02 Mart 2015

Nat-ı Dîger

Günahtan gayri yok bir özge kârım yâ Rasûlallah
Geçer gafletle her leyl ü nehârım yâ Rasûlallah

Serâpâ dolmada defterler a'mâl-i kabîhimle
Kirâmen Kâtibîn'den şermisârım yâ Rasûlallah

Nide pervâz edem uçmağa ferdâ kalmışım âciz
Kemend-i nefs ü şeytâna şikârım yâ Rasûlallah

Eşiğin görmeğe bin cânım olsa eylerim kurban
O rütbe hadden aştı intizârım yâ Rasûlallah

Ölür isem gubâr-ı Ravzana yüz sürmeden tâ haşr
Döğünsün taş ile seng-i mezârım yâ Rasûlallah

Senin evsâfını kaabil midir etmek Şeref îfâ
Ne çâre elde yoktur ihtiyârım yâ Rasûlallah


Şeref Hanım

Münacaat

rabbim bana bir cümle
öğret ki amel edeyim
bir cümle
yorgunluk şeytanına karşı
içimdeki firavuna
kulluğumu hatırlatan bir cümle
beş vakit için bir cümle
göğe ok atan nemruda
bir sivrisinek
sana avuç açan bana bir cümle
cuma için bir cümle
safları sık tutan
boşlukları dolduran cemaat için
bir cümle
kurban için bir cümle
gurbetten kurtaran
sana yaklaştıran bir cümle
kıble için bir cümle
istikâmet ve istikbal için
mücrim gibi bakmamak
titrememek için bir cümle
kırkta bir için bir cümle
malın kölesi olmamak
seni unutmamak için bir cümle

Suavi Kemal Yazgıç

01 Mart 2015

Eşekli Kütüphaneci "Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş."

On Dönüm Bostan Yan Gel Yat Osman

Türkiye’de bürokrasi dedin mi vay haline…

Herhangi bir devlet dairesine işin düştüyse eyvah. Sabah ezanıyla uyan, olabildiğince çabuk ol –mümkünse kahvaltını da yolda yap- ve memurlardan önce dayan dairenin kapısına. Bilumum sırayla karşılaşacaksın –tabi o gün, o işin son günü olduğu için- ve asıl mesele bürokrasi diye tabir edilen “acele işe şeytan karışır atasözünden yola çıkan yetki sahibi insanların yetkilerini yavaş yavaş, sindire sindire kullanması” durumu söz konusu olduğundan bu tavsiyelere uymakta fayda var.

     Nükteli bir girişten sonra gelelim asıl gayemize. Ülkemizde bürokrasi denilince her insan önce bir iç çekiyor. İşler yavaş ilerliyor, sürekli bir yönlendirme var, sürekli erteleme var, memurum da, “nasıl olsa paramı alıyorum ne gerek var çalışmaya” deyip de ödev ve sorumluluklarını yerine getirmeyince işler olabildiğince aksıyor ve vatandaşı korkutan bir hal alıyor.

     Yıl 1944… Ürgüp’ün Tahsin Ağa Kütüphanesinde Mustafa Güzelgöz adında 23 yaşında bir memur işe başlar. Kütüphanecilik hakkında herhangi bir bilgisi olmadığı için kütüphanecilik üzerine yazılmış bir el kitabı okuyarak modern bir kütüphane oluşturmak ister.  Ama kütüphanenin geleni gideni yoktur. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır: “Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.” ama nafile. Durumu amirlerine bildirir. Ama onların cevabı da malum “kardeşim otur oturduğun yerde maaşını alıyor musun almıyor musun ne karıştırıyorsun ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacaksın, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten.” Tüm bunlara rağmen genç Mustafaamirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, bin bir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da” zihniyeti var.

     O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne “Kitap İdare Sandığı” yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar, kitap dağıtır. On beş gün sonra yine dolaşır ve kitapları değiştirir. Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir. Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa’nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.

     Mustafa, Tahsin Ağa Kütüphanesinin yeni binasına kat çıkmak ve gezici kütüphane hizmetinden daha çok insanın faydalanabilmesini sağlamak amacıyla bakanlığa başvurarak iki adet yeni memur kadrosu ve eşekler için yem bedelinin karşılanmasını ister. İstediklerini alır. Bu kadrolara görevli alınırken bir eşek sahibi olması ve kendi bölgesinde en az beş köye hizmet götürmesi şartı aranır.

     Kitap sayısını arttırmak ve de özellikle çocuk kitaplarına gereksinim duyulmaktadır. Ürgüp dışında çalışmakta olan hemşerilerin adresini toplayabildiklerine el yazısı ile tek tek mektup yazarak kitap göndermeleri isteğinde bulunur. Bir ay sonra mektuba cevap olarak paketlerle kitaplar gönderilmeye başlar.

     Ancak Mustafa bununla yetinmeyip halkı kütüphaneye çekmek istemektedir. Halkı kütüphaneye çekerek okuma alışkanlığı kazandırmak için yardımlar ile kütüphaneye radyo alır. Böylece erkekler kütüphaneye gelip gitmeye başlamıştır. Ancak kadınlar için de bir şeyler yapmanın peşindedir. Bunun için de tekrar gurbetteki hemşerilerinden yardım toplayarak dikiş makineleri satın alır. Burada kadınlar hem dikiş nakış kursu vermekte hem de makine sırası bekleyenler kitap alıp okumaktadır. Böylelikle Mustafa, bu amacına da ulaşmış olur.

     Güzelgöz, köylere kitap taşımak kadar yöresinde başka girişimlere de öncülük etmiştir. Yaptığı bu çalışmalarla, yöredeki sosyal ve kültürel hayatı zenginleştirmiştir. Güzelgöz, kütüphaneleri tam anlamıyla bir eğitim merkezi haline dönüştürmek için bunların yanında spor teşkilatı kurmuş, köy gazetesi panosu oluşturmuş, folklor ve bando çalışmaları başlatmış, Ürgüp’te ilk sinema gösterimi ve fotoğrafçılık çalışmaları ve Ürgüp ve çevresinde kooperatifçilik çalışmaları yapmıştır.

     1963 yılında Amerika’da dünya çapında bir yarışma olan Halkına Hizmet Götüren Gönüllüler Yarışması’na aday gösterilmiş ve birinci olmuştur. Bunun yanında The Lane Bryant Uluslararası İnsanlık Hizmetinde Gönüllü Takdirnamesi almıştır. Ayrıca Amerika Barış Gönüllüleri ve Amerika’nın Türkiye Büyükelçisi de Güzelgöz’e hediyeler takdim etmişlerdir.

     Peki bizim ülkemizin Mustafa Güzelgöz’e teşekkürü nasıl olmuş dersiniz?

     Kendi görev tanımı dışına çıktığı için dava açılır ve soruşturma neticesinde zorunlu emekli edilir! Yaşanan tüm olaylarda hep yanında olan yetkililerden destek bulabileceğini sanır ancak yanılır. Bu soruşturma dönemi ve sonrasında yalnız bırakılır. Bir İstanbul ziyaretinde Millet Kütüphanesi’nde kendisi hakkında bu olumsuz raporu yazan müfettiş Şemim Bey’le karşılaşır. Aralarında geçen konuşmada raporu olumsuz yazması için kendisine baskı yapıldığını söyler ancak tüm ısrarlarına rağmen Güzelgöz, kimin baskı yaptığını öğrenemez.

     İşte sorumluluk sahibi dürüst insanların ülkemizde gördüğü değer ve karşılık bu şekilde oluyor. İşin kolayına kaçan, her zaman işini hakkıyla yapana çelme takmaya çalışıyor. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” sözünün bu milletten çıkmasına şaşırmamak lazım. Herkes işin kolayına kaçıp hiçbir şeye bulaşmak istemiyor. Hal böyle olunca da bizim korktuğumuz bürokrasi meydana gelmiş oluyor…

Tolga Bozkurt

E-kitap pazarı hareketleniyor

Türkiye dijital yayıncılık sektörüne mesafeli duran ülkelerden olsa da bu alanda son dönemlerde ‘yerli’ gelişmeler yaşanıyor. Bağımsız yazarların kendi kitaplarını doğrudan yayınlayabilecekleri bir platform olan Publitory, Can Yayınları’nın e-kitapları basılı kitabın yarısına satışa sunduğunu duyurması ve Calibro adlı ‘yerli’ e-kitap okuma cihazı, sektörü hareketlendirdi.

Türkiye, yayın dünyası dijital yayıncılık ile arasındaki bağı kuvvetlendirmeye başladı. Yeni teknolojiler ve e-kitap platformları sektörü hareketlendirirken, yeni bir okur ve yazar tipi de yükseliyor. Yayın dünyası yerli bir bireysel yayıncılık platformu ile tanıştı: Publitory (www.publitory.com). Kendini “bağımsız yazarların kendi kitaplarını doğrudan yayınlayabilecekleri bir özyayıncılık platformu ve topluluğu” olarak tanımlayan bu yeni mecrada yazar, yayıncılık gömleğini de giyiniyor. Kitabını doğrudan site üzerinde yazıp yayına hazır hale getirebilen bu yeni yazar tipi özellikle Avrupa ve Amerika’da yükselen ve en çok kazanan yazarlar arasında iken yerli malı bir mecra olan Publitory ülkemizdeki bu boşluğu doldurmayı hedefliyor.

Dijital yayıncılık sektöründe e-kitapların satış fiyatı uzun süredir, okuru mutlu edecek bir seyirde ilerlemiyordu. Maliyetinin düşük olmasına rağmen, yayıncıların bu kitapları neden yüksek fiyata sattığı eleştirileri sürekli gündeme gelirken, geçtiğimiz günlerde dijital yayıncılık pazarında önemli bir gelişme yaşanmıştı. “Aynısının Yarısı!” sloganıyla yola çıkan Can Yayınları e-kitapları, basılı kitabın yarı fiyatına satışa sunulmaya başlandı. Yayıncılık dünyasında senelerdir büyük bir tartışma konusu olan ve birçok okurun e-kitaba karşı mesafeli durmasındaki ana etmenlerden biri haline dönüşen bu fiyat süreci Can Yayınları’nın bu yeni kampanyasıyla pazarı daha da hareketlendirecek. Türkiye’deki öteki büyük yayıncıları da tetiklemesi beklenen bu karar, okurun dijital yayıncılığa karşı olan ilgisini artıracak gibi görünüyor.

YAYINCILARIN MAZERETLERİ AZALIYOR

Yayınevlerinin e-kitaba uygulayacakları fiyat politikası tamamen kendilerine has bir yaklaşım. Bu konuda belirlenmiş ortak bir anlayıştan söz etmek mümkün değil. Okurun beklentisini karşılamayan bu yüksek rakamlara karşı yayıncıların da kendilerine göre gerekçeleri var. Uzun süre, ülkedeki pek çok yayıncının dile getirdiği yüksek vergilendirmeler, dijital alanda üretime bir engel olarak sunuluyordu. Fakat, 2013’ün Aralık ayında Bakanlar Kurulu kararına göre, elektronik kitap ve benzeri yayınların elektronik ortamda satışında uygulanacak KDV oranı, 1 Aralık’ta yüzde 18’den 8’e düşürüldü. İndirimle birlikte basılı kitap ile e-kitabın vergi oranı eşitlenmiş oldu. Bu adımla yayıncıların vergi bahanesi bir nebze de olsa ortadan kalktı. Fakat, bu indirimi diğer Avrupa ülkeleriyle kıyasladığımızda çok da büyük bir gelişme olmadığını dile getirmek lazım.

Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni Murat Gülsoy, yayıncıların yüksek rakamlarını şifreleme şirketlerine ödenen paraya bağlıyordu, zira e-kitabın kopyalanmasını ve paylaşılmasını engellemek için çok ciddi bir para ödenmekte. Sel Yayıncılık Genel Yayın Yönetmeni İrfan Sancı ise bu anlayışı yayıncının elektronik kitabı basılı kitaba rakip olarak görmesinin neden olduğuna dikkat çekiyordu.

Küresel e-kitap pazarı hızla büyüyerek gelecek vaat ederken, dijital okuma eylemini okurlara sunan ‘yerli’ e-kitap okuyucuları da bu sektörün yeni aktörlerinden. Geçtiğimiz ekim ayında online kitap satış sitesi www.babil.com ile birlikte kurulan ve Libronet bünyesinde faaliyet gösteren Calibro, e-kitap cihazları arasında kendine yer edinmeye çalışıyor. Calibro, Türkiye’de 10 civarında olan e-kitabı,  bu yıl sonunda 50 bine çıkartmayı hedefliyor. Özyayıncılık platformu, Calibro ve Can Yayınları’nın bu indirim atağından sonra dijital yayıncılık pazarının daha da farklı bir döneme girdiğini söyleyebiliriz, zira e-kitabın tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kendine bir yer edinmesi için e-kitaba mesafeli durmayan yayıncılara büyük sorumluluk düşüyor.

Musa İğrek / Zaman Gazetesi

27 Şubat 2015

Hiç Unutmadığım

Ey seni hiç unutmadığım!
Hiç beni hatırladığın oluyor mu?

Hâfız-ı Şirâzî

Bir derdim var sevgiliden hatıra

Ben senin derdini kolay yitirmem
Can vermedikçe gönlümü sevgiliden koparmam
Bir derdim var sevgiliden hatıra
O derdi ki bin dermana değişmem.

Fahrettin Irâkî

Mâzursun

44. Fasıl

İşin gönül çelmektir senin; mâzursun
Gam nedir hiç bilmezsin; mâzursun
Her gece kan ağlarken ben, sensiz
Bir gecen bile yok sensiz, senin, mâzursun

Ahmed Gazali
Sevânihu’l-Uşşâk (Âşıkların Halleri)