19 Nisan 2016

Ah ah, şimdi seksen olmak vardı!

Doktor Yalom, sizden bir görüşme rica ediyorum. İlhamını yitirmiş, artık yazamayan bir yazarla konuşmak isteyip istemeyeceğinizi sormak istedim. 

Paul Andrews


Paul Andrews'un bana gönderdiği bu e-postayla igimi çekmeue çalıştığına şüphe yoktu. Başarmıştı da. Ben bir yazar olduğum için ona sırt çevirmem söz konusu olamazdı. İlham meselesine gelince, bu tür bir talihsizlik bana henüz uğramadığı için kendimi şamslı atfediyorum.

Paul'e yardımcı olmaya oldukça hevesliydim. On gün sonra Paul randevusuna geldiğinde görünüşü beni hayrete düşürdü. Nedense kıpır kıpır, biraz perişan, orta yaşlı bir yazar bekliyordum. Oysa karşımda yüzü kırış kırış olmuş ihtiyar bir adam duruyordu ve öylesine kamburdu ki yerdeki karoları yakından incelemeye çalışıyor gibiydi.

Odama yavaş adımlarla girerken nasıl olup da Russian Hill'in yokuşlarını aşıp ofisime varabildiğini merak ettim. Her adımında eklemlerinin çıtırtısını duyar gibi oluyordum. İyice eskimiş çantasını elinden aldım, koluna girdim ve koltuğa kadar ona eşlik ettim.

- "Sağ ol, sağ ol genç adam. Kaç yaşındasın sen?"

"Seksen," diye yanıtladım.

- "Ah ah, şimdi seksen olmak vardı!"

"Peki ya siz? Siz kaç yaşındasınız?"

- "Seksen dört, Evet, aynen öyle, seksen dört. Hiç inandırıcı gelmediğine eminim. Arkadaşlarım otuzlarımda gösterdiğimi söyler”

Ona dikkaetle baktım. Bir an göz göze geldik. Muzip bakışlarından ve dudağında hazır bekleyen gülümsemesinden etkilenmiştim. Sessizce bakıştığımız birkaç saniye boyunca aramızda bir tür ihtiyar yoldaşlığı olduğunu hissettim. Sanki sisli bir gecede, bir gemi güvertesinde sohbete dalan ve aynı mahallede büyüdüğünü fark eden iki yolcu gibiydik.

Irwin D. Yalom
Günübirlik Hayatlar /Pegasus Kitap

Kara deliklerin çarpışmasından sana ne?

Kısa bir süre önce, ABD’nin Washington ve Louisiana eyaletlerinde bulunan iki gözlem evi, uzayın akla kafa tutan uzaklıklarındaki bir galakside bir patlama tespit etti.

Bilimciler, patlamaya, her birinin kütlesi Güneş’ten otuz misli büyük iki kara deliğin çarpışmasının neden olduğunu açıkladılar.

İnfilak, bir saniyeden az bir süre içinde kainatta bulunan trilyonlarca yıldızın sahip olduğu enerjiden daha fazla enerji salıverdi.

O kadar büyüktü ki, yarattığı kütle çekimsel dalgalar patlamanın bulunduğu yerden 1,3 milyar ışık yılı uzaklıkta olan Dünya’da bile tespit edilebildi.

 Sonsuzluğun içinde bir yerlerde dönüp duran gezegende insan neden bunu görev edindi? Benim için kara deliklerin çarpışmasının faydası aklıma yeniden bu soruyu getirmesi oldu

(Bunu iyice kavramaya çalışıyorum: Işık saniyede yaklaşık 300 bin kilometre hızla seyahat ettiğine göre patlamanın olduğu yerden dünyamıza ulaşabilmesi için bir milyar üç yüz milyon yıl yolculuk yapması gerekir.  Bu mesafe uzak mı yakın mı bile belli değil çünkü kainatın ne kadar büyük olduğu bilinmiyor.)

Kara delik uzayda bir yerdir. Orada çekim gücü o kadar güçlüdür ki ışık bile içinden kurtulamaz.

Çekim gücünün bu kadar güçlü olmasının nedeni kara delikte maddenin minik bir alana sıkışmış olmasıdır. Buna bir yıldızın ölüyor olması neden olabilir.

Kara deliklerden ışık sızmadığı için gözle görülmeleri mümkün değildir. Varlıkları ancak özel donanımlı uzay teleskopları tarafından tespit edilebilir.

Bu da şöyle olur: Kara deliklerin çok yakınında bulunan yıldızlar bulunmayanlardan daha değişik bir biçimde hareket ederler. Uzay teleskoplarının özel donanımları bu hareketleri yakalayarak bir kara deliğin varlığını haber verir.

Kara delikler ufak veya büyük olabilir.

En ufak kara delikler bir atom büyüklüğündedirler ama bu kadar küçük olmalarına rağmen ihtiva ettikleri maddenin toplamı bir dağ kadar büyüktür.

Devasa kara delikler bir milyon güneş büyüklüğünden büyüktür.

Çevresindeki her şeyi içine çeken kara deliklerin Dünya’yı yutması mümkün değildir. Çünkü Güneş Sistemi’nin yakınlarında böyle bir delik bulunmamaktadır.

Bunları öğrendikten sonra arkadaşıma döndüm ve “Dünya’dan 1,3 milyar ışık yılı uzaklıkta çarpışan iki kara delik bir saniyeden az bir zaman içerisinde kainatta bulunan milyarlarca yıldızdan daha fazla enerji salıvermiş. Bu da kainatı meydana getiren büyük patlamadan sonra meydana gelen en büyük patlama imiş. Ne diyorsun?” diye sordum.

Bir saniye bile tereddüt etmeden “Bu ne işimize yarayacak?” diye karşılık verdi.

Ne cevap beklediğimi bilmiyordum. Ama bu cevabı beklemiyordum. Düşünceye daldım. Gerçekten. Bu bilgi ne işe yarardı?

*

Güneş batarken, bunu düşünerek bahçeye çıktığımda bir portakal yaprağının üstünde bir arı gözüme çarptı. Başımı  yaklaştırdım ve ona baktım. İri, parlak bir bal arısıydı. Kaçmadı.

Bir insan yanlarına yaklaştığında yabani yaratıklar eğer kaçmazlarsa ya ölüdürler ya da ölüme yakındırlar.

Parmağımı hafifçe arıya dokundurdum. Biraz hareket etti ama uçmadı.

Bu arı bir daha evine dönmeyecekti.

Belki üstünde yaşadığımız gezegen sonsuz karanlıklarda ışıkları yanan tek gemidir. İnsan bu geminin kaptanıdır ama tercih ettiği görev gemiyi sağ salim bir yerden başka bir yere götürmek değil batırmaktır

Dünya ile çarpışan iki kara delik arasındaki trilyonlarca gök cisminde canlılar var mı? Belki yoktur. Belki gerisi ışık ve gürültüden ibarettir. Belki üstünde yaşadığımız gezegen sonsuz karanlıklarda ışıkları yanan tek gemidir.

İnsan bu geminin kaptanıdır ama tercih ettiği görev gemiyi sağ salim bir yerden başka bir yere götürmek değil batırmaktır.

İnsan, çevresini harap eden, hemcinsleri dahil, yörüngesine yaklaşan canlıları yok eden bir kara deliktir.

Sonsuzluğun içinde bir yerlerde dönüp duran gezegende insan neden bunu görev edindi?

Benim için kara deliklerin çarpışmasının faydası aklıma yeniden bu soruyu getirmesi oldu.

Metin Münir

12 Nisan 2016


Hep boşa, boşluğa çektim kürekleri

Bir yanı kırpılmış umutlarım, boyuna hayal kırıklıklarım var elimde.. kime dönsem ağlamaklı, üzgün kırgın.. ya ben?

Hep boşa, boşluğa çektim kürekleri. Sonunda en dibi bulmak var, biliyorum, yine de gidiyorum.

Elveda

Ben çok gencim ve gereğinden fazla sevdim sizi. Böyle konuşmamam gerektiğini, öylece çıkıp gitmenin kendi adıma daha onurlu bir davranış olacağını biliyorum. Bu, sizin için de daha az incitici olurdu. Ama ben uzaklara gidiyorum ve hiçbir zaman dönmeyeceğim. Sonsuza kadar… Söyleyecek başka sözüm yok, Her şeyi söyledim. Elveda… Bana darılmayın; çünkü burada asıl cezalandırılan benim; sizden yüz kez daha çok cezalandırılmış durumdayım, sizi bir daha görememekle cezalandırılıyorum. Elveda. Elinizi istemiyorum. Gereğinden fazla bilinçli bir biçimde bana eziyet ettiğiniz için şu dakika sizi bağışlayacak durumda değilim! Daha sonra bağışlarım; ama şimdi elinizi istemiyorum…

Karamazov Kardeşler-Dostoyevski

Şu anda bu satırları okuyorsan

Şu anda bu satırları okuyorsan,
Hayattasın demektir.


Ne duruyorsun hâlâ!
Aşkı tat! Çık sokaklara! Gülümse!
İnsanlara selam ver,
Derin bir nefes al, bir sigara daha yak,
bir kahve daha iç,
sev, seviş!
yıldızları izle,
güzel bir müzik dinle,
bir çocuğun saçlarını okşa.

Çünkü yaşamak;
savaşmak ve düşünmek için çok kısa…

küçük iskender

Bir Babanın Şikâyetleri

İnsanlar görüyorum., yangından kaçar gibi kaçıyorlar vazifeden. Önlerinde uçurum. Bir uçurum ki memleketimin insanları ile dolu., bir uçurum ki uçsuz bucaksız.. Uçurum değil, bir ejderin ağzı.

Belki biz de koşuyorduk uçuruma. Belki eteklerimiz bir dikene takıldı, belki biz de uçurumdayız. Ama bu uçurum da kat kat.. Yüz yıllardan beri kâbusa, geceye ve lağıma akan bir ırmak gibi insanlar dökülmüş bu uçuruma. İnsanlar ve İnsanlık. İnsanlık sarhoş, İnsanlık büyülenmiş, İnsanlık kör; görmüyor uçurumu, görmüyor.

Bu kozmik hâileyi ibret aynasından seyredemezsin. Devran çoktan parçaladı aynanı. Sen de kafilenin içindesin. Sen kafanla, sen etinle, rüyalarınla, sen "posterite"nle içindesin. Bu ateşten çemberi aşamıyorsun.

Ve melekler Lût'a dediler ki... Ve Lût'un karısı başını arkaya çevirince tuzdan bir heykel oldu. Tanrının ölüme mahkûm ettiği beldeden iki kişi kurtarabildi Lût: kızlarını. Nuh'un sefinesinde her cins hayvandan bir çift vardı. Tufandan tek insan kurtarabildi Nuh: karısını. Ve Manu kurtuluş dağına tek başına tırmandı. Benim dostlarımı davet edeceğim bir Arz-ı Mevûd'um yok. Kayık: gönlüm, tırmanılacak dağ: çile dağı. Kali Yuga ne zaman sona erecek? Tanrı dünyayı terketti belli ki. İnsanlık Tanrıdan vazgeçtiği gün, kederinden öldü Tanrı. Onunla beraber İnsanlık da öldü. İşte böyle Karamazof Baba! Bir yaban domuzu gibi, iştahlarının kamçısı altında bütün nimetlere saldırabilirsin artık. Ama kaderin oku bir yığın kokmuş toprağa çabucak çevirir seni. Gergedanlaşmak, domuzlaşmak, yılanlaşmak. Sirse, Sirse.. senin marifetin bunlar! Tanrıyı tahtından indiren sensin! İmparatorlukları ağaçlar gibi, sen devirdin! Salome, Messalin.. Şeytan senin yüzünden cennetten koyulmuştur. Sen levis, sen ölüm, sen hayat.

Demek aklın sesi rüzgârın uğultusundan daha mânâsız. Kılavuzların çığlıkları, çılgın kahkahalar arasında boğulmuş asırlardır. Kadeh şakırtıları, halhallar ve heyheyler ve kuyuya doğru ilerleyen kafile: kör kuyuya. Hangi kafile? Bu kafile sensin! Rüyaların, ümitlerin, mazin, istikbalin.

Ojias'ın ahırından sana ne? Kapının önünü temizleyebildin mi? Çocuğun senin gibi düşünmüyor. Eyyup gibi her hücreni azap kemirdi, bu yetmiyor. Kalbin çocuğunda da kanıyor. Torunlarında da mı kanayacak? Belki en mükemmel ikna vasıtası yumruk, ama ben bir sirk cambazı değilim ki. Korkuyorum. Her şeyi kaybetmekten korkuyorum. Kaybedecek neyim kaldı ki? Bir kaç vehim. O ayrı bir dünyanın çocuğu, ben ayrı bir dünyanın. Acaba hangi dünyanın çocuğuyum. Çocuğu veya ihtiyarı. Yahut hangi dünyanın çocuğuydum. Bırak hayatını yaşasın. Demek dışarının leş kokusu çekiyor onu. Bu tefekkür Sina'sı, metruk bir manastır kadar cazibesiz. Kitaplar boş kutular gibi mânâsız. Ben bu kaleden başkasına sığamam ki. Tanrılarının suratına tükürülen insan ne kadar şaşırırsa, o kadar perişanım. Çocuklarım her şey olabilirlerdi, gergedan olmayı tercih ediyorlar. Öyle boğazımı sıkıyor ki bu düşünce! Saraydan ahıra kaçış. Ne yapabilirim Allahım! Ne yapabilirim! Anlayamıyormuşum. Evet anlayamıyorum. Ve anlatamıyorum. Sürü ile karşı karşıyayız. Sürü çiğneyip geçiyor beni. Ve sürünün başında kendi evladım, arkalarından bağırıyorum: nereye, nereye?

Ve Tanrı sayısız elçi yollamış insanlara. Mabetler her devirde boş kalmış. Buda kovalanmış, İsa çarmıha gerilmiş, Muhammed'i zehirlemişler, Lenin öldürülmüş, Gandi öldürülmüş, Marx'm çocukları ne oldu? Belediye kaldırdı oğlunun cenazesini. Kızları evlendiler. Lenin'in çocukları yok muydu? Hasan Hüseyin efendilerimizde, Muhammet'ten ne var? Ebul Âlâ, ben babamın işlediği cinayeti tekrarlamayacağım diyor. Babasının işlediği cinayet. Ben Ebul Âlâ kadar yiğitlik gösteremedim. Ne zaman döneceksin, ne zaman? Çakalların uluyuşuna kulaklarını tıkayıp ne zaman bilgi mabedinin mihrabı önünde vazifenin sesine, hakikatin sesine açacaksın kulaklarını! Seni feda edemem ki. Neden kafanda ben yokum? Neden kalbinde ben yokum? Demek hayat gerçekten bombok. Belki yarın suçlu bulacaksın beni. Neden kolumdan tutmadı, neden mâni olmadı diyeceksin. Ben ezeli bir mağlubum yavrum. Seni sevgimle tutamadıktan sonra. Hakkımdır diyorsun. Senin yaşında hak olmaz. Sen haklarını adım adım fethetmek zorundasın. Ama anlatamıyorum. Neleri kaybettiğinin farkında değilsin. Sultanlıktan kapıcılığa koşuyorsun. Başkaları da koşuyor. Ama ben bu kadar acıyı sen de başkalarına benzeyesin diye çekmedim. Sana kırgın değilim, yalnız attığın her yanlış adım dünyamın bir sütununu deviriyor. Dünyamın, yani senin dünyanın. Hafızanda çatık kaşlı bir hatıra olarak yaşamak istemezdim. Sana dayanabilsem harabeler içinde yeni bir kale kurabilirdim kendimize. Olmadı. Olmuyor. Bu kitapların da, fedakarlıkların da kimseye faydası yok. Sen de koş, sen de düş, sen de yaralan. Kalbimin duracağı bahtiyar güne kadar seninle beraber yaralanmaktan başka ne yapabilirim?

Mazim günahlarla dolu, hatalarla dolu. Ama yoluma ışık tutan olmadı. Olsa ne değişecekti bilmem. Ne var ki çocuklarıma karşı bilerek hiçbir kusur işlemedim. Hatâlarım cehaletimden.... Gemisini kurtaran kaptandır. Hangi gemi, hangi kaptan? İnsanlar cam parçalarını gerçek hazineye tercih ediyorlar. Ve sonra Ödip kompleksi. Hayyam, efsane söylediler ve uykuya daldılar diyor. Benim efsanelerimi dinleyecek kimsem yok. Ve uyuyamıyorum da. Keşke ıstıraplarım sevdiklerimin işine yarasa.

Cemil Meriç   23.2.1963