24 Mayıs 2014

Ayşe Sana

Saklıyor içinde yüzen hayâli
Ne zaman gözlerin yaşlansa, Ayşe!
Diyemem boynuna olsun vebali
Sevdiğin o güzel çobansa, Ayşe!

Gönlünü yorarak bütün bütüne
Benzedin sararmış yaban gülüne.
Güvenme sana andiçtiği güne,
Ya bütün sözleri yalansa, Ayşe?

Canına karışmak istiyor canı
Kim görse bu güneş başlı çobanı.
Günyüzlü Zeyneb'in çekildi kanı,
Göz yaşı döküyor Kezban'sa, Ayşe.

Çobanın bir kızıl yele saçları,
Ateştir, alınmaz ele saçları,
Ah hele saçları, hele saçları...
Yakar parmağına dolansa, Ayşe!

Ayşe, kaç çobandan, tehlikelidir,
Kendini ateşe atan delidir.
Kuşlara emniyet etmemelidir.
Buluştuğunuz yer ormansa, Ayşe!

O ne, birdenbire karşımda soldun,
Bir anda boşaldın, bir anda doldun?
Yoksa, dün çocukken, ana mı oldun
Yanarım kederin bundansa, Ayşe!


Faruk Nafiz Çamlıbel

23 Mayıs 2014

Ne İdi?..

Aşk benim için ne idi ? Çok kere, gözyaşından bir ırmak. Üzerinde hafif bir sandal yüzüyordu; içinde sandalcı benim ruhum ve onu iten rüzgâr ahlarımdı.

Aşk benim için ne idi ? Istırapların ormanı. Sık merkezinde kurtların bağrışı ve yarasaların çığrışı duyuluyordu.

Aşk benim için ne idi ? Kelebekleri kovalıyan, bir hendeğe yuvarlanıncaya kadar soluk soluğa koşan akılsız, budala bir küçük çocuk.

Aşk benim için ne idi ? Ölen ümitlerin, derin elemden dokunmuş kefeni; yahut, beni idam yerine götürdükleri kızıl araba.

Şimdi benim için aşk nedir? Gül ağacında minimini bir kuş yuvası. İçinde neş'e ile ötüyorum; ve fırtına onu bozarsa biraz öteye gidip başkasını yapıyorum.

Şandor Petöfi
Tercüme : Necmi Seren
Aşk ve Hürriyet Şiirleri / Ahmet Halit Kitabevi / 1943

Aşk ve Hürriyet Şiirleri

... Aşk bugünündür ; dostluk dünün ve yarının.
*
... Güneş bile, batacağı zaman ışığını bol bol dağıtır...
*
... Hürriyet çok pahalı bir maldır ; bedava değil, para ile verirler : Paranın en kıymetlisi ile, kırmızı kanla...
*
... O kadar neş'eli şeyler konuşalım ki bizi dinlemek için zaman bile dursun...
*
... Allahım, Allahım, insan göğsünü niçin bu kadar küçük yarattın ? Saadetim içine sığmıyor...
*
... Korkak köpek hiç durmadan havlar...
*
... Aşk herşeyin yerini tutar, fakat hiçbir şey aşkın yerini tutamaz...
*
... Şiir süslü insanların dedikodu yapmak için gittikleri konuşma salonu değil, ibadet etmek istiyen, mesut - bedbaht herkese açık bir binadır. Şiir, nalınla, hattâ yalınayak girilebilen bir mabettir.
*
... Tebessüm, çok zaman, gözyaşlarının maskesidir...
*
... Mezar tümseğinin yanında duruyorum ; lâkin yine, bana, dünyanın en uzak yerinden daha uzaksın...
*
... Kederli zamanlarda yüzüm şendir ; çünkü, bana acımalarını istemem...
*
... Fırtına gibi, ya yap, ya yık; işin bitince de, işini yaptıktan sonra dinen fırtına gibi, sus. Ruhum bulut, öfkeli bir bulut ; sık sık yıldırımlar döküyor. Lâkin, sen korkma güzelim. Yıldırım meşelere vurur; çiçeklere değil...
*
... Aşkın esaret olduğunu söyliyen, hiçbir zaman sevmemiş olandır. O kanat verir, kelepçe değil...
*
... Biz Güneşle birbirimizin sevgilisiyiz. Ne vefalı iki sevgili ! Kimbilir : ben mi ondan ısınıyorum ; yoksa o mu sıcaklığını kalbimden alıyor...
*
... İhtiyarlık hayatın sadece yankısıdır...
*
... Yeniden sevmek istiyorum, lâkin mezarda yatan kızı unutmadım... Dağın eteğinde çiçekler açılırken tepesinde henüz kışın karları bulunur...
*
... Istırap ağır ağır, fakat, yorulmadan ve durmadan kemiren bir kurttur...
*
... Hayat kitabından "dost" kelimesini zaman sileli çok oldu...
*
... Istıraplı hayatımın vefalı, doğru bir arkadaşı var; felaketle pençeleştiğim zamanlarda benden ayrılmayan yalnız odur.
   Vatanımda bir vahşi gibi saklanarak dolaşırken, kaynaklardan su içerek açıkta yatarken o benimle beraberdi.
...
   Bu bir tek dostum şiirdir ; o her zaman benimle beraberdi. Bütün felaketlerim arasında, sahnede ve nöbet yerinde şiir yazdım.
   Şiirlerimin faydası olacak mı ? onlar babalarından çok yaşıyacaklar mı? mezarımın gecesi beni koynuna aldığı zaman, üstümde, ay gibi parlıyacaklar mı?...
*
... İlkbahar geldiği zaman çiçek açılmaktan menedilemez. Kız bahardır, aşk çiçek. Bahar gelince çiçek ister istemez açılır...
*
... Bir gün şarap kadehi yanından ölüm beni kovalamıya gelirse bir yudum daha içeceğim ve ey mezar, buz kucağına gülerek atılacağım...
*
... Teselli edilen ıstırap sevincin kendisinden belki daha tatlıdır...
*
... Kalbim bir sağanağı içecek kadar susuz ; halbuki üzerine bir çiğ tanesi bile düşmüyor...
*
... Beşikten beri kafana soktukları nedir? Vazifelerin. Ben sana haklarını öğreteceğim...


Petöfi Şandor

Aşk ve Hürriyet Şiirleri / Tercüme : Necmi Seren / Ahmet Halit Kitabevi / 1943 (Sayfa 80-69)

22 Mayıs 2014

Hazin Kurallar

Kurgusu değişince hayatın,
Şirin görünür ölüm; bu kuraldır.
Sanırım ki korkumuzdan,
Öyle bir duruma düşmüşüz...
Düşler bile düz, mâcerasız;
Duygular nehri mecrâsız,
Yürek vadisi nehirsiz,
Zehirsiz ve panzehirsiz,
Bir ömür.
Sözde özgür...
Coşkudan uzak ve yavan
Gök yerine bir basık tavan,
Güneş yerine bir kandil.
Bunun farkına varılınca
Arkada tek geçit, bin menzil
Önümüzde yolun sonu görünür;
Bu da kuraldır.

Hüsrev Hatemi

Muhayyer Sünbüle

                - Fırat Kızıltuğ'a-

Bu rüzgârla, şimdi çoktan unuttuğum
Tarlalarda başaklar eğiliyor;
Değirmen miydi depo mu, o yıkık...
Terkedilmiş yapının bacasında,
Derin düşüncelerde iki leylek;
Birisi ayakta ve çökmüş diğeri.

Bu rüzgâr, şimdi deniz kokusunu,
O kadîm sâhilde gezdirirken
Bir şeyi yapamayacak yalnız...
Ölmüş güzellerin saçlarını,
-Onları ben unutmamış olsam da-
Artık dağıtmayacak bu imkânsız.

Duyulan bir sünbülün şarkısı mı?
Sünbül, eski saçların anısı;
Sanırım bizim de ardımızda...
Ölüm, zaman ormanının parsı.

Hüsrev Hatemi

Yaşlı Bir Adam

Gürültülü kahvenin içerlek bölümünde
yaşlı bir adam oturuyor tek başına
başını masaya eğmiş, önünde bir gazete.

Ve sefil yaşlılığının küskünlüğü içinde
hayatını nasıl boşa harcadığını düşünüyor
güçlü, yakışıklı, sazı sözü yerindeyken.

Biliyor artık çok yaşlandığını, duyuyor, görüyor.
Oysa daha dün gibi geliyor ona gençlik günleri.
Nasıl da hızla geçmiş zaman, nasıl da hızla geçmiş.

Onu nasıl yanılttığını düşünüyor aklının,
ona nasıl her zaman safça inandığını
“Yarın daha çok vaktin var,” diyen o yalancıya.

Dizginlediği onca istek geliyor aklına,
boşa giden onca sevinç. Kaçırdığı her fırsat
alay ediyor şimdi onun bu kafasız hesaplılığıyla.

… Ama bunca düşünce, bunca hatırlama
başını döndürüyor yaşlı adamın. Uyuyakalıyor
dayayıp başını kahvenin masasına…

Yannis Ritsos
Çeviri: Cevat Çapan

Susmak mesele değil

Tesirsiz Parçalar 266-271..


266.
Michel Foucault, "Neden her kişi kendi hayatını bir sanat yapıtına dönüştürmesin? Neden şu ev ya da lamba bir sanat yapıtı olsun da benim hayatım olmasın?" diye sorar bir yerlerde. İyi ya da kötü yaşam değildir tabi kastettiği. Rezil bir yaşam da sürseniz bunu bir sanat eseri haline getirebilirsiniz, yeter ki rezilliğiniz size has, sadece sizin becerebileceğiniz türden bir rezillik olsun.

Aynı Michel Foucault,"Bugünlerde amacımız ne olduğumuzu keşfetmek değil, ne olmuş isek onu reddetmek olmalı." diyerek de reddin ve inkarın (buradaki inkar düz inkar değil tabi, bir tür ontolojik inkar) insanın asıl gerçeği kavrayabilmek için tek seçeneği olduğunu söyler.

Ve yine sevgili Michel Foucault, "Bir yerde herkes birbirine benziyorsa; orada kimse yok demektir." şeklindeki muazzam tespitiyle hepimizin ağzına sıçar ve gülümseyerek çekilir. Kurban olduğumun keli, sağ olsaydın da ikişer duble rakı içseydik seninle, beni bir tek sen anlardın be Foucault...


267.
Herkes gider
Ne?
Bilmiyor muydun sanki
Sevgili kalbim!
Neden hala apartman boşluğunun
gün ışığı görmeyen penceresinde
kuş sesleri beklersin..


268.
Susmak mesele değil. Susar insan. Başka çaresi yoksa susar. Haksız olduğu için susar bazen, bazen de haksızlık karşısında susar. Çok konuşmuştur vaktinde o yüzden susar. Ya da hep susmuştur, üşeniyordur konuşmaya o yüzden susar. Susmak mesele değil. Ama söyleyeceği şeyler içinden boğazına kadar yükselmişse, istediği için değil mecbur kaldığı için susuyorsa o zaman susmak ızdırapların en büyüğü olur. Diline kadar gelen ve dışarı çıkamayan söz, en acı zehir gibi ruhunu yavaş yavaş çürütür...


269.
Düşün.. Hiçbir yere sığamamış ve sikik bir parka sığınmışsın. Üç tane sigaran ve bir kutu biran kalmış. Bakkallar kapalı. En yakın benzin istasyonu ebesinin amında. Üstelik orada da sigara var ama içki satılmıyor. Ne yaparsın? Normal insansan yatar uyursun. Biraz sıkıntılıysan eve gidip çay falan koyarsın. Ama kafayı yemiş bir ruh hastasıysan önce sigaraları ikiye bölüp altı tane sigaran varmış gibi, biranın yarısını da boş bira kutusuna döküp iki tane biran varmış gibi düşünüp, bunu yaklaşık on dakika düşünüp kendini iyice inandırırsın ve bu esnada da Ferdi dinlersin. Evet evet, Ferdi şart...


270.
Ben herhangi bir şeyi asla yapmam demek kadar aptalca bir şey yok. Bir an, tek bir an gelir, biri çıkar karşına, inandığın, güvendiğin ne varsa hepsinin iki dakikada ağzına sıçar, kendisini yerin dibine sokar seni de aşağılık bir sürüngen haline getirir. Ve bütün bunlar tek bir anda olabilir. İnsan değil miyiz amına koyim en iyimiz yerin dibine batsın!


271.
Müptezelim müptezelsin müptezeliz
Ah!

Ali Lidar

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal S...