Giden gelen yok. Bir titreşimdir bu.
Duragan fulyanın üstünde arı
Bir diyapozon gibi titremekte. Kırlangıç
Tarihsizdir. Belleğim sarsılıp duruyor denizde.
Martı bir uçta kanat, bir uçta ses.
Ya sabah, ya öğle. Gemici ve bulut,
Güneş ve yağmur kıl payı bir dengede.
Dolu bir boşluğu doldurup boşaltmak işimiz.
Ölülerle, gecelerle, sümbüllerle.
Melih Cevdet Anday
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
24 Mayıs 2016
Ağıt
annem mi bir kadın
geciken bir kadın gece yatısına
ölüm kendini göstereli babamın saçlarından
günübirlik bir kadın
üsküdar'la istanbul arasında
babamdı sakalıydı babamın
bir akşam göle batırdı
çıkmamak üzere bir daha
hepsi de ekmek kokardı
sayısı unutulan parmaklarının
akşam bir attır bütün ülkelerde
serin esmer bir attır
terkisine çocukların bindiği
Kemal Özer
geciken bir kadın gece yatısına
ölüm kendini göstereli babamın saçlarından
günübirlik bir kadın
üsküdar'la istanbul arasında
babamdı sakalıydı babamın
bir akşam göle batırdı
çıkmamak üzere bir daha
hepsi de ekmek kokardı
sayısı unutulan parmaklarının
akşam bir attır bütün ülkelerde
serin esmer bir attır
terkisine çocukların bindiği
Kemal Özer
Düşlerin Ayrımı
beni sokakların masalında unutun
karanlık yarımadanın suç ortağı yapın
seranın doluyla kırılan camlarına benzetin
yanıltın, asit yağmuruna yakalanan kuşlarla
bahse girin sayfayı karıştıranın ben olduğuma
denizin suratında patlayan gökle avutun beni
beni demiryolu tünellerinin uğultusunda unutun.
ağaç kabuklarının içinde yürüyen kurtçuklarla değil
kuzeyin soğuk yüzüyle kıyaslanmış sözcüklerle değil
korkuyu bölüşen hırsızların cesaretiyle değil
güneşin papatyalarda kayboluşu gibi bir şeyle
evet, o şeyle avutun beni
beni nöbetteki askerin yalnızlığında unutun.
"aşk bir suçlamadır, sonuna kadar yaşanmamışsa"
hayır, kimseyi suçlamıyorum böyle bitmişse
bu uzattığım kasımpatı demeti, işte alın
bir kelepçeye uzatır gibi uzatmayın ellerinizi
şafak köylerinin buğusuyla avutun beni
beni dipte kaybolmuş batığın düşlerinde unutun.
Salih Bolat
karanlık yarımadanın suç ortağı yapın
seranın doluyla kırılan camlarına benzetin
yanıltın, asit yağmuruna yakalanan kuşlarla
bahse girin sayfayı karıştıranın ben olduğuma
denizin suratında patlayan gökle avutun beni
beni demiryolu tünellerinin uğultusunda unutun.
ağaç kabuklarının içinde yürüyen kurtçuklarla değil
kuzeyin soğuk yüzüyle kıyaslanmış sözcüklerle değil
korkuyu bölüşen hırsızların cesaretiyle değil
güneşin papatyalarda kayboluşu gibi bir şeyle
evet, o şeyle avutun beni
beni nöbetteki askerin yalnızlığında unutun.
"aşk bir suçlamadır, sonuna kadar yaşanmamışsa"
hayır, kimseyi suçlamıyorum böyle bitmişse
bu uzattığım kasımpatı demeti, işte alın
bir kelepçeye uzatır gibi uzatmayın ellerinizi
şafak köylerinin buğusuyla avutun beni
beni dipte kaybolmuş batığın düşlerinde unutun.
Salih Bolat
Sen Gelmesende
Sen gelmesende bu yangın çıkacaktı
bir kırlangıç bizi ikiye bölecekti
yeni adlar koyacaktık bitkilere
son yaz güneşi de
çekip gidecekti asmalardan
senin kokun da gidecekti unutacaktık.
Salih Bolat
bir kırlangıç bizi ikiye bölecekti
yeni adlar koyacaktık bitkilere
son yaz güneşi de
çekip gidecekti asmalardan
senin kokun da gidecekti unutacaktık.
Salih Bolat
20 Mayıs 2016
Okulda Öğretilmeyen Şeyler
Aklıma geldikçe okulda öğretmedikleri şeylerin listesini yapıyorum. Okulda bir insanı nasıl seveceğinizi öğretmezler. Artık sevmediğiniz birini nasıl terkedeceğinizi, başkalarının zihninden geçenleri okumayı, ölmekte olan birine tam olarak ne söylemek gerektiğini de öğretmezler. Aslında bilmek gereken hiçbir şeyi öğretmezler.
Neil Gaiman
Neil Gaiman
Alacakaranlıkta
Yine ikimiz, koyuyoruz ellerimizi ateşe,
sen nice zamandır yıllanmış gecenin şarabı aşkına,
ben ise sabahın hiç sıkılmamış pınarı uğruna.
Körük, güvendiğimiz ustasını beklemekte.
Keder yaydığında sıcaklığını, geliyor cam ustası.
Gidişi ortalık ışımadan, gelişi çağırmadın sen, hem de
yaşlı, aklaşmış kaşlarımızın alacakaranlığı kadar.
Yine kurşun dökmekte göz yaşlarının kazanında,
sana bir kadeh için - kutlamaktır önemli olan yitirilmişi-
bana da isli cam kırıklarım için - ateşe saçılmakta.
Ve sana kadeh kaldırıyorum, gölgeleri çınlatarak.
Anlaşılır şimdi kimin çekindiği,
ve kimin sözünü unuttuğu. Sense
ne bilirsin, ne de istersin tanımayı,
kenardan içersin, serindir diye
ve ayık kalırsın, tıpkı eskisi gibi,
üstelik belli ki, kaşların hala çıkmakta!
Bana gelince, bilincindeyim yaşadığım
aşk ânının, cam kırıklarım saçılıp ateşe,
yine o eski kurşuna dönüşürken. Duran
benim merminin ardında, hayal gibi,
yalnızca tek gözü açık, hedefinden emin,
ve sıkıyorum onu, sabahın ortasına.
Ingeborg Bachmann
sen nice zamandır yıllanmış gecenin şarabı aşkına,
ben ise sabahın hiç sıkılmamış pınarı uğruna.
Körük, güvendiğimiz ustasını beklemekte.
Keder yaydığında sıcaklığını, geliyor cam ustası.
Gidişi ortalık ışımadan, gelişi çağırmadın sen, hem de
yaşlı, aklaşmış kaşlarımızın alacakaranlığı kadar.
Yine kurşun dökmekte göz yaşlarının kazanında,
sana bir kadeh için - kutlamaktır önemli olan yitirilmişi-
bana da isli cam kırıklarım için - ateşe saçılmakta.
Ve sana kadeh kaldırıyorum, gölgeleri çınlatarak.
Anlaşılır şimdi kimin çekindiği,
ve kimin sözünü unuttuğu. Sense
ne bilirsin, ne de istersin tanımayı,
kenardan içersin, serindir diye
ve ayık kalırsın, tıpkı eskisi gibi,
üstelik belli ki, kaşların hala çıkmakta!
Bana gelince, bilincindeyim yaşadığım
aşk ânının, cam kırıklarım saçılıp ateşe,
yine o eski kurşuna dönüşürken. Duran
benim merminin ardında, hayal gibi,
yalnızca tek gözü açık, hedefinden emin,
ve sıkıyorum onu, sabahın ortasına.
Ingeborg Bachmann
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






