15 Şubat 2014

Tüketeceksin

Bir sevgiyi anlamak
Bir ömrü tüketir 
Tüketeceksin

Bülent Kumral

Duvarcının Aşkı

Kendimi öldürmeyi düşündüm, ben olup olacağım bir duvarcı,
      sen eczanesi olan bir adamı seven bir kadınsın diye. 
Alıştım, umurumda değil; tuğlaları eskisinden daha düzgün diziyorum 
      ve şarkı söylüyorum inceden, elimde mala, öğleden sonraları. 
Güneş gözlerime gelip de merdiven titrerse altımda ve tuğlaları da 
      yanlış yere koyarsam, anla ki seni düşünüyorum.

Carl Sandburg

Şimdi Yoksun

Bir zamanlar öyleydi
Diyelim duruyordun bir ağacın yanında
Kış oluyordu diyelim, tek yaprak olmuyordu dallarda
Şimdi kimse inanmaz buna ama
Çiçekle donanıyordu ağaç bir anda
Kuşu bile oluyordu hatta

Değdiriyordun diyelim parmağını
Hüzne yavaşça
Eriyip rengârenk bir uçurtma
Oluyordu o an
Hüzün dokunmanla

Diyelim bakıyordun ağlayan bir çocuğa
Donup kalıyordu gözyaşları çocuğun
Akarken yanağında

Bir zamanlar öyleydi
Şimdi yoksun
Mevsim kış, vakit hüzün
Ve bütün çocuklar ağlıyor

İsmail Uyaroğlu

10 Şubat 2014

Son İçin Dua

kuş kanadında bir avuç gökyüzü
gibi dalında ilk çiçek
Rabbim beni senden ayrı bırakma
bir de bahar yağmuru kokan topraktan..

çok eskiden kalma o mırıltı
çocuk yaşta öğrenilmiş bir dua
rabbiyesi silinmemiş yüzler arar
sevap yazmak için melekler

ne güzel çağırıyorsun ecel gönderip
biçilmiş çimlerin verdiği tazelikle
cümle kapısından geçerken
o son cümle dudaklarımı mühürlesin
o son şahitlik gözlerimi

Suavi Kemal Yazgıç



Su Masalı

aldatılmış bir kumsaldır zaman
parmaklarımı sayıp döktüğüm.
herkes ölecek yaştadır orada
toprağı ayaklandıran bir yağmur altında
dağlara doğru süpürülmüş barakalar
ve hüzün,
en eski kavuştağımız,
kendi hâlinde bir dağ

aldatılmış bir kumsaldır zaman
sesimi yanağına düşürdüğüm.
herkes ağlayacak yaştadır orda
işlek çarşılardan kovulmuş
terazilerin bir kefesinde gözyaşı
diğer kefesinde kum
ve şehir ve leheb
ve yenilginin kokusu
kendi hâlinde bir sis

aldatılmış bir kumsaldır zaman
kalbimi çevirip okuduğum.
herkes boğulacak yaştadır orda
herkesin koynunda ıslak bir dal
ve aşk:
parlak dalgaların gelip vurduğu
kendi hâlinde bir sandal

Şeref Bilsel

Morduman

Bir gülün gölgesi düşmüş yüzüne
Kötü gülün, zalim gülün, dar gülün
Gel otur biraz yaşlanınca kalkarsın
Yüzün biraz, sesin biraz, kal biraz
Annenin elleriyle aynaları silersin

Bir ahın gölgesi düşmüş yüzüne
Derin ahın, yetim ahın, silahın
Beni yalnız bir göl gibi düşünme

Bir taşın gölgesi düşmüş sesine
Kara taşın, boğuk taşın, gizli taşın
Bende gölge olup beni üşüme
Kalın gölge, sessiz gölge, yan gölge
Beni yalnız gölge gibi düşünme

Şeref Bilsel

Gelmiş Bulundum

Ben mişim -neymiş- su sesiymiş
Oymuş -cam kırıkları gibi gövdemi yakan-
Yanağında sardunya kokusuyla yazdan
Kimmiş o gelen ya giden kimmiş
Bir yabancı mı, yoksa bir ermiş
Değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan.

Güneş mi batarmış bir özel ismi bitirir gibi
Yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan
Ne kalmış bir önceden ya da bir sonradan
Kim koparmış dalından bu yabani incirleri
Ya kimmiş kıyıya çeken hayalet gemileri
Ne yazılmış nereye bu garip kargaşadan.

Yıldızlar, büyülü ülke adımı unutturan
Bir kaya, bir ot, bir akarsu
Hangi yaz şarkıcılarının ürpertili korosu
Ki bütün ölüleri sığa çıkaran
Ve kenti bir ölüm derinliğine salan
Yani bir gül solarken bir gülün açma korkusu.

Şiirler yazdım, kitaplar okudum
Elimde bir bardak aldım, onu yeniden oydum
Derinlerde kaldım böyle bir zaman
Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan
Ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları
Söyleşin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum.

Edip Cansever