06 Haziran 2014

vâveylâm

kekre bir kapının önündeyim işte böyle çok zaman
âh! üvey heveslerin peşinde muhâcir
derin yamaçlarda seferi bir halkın öksüzüyüm
çıbanlarıma ilişecek gücü bulmak için
yol boyunca izler bıraktım
çarpık çentikler attım sağ kalan yanlarıma
toprakta bir kaç damla erken kan..
yine de kimseye anlatmadım, ilksiniz:
düğümüm karardı da her seferinde
mecbur kaldım öldürdüğümü sevmeye

kekre bir kapının önündeyim işte böyle çok yaz
elbet ben de başka aşkların kılıç artığıyım
ve ilk gecesinde yarılmış bir kuşatma gibiyim hâlâ..
belki çok erkendi gözlerimi dikip konuşmak için
ama beklenir de neden yanıt alınmaz uçurumlardan
neden iltimâs geçilir boynun en önce kırılacak yerlerine
anlamayacak kadar şaşkındım..
yine de kimseye anlatmadım, ilksiniz:
çekilmiş denizler, kapanmış defterlerle geçti de çok yaz
bulunamadı safirden el değmedik yerlerim

kekre bir kapının önündeyim işte böyle çok gün
uzun kandil gecelerinde ağarırken saçlarım
işte böyle çok defa bir sürek avının ortasındayım
bu yüzden pıhtı bir gölgeyle geçerim eriyen kendimden
gözlerinin kökünde birikmiş kibrit suyuyla
yenilmiş bir bozkıra yanmaya giderim..
yine de kimseye sormadım, ilksiniz
beni bir sözün eğrisine bağışlayıp söyler misiniz:
zaman tanıdım da bunca dar zamana
neden toprağın kir sabrına varamadım


Kemal Varol / Bakiye s.39

Uğultu

O uğultu
işittiğin-benim bekleyişim
ve senin gelişin.

Benim bekleyişim:
Yapışkan nemin
birikişi-
cırcırböcekleri
komşu sesleri-bir durgunluk,ölgün,
gelmiş:beni
boğacak
çullanarak.

Senin gelişin:
Yapışkan nemin
yitişi-
cırcırböcekleri
komşu sesleri
kesilecek-
bir esinti,serin,
gelecek:
bana
dokunacak
ışıldayarak.

Bu uğultu
işittiğin-senin gelişin
ve benim bekleyişim.

Oruç Aruoba


436

Nedense bir anda aklıma gelen ve yazmadığım için daha sonra hatırlayamadığım dizelerin, yazdıklarımdan çok daha iyi olduklarını düşündüm her zaman. Ve bu pişmanlık benzeri ruh hali canımı çok sıktı. Ne olduklarını bile hatırlamıyorum, ne anlattıklarını bile bilmiyorum ama iyi olduklarından emin olabiliyorum ve yaslarını tutabiliyorum. Üstelik bu davranışın iyi veya kötü olduğuna dair hiçbir karara da varamıyorum.

Bir ara baktım böyle olmuyor, ışığı söndürmüş ve geceyi kapatmışken bile yatakta aklıma aniden geliveren dizeleri hiç üşenmeden yataktan fırlayıp deli gibi yazmaya koyuldum artık. Ama birkaç dize sonra devamı gelmiyordu onların da. Tıkanıyordum ve bezginlikle yatağıma dönüyordum. Çok rezil bir duyguydu. Artık gelenleri umursamayıp uyumaya çalışıyordum.

Belki de hiç olmamaları gerekiyordu ve ben bunu anlayamıyordum.

-Bir şeyler değişmiş sanırım.
-Hiçbir şey eskisi gibi değil.
-…

Ne zaman bir giden olsa, o en iyisi oluyor hep. Onu iyi yapan gitmiş olması sanırım. Ben de gitsem iyi olur muyum, diye düşündüm ama peşimden gelen olmadı. Dönüp arkama baktım çaktırmadan, tam hizamda çok önemli bir şey görmüşüm de ona dikkat kesilmişim gibi davranarak. Oysa arkadaki insanın oralarda kayda değer bir şey olmadığını fark edebilecek kadar akıllı olabileceğini düşünemeyecek kadar da aptal oldum her defasında.

Sonuçta gidilmiş olunuyordu ve geri dönmek pek de tutarlı bir davranış olmayacaktı. Sonra kapılar da çabuk kapanabiliyor mesela.

Onu da o dizelere benzetiyordum. Devamı gelmeyen ve hiçbir zaman bir şiir olamayan, bölük pörçük cümlelere… Elimi atsam inciniyor, dokunmasam sanki her an uçacakmış gibi bir telaşla yaşıyordum.

-Ne zaman gitti?
-Kim?
- O işte, bahsediyorsun ya sabahtan beri.
- Haa, o mu? Hiç gelmedi ki.
- Ondandır işte.
- Neyden?
- Hiç gelmemiş olmasından.
- Saçmalıyorsun.
- Bunu düşün.

Dalga geçmiştim ama gerçekten ona uyup düşündüm.

Bisikletleri bu kadar sevmemim nedeninin; babamın ben çocukken çok istediğim halde bana hiç bisiklet almaması olduğunu fark ettim o an.

Yakından sevme fırsatım olmayan şeyleri, uzaktan daha çok sevebiliyordum.

Bitiremediklerimin, yitirdiklerim olduğunu sanıp üzülüyordum.


Rıdvan Göksu

05 Haziran 2014

D e n i z d e

Aldanma
orada
yağmur bekliyor seni:
şimşek, yıldırım, fırtına
soğuk.

Burada
ılık güneş, dingin deniz, serin rüzgar
aldatmasın seni:
Tufan
bekliyor orada seni.

Aldatma kendini:
olmayacak Nuh'un gemisi
kurtaracak seni -
uçacak güvercini
getirecek yaprağı
olmayacak.

Sular akacak
çağlayacak, kabaracak
dolduracak her yerini
sürükleyip
götürecek
seni

Aldanma
orada
yıkım bekliyor seni
gürültü, çöküntü, göçük
deprem.

Burada
sakin ses, sıcak taş, sağlam duvar
aldatmasın seni:
Ölüm
bekliyor orada seni.

Aldatma kendini:
olmayacak İbrahim'in koçu
kurtaracak seni -
indirtecek bıçağını
sağaltacak yüreğini
olmayacak.

Acılar akacak
çağlayacak, kabaracak
dolduracak her yerini
sürükleyip
götürecek
seni

Aldanma
aldatma kendini
aldatmasın seni
burada
boşluk -
yokluk
bekliyor orada seni.


Oruç Aruoba

03 Haziran 2014

Bağrı yanık bir mermi*

                            *Tüm adam olamayanlara…


Yine bir gün böyle yaşıyoruz, ya da sanıyoruz yaşadığımızı
Neyi tutsam elimde kalıyor
Ellerin hariç
Ne çok benziyoruz birbirimize, hiçbir şeyimiz yok
Hepimizin de
Bundan büyük trajedi aramam, bundan büyük farkı
Bir refüjün ortasında kalmış türbe
Ve çocuk parkı

Neresinden tutarsan tut
Sabır dediler oysa çıdam da olurdu
Nazari ilimlerin nazarı vurdu
Çocuklar birdenbire apansız öldü
Aşk stoklayanlar vardı, kıtlık günlerine
Bize yalnız bir fesleğenin kokusu kaldı
Cümlemizden sokaklar razı
İçimde aşıklar atışıyor bazı
Eğer beni öpseydin, ben her şeyi göze almıştım;
-Buna Fransız olmak da dahil-
Bilmedim her ne olduysa kendimden
Bilmedim ceremesi nedir yaşamanın
Zorla öğrettiler,
Her şey yalan… Yortular, gülüşler
Nihayetinde,
Bir ölüm bu yolculuğu anlamlı kılan…

Elbet bir Hızır kolay yetişmiyor
En ağır ceza muhabbet
Ne ki bunca olanlar, olacaklar yanında
Öyle masum ki
Silahlar dayanır mı bu sırrın korkusuna?
Ha gayret!
Ve gökdelenler ufkumuzu delemeyecek
Sabret!

Yalanlar dinledim, belki gerçektir diye..
Baktım, beğendim halüsinojen hayaller
Kan taşı sürülse de geçmez bu kesiklerden
Damlayan seller
Kaderle fazla inatlaşmam,
Daha son sözümü susmadım.
Gördüğüm her şeyi nisyan hanesine
Kazıyorum
Kadınlar gördüm kimisi yar, kimisi har
Ah çektikçe inleyen teşbihler de var

Şimdilik susacaklarım bu kadar


Murat Özel

Kaynak: http://www.kirkincikapi.com/author/muratozel/


Kırık Ayn'a

Her güne yaşayarak uyanınca
Şu ur yok mu kafamda şu ur
Senden ordular dört bir yanda
Mızrakların ucuna takılmış ayetler gibi
Gözlerin
Daim hücum halinde, hep sefer
Duvardan sökülmüş şiirin bıraktığı iz
Susacakların boyunu aştığı vakit
Git lakin önce şuraya bir vav çiz
Tırnaklarımın içi kan dolu
Konuşmak için çok geç vakit
Bana bu ölümü lütfeder misin?
Ki bana cana kastedecek yar gerek
Öfkem:1 ben: 0
Ki bu mısra da bir çok sitemi içinde barındırır
Hayal kurduramam sana
ve yoktur elimde bir ilaç kırık olanlara
Ama istersen sana yeniden hayaller kurmayı öğretebilirim
Tatmadığım acılar vitrinlerde boy gösterirken
Yaşadıklarım elbet yaşayacaklarımın teminatıdır
Şiir yürekten söküldü mü
Sakallarım var ve bu beni ölüme daha çok yakıştırır
Zaten şu günlerde boş bir sokak bulabilmek de çok zor
Bize bu ateşin ilhamını belki bir kıvılcım verir
Her ses hançereyi kanırttıkça
Müzik defterlerine yeni bir nota eklenir
Tüm şiirleri sökeceğim duvarlardan,
Kalbimden ve kağıtlardan..
Tüm yangınlarda ilk susulacak bir söz kalır
Lügatimde başka sözlere yer yok
Konuşmak beyhude, susuyorum; hayır.


Murat Özel

Yağmur Mûsıkîsi

Ötelerin gülücükleri gibi damlalar,
Dolaşır, ayrı düştüğü deryaları arar.

Ses verir ud telleri gibi ince ince,
Yerin solukları duyulur yağmur deyince..

Bir şiiri meşk ediyor gibi fasıl fasıl,
Süzülür beyaz kelebekler gibi muttasıl...

Hep bir mûsikî ritmiyle kulaklarda çağlar,
Sanırsın gökler coşmuş da çemenlere ağlar.

Her damla veda eder semavî hayatına
Ve döner ummanlarla coşan kâinatına.

Toz-toprak lâl kesilir ve durup onu dinler;
Sarı, yeşil, pembe çiçekleriyle bahçeler,

Yağmur mûsıkîsiyle dirilir birer birer,
Her damlayla yere sanki bir melek gibi iner..

Gözlere gelip çarpan nakış nakış damlalar,
Bu sihirli armonide tüllenir verâlar.

Gökler güler ve tebessümler yağar her yana,
Duyar bu semavî şiiri herkes kana kana..

Ve yükselir bazen dağlar cesametinde buhar,
Yerde yeşili, maviyi, turuncuyu arar..

Her zaman hususî bir lezzetle iner yağmur,
Cennet kokularıyla duyulur buhur buhur.

Siner her yana ruhları saran bin râyiha,
Toprak hayatla tüter, çiçekler kalkar şaha...

Erer bir tatlı rahata bütünüyle varlık,
Ve görülür ötelere açılan aralık...


M. Fethullah Gülen

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal S...