10 Eylül 2014

Başka Yerler Başka Düşler

Biz dağdan iner gibi yavaşça
atını bağlayıp avludaki asmaya
odaya sessizce giren bir düştü babam.

Ben denize bakardım yarı uyanık
annemi çocukluğunda iskelede bırakıp
uzaklaşan gemiye.

Başka yerlerde, başka düşler canlanırdı,
ağaran ufukta sabahın ilk karaltıları,
sesler duyulurdu uzaktan karşı yamaçta.

Yapayalnız yürür gibi uçsuz bucaksız ovada
nasıl bir araya geldiklerini düşünürdüm
apayrı insanların, susarak yaşadıklarını yıllarca.

Gün, uzayan gün. Bitmeyen yol. Yakıcı güneş.
Bir baş dönmesi yalnızca yaprak kımıldamayan bozkırda,
bir rüzgâr özlemi, bir toprak kokusu
yağmurdan sonra tükenen soluğumda.

Gecenin karanlığı inmeden
sulara, uzak sulara.


Cevat Çapan

Solmayan

Dünyanın en hızlı/çarpıntılı akan iki nehrinden biri Çoruh
Desem, doğrudur; ikincisi kalbim, desem: 'şair sözü' olur!

kuzey rüzgarlarına bindim, yeşil saçlarına ormanın gür saçlarına.
bir geyik adımı söyledi; öyle karanlıktı ki gözleri sonsuz inandım ona.

birdenbire açılıp birdenbire kapanan gökyüzü ve kalbim
küçük, ıslak bir gece.

ezberledim kuşların tamamını ıssızlıkta ve unutmadım:
turnalar! (siyah kuğuya gözyaşı dökmüştüm oysa)
(siyah bir kuğuya dönüşünce akşam.)

bahçe sustu, balkon ve odalar gecikmiş bir mektup gibi
yağdı kar. "tolstoy'un istasyon"undaydım
o istasyonda kaldım sonra. Hep! -

anladım, çocukluk gökyüzüdür, kaybolmuyor.
anladım, şiir çocukluk gibidir
solmuyor zamanla.


Leylâ Şahin

Aşk ile viran iden gönlini ma’mûr istemez

Aşk ile viran iden gönlini ma’mûr istemez
Hâtırın mahzûn iden bir lahza mesrur istemez

Hâk-sâr olup hevâ ile gubâr olan gönül
Hâk-i râh-ı yârdan bir dem özin dûr istemez

Hoş gören âkil fena tavrını şöhret gözlemez
Künc-i uzlet isteyen kendüyi meşhur istemez

La’l-i nâba meyi kılmaz bağrını pür-hûn iden
Dâmenin pür-eşk iden lü’lü-yi menşur istemez

Aşk nakdi bir hazînedür ana yokdur zeval
Mâlik olan ‘Avniyâ bir gence gencûr istemez


Avnî (Fatih Sultan Mehmed )

Hiç bir şey olmamış gibi

Evim barkım yandıysa da
Bahçemdeki kiraz ağacı
Hiç bir şey olmamış gibi
Savurmakta çiçeklerini


Hokuşi

07 Eylül 2014

Ben Başkasının Zalimi Olsaydım

Ben başkasının zalimi olsaydım
Barmeni öldürdükten sonra içkiye susardım
Ağzıma damlasını koymadığım o haram
Beni kana kana ağlatırdı ilk kez şaşardım

Allah'ı iliklerine kadar duyan herkesi kıskanırdım
Ve melek olup göğe çıkarken kutsal harflerin
Yüze yazılı olduğunu anlardım: meğer insan
Senin yeryüzündeki suretinmiş Allah'ım!

Saymadım kaçıncı leşim bu soğuk vücut
Benim kitabımda yazmıyor vahdet-i vücud
Bilsem taş olurdum yeminle yeminle çarpılırdım
Arafat’ta şeytandan önce kaderimi taşlardım

Ben başkasının zalimi olsaydım
Cezamı çekerdim de günahımla yanardım.


Haydar Ergülen

Ben Başkasının Evi Olsaydım

Ben başkasının evi olsaydım
sahibim, o yalıçapkını, birine tutulurdu
evinde ziyaret etme kadını, derdim;
evin hem bedeni vardır hem ruhu

Alışkındım daldan dala konmasına da, onu
hiç bağışlamazdım, aldattığı için kadından
başka evi olmayan bir koca-çocuğu;
kadının kocası evdir, bahçeyse dostu

Ben de bir evim, ruhumun penceresi
gözlerimi yalnız bırakın, derdim, nasıl
yalnız bıraktıysanız o evi birlikte;
bakalım açılır mı ikinizden bir bahçe

Ben başkasının evi olsaydım
taşınırdım sizden daha yalnız bir semte


Haydar Ergülen

Ben Başkasının Adası Olsaydım

Ben başkasının adası olsaydım
çok sevmek de kederlidir ve insan gölgesinden bile
uzağa düşer, ölüm zaten bir kara ada, derdim,
bir kız gözyaşlarına küser, ben tutar ayrılığa küserdim.

Herkes başkasının adası ölümle ayrılık arasında
iki denizden sürgün gibi kimsesizler mezarlığında
gizlice buluşan gözyaşlarına bakar akar ağlardım
kimin acısına sızsam, gözlerimden önce maviyle uyanırdım

Bir ada; iki gözyaşı arasındaki mavi harfleridir,
akşamla kâğıttan kayığı batmış çocukluğun,
kimi dipte kelimeler ve acısı yüzüne vurmuş
bir ada, mavi yerine bir kızın gözlerinde unutulmuş

Ben başkasının adası olsaydım
gözlerimi rüyadan saklardım, desinler ki: acı uyumuş…


Haydar Ergülen