24 Ağustos 2014

Efendim

kırılgan bir kalbi vardır
tekerlekli sandalyesi olanın
kuvvetli pazıları
ve amansız bir aşkı

bir aklım bir kalemim
gözlerim vardır benim

yıkılmıştır gönül barkı
kelepçeler takılmıştır
ne eli var ne de kolu
dönmez insanımın çarkı

mürekkepler kanıdır
kazır şair derisini

uzun aşklar yaşayacak
kanatlanacak keklikleri
çoğalacak gökyüzleri
sandalyede yürüyenin

banim uçurtmam ki
nasıl uçuracak beni

gün yüzleri gün yüzleri
kovarken geceleri
doğan günün aydınlığı
çehresinde o cevherin

akıyor ya sandalyeli
ırmaklara doğru öyle

bulanmadan çamurlara
kurtuluşa dirilişe
iklimlerin iklimine
varacağız diyenlere

şair sunacak ruhunu
sunacağım bende

ah efendim ah efendim
çömeleyim de önüme
özgürlüğe açan çiçek
açsın bizim kalbimizde

deyip vardım efendime
eşsizlikler güzeline

başladı sonra tamirat
en başından hayatın
sarsılıp kalkıp yerinden
durdu besmele ile yine

şair dedim dedi he
efsaneden bir silkiniş

sarıldındı efendim
kucaklaştın bin birlerle
zincir zincir
geçen ısı

çınlattıydı şarkımızı
özgürlükler şairiyim
çağlayanlar şairi

dile gelecek sandalyem
yüklenecek yokuşu da
bir çırpıda aşıp seti
girecek ta içimize

kalbim kalbim sendeyim ben
duru limanım ben

tekerleklerin dönüşü
tıp tıp edişin senin
çetin üşümelerin
bir kuytudaa yitmek için

şair gelecek buraya
aşka sözler mi biçecek

evet diyor aynen diyor
sandalyeyi yürütüyor
pazıları güçlü olan
bileniyor savaşına

savaş dedin efendim sen
yengi dedin efendim sen

savaş dedin yengi dedin efendim


Cevat Akkanat


Öyle Güzel Bir Gül

Kalbimde o kor bakış olan saklı durur;
Bir gün çıkacak sanma sakın, saklı durur.
Sen öyle güzel, öyle güzel bir gül idin..
Soldun, rubaimde kokun saklı durur.

A. Vahap Akbaş

Virginia Wolf'un Dama Taşları

Ceplerine çakıl taşlarını doldurup
Kendini Ouse Irmağı'na atan
İkiz kız kardeşi Kader'in...
En diplerine varmak istedin bunu yaparken,
En diplerine
Ruhumuzda olup bitenlerin

Seni incittiler mi
Oyunlara sürdüğün kahramanlar
-İspermeçet mumundan
Ya da selüloz hamurundan-

Sensiz yaşamayı bilemediler mi,
Gösterişli buhranları salyalı esrimeleriyle
Hoppalıklarıyla hazımsızlıklarıyla...

Yüzleri vardı ruhları vardı,
Bedenleri yoktu.
lsimleri künyeleri belliydi
-Çiçek isimleri gibi-
Ama cinsiyetleri yoktu.
Ne yapsan hangi kalıba döksen,
Hangi boyayı sürsen hangi
Eczayı denesen
Mucize olmuyordu,
Sana benziyorlardı.

Ve taşlar vardı daha küçük
Taşlar vardı
Kaderin dipte çağıldattığı,
Belleğin menfezlere doğru ittiği
Çığlıklı çıngıraklı
Erguvan alabaster ya da safran rengi
Kozmik melankoşi serpintileri;
Ölümün sert içkisinden başka
Hİçbir muhayyilenin eritemediği...

Sözcükler... onlar her zaman yetersizdi;
Tüy gibi hafıftiler;
Mağmanın yüzeyİne çekiyorlardı seni,
Katman katman uykunun ve şiirin,
O her şeyi gören körlüğün:
Yaratıcı saflığın,
Dehanın yüzeyine

Ve imgeler...
Kanın koşturduğu haber
En uzak yıldıza,
En yalnız meleğe;
Düşüncenin çıkardığı muteâl çınlamalar
Kafa kemiklerimizde:

Kurtların böceklerin kabirde
Son kırıntıları sindirip son
Vıdı vıdıları deşifre
Etmesinden -Ve yaşanmış, paylaşılmış
Ya da gizlenmiş her şeyin
Ama her şeyin bilinmesinden
Sonra bile
Kemiklerimizde,
Kemiklerimizin ununda
Duymaya devam edeceğimiz sesler...

Sen o hazin sesleri
Diyapazon gibi
Çınlatarak
Çıkarmak istedin
Kafa kemiklerimizden.

Alçıdan yüzlerimizi,
Köpükten tenlerimizi,
Kabuklarımızı dikenlerimizi
Uyurgezer oyunlarda bırakıp
Diplerde çağıldayan
Büyük Hayat'a
Katılmak istedin...

Söylenecek söz bırakmadm ardında;
Ceplerine çakıl taşlarını doldurup
Kendini Ouse Irmağı'na atmanın,
O eşsiz dahiyane fınalin
Bize düşündürdüklerinden başka...


Cahit Koytak


Akıl Başka Yürek Başka

Birbirine benzese de
Yel başkadır, külek başka
Itrı da hoş, rengi de hoş
Gül başkadır, çiçek başka.

Her diki yokuş bilme gel
Her meyi meyhoş biline gel
Her uçanı kuş bilme gel
Kuş başkadır, böcek başka.

Her derdine ortak benim
Her ağrını ten bölenim
Sen çekensin, Ben gelenim
Gemi başka, yedek başka.

Hakkın yolu öz yolumdur
Eğilmeyen düz yolumdur,
Hayırla şer sağ solumdur
Şeytan başka, melek başka.

Bir dileğe ben calandım
Kâh kazandım, kâh talandım.
Ömrüm boyu haçalandım
Akıl başka, yürek başka.

Dilek oldu benim adım
Pervazlandı kol kanadım
Yetmedi sabrım, inadım
Amel başka, dilek başka.


Bahtiyar Vahabzade


1-Külek: Rüzgar
2-Ten bölen: Paylamak
3-Calanmak: Buzlanmak
4-Haçalanmak:Çatallaşmak. İki yöne ayrıldım.

Kalbim Sağ Yanımda

Kalbim sağ yanımda çarpıyor
İçimde döngün bir ay kabarırken
Ki göz evlerinin ardından içeri
Ağlamak barışı sağlar mı ki
Ağ bozumu serpme sularla.

Açık deniz sofrasında
Sonsuz dağlarını denizlerin
Aşarak üstlerinden bir bir
Bir ince yelkenlidir
Altın çağı getirir
Göğü emziren mızraklar genç omuzlarında
Ve yukardan aşağı
Göğüsleyerek güneşi
Getirir ve bağlar korsan çağımıza
Yerinden oynayan kopan bir fırtına gibi
Kalbim sağ yanımda.

Öldü çünkü öylesine gençti
Ölümle hayatın arasında sıkışan gözleri
Bana aralık bakışlı gözleri
Kentin kanındaki hücreye ilişti.

Bağrında yamru bir kalkan
Gençlik ince bir kanken kulaklarında
Ağzında ay köpürdü.
Feryadı soğuk aynalarında
Eridi gitti kentin
Göğü tutan o billûr ses
Ulaştı geldi bana
Kalbimin sağ yanına

Her gece mermi gibiyim yatağımda

Gök sularından savaş alanlarından arta kalan
Güz değirmeni kalbim
Bahar sularıyla çalışıyor
Kalbim sağ yanımda çarpıyor.


Alaeddin Özdenören

Dökülüş

Baktıkça gözlerine derinden
Üstüme başıma güller dökülür.

Ve her şey kopar yerinden
Bir buluş bir gülüş ve unutuş ellerinden
Ellerinden beyazlıklar dökülür

Düşlerim ki, kuşatır gökyüzünü
Sonra yıldızlar dökülür

Geçerim arasından kimsesiz çocukların
Ağaçlardan ağıtlar dökülür

Akar saçlarımdan yalnızlığın ırmağı
Kalbime dökülür..

Alaeddin Özdenören

Yağmur

için için yağan bu yağmur
kalbime sızıyor
damlalar içinde hayat ve ölüm
sensin; işte sensin sırılsıklam
karşımda gördüğüm.

nerden çıkageldin, nerden
yıldızların doğduğu yerden
durgun gözlerinin içinden
akan bulutlardır gördüğüm.

yağmur yağıyor ve ben
yer altı nehirlerinden
ıslana ıslana kalbinden
sessizce geçiyorum

Alaeddin Özdenören