara sıra bir mendil yoklar gibi acılarımı yokladığım olacak
Salıdan umut kestiğim, çarşamba beklediğim o perşembe
Mektuplarınla
Yollar umut ırmakları oluyor benim için çırak çocukları
Görünce sefil
O saatler bulutlar kaynıyor Sivas ilinde o saat güneşi
Kucakladığım oluyor
Üniformam rüzgar tutukluyor, otobüsler kan ağlıyor beni
Taşımaktan
Kan ağlıyor yedeğimdeki gece, yakamda silkip attığım
Karanfil
Alnıma çoktandır çattım şehir birden boşanıyor
Parmaklarımdan
Nicedir beklediğim bir ilkyaz kınalanıyor yanaklarıma
Bir ağacın yürüdüğünü görüyorum bir denizin kahkaha
Attığını
Çay içerek dinelttiğim gövdemi çarçur edebilir bir kurşun
Sözgelimi bir ejderha gibi uzarken kalbimin sana bakan tarafı
Yine de bir şeyin sırtımdan sıyrılmasındaki sevinç yok artık
Bende

Bir şeylerin olağan güzelliklerini yontup yontup duruyorum
Bir nehrin kıyısında susuz gövdem ve üstünde hummalı
Parıltılar
Burkulan yerlerime değiyor suskunluğun, kanayan yerlerime
Bir gelini nasıl süsler zaman nasıl konuşur bir gelin aynalara
Kekliklerin düz ovada avlandıklarını söyleyen kardeşim
Nerede
Sapanım, kalkanım ilk aşkım, son aşkım ve aksamayan o eski
Yürek
Ben şimdi annemin çağrısını beklemesem de çocuklar gibiyim
Ben şimdi kendime yanaşıyorum, biraz ürkek biraz tenha.

Cafer Turaç

Kesik Esintiler

Yağmur yavaşlayınca
hızlanır mı açışı
çiçeklerimin-
çilelerimin
azalır mı acısı
duraksayınca
yüreğimin atışı?

Oruç Aruoba

Özlem

Usul, sessiz arkadaşım benim
Özledik seni
Susarak söylerdin çoğu şeyi
Konuştuğunda da yeri gelip
Usulca havalanır sözlerinden
Yumuşacık konardı sohbetimize
İçtenliğin sıcak kelebeği
Özledik seni

Ve biliyorum ki
Sen de bizi özledin
Kitapların ve hayatın gizini
Ustalıkla çözmeyi bilen Hasan`ı
Geveze ama güvenilir Nevzat`ı
Yorulmak bilmez, çalışkan Musa`yı
Kaytarıcı Ahmet`i, özverili Cahit`i
Her işe gülümseyerek
Olur diyen Süleyman`ı
Hiçbir işe olur demeyen Sabahattin`i
Erhan`ı, Mehmet`i, Ali`yi
Bir yalnız seni, sen
hepimizi, her şeyi özledin
Sabahları işe giderken
Köşedeki bakkala selam vermeyi
İş dönüşü, bir tanıdıkla
ayaküstü laflamayı
Üst kattaki komşuların gürültüsünü hatta
Yandaki yatalak kadının iniltisini
Ve evini
Akşamları bütün yorgunluğunu
Eşiğinde bıraktığın
Acılarını dindiren evini
Evin de seni özledi
Koltuğun, kitapların, terliklerin
Bıraktığın gibi duruyor masan
Dolapta rakın
(Sahi hiç rakı
İçmedik biz seninle değil mi
Pek vaktimiz olmadı öyle şeylere
Çık da bir gün içelim)
Bıraktığın gibi duruyor tablada sigaran
Sekseninci sayfadaki Gorki
Ve penceredeki karın
Seni bekliyorlar, dönmeni

Seni bekliyoruz, dönmeni
Usul, sessiz arkadaşım benim
Özledik seni

İsmail Uyaroğlu

Bende kıyamet öyle bilindiği gibi kopmuyor

Bende kıyamet öyle bilindiği gibi kopmuyor
Bende kıyamet ahmet
Bende kıyamet otuziki dişimden başlıyor kopmaya
Trenle yarım gidiyor gideceği yerlere
Kadınlar yarım adamlar yarım
Yarım bir göğü paylaşıyorum herkesle
Bir dalgınlığım olmuştur ağaçların sünnetinden gelen
Bir yeşili tanırım örneğin bir mavi bana hep az olmuştur
Hep sabahı bekledim hep nehirlerin yatağını değiştirdim
Değiştirdim çünkü komşuluk hakları yok
Bunların hepsi bir masada bir bardağa dolmuştur
Yudumlasam olacak olan olur yudumlasam beni belki biri bulur...

Cafer Keklikçi

Merhaba

Merhaba İlhan
İşte Enver abiyi de getirdik yanına
Şu / Dünyada / Ayrılık/ Var
Ölüm / Var
İlle de / Zulüm / Var
Diyen ozanı
Gülüşünden, su içişine kadar
Halk olan adamı

Mezarlarınız biraz aralı
Ama atsan
Ulaştırırsın herhal sigaranı

İki gözüm ona iyi bak
Dünyaya küskün gitti biraz
Zemheride çiçek açmış
Acılı, suskun bir topraktır o
Seslenmezsen
Merhaba demez
Hastadır, koluna gir
Yürüyemez
Ayakları tutuk
Bağışla İlhan
Öyle ya
Senin de kaburgaların kırık

Metin Demirtaş

01 Mayıs 2013

kötü şiir

...ve tanrı sert bir hüküm verdi “"yettiniz artık”"

ı
karanlığın kuzeyine doğru yürü
amel defterine birkaç sayfa daha eklesin tanrı
kara harflerle
kır ayazını
alın yazısının
dilucunda mekruh tembihler
hızırın yıktığı duvarın tam altındadır

ıı
haram ayları bilmeyen çocuklar
şehrin peykesine çöküp kaldığında
elindeki zakkumlar ve sütleğenler ağlar
çiçek hastalığından ölür anneler
hiçbir burcun yazgısına
inanmadan

minarenin budaklarına asılan sesin
kıblesi çatlatır kalbi üç yerden
niyetlen
ey derviş
nehirleri şehir kenarından taşı
kirlenmesin sular babı

ııı
ilmekler atılmış bir ipin
büyüsüne kapılıyor kuşlar yürekleri ağızlarında
iki rekatlık bir namazı kılacak kadar seferi herkes
gemileri delenlere soru sormaktan
dili kanayan peygamberin
değneğine konup göçüyor bir uçtan
bir uca


sabah ezanlarında göğüslerde sıkıntılar
yavaş yavaş emer insanı
üstüne dolu yağan ağaçların
acısı reçinelerinden belli olur

Mehmet Okumuş

Düşümde Gördüm Ki

Düşümde gördüm ki alıp götürüyorsun beni
beyaz bir patika üzeri
yemyeşil kırlar ortasında
mavi tepelere
dingin bir sabah vakti.

Hissettim ellerini ellerimde,
senin dost elini,
ve kız çocuğu sesin çaldı kulaklarımda
yeni bir çan gibi,
baharın şafağından
bakire bir çan gibi.
Ordaydılar, sesin ve ellerin,
düşümde, nasıl da gerçektiler!...
Sen yaşa, ey umut: Kim der ki
toprak aldı sinesine seni.

Antonio Machado