Çok güzel ilerliyordu kızın kitabı
Okur oturur oturduğu yerde, kitap ilerler çünkü
Bir fincanın altında, tercihen fincanın renginde
Görünmek için bekliyor, keyif verici maddeler listesinde yeri olmalı,
-yüzyılın şifresini kırıyor haz denen bu kelime-
Yazarın raflardaki son kitabı ve kızın kucağında
Birine ellerini uzatmak kadar bile
Yorulmuyor kız, çünkü çok güzel bir ilerleme var
Hızlı ve heyecanlı; kızın sevdiği ne varsa
Başparmağıyla mesajlar yazmak istedi yazara
“İlerleme konusunda kitabınız çok güzel,
Kitabınızı çok beğendim çünkü ilerliyor”
Dizlerine kadar kışa batmalar çok güzel
Kız otobüste bunu hissediyor, pencerenin buharı
Yan koltuktan gelen sigaraya banmış palto kokusu
Yüzünü cama döndürse de güzel ilerliyor kitabı
Camdan bakınca iki Suriyeli kadın, beş çocuk
Otobüse doğru ilerliyor içi sıkıldı
Her akşamüstü savaşın tanıkları sokağı dolduruyor
Eve kaçmanın daha hızlı bir yolu olmalı.
Eve varınca kahve için su ısıtacak
Çünkü kitap çok güzel ilerliyor
Yeni alınmış kırmızı çorapları yatağa bırakacak
Yatağın kütüphaneye en yakın köşesinden objektife bakacak
Camdaki orkideyi kadraja sığdırmalı
Kitabın ilerlemesini hiç kimse durduramaz
Çünkü aşk ve ihtiras beklediğinden çok fazla
Kitap ağlatıyor bir yandan, ama az
Kendine ait bir kahraman yaşıyor bu kitapta
Paralı ve yakışıklı, kızı da çok seviyor
Kıza mücevher alıyor, aşk hızla ilerliyor
Çılgın bir âşık, kitabı kapatınca buna inanıyor
Kızın acısız yüzünde kan kırmızısı bir heyecan
Erkek kızı öpecek, kitap çok güzel ilerliyor.
Kahvenin suyu kaynadı, fotoğraf için her şey hazır
Dünya, düşünmemek üzerine çok güzel ilerliyor.
Zeynep Arkan
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
06 Mayıs 2016
Kapat Kapıları Gece Girmesin
Kapat kapıları gece girmesin
Seninle kimsesizliğimin arasına
Bir demiryolunun uzadığı kadar,
Uza içime.
Kıvrıl.
Trensiz bir demiryolu kadar
İşlevsiz şimdi ellerim
Ellerim soğuk
En az raylar kadar.
Kapat kapıları gece girmesin,
Korkuluklar dışarıda
Yalnız kalmasın.
Bir yerlerde birleşeceğimiz yalan
Vazgeç, sessizce git
Kimse bilmesin.
Kimse bilmesin beni sevmediğini
Bekçi uyuyor
Bir yolcu arada yakıyor sigarasını
Ensesi üşüyor
Bunun bize faydası yok
Tren gelmiyor bizim şehrimize
Gelmesin.
Kapat kapıları gece girmesin
Işığa tutsak kelebekler
Ne kadar özgür
Sessiz ve davetsiz gelen ölüm
Uzak olsun senden
Ölüm gelmesin
Saçlarının yüzüne davetsiz düşüşü
Uza içime, alnına perçem
İstasyon büfecileri
İşsiz kalmasın
bizim şehrimize tren gelmesin
sen git, ellerim soğuk
raylar bilmesin.
Ellerim demiryolu
Sensizliğim tren
Kalbime doğru
Uza içime
Giderken ardından bıraktığın yolcu
Korkuluk artık bu şehre
Kuşlar gelmesin.
Özgür Ballı
Seninle kimsesizliğimin arasına
Bir demiryolunun uzadığı kadar,
Uza içime.
Kıvrıl.
Trensiz bir demiryolu kadar
İşlevsiz şimdi ellerim
Ellerim soğuk
En az raylar kadar.
Kapat kapıları gece girmesin,
Korkuluklar dışarıda
Yalnız kalmasın.
Bir yerlerde birleşeceğimiz yalan
Vazgeç, sessizce git
Kimse bilmesin.
Kimse bilmesin beni sevmediğini
Bekçi uyuyor
Bir yolcu arada yakıyor sigarasını
Ensesi üşüyor
Bunun bize faydası yok
Tren gelmiyor bizim şehrimize
Gelmesin.
Kapat kapıları gece girmesin
Işığa tutsak kelebekler
Ne kadar özgür
Sessiz ve davetsiz gelen ölüm
Uzak olsun senden
Ölüm gelmesin
Saçlarının yüzüne davetsiz düşüşü
Uza içime, alnına perçem
İstasyon büfecileri
İşsiz kalmasın
bizim şehrimize tren gelmesin
sen git, ellerim soğuk
raylar bilmesin.
Ellerim demiryolu
Sensizliğim tren
Kalbime doğru
Uza içime
Giderken ardından bıraktığın yolcu
Korkuluk artık bu şehre
Kuşlar gelmesin.
Özgür Ballı
Sözleri Bastıran Yağmurun Söylediğidir
1.
Geceler geçti yalnız geçitlerden
Yalnız köprülerden bir titreme ve
Çiğ bırakarak kasımpatılar
Zambaklar üstüne
Nice çitlerden sıçrayıp ve nice
Gök ağlaması dağ yamaçlarından
Körpe sineleri oraya sığdırmayan
Hayın güllerden geçtim ve
Taşı çatlatan zehrini içtim yüzlerin
Nice kusurlar biledim ve heybemde
Şunca günah sırtımla uslanmadı
Düş kırıkları avuçlarımda ve insana
Bir şeyim kalmadı
Çok düştü yüzüstü bu çocuk, bu çocuk
Üveyiklerle kurşuni, çitlembikle
Nasıl küçük yemişlerde saklanmasını bildi
Sonra sana geldim bir kasabada
Kadim bir mabet bahçesinde beliren yüzün
Karda, ulu kabirler çevresinde
Gülü temizleyen ellere vurulmam böyle başladı
Yanağa bir ırmak gibi uzanan dudaklarda
Bir dua gibi duran seni seviyorum hali
Nasıl bir yağmurdu ki o Galata’da
Her hatırlayışta yeniden ıslatıyor ellerimi
Yalnız koridorlarında yürürken ben
Acı kıvrımlarında atın lirik bir baş çevirişi
Elimde bir elin uyuştuğu çizgilerden
Kelebek desenleri ararken bulduğum
O yakılmış ahşap ev figürü
Ve sen mutena bir bahçe bulmuştun
Bir köşen bütün bir bulantıdayken
Cinnette nice bir yarılma sesi buldun sadrında
Ben türküye bir dudak eksiği ve sen
İnşirah ezberi yapan bir kızsın karda!
Ara nağme:
Emel çiçeği var idi deyip anlatır sûfî
Tanırmış keşfiyle sinedekini
Ve belli edermiş yanan bir kırmızıyla iyiyi
Mat bir renkle kötüyü
Neçe zaman geçmiş böyle / günah sevap arasında
Bir bahar- gecikmiş bir bahar sonu- az önce
Erguvan görmüş bir bülbül
Bir vecd gibi yaklaşmış çiçeğin yanına
Sözü sükuta sarmış sükutu sözle peyleyerek söylemiş
Bir suzidil miymiş bu ses yoksa ateş mi
Neden sonra çiçekte bir gök gürlemesi, öksürük
Yedi rengi bir nefes gibi alıp vermiş
Karar kılamamış hiçbirinde mor ve mavi ve sonunda
Açtığı çiçeği bir avuç gibi kapatmış aşk ile
Bülbül sözlerini de saklamış oraya / aşk ile kesilmiş sonra
Sır gibi bir siyaha!
Mevlevinin kapanması bundan ve bundan açılması
İnse bir hata payı bu yüzden
Onca saat beklemeleri sızlanmadan bir erkeğin
Ve kızın boynuna istediği gerdanlığı
İştiyaklı kollara değişmesi bundan
Uzaklık ölçüsü birimi diye niteliyor randevuyu adam
Bu yüzden sözlerini değil sadece dudaklarını hatırlıyor
Ve sen bütün bunlardan ötürü
Gülü aşk ile açtın ki yeniden
Kanadını ve sözünü bülbül
Aşk ile kapattı.
2.
Telaşlı bir yağmur yağacak az sonra
Telaşlı birkaç adım saçak altlarına
Bir göğüs tükenmemek kaygısıyla
Öbür göğsün soluğunu kollayacak
Hep telaşla olacak bunlar,
Titrek dudaklardan fısıldanan bir isim
Okunmaz bir anlam bırakacak kızın yüzüne
Teslim olanın terk edene kıyası nedir
Diye bir soru çengeli asıldı bugün
Üst geçitte telaşla karşıya geçerken
Çığlıkla kanıma saplanan kornayı
Cildimden sıyırmaya azmettiğim sırada
Hangisi bileği dağ ile oranlar
Gidenin hatırası kalanın kollaması
Hatıra mı atın sırtına yakışır çarpıntılı anları mı insanların
İnlemeler kalplerin sağır odacıklarında…
Eyvah tasını nasıl da parçalar
İştahlı dudaklardan yayılan
Bin fersah koşacaksın fısıldaması
Nişan yüzüğü sağ elimin orda
Bir metafizik iması yapar gibi duruyor
İşte ne vakit Edebali’ye uğrayıp kız evine niyazlarla girdim
Nazlarla direnci kırdım
Gökyüzü, yağmura her hazırlandığında
Zarif bir tekne gibi suya itilen ruhumla
Cinlerin ipini dolaştırdım kendi başlarına
O vakit, yazmaya cüret etti Cahit bey
Hrant Dink’in cesedini örten gazetenin üstüne
Kırgın bir kasideyi
Ve dahi ilahi söyleyen kızlar, elif cüzleriyle
Generallerin göz zevkini bozdular
Çitlembik yerken söylediğimiz ezgiler
Çocuklukta çünkü sahihliğin darası
Bu yüzden zor gelir her müezzin oğluna
Nişan takınca ilahiye nişan alınması
Yükseltin tavan kirişini ustalar
Böyle derdi gökten sakınır gibi yürüdüğü zamanlar
Darlanan gönlüme teyelli imiş de
Meğer geldiğim yerde imiş aradığım hazine
Yıldızlı şapkalar çiçeklerin sayısını geçtiğinde
Fabrika bacaları ve gökdelenler köknar boylarından yukarı
Rüzgâr sesi ve ‘seni seviyorum’u bastıran
Araba kornaları arasında
Pimlerin sayıları çekilen evrattan fazlaydı
Kullanma kılavuzu okumaya alışmış bir yüz
Okumak istiyordu denize nasıl bakılacağını da
Parmağıma takılan yüzük narin tenime uyuştuğunda
Şehit cenazelerinde artan alkış sesleri
Güvercin parlamalarını bastırınca
Gözlerindeki yalan görünmesin diye siyah gözlüklerle
Cenazelere katılanlar
Ben göçmen kıza talip olduğumda nasıl da artmıştı
Bütün bunlardan ve şarkıları ürküten huylardan
Nasıl korurum kendimi diye sordum kendime
Aşktı çıkış yolu, yapraktı, yağmura yakalanmaktı
Ve kor, şemsiye yakan ellerle taşınacaktı
İki parmağı buluşturan kurdele öylece durdu bir süre
Yatsı ezanı başlayınca göçmen evinde
Makas hürmetle durdu ve o duruş
Bir vakar olarak alnıma yazıldı
O duruşla seni sevdim,
Üzerine kar yağan o meşhur fotoğrafı var ya Aliya’nın
Elleri duada, şehit Boşnaklar mezarlığında
Onurlu bir yüzü vardı, ağlamasını bastıran
Aramızda sevinen melekleri gördün mü
Benim parmağımdan senin parmağına
Bir yağmur damlası gibi akan
Nergis kokusu taşıyan melekleri onlardı
Belki acım biraz diner, türkümü başlatırım
Türküm bütün hokkabazların bozar ellerindeki sihri
Bir gül gibi açar içime baktığında sen
Senin örtünle saklanırım başkalarının örtülerinden
Said Yavuz
Geceler geçti yalnız geçitlerden
Yalnız köprülerden bir titreme ve
Çiğ bırakarak kasımpatılar
Zambaklar üstüne
Nice çitlerden sıçrayıp ve nice
Gök ağlaması dağ yamaçlarından
Körpe sineleri oraya sığdırmayan
Hayın güllerden geçtim ve
Taşı çatlatan zehrini içtim yüzlerin
Nice kusurlar biledim ve heybemde
Şunca günah sırtımla uslanmadı
Düş kırıkları avuçlarımda ve insana
Bir şeyim kalmadı
Çok düştü yüzüstü bu çocuk, bu çocuk
Üveyiklerle kurşuni, çitlembikle
Nasıl küçük yemişlerde saklanmasını bildi
Sonra sana geldim bir kasabada
Kadim bir mabet bahçesinde beliren yüzün
Karda, ulu kabirler çevresinde
Gülü temizleyen ellere vurulmam böyle başladı
Yanağa bir ırmak gibi uzanan dudaklarda
Bir dua gibi duran seni seviyorum hali
Nasıl bir yağmurdu ki o Galata’da
Her hatırlayışta yeniden ıslatıyor ellerimi
Yalnız koridorlarında yürürken ben
Acı kıvrımlarında atın lirik bir baş çevirişi
Elimde bir elin uyuştuğu çizgilerden
Kelebek desenleri ararken bulduğum
O yakılmış ahşap ev figürü
Ve sen mutena bir bahçe bulmuştun
Bir köşen bütün bir bulantıdayken
Cinnette nice bir yarılma sesi buldun sadrında
Ben türküye bir dudak eksiği ve sen
İnşirah ezberi yapan bir kızsın karda!
Ara nağme:
Emel çiçeği var idi deyip anlatır sûfî
Tanırmış keşfiyle sinedekini
Ve belli edermiş yanan bir kırmızıyla iyiyi
Mat bir renkle kötüyü
Neçe zaman geçmiş böyle / günah sevap arasında
Bir bahar- gecikmiş bir bahar sonu- az önce
Erguvan görmüş bir bülbül
Bir vecd gibi yaklaşmış çiçeğin yanına
Sözü sükuta sarmış sükutu sözle peyleyerek söylemiş
Bir suzidil miymiş bu ses yoksa ateş mi
Neden sonra çiçekte bir gök gürlemesi, öksürük
Yedi rengi bir nefes gibi alıp vermiş
Karar kılamamış hiçbirinde mor ve mavi ve sonunda
Açtığı çiçeği bir avuç gibi kapatmış aşk ile
Bülbül sözlerini de saklamış oraya / aşk ile kesilmiş sonra
Sır gibi bir siyaha!
Mevlevinin kapanması bundan ve bundan açılması
İnse bir hata payı bu yüzden
Onca saat beklemeleri sızlanmadan bir erkeğin
Ve kızın boynuna istediği gerdanlığı
İştiyaklı kollara değişmesi bundan
Uzaklık ölçüsü birimi diye niteliyor randevuyu adam
Bu yüzden sözlerini değil sadece dudaklarını hatırlıyor
Ve sen bütün bunlardan ötürü
Gülü aşk ile açtın ki yeniden
Kanadını ve sözünü bülbül
Aşk ile kapattı.
2.
Telaşlı bir yağmur yağacak az sonra
Telaşlı birkaç adım saçak altlarına
Bir göğüs tükenmemek kaygısıyla
Öbür göğsün soluğunu kollayacak
Hep telaşla olacak bunlar,
Titrek dudaklardan fısıldanan bir isim
Okunmaz bir anlam bırakacak kızın yüzüne
Teslim olanın terk edene kıyası nedir
Diye bir soru çengeli asıldı bugün
Üst geçitte telaşla karşıya geçerken
Çığlıkla kanıma saplanan kornayı
Cildimden sıyırmaya azmettiğim sırada
Hangisi bileği dağ ile oranlar
Gidenin hatırası kalanın kollaması
Hatıra mı atın sırtına yakışır çarpıntılı anları mı insanların
İnlemeler kalplerin sağır odacıklarında…
Eyvah tasını nasıl da parçalar
İştahlı dudaklardan yayılan
Bin fersah koşacaksın fısıldaması
Nişan yüzüğü sağ elimin orda
Bir metafizik iması yapar gibi duruyor
İşte ne vakit Edebali’ye uğrayıp kız evine niyazlarla girdim
Nazlarla direnci kırdım
Gökyüzü, yağmura her hazırlandığında
Zarif bir tekne gibi suya itilen ruhumla
Cinlerin ipini dolaştırdım kendi başlarına
O vakit, yazmaya cüret etti Cahit bey
Hrant Dink’in cesedini örten gazetenin üstüne
Kırgın bir kasideyi
Ve dahi ilahi söyleyen kızlar, elif cüzleriyle
Generallerin göz zevkini bozdular
Çitlembik yerken söylediğimiz ezgiler
Çocuklukta çünkü sahihliğin darası
Bu yüzden zor gelir her müezzin oğluna
Nişan takınca ilahiye nişan alınması
Yükseltin tavan kirişini ustalar
Böyle derdi gökten sakınır gibi yürüdüğü zamanlar
Darlanan gönlüme teyelli imiş de
Meğer geldiğim yerde imiş aradığım hazine
Yıldızlı şapkalar çiçeklerin sayısını geçtiğinde
Fabrika bacaları ve gökdelenler köknar boylarından yukarı
Rüzgâr sesi ve ‘seni seviyorum’u bastıran
Araba kornaları arasında
Pimlerin sayıları çekilen evrattan fazlaydı
Kullanma kılavuzu okumaya alışmış bir yüz
Okumak istiyordu denize nasıl bakılacağını da
Parmağıma takılan yüzük narin tenime uyuştuğunda
Şehit cenazelerinde artan alkış sesleri
Güvercin parlamalarını bastırınca
Gözlerindeki yalan görünmesin diye siyah gözlüklerle
Cenazelere katılanlar
Ben göçmen kıza talip olduğumda nasıl da artmıştı
Bütün bunlardan ve şarkıları ürküten huylardan
Nasıl korurum kendimi diye sordum kendime
Aşktı çıkış yolu, yapraktı, yağmura yakalanmaktı
Ve kor, şemsiye yakan ellerle taşınacaktı
İki parmağı buluşturan kurdele öylece durdu bir süre
Yatsı ezanı başlayınca göçmen evinde
Makas hürmetle durdu ve o duruş
Bir vakar olarak alnıma yazıldı
O duruşla seni sevdim,
Üzerine kar yağan o meşhur fotoğrafı var ya Aliya’nın
Elleri duada, şehit Boşnaklar mezarlığında
Onurlu bir yüzü vardı, ağlamasını bastıran
Aramızda sevinen melekleri gördün mü
Benim parmağımdan senin parmağına
Bir yağmur damlası gibi akan
Nergis kokusu taşıyan melekleri onlardı
Belki acım biraz diner, türkümü başlatırım
Türküm bütün hokkabazların bozar ellerindeki sihri
Bir gül gibi açar içime baktığında sen
Senin örtünle saklanırım başkalarının örtülerinden
Said Yavuz
Aşkının şehidi ve müptelası olan Mela’ya bir an olsun görün
Tatlı dilli sultanım hayırlı sabahlar sana
Ruhum ve canımsın, feda olsun bu can sana
Hayret içreyim güzelliğinin ve tatlı sıfatlarının karşısında
Ruhum ve canımsın, en tatlı şeker ve nebat tatsız kalır yanında
Hayatım ve rahatım olan sultanım hayırlı sabahlar sana
Gel ey gözümün aydınlığı seyredeyim selvi boyunu senin
Hayırlı sabahlar sana ey kadehi elinde sekranım benim
Mey düşkünü, mahmurum, son ereğim, maksudum benim
Dokuzuncu semaya çıkarsalar da beni, maksum sensin benim
İstemem gayrını, siyah yay kaşlarınla sen yetersin bana
Ey zülfünün tutsağı olduğum sultanım hayırlı sabahlar sana
Gel ey gözümün aydınlığı seyredeyim selvi boyunu senin
Özgür olmak isterim zülüflerle kaküllerinin tuzağından
Siyah gözlerinle beyaz kolların eritti beni bir mumu gibi
Dilim aşkından tutuktur şimdi eriyen bir mumum sanki
İçince hilale döndüm öten tuti kuşundan ne farkım var ki
Ey bülbülle hem feryat olduğum sultanım hayırlı sabahlar sana
Gel ey gözümün aydınlığı seyredeyim selvi boyunu senin
Gece gündüz bülbülleyim açmamış gül dalında
Yaktın beni cehennem ateşinde ay yüzlüm güneşim benim
Uzağım şimdi sevgiliden son kez görmüştüm onu surlar üstünde
Yarı nur şeklinde parlamıştı Sina dağının Eymen vadisinde
Aşkının şehidi ve müptelası olan Mela’ya bir an olsun görün
Ölmesini istemiyorsan bir kez olsun acı da yüzünü göster ona
Kılıç ve hançer darbelerine hedef seçtiğin hayranlarının
Siyah yılanların soktuğu aşk hastalarının mesihisin sen
Seyrine hayran olduğum sultanım hayırlı sabahlar sana
Gel ey gözümün aydınlığı seyredeyim selvi boyunu senin
Melayê Cizîrî
Ruhum ve canımsın, feda olsun bu can sana
Hayret içreyim güzelliğinin ve tatlı sıfatlarının karşısında
Ruhum ve canımsın, en tatlı şeker ve nebat tatsız kalır yanında
Hayatım ve rahatım olan sultanım hayırlı sabahlar sana
Gel ey gözümün aydınlığı seyredeyim selvi boyunu senin
Hayırlı sabahlar sana ey kadehi elinde sekranım benim
Mey düşkünü, mahmurum, son ereğim, maksudum benim
Dokuzuncu semaya çıkarsalar da beni, maksum sensin benim
İstemem gayrını, siyah yay kaşlarınla sen yetersin bana
Ey zülfünün tutsağı olduğum sultanım hayırlı sabahlar sana
Gel ey gözümün aydınlığı seyredeyim selvi boyunu senin
Özgür olmak isterim zülüflerle kaküllerinin tuzağından
Siyah gözlerinle beyaz kolların eritti beni bir mumu gibi
Dilim aşkından tutuktur şimdi eriyen bir mumum sanki
İçince hilale döndüm öten tuti kuşundan ne farkım var ki
Ey bülbülle hem feryat olduğum sultanım hayırlı sabahlar sana
Gel ey gözümün aydınlığı seyredeyim selvi boyunu senin
Gece gündüz bülbülleyim açmamış gül dalında
Yaktın beni cehennem ateşinde ay yüzlüm güneşim benim
Uzağım şimdi sevgiliden son kez görmüştüm onu surlar üstünde
Yarı nur şeklinde parlamıştı Sina dağının Eymen vadisinde
Aşkının şehidi ve müptelası olan Mela’ya bir an olsun görün
Ölmesini istemiyorsan bir kez olsun acı da yüzünü göster ona
Kılıç ve hançer darbelerine hedef seçtiğin hayranlarının
Siyah yılanların soktuğu aşk hastalarının mesihisin sen
Seyrine hayran olduğum sultanım hayırlı sabahlar sana
Gel ey gözümün aydınlığı seyredeyim selvi boyunu senin
Melayê Cizîrî
Yangın Yeri
“-Mutluyuz di mi Sadık?”
“-Mutluyuz abi.”
“Kirazın kilosu yedi lira olmuş; niye âşık olayım abi!”
Sana koynumun bir yangın yeri olduğunu
Kollarımla bu harı durmadan soluduğumu
Sana hep o haberi bekleyip durduğumu
Söylemeseler de sen bu yağmurdan anlarsın
Sana eskiden güzel akşamlar çizerdim
Topukların soğuk taşları güldürür derdim
Sana uzaktan da olsa bakmaları severdim
Bilmesen de sen bu rüzgârdan kanarsın
Sana şimdilerde kırka bölündüm desem
Her köşede bir uzvumla seni beklesem
Sana tehirden yorulmuş saçlarımla gelsem
Görmesen de sen bu kalbi duyarsın
Sana herhangi bir durmak fiilinden
Sonsuz titremelerin doğup büyüdüğünden
Sana gövdemin şu çürüyen demirinden
Pas döksem de sen bu ateşi tutarsın
Sana yangın yerlerinden bir tütün
Sarıp sarmalayıp da avuttuğum gün
Sana her defasında çarpıp döndüğün
Bent olsam da sen bu duvarı yıkarsın
İdris Ekinci
Göl
Yeşil köşelerim olacak benim de
Çılgınca sevişmelerim
Güzel ayakların sessizliğin derinliğinde
Ve ben bir gölüm hatırladın mı?
Bu avucumdaki iz silinecek
Çünkü geri getirmedi
Loş uçurumlar
Sulara birdenbire bire saplanan kayalıklar
Simsiyah çamlar
İster uzak ister yakın olsun
Bir kalbin dostça açılmalarından
Ey güzel yürek
Batan günün sararttığı manzaralar
Fosforlu bir maviydi rüyalarım
Yeşil yapraklar ve dallar
Yalnız senin için çarpışıyorlar artık.
Sami Baydar
Çılgınca sevişmelerim
Güzel ayakların sessizliğin derinliğinde
Ve ben bir gölüm hatırladın mı?
Bu avucumdaki iz silinecek
Çünkü geri getirmedi
Loş uçurumlar
Sulara birdenbire bire saplanan kayalıklar
Simsiyah çamlar
İster uzak ister yakın olsun
Bir kalbin dostça açılmalarından
Ey güzel yürek
Batan günün sararttığı manzaralar
Fosforlu bir maviydi rüyalarım
Yeşil yapraklar ve dallar
Yalnız senin için çarpışıyorlar artık.
Sami Baydar
Arcadia
Bana yaşatma tekrar
mahşer günü utancını Allah'ım
kendimle yüzleştirerek.
Artık aya bakmayacağım
yıldıza yakarmayacağım.
Aşkın ne olduğunu biliyorum artık
diri diri gömülmek istemiyorum.
Şurada yalnızca şiirimi yazayım
ölüm çobanların mutlu ülkesi
Arcadia'da bile egemen.
Aynaya bakınca hapsolduğum
mutluluğu görüyorum.
Bana mutluluğun aranacağını
hep aranacağını söylüyor gözlerim.
Acılar dolu kalbimden korkmuyorum
kendimden öğreneceklerimden.
Acı artık varlığıyla güzel
söyleyecek sözlerim gizli artık.
Beni yaratan sensen sevgili yokedecek misin yeniden?
Acı üstün geldi de yaşadım varlığımı.
Sami Baydar
mahşer günü utancını Allah'ım
kendimle yüzleştirerek.
Artık aya bakmayacağım
yıldıza yakarmayacağım.
Aşkın ne olduğunu biliyorum artık
diri diri gömülmek istemiyorum.
Şurada yalnızca şiirimi yazayım
ölüm çobanların mutlu ülkesi
Arcadia'da bile egemen.
Aynaya bakınca hapsolduğum
mutluluğu görüyorum.
Bana mutluluğun aranacağını
hep aranacağını söylüyor gözlerim.
Acılar dolu kalbimden korkmuyorum
kendimden öğreneceklerimden.
Acı artık varlığıyla güzel
söyleyecek sözlerim gizli artık.
Beni yaratan sensen sevgili yokedecek misin yeniden?
Acı üstün geldi de yaşadım varlığımı.
Sami Baydar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






