06 Kasım 2014

Bak Sitanbûl'un şu Sadâbad- nev bünyanına

Bak Sitanbûl'un şu Sadâbad- nev bünyanına
Âdemin canlar katar âb u hevâsı canına

Ey sabâ gördün mü mislin bunca demdir âlemin
Püşt-i pâ urmaktasın İran'ına, Turan'ına.

Ey felek insaf, ey mihr-i cihân-ârâ âmân
Bir nazîri var ise söylen konulsun yanına.

Ben de bilmem böyle rûh-efzâlığın aslın meğer
Hızr tohm-ı ömr-i câvîd ekti nahiistanına.

Sizde böyle müşk olur mu deyü hâkinden biraz
Ah göndersem, sabâ ile Huten hakanına.

Cedvel-i sîm içre âdem binse bir zevrakçeye
İstese mümkin varılmak cennetin tâ yanına.

Olsa Kisralar zamanında ya Firdevsf anı
Eylemez miydi şeref Şehnfime'nin unvanına.

Cûş kıl ey rûh-ı Kâvus, ey revan-ı Cem, işit:
Ben kapılmam ehl-i târihin sühan-sencamına.

İkiniz de olmamış mâlik ana, aldım haber
Çerh-i pîrin and verdim dinine îmanına.

Dersiniz kim! "Çerh-i pîre yok yere verdin kasem,
Kim o bî-îmandır anın kim bakar îmanına?".

Vaktinizde cerh âmenna ki bî îman idi,
Ehl-i dil makrûn idi endûh-ı bî pâyânına.

Şimdi amma ehl-perverdir, müselmândır tamâm
Olalı mahkûm Sultan Ahmed'in fermanına.

Şüphesiz Nûşîrevfln'ın tacı başından düşer
Baksa tâk-ı ser-bülend-i kasr-ı izz ü sânına.

Müddef-i Osmâniyân içre zamân-ı devleti
Benzemiştir nevbahârın mevsim-i nîsfinına


Nedim



05 Kasım 2014

Sağ çıksalar ne olacak, çıkmasalar ne olacak?

İçeriden sağ çıksalar ne yapacağız? Üç aydır bizi yedirdiler, bitirdiler. Maaşlarını düzgün vermediler. Elimizde yiyecek ekmek koymayıncaya kadar uğraştılar. Şimdi de canlarını aldılar. Sağ çıksalar ne olacak, çıkmasalar ne olacak? Maaşlarını düzenli vermezlerdi. Ekmeklerini ellerinden aldılar. Servislerini ellerinden aldılar. Güneyyurt'u yediler bitirdiler. Güneyyurdu bitirdikleri gibi her tarafı bitirdiler.

Üç yaşında bir kızım var. 'Babam nerede, suyun içinde mi kalmış, çıplak mı kalmış? Nerede babam' der. Çocuğuma diyecek cevap bulamıyorum.

Bunların hesabını nerede verecekler? Allah'ım, güzel Allah'ım, bunların yaptıklarına göre içeriden sağ selamet çıksınlar. Borçluyuz, dertliyiz. Ev aldık, kredi çektik. Bir sene oldu, evine yurduna doymadan. Bizim halimiz ne olacak? Bitirdiler bizi, bitirdiler. Bugünü yarına atarlar, yarını öbür güne atarlar. Üç aydır maaş yüzü görmeyiz.

Eller bayram yaptı, biz yapamadık, eller kurban kesti, biz kesemedik. Bu darlığın bir bolluğu olurdu ama olmuyor işte, olmuyor. Dün öğleden beri içeride sağ adam mı kalır? Memuruz deyip gezerler. İşçilerin sırtından memurlar... Ama bunları süründürmeli. Hepsini süründürmeli.

Emiş Bahar


04 Kasım 2014

Bir Formül

Ölüm bu ara çok oldun sen
Ortalığı kırıp geçirdin
Dostlara taktın, gençlere taktın kancayı...
Kendim için söylemiyorum, yanlış anlama, bak!
Nasıl olsa benim miyadım doldu,
Ama sen de bokunu çıkarma işin!
Bir süre ara ver bu işgüzarlığa!
Tek dur biraz!
Ne dersin tam maaşla emekliliğe?
İşsizlik sigortasıda veririm istersen...


Can Yücel

01 Kasım 2014

Siyah Beyaz Kızlar

II.

Ormanda nasıl kükrerse bir erkek geyik
Sabaha karşı alacakaranlıkta
Yağmuru tetikleyen
Dağı kundaklayan bulutu boynuzlayan

Ah işte seni öyle arıyorum canım
Gelinler gibi sonsuz ağlayan
Murat alamamış
Güveyler gibi

Bir anne nasıl koşarsa yanan bir evden
Yavrusunu kurtarmak için, öyle candan
Atlıyorum işte senin alevlerine

Baba nasıl ağlarsa öyle
Ölmüş oğlunu kucakladığında nasıl
Sedyede çenesi bağlı yatan
Meleklere gülümsüyormuş gibi yatan
Ölmesi mümkün değilmiş gibi yatan
Yine de ölmüş olan ölmüş olan

Ne garip ülke şu gözyaşı yurdu
Zamanı durdurmuş gülümseyişin
Yağmurun atları iniyor dağdan


Şaban Abak

Görünüm

Eskiden de sevgiler düşlerdim ben şimdi de
Oysa aşk değil artık bir tutam gül ve leylak
Ağır kokularıyla ormanı kaplayarak
Yangınlar var dönüşsüz yolların bitiminde

Eskiden de sevgiler düşlerdim ben şimdi de
Oysa aşk değil artık kulede ateş yakan
O yitik fırtına, bozguncu, ışık tutan
Kuytu ayrılıkların avlusunu, şimşekle

Taşların sıcaklığı vurur bileklerime
Bildik hiçbir sözlükte bulunmayan kelime
Denizlerde köpüktür, gökte buluttur dedim

Yaşlanınca sertleşir her şey, ışıklar dolar
İpler düğümsüzleşir, adsızlaşır bulvarlar
Ben de onlarla birlik, yavaşça taş kesildim


Robert Desnos

Kırk Yerinden Kırık Şiir

bir günahın gölgesi düşerken yüzüme
sesime uzak düşerken her adımda
içimden geçen harabelerin yorgunluğunu seziyorum
korkuyu süzüyorum ebabil dudaklarından
bir bulut kırışıyor bakışlarımda
sevginin kalbinden geçerken
gökyüzü eskiyor
sevdiğim kadını öldürmek geçiyor içimden
yüzünde utangaç parmak izleri bırakmak
bir merdiven altında gizlerken gölgemi
sevdiğim kadını diriltmek…
gözlerinde ölümü hatıra bırakmayı umarak

bir şiiri kırk yerinden kırarak
kırarak sesini bir bestenin
sesimdeki taklit sesi alfabeden atmak istiyorum
kalan son harfe asıp bedenimi
ruhumu parmak uçlarımda
azgın sulara düşürmek istiyorum

bir akrep kıskacında ölümü solurken
sokarken bir akrep ateşler ortasında kendini
acılar içinde yanmayan yönlerimi görmek
ve göstermek yanan yönlerimi
bir akrep kıskacında sevdiğim kadına

bir günahın gölgesi düşerken yüzüme
bin günâhın acısını bırakmak istiyorum
sevdiğim kadının yüzüne


Ömer Ertürk

Karıncaların Dili

Karıncaların diliyle geldim
Bir dağ anlatısıydı sunduğum
Cüssemi hesaba katmadan
Yoruldu şimşir dualar şimdi
Güneşten süzdüğüm bahtım
Kör karanlıkta yoğruldu

Aşkın en yoğun felsefesi
Elmada gizli Adem’den beri
Seni yalınkat bırakanlar ne bilsin
Ne bilsin bit pazarına nur yağdıranlar
Rüzgârımdaki derviş nefesini
Güllerdeki peygamber kokusunu
Oysa ben alnımı pusula bildim
Tek bir yöne doğrulup
Hayat bu kadar ucuz mu
Hep bunu sordum

Karıncaların diliyle geldim
Beni yalnız sen anlarsın
Ey içimdeki sevgili konuş
Sorularıma cevap sende var
Yalan gerçeği örttü
Karanlık ve duvar

Ey ruhum gel beni al


Arif Ay