11 Mart 2015

Cevâb nâme-i pesendîde-eser ez dehân-ı duhter-i zîbende-güher

TAHMÎS

(Cevâb nâme-i pesendîde-eser
ez dehân-ı duhter-i zîbende-güher)

(Kızın anneye verdiği cevap)

Pend eyler ise bir daha ağaca sarayım
Yanmış odunla başını gözünü yarayım
Başlı başıma ben dahi bir iş başarayım
Bir âşinâya yalvarayım sonra varayım
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Çıkrık misâl dırlayacağına hey ozan
Gir dest-gâha doku bezin pârecik kazan
Bâzârı derler âbo hâram-zâdedir bozan
Satub savub da neyse sahan tencere kazan
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

İkide birde der sana kız görünür kocan
Çığlıklı olma hasba götüresi afacan
Kocam da sen de lâhi kuruyup olun koçan
Çıkıp sokağa tende iken hâsılı bu can
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Tırnağım oldu kör yumadan bulaşıkları
Babam başına çalsun o çemşîr kaşıkları
Evvel doyurub eve gelen alışıkları
Sonra düzeldüb odadaki karışıkları
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Dedikoduyla geçdi bütün yaz ile kışım
Da’vâcı gitdi Bursa’ya yok gayri hîç işim
Yapışdı kaldı birbirine iki apışım
Çıkmazdan evvel âbo a kız yirmi yaş dişim
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Gelse görücü kocayıcak elli kerecik
Der burnucuyla ağzı büyük dişi seyrecik
Yok yok yaşı da anlayışım kırkını geçik
Sarf eyleyib de varı yoğu bâri şimdicik
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Ben istedikçe bayrama ondan balakoza
Der bana kahbe sana yazık ekilen tuza
Yazık değil mi gençliğime bak şu yelloza
Girmezden evvel ablacağım yaşım otuza
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Almış parayla sanki halâyık gibi beni
Sokmaklık ister aşevine gidi külheni
Yağlı paçavra gibi atub ben dahi seni
Yarın alub alaca karanlıkda rûşenî
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Lâzım mıdır ki öğreneyim çamaşur yumak
Ben bu pamuk elimle a fos saramam yumak
Bana düşer mi iplik eğirüb de bez komak
Dursun musandırada nele öreke tarak
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Yufka makarna açmasını açmayın bana
Ben bilmem öyle hamur işi samsa baklava
Yapıp bir-iki türlü yemecik kaba saba
Da’vet için konağa çıkıp yarın ibtidâ
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Kendi keser göbeğini öksüz olan savul
Yanşak karışma dırdır edüb kalayım mı dul
İş edeyim ki sana görüb saçlarını yol
Komşu kapusın açub elimle usul usul
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Yazub yüzümü Esmâ Hanım kâkülümü kes
Bir âşinaya varacağım sen çıkarma ses
Pek pos bıyıklı pırpıriye eylemem heves
Dört kaşlı yosma şûh-i cihân tâze dalfes
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Satub yemekden oldu evin içi tam takır
Titrer görünce bir eri içim sakır sakır
Kalub da böyle olmadan altun adım bakır
Akşam olunca bâri gezip bayır ile kır
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Bir âfitâba geçdi ki hiç sorma sıcağım
Yandı eridi aşk ile sînede yağım
Geçdi soğuk su başıma bilmem solum sağım
Ahd eyledim bu şart ile ki geçmeden çağım
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Bildim tekin değildir ev içinde mezbele
Dedim tü tüü tü üç kez o birşeylere hele
Yok mu birisi ortalığı süpüre gele
Ben yine takub ardıma bir sürü hergele
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Gavgayı kessün eyle nine Vâsıf’a suâl
Gör imdi sen mi fâhişe yohısa ben mi mal
Ona kalırsa der ikiniz de kuru kaval
Yaz geldi gayrı evde oturma ne ihtimâl
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım


Enderûnlu Vâsıf

Tahmîs bâ-ıstılâhat-ı zenân der vâdî-i nush ü pend ez dehân-ı vâlide

TAHMÎS

(Tahmîs bâ-ıstılâhat-ı zenân der
vâdî-i nush ü pend ez dehân-ı vâlide)

(Bir annenin kızına öğütleri)


Kız dinle nush ü pendimi kavline sâdık ol
Gönle rızâ-yı kaynanayı kul halâyık ol
Kim der sana ki bir çamura var bulaşık ol
Ne kesret ile zâhide ne pek de açık ol
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Bir nev-civân kocaya varub et dediklerin
Beş altı parça kesdiregör yediliklerin
Eksiklilerin er düzer eksik gediklerin
Yarım papûşla giyüb a postal çediklerin
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Böyle kılıkla görse a kız oynaşın şaşar
Bir kez alan miyânını âguuşa bin yaşar
Hâsılsız olma ol hamarat evde iş başar
Fakîr börekci sonra seni her alan boşar
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Bak büyük ablan oldu Küçük Tevbe’de gelin
Siz de bacınla dâye dadı bir yere gelin
El birliğiyle yenge kadınlar tutub elin
Var bir kibâr-zâdeye sardıragör belin
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Görüb giyimli elleri yüksünme hey düdük
Elbet biçer sana da sağ olsun koca kütük
Huysuzluk etme gayri değilsin kızım küçük
Oldun şükür yetişdirene işte bösbüyük
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Oldu gelin bak Âtike darısı başına
Ta Kıztaşı’nda girdi birinin firâşına
Düşme pek öyle çengi çegâne telâşına
Girdin a dil-baz artık on üçüncü yaşına
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Baban vereydi seni bolay kim mevâliye
Sâyende biz de taşınıruz belki yalıya
Baldırı çıplak alıp oturtdurma halıya
Ne pırpırîye eyle meyil ne paşalıya
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Neymiş pateste telli pataküte yok deve
Sana sevâyi kesdireyim giy seve seve
Gîce yarısı gezme dönüb düzd-i şeb-reve
Koğlar babana komşu konu hayda gel eve
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Kız kaç yanımda vızlama sivrisinek gibi
Fink urma iki yanına kırnak köçek gibi
Yere geçer arından erin köstebek gibi
Ayak bağıyla sonra kalırsın eşek gibi
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Erlerle etme pencerelerden alış veriş
Dadına gâhi yardım edüb sen de gör ki iş
Yağ bağlasun yüreği ninenin karış karış
Dek dur küçükden evde oturmaklığa alış
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Dik çocuğun başına çörekotu sarımsak
Sûsenle uyhu nüshası alub beşiğe tak
Söndür kömür ki kötü nazardan ola uzak
Gezmek senin nene keferet otur işe bak
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Çekdir çiçekli enterine telli bir şerit
Akrânlarına pâçe günü giy de körlük it
Kâküllerini bağla saçı düğününe git
Alur seni de belki bu günlerde bir yiğit
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Hay hây bâri yordamına güleyim biraz
Turp sıkayım zerâfetine fos çoğa bu naz
Gel tuzlayım da kokma seni vay zavallı kaz
Bin kerre sana etmedi mi süt ninen niyâz
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Dik başlı kahbe yansılayıb gitme dikime
Pay verip öyle taş başına ninemin dime
Yazık değil mi âbo çekilen emeğime
Sonra seni herifler omuzlarsa kim kime
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Dil dök yabana söylemeyüb durma hem-çü put
İçim sıkıldı hortlayası ma’tuhu uyut
Kimseden iylik umma da var gönlünü avut
Al elden örnek işle geçin kuut-i lâ-yemût
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol


Enderûnlu Vâsıf

Ruz-ı mahşerde sorarlarsa nemiz var denecek

Ruz-ı mahşerde sorarlarsa nemiz var denecek
Biz bu dünyada günah etmedik insancasına.

Yenişehirli Avnî

10 Mart 2015

Terci-i Bend

(Birinci Bend)

Ben kimem bir bî-kes ü bî-çâre vü bî-hânmân
Tâli’üm aşüfte ikbâlüm nigûn bahtum yaman

Nemlü eşkümden zemîn memlû ünümden âsmân
Âh ü nâlem nâvek ü peyveste ham kaddüm kemân

Tîr-i âhum bî-hatâ te’sîr-i nâlem bî-gümân
Mutassıl gam-hâne-i sînemde yüz gam mîhmân

Handa bir gam itse benden istesünler ben zamân
Yoh bana kayd-ı belâ vü dâm-ı mihnetden emân

Çıhdı can gönlümde endûh u gam ü mihnet hemân
Ey benüm cânum sen ü gönlüm senünle şâd-mân

Sensüz olman ayru mihnetden belâdan bir zemân
El-amân hicrân belâ vü mihnetinden el-amân


(İkinci bend)

Fâriğ idüm cümle âlemden bilür âlem beni
Ayb iderdi bî-haber sanub benî-Âdem beni

Koymadı devrân-ı çerh öz hâlüme hurrem beni
Şâd iken âlemde çerh itdi esîr-i gâm beni

Işk nâ-gâh oldı peydâ dutdı müstahkem beni
Saldı yüz sevdâya ol gîsû-yi ham-der-ham beni

Şimdü Mecnûn’dan gam-ı ışk içre sanman kem beni
Yâr hod kılmaz harîm-i vaslına mahrem beni

Sen ki mahremsen sabâ billâh anub her dem beni
Söyle ey gül kim sana baht eylemez hem-dem beni

Sensüz olman ayru mihnetden belâdan bir zemân
El-amân hicran belâ vü mihnetinden el-amân


Fuzûlî

09 Mart 2015

Meryem'in Dağınık Düşünceleri

Nasıl da yaşlandı ellerim
bir çift güvercindi
oğlumun omuzunda.
Oğlum öyle duyumsar hâlâ...

Oğlum,
o gözleri sonsuza bakan öküzün
önünde doğan çocuk.
Oğlum,
eşeğimin
ıslak soluğu ısınırken ensemde
kucakladığım mucize...
Oğlum,
yüreğimde büyüyen inanç:
"Dünya değişecek, değişmeli
bu çocuk büyüdükçe..."

Tanrım, ne oldu ellerime
biçimleri yitti sanki, lekeler, damarlar.
Filizlere değen yel gibiydi
değdiğinde toprak yeşerirdi
yıllar...

Oğlum,
nasıl da büyümüş...
Kim inanır onu doğurduğuma.
Oğlumu kucaklasam, bıraksalar ısıtsam
süt yürüse göğüslerime
doyursam aç bebekleri
oğlum... oğlum dirilir mi?


Sennur Sezer
Dilsiz Dengbej / Evrensel Basım Yayın 2001

Savurgan Çocuk

Aşkın, erguvan rengindeki nektarsız eski
bir güzel kokuyu saklayan kuru bir portakal
olduğu kadınlarda insana günah
işleten Sonsuzu aradım, ama, yalnızca, uykuya
düşman bir uçurum buldum.

-Sonsuz, çalkantısında ağaçları ve yürekleri
ince bir kum gibi sallayan gururlu düş!
- Şarapla karışık iğrenç bir düzgün selinin
yuvarlandığı buruk böğürtlenlerle dolu
bir Uçurum!


II
Sen ey gizemli kadın, ey kanayan kadın,
ey sevdalı kadın, mum ve günnük kokularıyla
çılgın, İsanın kutsal yüreği tablosunu acıyla yolladığın akşam,
seni hangi iblisin bulduğunu bilmiyordun.

Hülyalı duaların sertleştirdiği dizlerini ve
denizi dinginleştiren ayaklarını öpüyorum;
Sinirli kalçalarına başımı daldırmak ve
at kılından acı çile gömleğinin altındaki
yanılgıma ağlamak istiyorum;

Orda, kutsal kadınım, siyah Uçurumun ve sevgili Sonsuzluğun
unutuşunda, usul usul uzun ilahiler
söyleyip, körpe teninin üstünde uyutacağım
yürek sızımı.

Mallarme
Şairler Prensi / Broy Yayınevi
Çeviri : Erdoğan Alkan

08 Mart 2015

Kuzuları ve oğlakları kucağına alarak öptü. Ahırdaki işlere severek, gülerek yardım etti. Yarım saat kadar burada kaldık ve ben eve gittim, o ahırda yalnız kaldı.

Akşamüstü barda buluşan kasabanın rahibi, şerifi ve doktoru suçu tartışırlar. En büyük suç hırsızlıktır, der doktor ve devam eder; hırsızlığın en büyük suçu ise cinayettir. Bir insanı öldürerek hayatını çalıyorsunuz, hayallerini, umutlarını yok ediyorsunuz…

Ağrı’nın Diyadin İlçesinin Taşbasamak Köyü’nde yaşayan Ebru, daha taze bir çiçekken soldu gitti. 12 yaşındaki küçük kız, sadece kendi canına kıymadı, bu ülkede hayal kurmanın ne kadar zor bir şey olduğunu hatırlattı bizlere. Küçük bir köyde yaşarken Ağrı Dağı’nın zirvesini aşan hayallerini küçük hikâye kitaplarında buldu. Yazar Mustafa Orakçı’nın “Türkiye’yi Geziyorum” seri kitaplarından birini okuduğu okuldan aldı. Belli ki seri hikâyelerde anlatılan, dünyanın her yerine giden, aklına estikçe sınıfa kurbağa getiren Levent ve tayfasını çok sevmişti. Öğretmenlerinin “Çalmakla” itham ettiği de bu serinin “Levent Pamukkale’de…” kitabıydı. Kısaca Levent ve arkadaşlarıyla yollara koyulmuştu Ebru, düş gezginliğinin en güzelini yaşamak istercesine.

Ebru, bu kitapları okuldan alıp, çalmakla suçlanmıştı. Hem de onun kitap okumasını teşvik edecek öğretmenleri tarafından. “Hırsızlıkla itham edilerek” arkadaşlarına küçük düşürülen Ebru bunu kaldıramadı. Ahırda bulunan yeni doğan kuzuları sevdi, sonra… Hayallerini aşağılayan büyüklerinden intikamını aldı bir şekilde kendi minik varlığını yok ederek. Küçük bir bedenden geriye çalınan umutlar, hayaller kaldı. Belki de bizim geleceğimiz, umutlarımız, hayallerimiz bir kez daha yok edilmek istendi minik Ebru’nun bedeninde.

Ben de Ebru gibi küçük bir köyde büyüdüm. Masallarla… Sonra, imdada kitaplar yetişti. Jules Verne’nin “Denizler Altında 20 Bin Fersah”ında Kaptan Nemo olup, gemim Natilus’le denizin gizemlerini keşfe çıktım. Ya da “Seksen Günde Devr-i Âlem”le balona binerek dünyayı dolaştım. Biraz daha büyünce Küçük Prens oldum, yazar Antoine de Saint-Exupéry hayal dünyasına ortak etti beni. Bir kitabı elime aldığımda yazarı kim olursa olsun kitap ne kadar önemli olursa olsun, beni içine alıp almadığına bakarım. Sayfaların arasında alıp beni saklıyor, başka bir yere götürüyorsa soluksuz okur bırakmam. Ya da gitmez kitap bir türlü o zaman bırakırım. Çok yarım kalan kitap vardır, kıyıda köşede bıraktığım. Çocukluğumdan kalmadır işte. Birkaç yıl önce bir uçak yolculuğunda Küçük Prens’i okuduğumu görerek “Yeni mi okuyorsun” diye hayretle bakan arkadaşıma; Yooo… Birkaç kez okumuşluğum vardır, Küçük Prens olmanın ne zarı var, diye cevap vermiştim. Haa, büyük, kocaman günahlarım arasında param çıkışmadığı için kitap çalmışlığım da vardır. Gururla söyleyeceğim…

Dün, bütün gün ve gece Ebru aklıma geldi. Onunla birlikte hayallerimin, umutlarımın azaldığı hissine kapıldım. Silik fotoğrafına baktım. Hayalleri küçük bir köye sığmayan, düş gezginin kısa hayatında yürüyüp giderken verdiği dersi düşündüm. Ve ardından yaptığımız işin kutsallığına kadar geldi iş. Öyle ya; öğretmenlik kutsal bir meslekti ve dahi sorgulanabilmesi bile mümkün değildi. Ve Haşmet Abi (Babaoğlu) şöyle bir tivit attı yapılan tartışmalar üzerine “ İki hikaye kitabı ne işe yarar bir köyde? Okumaya… Bunu bile düşünemeyen öğretmenin nesi ‘kutsal’ olabilir?

Oldum olası bu kutsal meslek kavramına takığım. “Kutsal gazeteci, kutsal öğretmen, kutsal savcı, hâkim…” Ben hayatımda “kutsallık” atfedilmeyen bir meslek görmedim. Bir şekilde kutsallık kalkanına sarılıyoruz sarılmasına da, işimizi iyi yapıyor muyuz? Asıl mesele bu. Ben üşüyen öğrencisine paltosunu çıkarıp veren öğretmen de gördüm, soruyu bilmediği için kafasını tahtaya vuran öğretmen de. İnsan olmanın, insan kalmanın yapılan meslekle hiçbir ilgisi yok, olamaz da. Hayat bizi küçük sandığımız şeylerle sınar. Küçük bir köyde kendisiyle birlikte hayalleri de ölen Ebru’nun bütün hayalleri ve umutları yanında götürdüğü gibi…


Tuncer Köseoğlu


Ağrı Diyadin'e bağlı Taşbasamak köyünde, 20 Şubat Cuma günü akşam saatlerinde evlerinin ahırında intihar eden 12 yaşındaki Ebru Yalçın'ın ailesi, kızlarının öğretmenleri tarafından kendisine yöneltilen hırsızlık suçlaması yüzünden intihar ettiğini öne sürdü. Aile bu iddiasını bir afiş ve el ilanları haline getirerek, köydekilerle ve ilçedekilerle paylaştı.

Baba Hudeyda Yalçın gazetecilere yaptığı açıklamada, "Kızım intihar ettiği gün, öğretmenlerinin kaybolan kitaplardan kendisini sorumlu tutması nedeniyle hayatına son verdi" dedi. Yalçın olay günü Ebru ile hayvanlara bakmaya ahıra geldiklerini anlatarak, şöyle devam etti:

"Kuzuları ve oğlakları kucağına alarak öptü. Ahırdaki işlere severek, gülerek yardım etti. Yarım saat kadar burada kaldık ve ben eve gittim, o ahırda yalnız kaldı. Kardeşi gelmiş bakmış, kovanın üzerinde oturup düşünüyormuş. Kardeşine 'sen eve git ben geliyorum' demiş. Sonra bekledik, gelmeyince annesi merak etti, ahıra bakmaya gitti. Ahırın kapısını açtığında Ebru'yu tavandan sarkan ipte asılı görmüş. Eve geldi bana haber verdi, ben de koşarak geldim baktım ölmüştü."

'Okulda şiddet görüyordu'

Ailevi hiçbir sorunlarının olmadığını belirten baba Yalçın, "Önce neden böyle yaptığını bilemedik. Sonra arkadaşlarının anlattığına göre, okulda kitap hırsızlığı meselesi olmuş. Öğretmenleri sınıfa girip çocukların içinde kızıma kitapları çalmışsın demişler" ifadelerini kullandı.

Şikâyette bulunduklarını dile getiren baba Yalçın, kızının okulda şiddet gördüğünü, dışlandığını ve ölüme sebebiyet verenin öğretmen olduğunu ileri sürdü.

Ebru'nun yakın arkadaşı olan Yaprak Yalçın ise öğretmenlerinin okulda kaybolan iki hiâaye kitabından Ebru'yu sorumlu tuttuklarını, fakat Ebru'nun böyle bir şey yapacağına inanmadığını söyledi.

'Hırsızlıkla suçlandı'

Ağabey Şenol Yalçın ise kardeşinin yoğun baskı nedeniyle intihar ettiğini iddia ederek, öğretmenlerin kardeşini kitapları "sen çalmışsın" diye suçladıklarını iddia etti.

Kardeşini "Babanı jandarmaya vereceğiz, seni disipline verip okuldan attıracağız" diyerek tehdit ettiklerini öne süren Yalçın, "Kardeşim de gururuna yedirememiş ve hiç kimseye demeden gelmiş intihar etmiş. Haberimiz yoktu. Cenaze töreninde sınıf arkadaşları anlattı. Biz de şikâyetçi olduk, dilekçe verdik. Yetkililerin bu duruma müdahale etmelerini istiyoruz" şeklinde konuştu.

Soruşturma başlatıldı

Olaya adı karışan üç öğretmen hakkında soruşturma açılınca görev yerleri değiştirildi. Diyadin Kaymakamı Hasan Çiçek de olay hakkında adli tahkikata başlandığını vurguladı ve şunları söyledi:

"Ailesiyle yapılan görüşmede, kızları Ebru Yalçın'ın saat 17.00 sıralarında ahırda intihar etmiş vaziyette bulunduğu beyan edilmiştir. Olayın vuku bulduğu günde, kolluk kuvvetleri tarafından yapılan araştırmada Ebru Yalçın'ın okuduğu Taşbasamak Ortaokulu'nda 20 Şubat Cuma günü bir kitap hırsızlığı olayının meydana geldiği, hırsızlığa konu kitapların Ebru Yalçın'ın çantasında bulunduğu, konu ile ilgili öğretmenlerin çocuğa karşı tavır ve davranışlarının maktulü intihara sürüklediği iddiaları ile ilgili adli tahkikat devam etmekte olup, Diyadin Kaymakamlığı'nca Valilik makamından konu ile ilgili inceleme yapmak üzere müfettiş talep edilmiş ve konu ile ilgili idari soruşturma müfettişlerce yürütülmektedir."


Kaynak: AA ve DHA