29 Kasım 2014

Gidiş

Biraz önce senin dağdan aşağı gittiğini gördüm
Batan güneşin altında küçük kapıyı kapattım
Gelecek ilkyazda elbet çayırlar yeşerecek yeniden
Ama bir daha dönecek mi uzaklara giden?


Wang Wei

Bir Çiçek

Bir çiçek gibi görünüyor, fakat değil
Sis gibi görünüyor, fakat değil.
Tam geceyarısı geliyor,
Sabahleyin gidiyor,
Çok sürmeyen yaz düşleri gibi geliyor
Ve sabah bulutu gibi gidiyor:
Onu bulmak ne mümkün.

Po Chu-I
Çeviri:Erdal Ceyhan

21 Kasım 2014

ürpermeyen kalp

Hutbede Hoca efendi, Peygamberimizin; "Allahım ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, kabul olunmayan duadan, fayda vermeyen ilimden ve bu dört şeyden sana sığınırım." Hadisini zikretti. O sırada bu hadisin "ürpermeyen kalpten" ifadesinden gözyaşı dökerken, bir yandan da; 'yanımdaki namaz kılan biraz ileri gitse ya, duvarın dibine sıkıştım' diye düşünüyordum.

17 Kasım 2014

Ölüm Noktürünü

seninle karşılaşıp solduğum andı ölüm
yüzüne baktığında tutuşup yandı ölüm

çoğaldıkça çoğalan bir sevda ülkesinde
ellerine dokundun; sana inandı ölüm

o efsunlu, yağmurlu, hercai gözlerinden
uçan kelebekleri mutluluk sandı ölüm

akkor dudaklarından ağı düştü içime
yollarında yürürken sanki insandı ölüm

viran eylediğin gün yorgun hayallerini
ayrılıkla, hüzünle, aşkla sınandı ölüm

bir ömür vuslatını bekledi boynu bükük
bilmem ki aşk uğrunda neden kınandı ölüm

süründü yıllar yılı karanlık köşelerde
benim gibi kıvrandı, kahra dayandı ölüm

her akşam tufanında harap oldu güneşim
gece baygın bir rüya, gündüz hülyandı ölüm

sensizliğin en ağır fermanıydı içimde
dudaklarımdan sızan bir damla kandı ölüm

ölüm seni sevmektir bir celladın elinde
bilmem hangi yürekte böyle sultandı ölüm


Nurullah Genç

Hüzün Çocuklar İçin Arada Bir Yaşlılar İçin Sürekli

hüzün çocuklar için arada bir, yaşlılar için sürekli
atılan ağı dolduruyor ırmak
balığı deniyor terzi
yüreğini iğnesinden kurtarıp pazarları
ben sevgilenmeyi denerdim, bıraktım şimdi
gerçek derliyorum, ipe diziyorum
beni doğrulayanı seçiyorum
bir o kadar beni doğrulamayan
kuşkulansam, kuşkulanmıyorum o zaman
caymıyorum kendimi doğrulamaktan

bir atlayıp iğnemi bir batırıyorum
terziyim hafta başı balığa çıkamayan

göğü atlıyorum. geniş göğü,
ferah balkonları atlıyorum
mutlu çocuk yüzlerini atlıyorum
atlıyorum suyu, soluyan diri atları
yaylaları ormanları atlıyorum da
varıp ellas'ta duruyorum.
gecenin ellas'ında
iğnemi, benim iğnemi ellas'ın yakarısına:
-inişlerde dolgun diri salınan
mısırları boyayacak mısın?
ay sarı ay, usul ay
dağıtacak mısın gökyüzünü orda burda
eski duvara, tahta çite, asma köprüye
ay sarı ay, usul ay
kavruk, kara, yorulmuş ineğimi
tazeleyecek misin?
patikayı düz edip uçurumu örtecek misin?
ay sarı ay, usul ay

hüzün çocuklar için arada bir ve yaşlılar için sürekli
bence oyalanıyorum, terziyim daha
balığa çıkmasam bile hafta başlarında
bir batıra iğnemi, bir batırmaya
oyalanıyorum
beni doğrulayan ve doğrulamayan hepsi bir arada

hüzne az bir şey var, yaşlılar için olan


Gülten Akın

Bağlar

Solmamıştık daha çağla zamanlardı
siz ikiniz getirdiniz kücük kızlar
birinizin iri mavi komik bakışları
öteki sessiz edilgen

mavi, taklidini yapardı dünyanın
dönülmez yerlerden Ulvi Uraz esintisi
abla kabuğum içine
sığdıramadığım neşe
müzik odasında kaçak dakikalar
pencerede diz boyu çayırla
arka bahçe

o günlerden bu günlere
siz neyi taşıdınız
ben neyi taşıdım?

vardı bir şeyler elbette
o zaman da vardı
ama Afgan şehirleri
masal olmamıştı daha
Iraklı çocuklar, anneleri...
Irak kül, Irak yıkıntı
Ortadoğu yara dünya

Şimdi gündüz sanki yokmuş
atlayıp geçiyor gökyüzü
geceler düş düş düş
yuvarlağın bir yerinde
durmadan büyüyen kara leke
Leke haşindir, bakanı incitir
yaralar göreni
körlüğü yarattı ilkin
o yüzden medya

o günlerden bu günlere
siz neyi taşıdınız
ben neyi taşıdım?

Ziverbey köşküne bitişik duran
bir evdi Istanbul
güllerle çığlıklar arasında
körmüşüm, kördüm ben o zaman
güneş dışımızdan geçip gidiyordu

Sıcak yapı soğudu mu
ziyadesiyle soğur
ağız sımsıkı kapanır
göz artık göz değildir

o günlerden bu günlere
siz neyi taşıdınız
ben neyi taşıdım?

Çölden toz da yağdı
üstümüze sonunda
denizler çekildi, ırmaklar soldu
toprak çürüdü

siz neyi taşıdınız
ben neyi taşıdım?

yaşlı bir şairin gösterdiği uçlar
kilise müziği, siren sesli küçük oğlan
kır menekşeleri, Halep asması
kavaklar, zeytinler, rüzgâr
hindiba toplayan çingene kızı
puhu kuşu
ağır taşlardan geçirilen su
henüz duruyorken...

bende bir gülten kaldı
hangi bağa diksem yabancı


Gülten Akın

Beni Rüzgara Verme

Öfkeli bir deniz gibi
Üstünden atma beni
Yazdığın gibi silme

Yumlama parçalama
Ne yapsam kırılmaz diye
İtme koca dağlardan
Gidip gelip ağlatma

Bu bensiz yapamaz de
İçinin derinlerine sakla
Gösterme kimseye beni
Gönlünde tut bırakma

Kuşlara parçalatma
Çöllere koyup dönme
Gözden çıkarma beni
Tam her şeyimi aydınlatırken
Yeter bu kadar deyip sönme

Bir gidip bir gelip
Çocuk gibi oyalama
Korkutma yıldırma beni
Beni sakın bırakma


Afşar Timuçin