28 Temmuz 2014

Sarraf

Eski mezarlıklar
Üç dinin tapınaklarıyla
Yaşıyor şehir
Kendini aldatıyor takvimlerle
Oyalanıyor yenilediğini sanarak
Yüreğini
Bir düşte binlerce yıldan beri
Esvap değiştiriyor durmadan
Çıkmıyor odasından
Habersiz değil gene de
Olup bitenlerden
Lodos ayıklıyor
Boğaz meyhanelerinden çekilen
Balıkları biliyor
Soluğu daralıyor
Yeni semt adlarını saydıklarında
Gelip gideni eksik değil hâlâ
Geceleri
Nicedir kaç yaşında gösterdiğini
Soruyor bana

Güven Turan

İç Zehiri Gir Koynuma Gökyüzü Tanrıçası

1

Odaya sığındık.
Uğultu başladı.
Geceyarısı tireni
Muş tütünü
biber acısı
uğultu başladı.
Yağmur yağdı hüzn’ağdı
ay göğsümün içinde
deli çığlıklar attı
uğultu başladı.
Masada kahve fincanı telve
masada kül tablası izmarit
masada çiçeklik boş
masada ben yalnız
yorgun
bir boşluk. Uğultu başladı
bir dünyadır
düş uzun
uzun gece : kalbim
coşkun
ve kaçak
ve yağmura dönmüştür
ölümün yüzü
kaçak ve suskun
uğultu başladı...


2

Rüzgâr esmese
sen konuşsan, dümdüz olsa yollar
yürüyüp gidebilsek
gecede
gecede
bir bağlama başlasa
bir türkü
uzakta
kent
başlayacak birliktelik
uğultuyla
başlayacak
konuşacak yalnızlar
cesaret mi oynuyor
yalnızlar, kent
çökmüş bulanık
üstlerine, üstlerine
kapıları pencereleri yolları tıkayan
çocuk sesleri
üstlerinden çekilmiş ay
ay göğsümün içinde
emekli bir memur gibi gülümsüyor
korkuyu yanlış anlaşılmak gibi gülümsüyor
daha yakından bakınca
kaçmak ve
ölüm.


Ölüm
gerilimi yumuşatır
derdi ninem,
ölüm evlerden ırak.
Nineciğim.
Muş tütünü
biber acısı
uğultulu.
Nineciğim.
Gök çöktü
bulanık, üstümüze
üstümüze umarsızlık
sessizlik büyüdü
ses oldu
coşkular coşkular ne oldu
yılgınız
gergin ah
burdan gitsek
uğultuyla
sabahla
burdan...


3

Yanmaya başladı birden
sobada
sönmüş sandığım odun.
Perdeyi çektim
gece yok artık.
Yalnız
önümde uzak bir insan haritası
düşlere daldım bir zaman
düşlerim
uğultularım
odamın tozlu camları
raflarım dergilerim kitaplarım yazılarım
akmaya başladı birden
toz toz
son bir parlamasıdır güneşin toz
son
bakmadan göz
toz
bomboş oturmalarım
toz
kımıltısız
toz
uğultularım
toz
bir tek dokunuş
toz
küçük çiçeklere gebe
yeni bir hayata...


4

İçinden hayat fışkıran bir ana başlamak için ne bekliyorsun?

İç zehiri gir dünyama
yalnızlık tanrıçası.

İşte akıyor ırmak!
İşte yükseliyor yapı!
İşte kaynıyor coşku!
Yaşamak için ne bekliyorsun?


Egemen Berköz
(Bu Kitapta Sen Nerdesin?)

On Ölüm Şarkısı

Perdeleri sımsıkı örtünce odamda ben,
En fazla yaptığım şey ağlamak, ağlamaktı!
Bir melek -ne güneşe, ne aya görünmeden-

Siyah bir kedi gibi yüzüme baktı, baktı.
Altınımı gizlice aldı avuçlarına
Karanlığın içinde çamurumu bıraktı.

Nasıl çıkabilirim bu şekilde yarına?
Sırtüstü yatıyorum görmesinler diyerek,
Simsiyah gecelere ben sarına sarına.

Esmer bir kadın gibi koynuma giren melek
Beni gece yarısı çırılçıplak bıraktı,
Ve böyle sabaha dek, ve böyle sabaha dek,
Gece bir nehir gibi üstümden aktı, aktı!

(Birinci Perde)
Cevdet Kudret Solok

Başımla Gönlüm

Başım dedi: Dinlen; gönlüm dedi: Koş!
Başım dedi: Durul; gönlüm dedi: Coş!
Başım yüreksizdi, gönlüm başıboş;
Varlığım arada oynadı gitti...

Başımla gönlüm edemedim eş;
Biri yüz yaşında, biri yirmi beş.
En sonunda sardı saçağı ateş;
Varlığım arada kaynadı gitti...

Celâl Sahir Erozan

Tarih Kötüdür

İşte gençliğimin şiirleri
İlk gençliğimin
Güzel şeyler
Deli saçmaları
Beceriksizlikler
Şehvetle titreyen parmaklarla yazmışım onları.

Bir çocuk için
En güzeli
Belki bütün yazdıklarımın en güzeli
Gövdemi ılık
Kirli
Pırıl pırıl bir havuzda düşlerdim
Göğsümde nilüferler
Su çiçekleri

Garip bir çocuk dediler bana
İçine kapalı
Güçlü
Onun koluna girerdim
Zayıflığı çekerdi beni
Acımasız pırıltısı
Geceleyin kendini sevmesi
Organları

Çocukluğumun şiirleri
Hepsinde umarsız bir çığlık
Zavallı
Traji - komik
Şanlı tarihim:
Ne zorbalar geçmiş beynimden
Ne haksız kıyımlar olmuş gövdemde
Kimler can vermiş hapishanelerde
Hangi sınıf egemen?

İlk şiirlerim
Alaycı bir göz
Kirpiklerinde tohum
Düzensiz patlamalar
Yaralı omuzlarım
Biri kavga türküsü
Acemi
Çığlık çığlığa
Yarım

Bütün bunlar şimdi geçmişte kaldı
Çocukken yazdıklarım beni yüreklendiriyor
Bir budala gibi
Yoksul bütün halklar gibi
Şaşkın bir el yazısıyla
Ayaklanmalar tasarlıyorum.


Barış Pirhasan

İbrahim abim Ayşe ablam

Yenibosna’da bir mezar: Sivaslı Cafer’in üç yıl arayla doğan ve yaşlarını doldurmadan vefat eden çocukları Veli ile Göksel’in kabri. Yaşasalar aynı yaşlarda olacaktık.

Tevafuk. Benim de yaklaşık o tarihlerde abim İbrahim ve ablam Ayşe dünyaya gelmiş ve yaşlarını doldurmadan da dar-ı bekaya irtihal etmişlerdi . Dördünün de mekanları Cennet olsun.

Hayali Cihan Değer

   İmam, hatim duasında “bir fatiha okuyacak kimsesi kalmamış merhumları”da anınca hüzünlendim. Birkaç yıl önce memlekete giden kızım heyecanla; “ilk defa soyadımızı taşıyan bir kapı zili gördüm” demiş ve fotoğrafını çekmişti.
   Buna şunu da ekleyebilirim; yaşadığınız şehirde Bayram namazı sonrası kabrini ziyaret edeceğiniz bir yakınınız yoksa, gurbettesiniz demektir. Biraz hüzünlü oldu değil mi? Namaz sonrası eve gelince bayramlık elbisemi çıkarıp pijamamı giydim desem… Çok şükür hâlâ anmakla tebessüm ettiğim akraba ve dostlarım var. Uzakta olsalar da yakın hissediyorum. Onlardan birisiniz ve bayramlaşmaya geldim, Bayramınız kutlu olsun.