Önce insanlara anlatır hayatını ozan;
sonra insanlar uyuyunca, kuşlara;
daha sonra uçup gidince kuşlar, ağaçlara anlatır...
Rüzgâr eser sonra dallarda bir hışırtı.
Şöyle de anlatılabilir bu:
insanlara anlattığım gururla doludur;
kuşlara anlattığım müzikle;
ağlayışla, ağaçlara anlattığım.
Ve bir türküdür bunların tümü, Rüzgâr için ezgilenmiş
birkaç kelimesini anımsayabileceği ancak
bu tek ve belleksiz dinleyicisinin.
Hiçbir zaman unutmadıklarıdır ama anımsadığı bu
kelimeler taşların.
Sonsuzlukla doludur ozanın taşlara anlattığı.
Ve kaderin türküsüdür, unutmaz yıldızlar da.
León Felipe
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
06 Eylül 2014
Şair'e
Ey şair! Kulak asma, sevgisine sen halkın
O canım methü sena, anlık gürültü, geçer;
Kuru kalabalığın gülüşünü duyarsın,
Ve aptalın hükmünü; fakat metin ol, boşver.
Sen Çarsın; yalnız yaşa, yolunda yalnız yürü,
Yürü, hür vicdanının seni çektiği yere,
Olgunlaştır, sevgili meyveyi, tefekkürü;
Hizmetine karşılık bir mükâfat bekleme.
Her şey sendedir, sende; büyük mahkeme sensin;
Eserine, elden çok, kıymet biçebilensin,
Söyle ey titiz şair, sen ondan memnun musun?
Memnunsan, kalabalık varsın küfretsin sana,
Tükürsün, ateşini yakan ulu mihraba,
Şamdanını, çocukça öfkeyle, sarsadursun.
Aleksandr Sergeyeviç Puşkin
Çeviri: Sefer Aytekin
O canım methü sena, anlık gürültü, geçer;
Kuru kalabalığın gülüşünü duyarsın,
Ve aptalın hükmünü; fakat metin ol, boşver.
Sen Çarsın; yalnız yaşa, yolunda yalnız yürü,
Yürü, hür vicdanının seni çektiği yere,
Olgunlaştır, sevgili meyveyi, tefekkürü;
Hizmetine karşılık bir mükâfat bekleme.
Her şey sendedir, sende; büyük mahkeme sensin;
Eserine, elden çok, kıymet biçebilensin,
Söyle ey titiz şair, sen ondan memnun musun?
Memnunsan, kalabalık varsın küfretsin sana,
Tükürsün, ateşini yakan ulu mihraba,
Şamdanını, çocukça öfkeyle, sarsadursun.
Aleksandr Sergeyeviç Puşkin
Çeviri: Sefer Aytekin
Kötüleşen Durum
Yağmur fırtınası gibi,dedi,renk şeritleri
Yıkayıp geçiyorlar beni,yararsız.Yada bir
Ziyafette ama üstünden dumanlar tüten yemekler arasından
Seçim yapamadığı için yemeyen biri gibi.Bu kesik el
Yaşamı temsil ediyor,ve dolaşıyor gönlünce,
Doğu yada batı,kuzey yada güney,hep
Bir yabancı o yanımsıra yürüyen.Ey mevsimler ,
Kulübeler,dağ evleri,koyu renk şapkalı şarlatanlar
Kırlarda bir eğlence merkezinin eteklerinde,
Silip bir daha ağzınıza almadığınız ad benim,benim!
Bir gün hesabını soracağım size nasıl tüketildiğimin
Sizin yüzünüzden,ama şimdilik yolculuk
Devam ediyor.Galiba,herkes de bu yolculukta.
Zaten başka ne var ki?
Her yıl tekrarlanan oyunlar mı? Doğru,beyaz
Üniformalar ve ötekilerden saklı tutulan özel bir dile
Uygun durumlar var.Misket limonları
Usulünce dilimlenmiş.Tüm bunları biliyorum
Ama etkilemiyor gibi davranıyorum,
Her gün,bütün gün.Düşüncelerimi dağıtmayı denedim,
Geç vakitlere kadar okumayı,tren yolculuklarını
Ve romantik aşkı.
Bir gün bir adam aradı ben dışarıdayken
Ve şu mesajı bıraktı:”Her şeyi yanlış yaptın
Başından sonuna kadar.Allahtan,durumu düzeltmek için
Hâlâ vakit var,ama hızlı hareket etmelisin.
İlk fırsatta beni gör.Ve lütfen
Kimseye bundan söz etme.Daha da önemlisi hayatın buna
Bağlı.”
O zaman pek önemsenmedim onu.Son günlerde
Eski moda ekose şallara bakıyorum,
Kolalanmış beyaz yakalara dokunup onları tekrar,gerçekten
Beyaz yapmanın bir yolu var mıdır merak ediyorum.Karım
Beni Oslo’da sanıyor -Oslo’da Fransa’da,yani.
John Ashber
Çeviren:Nazmi Ağıl
Yıkayıp geçiyorlar beni,yararsız.Yada bir
Ziyafette ama üstünden dumanlar tüten yemekler arasından
Seçim yapamadığı için yemeyen biri gibi.Bu kesik el
Yaşamı temsil ediyor,ve dolaşıyor gönlünce,
Doğu yada batı,kuzey yada güney,hep
Bir yabancı o yanımsıra yürüyen.Ey mevsimler ,
Kulübeler,dağ evleri,koyu renk şapkalı şarlatanlar
Kırlarda bir eğlence merkezinin eteklerinde,
Silip bir daha ağzınıza almadığınız ad benim,benim!
Bir gün hesabını soracağım size nasıl tüketildiğimin
Sizin yüzünüzden,ama şimdilik yolculuk
Devam ediyor.Galiba,herkes de bu yolculukta.
Zaten başka ne var ki?
Her yıl tekrarlanan oyunlar mı? Doğru,beyaz
Üniformalar ve ötekilerden saklı tutulan özel bir dile
Uygun durumlar var.Misket limonları
Usulünce dilimlenmiş.Tüm bunları biliyorum
Ama etkilemiyor gibi davranıyorum,
Her gün,bütün gün.Düşüncelerimi dağıtmayı denedim,
Geç vakitlere kadar okumayı,tren yolculuklarını
Ve romantik aşkı.
Bir gün bir adam aradı ben dışarıdayken
Ve şu mesajı bıraktı:”Her şeyi yanlış yaptın
Başından sonuna kadar.Allahtan,durumu düzeltmek için
Hâlâ vakit var,ama hızlı hareket etmelisin.
İlk fırsatta beni gör.Ve lütfen
Kimseye bundan söz etme.Daha da önemlisi hayatın buna
Bağlı.”
O zaman pek önemsenmedim onu.Son günlerde
Eski moda ekose şallara bakıyorum,
Kolalanmış beyaz yakalara dokunup onları tekrar,gerçekten
Beyaz yapmanın bir yolu var mıdır merak ediyorum.Karım
Beni Oslo’da sanıyor -Oslo’da Fransa’da,yani.
John Ashber
Çeviren:Nazmi Ağıl
03 Eylül 2014
ıslak bir caddeye balıklama dalmak niyetindeyim
Yine gecenin üçündeyim
Islak bir caddeye balıklama dalmak niyetindeyim
Görmeyenim, görünmeyenim
Söylemeyen, söylenmeyenim
Bilmeyen, bilinmeyenim
Anlamayan, anlanmayanım
Hergün aynı derdin elinde
Yine gecenin üçündeyim
Islak bir caddeye balıklama dalmak niyetindeyim
Yüzsüzlük mü, sensizlik mi? karar veremedim...
Kaynak: sanother.blogspot.com
Islak bir caddeye balıklama dalmak niyetindeyim
Görmeyenim, görünmeyenim
Söylemeyen, söylenmeyenim
Bilmeyen, bilinmeyenim
Anlamayan, anlanmayanım
Hergün aynı derdin elinde
Yine gecenin üçündeyim
Islak bir caddeye balıklama dalmak niyetindeyim
Yüzsüzlük mü, sensizlik mi? karar veremedim...
Kaynak: sanother.blogspot.com
Kasım Ziyareti
Ölmeye başlamıştı!
Babamı hastanede ziyaret ettim,
temiz ve meymenetsiz, beyaz bir yatakta uzanmıştı.
Ama istemedi
orada yatmayı, tekrar ayağa kalkmayı,
oradan gitmeyi istedi.
6. kattaydı, manzaralı;
dışarıda yangının neden olduğu bir fırtına.
Ağaçlar düşmüş,
yol çizgileri mafsallarına çarpıyor
Arabalar zikzak çiziyor aşağıda,
sanki herkes zilzurna sarhoştu.
Ama burada sessizdi her şey,
ölüm sakinliğinde.
Babamın dudakları,
ellerinin sesi kuştüyü yorgana karşı.
Birbirimize dokunduk.
Neredeyse tüm kelimelerini kullandı,
geriye anlamlı kalanlarını: dışarıya,
eve, çalışmaya.
Bağırsakları kanserden harap olmuştu;
Doktorlar onu açıp tekrar kapadılar. Dayanılmaz azap.
Ama bunu söylemedi.
Hemşireleri, doktorları
ve kendini kandırmaya çalıştı.
Zili çaldı ve geldiler.
– Kalkmam lazım!
Yatağın ucunda oturmuş
beyaz bacakları ve şişmiş eli
sarkarken.
İki hemşire kollarını omuzlarına dayayıp
ayağa kalkmasına yardım etti.
Dizleri yükün altında titredi.
Acı, babamın kemikleri arasından
bir ceset gibi çığlık attı,
ağzının etrafı beyazlaştı. Ayağa kalmak istedi.
Dikilmek!
Daha sonra, yatakta, acıyla nefes aldı.
Geceyarısı trenine yetişmem lazımdı-
gezinmem, sigara içmem.
Şimdi birbirimize
her şeyi söyleyebilirdik, ama tüm kelimeler
topaldı. Hoşça kal! Dedi.
Gözleri
daha fazlasını söyledi.
Her şey çöktü. Tren istasyonuna yürüdüm
fırtınanın öfkeyle kükrediği
boş caddelerin içinden,
evleri kopardı, ağaçları, elbiselerimi.
Enkaz asfalta kaydı,
Sanki dünya ortadan ikiye ayrılıyordu,
ya da kendisini yırtarak şimdi gevşiyordu.
Babamı hastanede ziyaret ettim,
temiz ve meymenetsiz, beyaz bir yatakta uzanmıştı.
Ama istemedi
orada yatmayı, tekrar ayağa kalkmayı,
oradan gitmeyi istedi.
6. kattaydı, manzaralı;
dışarıda yangının neden olduğu bir fırtına.
Ağaçlar düşmüş,
yol çizgileri mafsallarına çarpıyor
Arabalar zikzak çiziyor aşağıda,
sanki herkes zilzurna sarhoştu.
Ama burada sessizdi her şey,
ölüm sakinliğinde.
Babamın dudakları,
ellerinin sesi kuştüyü yorgana karşı.
Birbirimize dokunduk.
Neredeyse tüm kelimelerini kullandı,
geriye anlamlı kalanlarını: dışarıya,
eve, çalışmaya.
Bağırsakları kanserden harap olmuştu;
Doktorlar onu açıp tekrar kapadılar. Dayanılmaz azap.
Ama bunu söylemedi.
Hemşireleri, doktorları
ve kendini kandırmaya çalıştı.
Zili çaldı ve geldiler.
– Kalkmam lazım!
Yatağın ucunda oturmuş
beyaz bacakları ve şişmiş eli
sarkarken.
İki hemşire kollarını omuzlarına dayayıp
ayağa kalkmasına yardım etti.
Dizleri yükün altında titredi.
Acı, babamın kemikleri arasından
bir ceset gibi çığlık attı,
ağzının etrafı beyazlaştı. Ayağa kalmak istedi.
Dikilmek!
Daha sonra, yatakta, acıyla nefes aldı.
Geceyarısı trenine yetişmem lazımdı-
gezinmem, sigara içmem.
Şimdi birbirimize
her şeyi söyleyebilirdik, ama tüm kelimeler
topaldı. Hoşça kal! Dedi.
Gözleri
daha fazlasını söyledi.
Her şey çöktü. Tren istasyonuna yürüdüm
fırtınanın öfkeyle kükrediği
boş caddelerin içinden,
evleri kopardı, ağaçları, elbiselerimi.
Enkaz asfalta kaydı,
Sanki dünya ortadan ikiye ayrılıyordu,
ya da kendisini yırtarak şimdi gevşiyordu.
Niels Hav
Bu yazıya ‘like’ atmayı unutmayın...
Eskiden Fadıl takipteydi, şimdi sosyal medya...
Başka bazıları gibi sosyal medya karşıtı değilim; tam tersine yakın bir takipçisi bile sayılabilirim; ancak bazı takipçilerden farklı olarak bir şeyden adım gibi eminim: Sosyal medya da bizleri takip ediyor...
NSA Amerika’nın en güçlü istihbarat örgütü. Sağolsun Snowden CIA adına yürüttüğü faaliyetler sırasında eline geçen yüzbinlerce gizli belgeyi kaçırdı da bilgi sahibi olduk: NSA internet üzerinde casusluk faaliyeti yürütüyor... İstediği kişilerin gizli kalacağını sanarak yüklediği bilgileri, yazışmaları, yaptığı konuşmaları izliyor NSA...
İnternete hâkim firmalar, sosyal medya şirketleri, NSA’ya direnemiyor, istediği kolaylığı sağlıyorlar... Facebook’un patronu olan genç Mark Zuckerberg, sonunda dayanamayıp “Yeter be!”nârâsı attı, ama dinleyen kim?
Facebook sadece Amerikan istihbarat örgütlerine kolaylık sağlamakla kalmıyor, arkadaşları bilsin diye üyelerin sayfalarına koyduğu çok özel bilgilere başkalarının göz atmasına da izin veriyormuş...
İyi mi?
Dün bir gazetemiz “Facebook kullanan kişilerin eşlerini terk etme olasılığı kullanmayanlara kıyasla yüzde 32 fazla” diye bir haberyaptı... Boston Üniversitesi’nden bir ekip Facebooküyeleri üzerinde bir araştırma yapmış ve böyle bir sonuca ulaşmış...
O araştırma günlerdir elimin altında, bir fırsat bulsam da bizdeki sosyal medya kullanıcılarını uyarsam diye yanıp tutuşuyorum; çünkü üzerimizde yapılan araştırmanın boyutu yalnızca kaç yıl evli kaldığımızla sınırlı değil... Kendinizi laboratuvarda küvez içinde bir ‘fare’ olarak düşünün, Facebookişte üyelerini o duruma düşürmüş...
New York Times(NYT), konuya ilişkin makalenin göbeğine öyle bir tasvir koymuştu dün...
Üyenin sayfasına iç açıcı bir haber veya görüntü yerleştirdiğinde Facebook, o kişi gün boyu etrafa hoş ve güzel mesajlar gönderiyormuş... İç karartıcı haber ve görüntüler ise karamsar mesajlar yazmasına sebep oluyormuş...
Araştırmayı yürüten ekip bunu keşfetmiş... “Biz” diyorlar,“Facebook kullananlar üzerinde yaptığımız deneylerde, duygusal durumların duygusal bulaşma yoluyla başkalarına taşınabildiğini, insanların farkında olmadan aynı duyguları başkalarına yönlendirebildiklerini bulduk. İnsanlar arasında doğrudan iletişimde bulunmadan duygusal bulaşmanın mümkün olduğunu deneysel olarak kanıtladık.”
Kaç üye üzerinde yapılmış bu deney? Tam 689,003...
Yine bu, dostlarımızla başbaşa olduğumuzu sandığımız ortamlarda verdiğimiz sinyallerin en masum değerlendirildiği araştırma sayılabilir; çok daha tehlikeli bilgiler sunan başka araştırmalar da var çünkü. Birinde, tam 250 milyon kullanıcının sayfalarına bakılarak yapılan araştırmada haberlere verilen tepkimiz ölçülmüş...
Dünyanın ve yaşadığımız ülkenin o kadar derdi, sorunu varken, bir de bakmışlar ki, ünlülerle ilgili skandal türü magazin haberlerine mâruz bırakılan insanlar, ciddi haberlere yan gözle bile bakmıyorlar...
“Ne olacak sanki?” demeden önce lütfen üzerinde düşünün...
NYT’ın konuyla ilgili makalesinin yazarı, North Carolina Üniversitesi’nden Doç. Zeynep Tüfekçi’nin tepkisini almış... “Raporu okuyunca” diyor Doç. Tüfekçi,“Hemen, ‘Dur yahu, Facebook seçimleri denetlemiş oluyor’dedim... Eğer bu yolla bizleri oy kullanmaya yönlendirebiliyorlarsa, daha neler yapamazlar?”
Hangi partiye oy vereceğinizi sosyal medya üzerinden tespit edenler, sadece belli bir partinin taraftar kitlesini hedef alıp oy kullanmayacak kişileri yönlendirerek sandık başına götürebilir ve seçimin kaderini değiştirebilirler...
Şaka değil... Sosyal medya onu denetleyebilecek durumda olanlara, araştırmalardan çıkan verileri kullanarak arzu edilen sonuç istikametinde bireyleri şartlandırma üstünlüğü sağlıyor gerçekten...
Bizde daha çok rakipleri sindirme amaçlı kullanılıyor siyasi alanda sosyal medya; bu sebeple horoz döğüşü gibi; oysa elin oğlu araştırmış ve onun esas kullanım alanını bulmuş... Muhtemelen kullanmaya başlamıştır da...
Çok geçmeden bu amaçla kullanılmak üzere bizden birileri de şirketlerin kapısını çalar...
Yoksa çoktan çalmışlar mıdır?
Katil Bulunana Dek Her Ceset Masumdur
solmuş bir çiçek kadar erdemlisin sevişirken
kırılgan ve biraz hafif
bir tüy süzülüyor gözlerinin önünden
zirveye düşer gibi ölüyorsun aniden
aniden paslı bir maymuncukla açılıyor
yüz yıllık kapın
tastamam uyuyor deliğe ayna
çünkü yüzün yansıyor ıskalanmış aşklara
katili bulunana dek her ceset masumdur
herkes geç kaldığı kadar aittir hayata
kolay ölümler yavaşlatır zamanı
ağır ağır soyunursun, göğüslerin uzaklardan bir anı
kanamalı bir ilkbahar sabahı, çarpık
bir hüzünle istasyona yanaşan
buharlı bir kara tren bacaklarının arası
nemli, hep buharlı, isli ve suskun
kanattığı yerden başlar onarılmaya
buruşturup atar geçtiği rayları
katili bulunana dek her ceset masumdur
morardıkça güzelleşir, koktukça çürütür aşkı
kara bir tren kadar seviyorum,
buruşmuş raylar kadar
boğazını parçalayan itinalı bıçağı
Altay Öktem
kırılgan ve biraz hafif
bir tüy süzülüyor gözlerinin önünden
zirveye düşer gibi ölüyorsun aniden
aniden paslı bir maymuncukla açılıyor
yüz yıllık kapın
tastamam uyuyor deliğe ayna
çünkü yüzün yansıyor ıskalanmış aşklara
katili bulunana dek her ceset masumdur
herkes geç kaldığı kadar aittir hayata
kolay ölümler yavaşlatır zamanı
ağır ağır soyunursun, göğüslerin uzaklardan bir anı
kanamalı bir ilkbahar sabahı, çarpık
bir hüzünle istasyona yanaşan
buharlı bir kara tren bacaklarının arası
nemli, hep buharlı, isli ve suskun
kanattığı yerden başlar onarılmaya
buruşturup atar geçtiği rayları
katili bulunana dek her ceset masumdur
morardıkça güzelleşir, koktukça çürütür aşkı
kara bir tren kadar seviyorum,
buruşmuş raylar kadar
boğazını parçalayan itinalı bıçağı
Altay Öktem
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yab...
-
Dikiş Makinesi Müslüman cenazesinin bütün gideri, ölenin kendi el emeğinden kazandığı parayla yapılacak. Kefen bezini önceden hazırlayacak M...
-
Sandık ki, her şeyi kaldırabilir sözcükler. Söylene söylete tüketemeyiz aşkı da, şiiri de eviçimizde. bir koşu! Konuşa konuştura gitme...
-
Rüzgâr, beyaz denizin geniş düzlüğü üzerinde kara bulutları topluyor Deniz ve bulutlar arasında, gururla açılmış bir kanat uçuyor Fırtına ha...
-
Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap ...
-
Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir...
-
Değerli Okurlar Yaklaşık 14 yıl önce bu blogu açarken amacım, sevdiğim şiirleri, mısraları, alıntıları ve edebiyat dünyasından dikkatimi çek...
-
kurtarılmış bir kalptir taşıdığın senin, ne bakırdan bükülmüş ne de geçirilmiş bir değirmenden kimselere benzemeyen. kurtarılmış bir aşk yaş...
-
Haberin olsun ruhum, Hatırı sayılır bir yangın olacak. * Ah, ne güzel günlerdi. Ama ardından hüzün dolu bir günbatımı geldi... * Söyle kalbi...






