07 Eylül 2013

Köşe

1.
Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın

Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen
Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
Gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir
Sen kaç köşeli yıldızsın


Fabrika dumanlarında resmin

Kirli ve temiz haritaları doldurmuşsun
Hâtırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi
Aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun


Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma

Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana
Var olan ve olacak olan bütün köşelerinin sahibi benim
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Sen kaç köşeli yıldızsın


(1954, Nisan)


2.
Evlerinin içi ayna döşeli

Ayna hâtıra gözler ve sevmek
Benim aşkım bin bir köşeli ah bin bir köşeli
Bir köşe gidince bin köşe yeniden gelecek
Ayna hâtıra gözler ve sevmek


Evlerinin içi kabartma bahar

Köşelerinde keklik gibi bakıp duran saksılar
Halıları öpe öpe nakış yapar nakış gibi ayaklar
Siz söyleyin insan seve seve ölmez ne yapar
Köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar


Evlerinin içi yeni güllerden

Görülmemiş güneşleri görülmemiş gözlerine getiren
Sağ köşedeki entari sol köşedeki şapka
Beni katil suların ortasına bıraka
Katil sular güneşi gözlerinden götüren


Evlerinin içi gurur döşeli

Benim aşkım bin bir köşeli ah bin bir köşeli


(1954, Mayıs)


3.
Sen geldin ve benim deli köşemde durdun

Bulutlar geldi ve üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
Bulutlar geldi altında durduk


Konuştun güneşi hatırlıyordum

Gariptin yepyeni bir sesin vardı
Bu ses öyle benim öyle yabancı
Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı


Dişlerin öpülen çocuk yüzleri

Güneşe açılan küçük aynalar
Sert içkiler keskin kokular dişlerin
İçinden geçilen küçük aynalar


Ve güldün rengârenk yağmurlar yağdı

İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı
Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak
Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı


Sen geldin benim deli köşemde durdun

Bulutlar geldi üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin


(1954, Mayıs)


4.
Taşların ortasında Leylâ'nın gözleri

Leylâ köşe köşe göz göz şiirin ortasında
Ben Leylâ'yı bulduğumdan yahut kaybettiğimden beri
Leylâ ya o adamın bardağında ya o dağın ortasında


Ben Leylâ gibi güneş doğarken uyanamam

Şehir gece gündüz benim içime uyur
Leylâ'yı götürüp Londra’nın ortasında bıraksam
Bir bülbül gibi yaşamasını değiştirmez çocuktur


Leylâ diyorsam kesik yanaklarıyla Leylâ

Üç köşeli dünyasıyla
Okuyla yayıyla yaylasıyla acımasıyla
Leylâ diyorsam şu bizim gerçek Leylâ


Biz seni işte böyle seviyoruz Leylâ

O gitti bize ağlamak kaldı kala kala

(1954, Aralık)

5.
Beni yeraltı sularına karşı iyi savun

Tırnağını taşa sürten yitik keçilere karşı
Bu çeşmenin üç köşesinden hangisinden su içecek
Senin bahtsız ve mesut Eyyub'un


Atların en güzel biçimini sessizce kalbime indiriyor

İçimde İstanbul çalkanırken bozbulanık çeşme
Bir dans için can vermeğe hazır bekliyorum
Sen orda gelirayak kuklalara insan gibi konuşmasını öğretme


Su akıyor birikiyor kan lekeleri

Kurtulsam diyorum bir eser buna engel
Öyle büyüyor öyle çoğalıyorsun
İstanbul kalmıyor


Hangi köşesinde huzur o köşesinde sen

Hangi köşesinde yeni çağlara uygun odalar
Ben bölünmez bir şairsem
Sen bölünmez bir anne
Bir çeşme


(1956, Haziran)

Sezai Karakoç




Yalnız

Yalnız, tek tabancadır. Her gördüğüne daan! Diye vurulur.
Yalnızın esvapları, mutlu olduğu senelerin modasını yansıtır.
Yalnızın toplu fotoğrafları bile vesikalıktır.
Yalnız, çamaşırlarını gündüz leğende yıkar, gece olunca asar. Yalnızın ayakları, çorapları nefesi kokar.
Bir yalnız, bir yalnıza ömür boyu kışt kışttır.
Yalnızın elleri ceplerinde, cepleri hep derinde. Yalnızın dişleri, düşleri van gogh sarısı.
Yalnız, misafir evlerde uyumaya bayılır.
Yalnız, yankı vadisinden bağırsa: ooo. Kim osurdu. Bit osurdu. Olur.
Yalnız hep tedir-girgindir.
Yalnızın hayatını kalabalıklar yaşar. Yalnız ölünce nüfus eksilmez.
İki kere yalnız, iki yalnız eder.
Yalnızın ütülü tek pantolonu vardır. Onu da giymeye utanır.
Yalnız konuşmasına hep biz diye başlar.
Yalnız çarmıhını içinde taşır. Kimliğini kaybeder, kendini evde unutur.
Yalnız yalnıza aşık olursa, yalnızlık toplamları belki bir çocuk yapar.
Yalnızın içkisi fıçı biradır.
Yalnıza sormuşlar: boynun neden eğri? Hüzün kireçlenmesinden demiş.
Yalnızlar rıhtımı, kuru kalabalıktır.
Her insanın bir hikayesi vardır. Yalnızın karadeniz fıkrası.
Yalnız, iğneyi de, çuvaldızı da kendisine batırır. Yetinmez minare arar.
Yalnızın kefeni sümerbank basması.
Yalnız rüyasında ornella muti ile sevişirken nur yüzlü ihtiyarca basılır. Yalnız kendi rüyasında kovulur.
Yalnızın çorapları tek tek, yüreği küt küt.
Yalnızlık paylaşılmaz. Paylaşılsa bile güçlü olan onda da aslan payını alır.
Yalnız evine hep başka yollardan gider.
Yalnız, yaratıcıdır. Osuruktan nem kapar. Acayip sorun yaratır.
Yalnızın geceleri kerim abdül cabbar boyunda, uykuları naim süleymanoğlu ayarındadır.
Yalnızın tatlı canı, bedenine eziyet.
Yalnızlar, kendi aralarında ikiye bile ayrılamazlar.
Yalnız ya duldur ya da yetim. İkisinden ve tek çocuklu olanları daha makbüldür.
Yalnızın cebi vapur, telefon jetonu dolu.
Yalnızın dudakları sigara öper, elleri buram buram otuz bir.
Yalnızın eşyaları, yalnızı döver.
Yalnızlık üç boyutludur. Ama elle tutulamaz. Yalnızın tırnakları uzar.
Yalnızlık, tanrıya mahsustur. Yalnızlık, tanrının yanına usulsüz park yapmaktır.
Yalnız sever, evlenir, nurtopu gibi ülseri ve gastriti olur. Yalnız boşanır, çocuk annesine verilir. Hüzün babaya.
Yalnız, terliğine darılır, yastığına sarılır. Yorganına kızar, kanepede uyur.
Yalnız çok tutumludur. Düşünden, tırnağından attırır hep içine atar.

Yalnız yalnızı donundan tanır. Yalnızın yedek donunda da çiçekler açar.
Yalnız göçebedir. Vatanı bedenidir. Komşuları yok yuk, para birimi borçtur. Yalnızın başkenti fiyaskodur. Bayrağı gökyüzü.
Yalnız, hiçbir şeyin sonunu getiremez. Her şeyin ortasını yaşar. Ortalıkda yaşar. Yalnız, orta malıdır. Herkes onu kullanmalıdır.
Yalnızın varlığı, babasının çükünün keyfinedir. Yalnızın varlığı, varlığınıza armağan olabilir.
Yalnızın sevdiği artiz ya rahmetli lee van cleeftir, ya da yine rahmetli cevat kurtuluş. (suphi kaner, john belushi joker.)
Yalnızın bindiği tüm taşıtlar, kendisinden geçer.
İnsanlar konuşa konuşa yalnızlaşırlar. 

Metin Üstündağ

Hani

1.
Yavaştır yaşamının anlamı

2.
Sana aldırmaz; öyle hemen de çıkıp gelmez sana, sen onu ne denli bekliyor olsan da.
Senin beklemen: bir boşunalık duygusudur yalnızca; gerçekler içinde hayallerin; olup-bitenler içinde olamaya-cakların düşlenmesi-boyuna ve boşuna bir düşüş – oysa o, gelişmektedir. Sana doğru. Sen hiç bilmeden – beklerken, bilmeden.

Senin beklediğindir o; ama sen, bilmiyorsundur. Gelmeyeceğini sanarsın. Yıllar geçtikçe, hatta, hiç gelmeyeceğini bildiğini sanarsın-yıllar geçer, emin olduğunu da sanarsın artık hiç gelmeyeceğinden.
Senin beklemen; hüzünlü ama dingin bir umutsuzluktur; bir an önce bitirip gitme isteği çökmüştür üzerine -hatta bitiremeyeceğini de bildiğin bir çok şeye aldırmazca ve umarsızlıkla girişip, hepsini yarım bırakıp gitmek, bir ayartı kadar keskindir artık.
-Yaşamının anlamı bulunmamıştır, bulunamayacaktır-o, gelmeyecekti ya; sonuçsuz, bir son olarak, ölüm,gelebilir, artık,işte…

3.
Hani çiçekler vardır-sanarsın, hep tomurcuk kalacaklar (öylesine uzun sürmüştür ki gelişmeleri, serpilmeleri, olgunlaşmaları); oysa, gün gelir, inanamadığın bir hızla, pırıl pırıl açıverirler ya-işte öyle: birdenbire geliverir yaşamının anlamı.
yıllar sürer, çünkü, o küçücük tomurcuğun gelişmesi, sonra çiçeklenmesi; sonra olgunlaşması, meyveye duracak hale gelmesi. Yıllar ve yıllar…
Meyve: olgunluktan çürümeye geçiş olacaktır; ama, yokluktan varlığa da…
Yaşamdan ölüme; ama, bir o kadar da, ölümden yaşama…

4.
Yıllar önce görmüşsündür onu-bir an için, tek bir kez: Ufacık. Belirsiz. Uçucu. Yalnızca, içinden, “Ne güzelsin” demişsindir. “Kalsan ya biraz” bile diyemeden -zaten bilmiyorsundur deyimi o zamanlar.
Bir karışıklı ve geçip gidicilik içinde yalnızca : anlık bir görüntü. Bir görünüm, bir yüz, bir çehre -birkaç renk içinde. Esintili bozkır tepesinde (bir tür bahardır) ak bir kızıltı. Kötü bir çivit mavisi ve yapışkan bir beyaz içinde. Yanında sapsarı birşey…
Geçip gitmiş, silik; hep de silinen bir anı. Küçücük. Zorlukla anımsadığın(o gün niye orada olduğun bile belirsizdir), hiçbir anlam veremediğin; kavramak şöyle dursun, daha nereye – hangi yerine- koyacağını bile bilemediğin bir an-ani bir anı olacak birşey…
***
İşte pencerenin camında yavaştan biriken buğu gibidir-gözünü tamamiyle kapayacak körlük-: görüşünü tamamiyle örtmeye yönelmiştir; ama açık bakışının da hangi noktada olanaklı olduğunu (bahar’ın ne zaman ve nasıl geleceğini) sana bildiren, gene, odur…

5.
Sonra, işte yıllar sonra (yarıyı çoktan aşmış ömür sonra) gelir: “İşte o benim” der -

“bendim o işte…”

Oruç Aruoba

Yalnızlıklar

Kahvaltı yapacaksınız bir başınıza ya da yanınızda birileriyle.
Arkadaşlar, aile bireyleri
ve belki eskimiş sevgilerinizin sahipleri olacak karşınızda.
Şeker karıştıracaksınız bardağınızda.
Gözünüz dalacak masanın üzerindeki ekmek kırıntısına...
Vapura bineceksiniz, otobüsten ineceksiniz.
Simit alacaksınız,
gazete sayfaları çevirecek,
fal bakacaksınız bilgisayarlarınızda...
Uzun sıkıntılar vermiş şeyleri bitiremiyor olmakla
her şeye yeniden başlayabileceğinizi
sanmak arasında bir fark olmadığını fark edeceksiniz.
Siz silmek isteseniz bile
hafızanın kalıcı mürekkebi yıpratmış olacak
kalbinizdeki ak parşomeni...
En olmadık anda geri tepecek hainlikler.
Anlayacaksınız;
hiçbir şey eskisi gibi olmayacak bir daha...
Çekip gitmek en güzeliymiş gibi gelecek
ama çekip gidemeyeceksiniz...
İşiniz,
alışkanlıklarınız,
derme çatma düzeniniz,
çocuklarınız,
toplumsal korkularınız;
hadi ataletiniz diyelim hepsine;
izin vermeyecek size!
Başkalarının felaketinde teselli bulacaksınız.
Onlar kadar alçalmadığınızı düşüneceksiniz.
Onlar kadar rezil, kepaze olmadığınızı.
Onlar kadar başarısız olmadığınızı...
Ortalama yaşamınıza sığınıcaksınız.
Hayatla ilgili onca fikri varken uygulamada sınıfta kalmış her bilgiç, başarısız insan gibi derin mutsuzluklar içinde sadece eleştirebilen bir taslak olarak kaldığınızı fark edeceksiniz belki bir gün...
Ya da...
Göze alacaksınız kendinizi.
Kendinden başka düşman yoktur çünkü.
Severken de
dövüşürken de
kendinden daha çok yaralayamaz hiç kimse ve hiçbir şey bir insan zihnini...
Verdiğiniz onca açığa ve gösterdiğiniz bütün zayıf noktalarınıza, içinizden çıkmış hainlerin topuğunuzdan vurulacağınızı bildiklerini bilmenize rağmen yola çıkacaksınız.
Sırtınızdaki bıçak kesiği soğumaya başladığında emin olun en çok o zaman acı duyacaksınız.
Ama bildiğiniz gibi iyileşecek yaranız.
Sokaklardan arabalar geçecek,
mevsimler dönüşecek,
yeni şarkılar söylenecek,
birileri ölecek,
birileri doğacak...
Ama en çok o zaman seveceksiniz kendinizi...
Hiçbirinin bir önemi olmadığını anladığınız anda...
Ne düşman sandıklarınızın
ne de aynı yanda olduğunuz savaşçıların
ne de sebeplerinizin yani...
O idrakin başlama noktasında bitecek telaşınız...
Siz de biliyorsunuz aslında...
Nedenleri, niçinleri, zayıfları, çürümüşleri...
Hepsini...
Hepsini...
(...)
Bilinmesin;
yalnızlık biraz da,
her şeyi bilmenin ta kendisidir.

Hasan Ali Toptaş

Gitmeler, Hiç Olmadığın Yerlerden...

Kapıma kadar dayanan yolculuklar düştü şimdi peşime.
Bırakıp da gidilesi hayatlar var hayatımın içinde...
Bense bir limana ait tekne gibiyim; her yanımdan bağlıyım, gemici düğümleriyle.

Ve düğümler; yerinde saymaları getiriyor beraberinde.
Bir çividen bile kararlı, çakılıveriyoruz olduğumuz yere.
Kim bilir zamanın vurduğu kaç çekiç darbesinden sonra, gitmeyi bile deneyemeyeceğiz artık başka yerlere?

"Olmam gereken" yerlerim mi var benim?
"Olması gereken"lerden vazgeçemez miyim?
Valizlerim mi küstü yollara?
Yoksa onları kararsız bir anımda mı çaldırdım zamana?
Aklım sussa, içim konuşsa biraz da...
Aklım gitse ve ben unutsam onu bir yerlerde, bir daha bulamasam asla.
O zaman nereye varırdı acaba yollarım?

Ama küçük bir gölde, her an oltaya takılacak bir balığın telaşına da hayran kalamam hiç...
Bunca katılık, bunca söz geçiriş kendime, uçurtma kuyruğundaki yaşamları getirmese de peşinde, değişemem...

Şimdi denizin dibinde, koca bir taşın altındaki kırmızı balığım ben; hiçbir ağa takılmayan, varoluşlarını kendi sularına adayan...
Bilirim çünkü, ağlarda hep can çekişen balıklar takılıdır, son çırpınışlarıyla hayata tutunmaya çalışan...
Ve bütün bunlar, benim sadece uzaktan izleyebildiğim intiharlardır.
Yaklaşamam...

Kendi sularımda yapacağım yolculuklarım bitmedi ki henüz.
Bir ağa takılmak için çok erken.
Yüzmeyi unutacak daha çok zamanım var benim.
Şimdilik kendi sularımda gezinmeliyim...
Görülecek başka dünyalar, gidilecek uzak ülkeler, yüzüme gülümsemeleri sinecek çocuklar, keşfedilecek hayatlar var.
Daha kendimle, kendi içime yapılacak çok fazla yolculuk var.

Bu yüzden taşın altında gizleniyorum, bir balıkçı yaklaştığında sularıma.
Çünkü benim tüm cesaretim, kendi sularımdaki uzaklara...
Görünen en geniş ağlar bile dar geliyor ruhuma...
Ve biliyorum, hiçbir balıkçı merhem olmaz tuttuğu balığın yaralarına...

Ama sen...
Balıkçıyken...
Nasıl oldu da sıyrıldın kendinden?
Ne oldu da bir balık olup karıştın sularıma.
Bir ağa takıldık takılıcağız şimdi yanyana.

Sonra çırpınırsak birlikte, çırpındıkça daha mı çok tutunuruz hayata...
Yoksa her çırpınış da, daha da mı sert dokunuruz birbirimizin yaralarına...
Belki de kıpırtısız kalıveririz aynı ağda, acıyan yanlarımız felç olmuşcasına.

Bir ağa takılmak bile olsa sonunda, bugünlerde bir balık olalım istiyorum seninle, aynı sularda.

Elif Gizem

Güzel'e

* Bana yalnız güzel yanlarını gösteriyor: Güzel.
Bana kendini olduğu gibi gösteriyor: Gerçekten güzel.

* Güzellik bir bütünün sonucudur. Bunun için kolay görülmez, kolay varılmaz, kolay anlaşılmaz.

* Birdenbire kendini veren güzellik, birdenbire gider… Gelişi gidişi yararlıdır.
Salt güzelin ayağa düşmesini güzelliğin bu türü önler.

* Yeni: Zaman içinde herkesin değmediği.
Güzel: Alan içinde herkesin görmediği.

* Nasıl gelirsen gel, gelince nasıl olursan ol.
Giderken olabileceğin en ulu yön iyi olmandır. En küçüğü..
Hiç olmazsa güzel olmak.

* Onun güzelliğini herkes görüyorsa o bence az güzeldir. Herkes biliyorsa o bence hiç güzel değildir.

Onun güzelliğini yalnız ben görüyorsam bu sevgidir. Yalnız ben biliyorsam bu aşktır.

Hiç kimse görmüyorsa bu yalnızlıktır.

* Bir de en güzeli vardı
Sözünü unuttuğum.

* En güzelleri unuttuklarım değil en unuttuğumdu.

* İyiyi mi seçersin, güzeli mi? diye sorsalar bana.
Her ikisini de ikiye böler, yarım birinden yarım öbüründen bir harman yapar kafamla gönlüm arasında paylaştırırdım, derim.
Nasıl olsa onlar sonra kendi aralarında değiş-tokuş yapacaklardır da ondan.

* Güzellik bir görüntü, çirkinlik bir bilintidir.

* Güzel bir kadının başkasından hiç duymayacağı sözlerdir

I
Ben sizi hiç sevmeyeceğim.
Söz veriyorum.

II
Benimle aç kalır mısınız
Biraz konuşalım.

III
Size nasıl bir kötülüğüm dokunabilir
Lütfen söyler misiniz.

IV
Siz şımarıksınız ama bu size yakışıyor
Ama ya aptallığınız..

Özdemir Asaf


Planör

sana uçak alamıyorsam türkiye ekonomisi kötü gidiyor demektir
ama düşün ve unut hemen şimdi, bisiklet ölüme inandırmaz insanı
sana uçak almak da istemem, motorların sesindeki aldatır bizi

kekeleyen acil iniş çağrısı kesinkes devrimdir
yanlış durakta inmiş iki eski dost olabiliriz, buysa çok güzel
odalara sığamazsak kardeşlik ne güne duruyor
ürpermek ebediyettir, kaç buradan
şizofreni hırkaları dikiyor mühendisler son hızla
giyince unutuyorsun, ben de kendimde bir şey var sanırdım
bir şey, kaset kapaklarını şenlendiren sezen resmi gibi ayıp
depresyon fırkası buna inanıyor
sonbaharla gelen melankoli üzülmeni istemiyor
sana saçlarını tara dersem rüzgarda atlılar geliyordur
ay karanlıkta incecik ve çok acayip, deli olursun
benim suskunluğuma katılırsan bunun da bir anlamı olur
ey çocukluğumdan kalma altıpatlarlar
ey atasözü söyleyen kadınlar birden yaşlanırlar
çık da gel, kibirli ve çok kabahatli
yalnız yürürken yakışıklı, geberesiye hora tepmek isteyen ben
sen benle çıkart şu güzelliğini, çok fazla
çok fazla kaldır at saçlarını sevinmek için, çıldırasıya kitap okumak için
alabildiğine yeryüzünün kardeşi avuçlarımdaki ter, bakışlarımdaki bozgun
sana sevgimi grafikle anlatacağım artık
unutulmak için bile üşeniyorum şimdilerde
dünya resmen normal değil, bana inanma
ama şuna inan
aşağıdaki grafiğe bakan olayı anlayacaktır, diyorsa birileri
tamam, hepimiz delirmişiz
hepimiz başlığı yanlış okumuşuz demek ki
pe sayısı, pi sayısı
lan bana ne deme
ör sen saçlarını
uçakları yüksele yüksele
batan bir dünyaya uzat yine de saçlarını
eski karizmam yerine gelirse bir bilet alırız, tek gidiş
dönemezsek, türkiye tarihi acıları ansiklopedisinde bir madde verirler bize
biri esmerdi, şair
birinin saçları uzamış da uzamış

karma ekonominin baş belası iki anarşist yaşamış
Mustafa Akar